Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • 12 Temmuz 2024 - Günün Manşetleri - Yoksullaştırıldık

    * Yoksullaştırıldık. İş insanlarına umut dağıtan Şimşek’e, Cumhuriyet değerleri ve iktidarın hataları anımsatıldı.

    * Çevre Bakanlığı, Cengiz’in altın madeni projesini beş günde işleme koydu.

    * Manolya Apartmanı davasında belediye imar müdürü ve yardımcısı soruşturulacak.

    * 23 yılın en kurak haziran ayı yaşandı.

    * İçişleri bakanı, ilk altı ayda 166 kadının öldürüldüğünü açıklarken kadın derneklerinin verilerine göre bu sayı 205.

    * CHP’nin önergesi AKP’ye Öğretmenlik Mesleği Yasası Teklifi’nde geri adım attırdı.

    * Washington’da düzenlenen üç günlük NATO Liderler Zirvesi dün sona erdi.

    * Biden’a ‘Yarıştan çekil’ baskısı.

    * Washington yönetimi, Gazze’de katliamları sürdüren İsrail’e silah yasağından geri adım attı.

    * TÜSİAD, yargı bağımsızlığı, eğitimde müfredat değişikliği, göçmen politikasına dikkat çekti.

    * Kredili mevduatta bir aylık artış, kişi sayısında 286 bin, tutarda yüzde 9.4.

    * ENKA Sanat’ın yeni belgeseli ‘Anlatmadan Yapamam’ seyirciyle buluştu.,

    * Tiyatro Eleştirmenler Birliği'nden tepki.

    * Servet Yardımcı, ‘Operasyona maruz kaldım’ dedi, TFF’ye aday olmadığını açıkladı.

    * Beşiktaş’ın yıldız transferi R.Silva, etki bırakmak istediğini söyledi.

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    9 min
  • Vatandaşlık satılmaz - Özdemir İnce

    Vatandaşlık satılmaz! İhtiyacın olan parayı, zengin ile yoksulu eşitleyen dolaylı (ahlaksız) tüketim vergisinden almayacaksın! Zenginlerden, sanayiciden, işverenden, büyük toprak sahiplerinden dolaysız vergi ile doğrudan gelir ve kazançtan alacaksın! Vergi vermeyenlerin yakasına yapışacaksın! Vergide sosyal adalet budur! Yandaş ve akraba kayırmaktan vazgeç! Kayırdığın kişilerin milyarlarca, milyonlarca vergisini affetme kabadayılığı(!) yapma! Üretici niteliği olmayan yerlere yatırım yapmaktan, işe yaramaz havaalanları yaptırmaktan, yap-işlet-devret dalaveresine başvurmaktan vazgeç; sağa sola hovardaca para harcama. Yani gardaş kafanı değiştir, dünya işlerinde kutsal naslara değil bilimin ölçülerine göre davran! Gelelim bu giriş bölümünün nedenine: Vatandaşlık vasfının ve hakkının kutsallığına saygı duymuyorsun. Vatandaşlık unvanı çok kutsaldır. Soy sop ilişkisiyle, ataların kan ve terlerinin armağanı olarak alınır. Ender durumlarda çok seçkin insanlara verilebilir bu armağan. vatandaşlık konusunda kıskanç olmak gerekir, istisna sayısı yılda bir ikiyi, bilemedin üç dördü asla geçmez. Oysa sayısı milyona varan bir güruhu en küçük bir değer kaygısı olmadan vatandaş yapıyorsun üstelik dil sınavına, Türkiye bilgisi sınavına sokmadan, vatandaşlık yemini ettirmeden, tören yapmadan... 29 Mayıs 2009 tarih ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 5. maddesine göre Türk vatandaşlığı, doğumla veya sonradan kazanılır. Madde 9- Sonradan kazanılan Türk vatandaşlığı, yetkili makam kararı veya evlat edinilme ya da seçme hakkının kullanılması ile gerçekleşir. Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye’de kesintisiz beş yıl ikamet etmek gerekir. Daha başka “iyi ahlak sahibi olmak” (?) gibi koşullar aranıyor. Bir de lütfedip “Yeteri kadar Türkçe konuşabilmek” maddesi koymuşlar ki bu “Tarzanca” anlamına gelir. Okumak ve yazmak, Türkiye bilgisi sınavı nerede? Sıra geldi en kepaze vatandaş olma yöntemine: Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 20. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, en az 400 bin Amerikan Doları veya karşılığı döviz ya da karşılığı Türk Lirası tutarında taşınmazı tapu kayıtlarına üç yıl satılmaması şerhi koyulmak şartıyla satın aldığı veya kat mülkiyeti ya da kat irtifakı kurulmuş, en az 400 bin Amerikan Doları veya karşılığı döviz ya da karşılığı Türk Lirası tutarı peşin olarak yatırılan taşınmazın satışının vaat edildiğine dair noterden düzenlenen sözleşmenin üç yıl süreyle devri ve terkini yapılmayacağı taahhüdüyle tapu siciline şerh edildiği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca tespit edilen yabancı kişiler cumhurbaşkanının söz konusu kararı ile Türk vatandaşlığı hakkı kazanabilir. İflas edip evden buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon, oturma takımı satmaya benziyor. 400 bin dolar bastırıp üç yıl boyunca devir ve terk yapmayan elin adamı, aradan üç yıl geçtikten sonra, aynı evi ya da daireyi senin öz vatandaşına 800 bin dolara satar mı satmaz mı? Satar! Adam beleşine vatandaşlık kazanıyor, hem 400 bin dolar kâra geçiyor. Sen bunları yaparken bak neler olmakta Türkiye’de: Sokak röportajında bir kadına çocuğu olup olmadığı sorulmuş. Kadın ilkokula giden bir çocuğu olduğunu söylemiş olmalı. Kadına, “Beslenme çantasına yeterli yiyecek koyabiliyor musunuz” diye soruyorlar. Kadın, yeteri kadar koyabildiğini söylemiş ama çocuk bir gün okuldan gelince hemen mutfağa koşmuş. Çünkü okulda yemeğini yiyeceği olmayan bir arkadaşıyla paylaştığını söylemiş. Okulda öğrencilere yemek yardımı yapılıyormuş ama herkese değil sadece Suriyelilere. Evet, evet! Suriyelileri neden vatandaş yapıyorsun? Suriyelilere hastane ve ilaç neden bedava? Üniversitelerde neden sınavsız kontenjan ayırıyorsun?

    ...

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min
  • Boğaziçi faciası ‘Şahsım devleti’ bilime karşı! - Emre Kongar

    Bütün otoriter, totaliter ve faşist yönetimlerin bilmediği ya da görmezden geldiği bazı gerçekler vardır. Örneğin: Ülke toprakları işgal edilebilir. Ama Millet Ruhu, Ulus Kimliği yok edilemez! Sanat ve edebiyat kurumları işgal edilebilir, sanatçı ve edebiyatçılar hapse atılabilir. Ama sanat ve edebiyat yok edilemez! Okullar, üniversiteler, laboratuvarlar, araştırma kurumları işgal edilebilir, bilim insanları hapse atılabilir. Ama bilim yok edilemez! Sivil ve asker bürokrasi, örgütler, kurumlar, dernekler, işgal edilebilir, insanlar hapse atılabilir, hatta öldürülebilir. Ama insanlık birikimi ve evrimi yok edilemez! Partiler, medya, hükümet, sivil ve asker bürokrasi, yasama, yargı ve hatta devlet işgal edilebilir, insanlar yok edilebilir. Ama özgürlük, eşitlik ve adalet yok edilemez!

    Anayasa Mahkemesi, AYM, Cumhurbaşkanı’nın “Kanunla düzenlenmesi gereken konularda” yayımladığı Kanun Hükmünde Kararnameleri, KHK’leri iptal etti. İptal edilen bu KHK’ler arasında, üniversite rektörleri ve Merkez Bankası Başkanı atamaları da vardı. Buna karşılık, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi bir açıklama yayımlayarak özet olarak şunları söyledi: “Bazı basın yayın organlarında yer alan, ‘Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Merkez Bankası Başkanı ve rektör atama yetkilerini iptal etti’ iddiası doğru değildir.” Bahse konu KHK ile 2375 hükümle ilgili düzenleme yapılmıştır. AYM’nin kararında bu hükümlerin sadece bazılarında iptal kararı verilmiştir. Kamuoyunda da yankı bulan rektör ve Merkez Bankası Başkanı atamaları konusundaki iptal kararları, “KHK ile değil kanunla düzenleme olması gerektiği” gerekçesiyledir. Dolayısıyla esas bakımından bir iptal söz konusu değildir. (Dikkat, bu haklı değil, çünkü gerekçesi ne olursa olsun, iptal geçerlidir.) Mahkeme, kararların bugünden itibaren 12 ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Dolayısıyla mevcut uygulamalar açısından bir değişiklik bulunmamaktadır. (Dikkat bu cümle de haklı değil, çünkü bu uygulamaların 12 ay içinde düzeltilmesi gerekiyor.)

    Aslında İletişim Başkanlığı açıklamasının dile getirdiği yorumların ikincisi, AYM kararının, zorbalıkla da olsa, devlet işleyişi içinde yapılmış olan uygulamaların iptalinin doğuracağı muhtemel kargaşayı önlemek için verilmiş 12 aylık süreye ilişkindir. Birinci yorumun ise mantıki ve hukuksal bir anlamı yoktur zaten!

    Burada asıl sorun, Boğaziçi Üniversitesi özelinde kamuoyuna yansıyan ama bütün üniversitelerde gözlemlenen bilim karşıtı, özerklik karşıtı, siyasal ve ideolojik uygulama ve baskıların varlığıdır. CHP milletvekillerinin Boğaziçi Üniversitesi’ni ziyaretleri sırasında içeri alınmalarının Rektör emriyle engellenmesi skandalı, sonradan aşılmış olmasına rağmen kabul edilebilir bir rezalet değildir.

    Özetle, üçüncü kez Cumhurbaşkanı olması Anayasa tarafından yasaklanmış olmasına rağmen, adaleti ve şeffaflığı bile tartışmalı bir seçimle üçüncü kez görev yapmakta olan bir Cumhurbaşkanı, ülkeyi, özellikle de üniversiteleri ve Merkez Bankası’nı, yetkisi olmayan Kanun Hükmünde Kararnamelerle, KHK’lerle yönetiyor. Sonuçta, bilime aykırı kararlarla, enflasyon süper seviyelere fırlatıldı; dar ve sabit gelirliler açlığa mahkûm edildi. Adalete aykırı kararlarla insanlar hapiste. Ankara’nın göbeğinde ucu iktidara kadar uzanan siyasal bir cinayet işlenebildi. Ama ben hâlâ Cumhuriyete, Atatürk’e, Demokrasi’ye, Laikliğe, Sosyal Devlet’e, Hukuk Devleti’ne, Adalet’e, Eşitliğe, Özgürlüğe inanıyorum. VE İNSANLIK TARİHİ GÖSTERİYOR Kİ, SONUNDA, MUTLAKA AMA MUTLAKA, BEN KAZANACAĞIM!

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • 11 Temmuz 2024 - Günün Manşetleri - Bu seslere kulak verin

    * Öğretmenlerin itirazını duymayan, asgari ücrete ve maaşa zam istemini görmezden gelen, tarikatlara, baskı ve şiddete sessiz kalan iktidar sahada zorlanmaya başladı.

     

    * İktidar, Türkiye Maarif Vakfı’na bağlı yurtdışındaki 467 eğitim kurumunun öğrencilerini denklik sınavından muaf tuttu. Öğrencilere sınavsız geçiş yolu açıldı. Eğitimciler, “İçeride imam hatiplere dışarıda Maariflere ayrıcalık tanınmış oldu. Eğitimde eşitlik ve birlik ilkesi bozuluyor” tepkisini gösterdi. Haberin tamamına cumhuriyet.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz.


    * Yükseköğretim Kurulu dikkat çeken bir karara imza attı.


    * CHP Genel Başkanı Özgür Özel, önceki gün partisinin grup toplantısında asgari ücret ve emekli maaşlarına ara zam yapılması için yurttaşları evlerinde saat 21.00’de ışık açıp kapama eylemine davet etti.


    * CHP’LI Erdal Beşikçioğlu’nun yönettiği Etimesgut Belediyesi, tasarruf tedbirleri kapsamında 15 Temmuz için etkinlik yapılmamasına karar verdi.


    * Hastanelerde çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümü uzman kadrolarında açık yaşanıyor.


    * Tüm uluslararası uyarılara karşın Gazze Şeridi’nde sivillerin bulunduğu bölgeleri hedef alarak katliamlarına devam eden İsrail ordusu dün sabah “Gazze Şehri’ndeki sivilleri Deyr el Belah’a gitmeye çağıran broşürler dağıttı.


    * NATO’ nun kuruluşunun 75. yıldönümünde Washington’da yapılan liderler zirvesinde müttefik ülkeler, Ukrayna’nın aylardır beklediği sevkıyatı duyurdu.


    * Türkiye’nin en önemli toplumsal ve kronik sorunlarından olan işsizlik, özellikle gençlerin üzerinde korku salmaya devam ediyor.


    * Gündemde enflasyon verileri tartışması sürerken işsizlik ve sanayi üretimi verilerinin piyasalara etkisi de izleniyor

    * Gazetemizin kurucusu ve başyazarı Yunus Nadi’nin, eşi Nazime Nadi’ye yazdığı mektuplar, “Düşmanı Yendik Nazime! – Yunus Nadi’den Eşine Mektuplar (1914-1934)”adlı kitapta toplandı.


    * İsviçre’nin Ticino kantonundaki Locarno şehrinde her yıl düzenlenen ve bu yıl 7-17 Ağustos tarihleri arasında 77’ncisi yapılacak Locarno Film Festivali’nde Gürcan Keltek’in yazıp yönettiği “Yeni Şafak Solarken” filmi, uluslararası yarışmada yer alacak.


    * Fenerbahçe, Portekizli teknik direktörü Jose Mourinho’nun transferini çok istediği Allan Saint Maximin’de mutlu sona ulaştı.


    * Beşiktaş, Lazio’nun forveti Immobile’nin transferi için İtalyan ekibinin kararını bekliyor.



    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.


    12 min
  • Fethiye’de dönen dalavere - Murat Ağırel

    Bir önceki yazımda Ölüdeniz’in nasıl parsel parsel satıldığını anlatmıştım. Tek bir işletme büfe ruhsatıyla yaklaşık 1300 metrekare restoran açıldığını yazmıştım. Günlük 8 milyon lira hasılatı var diye Ölüdeniz’in nasıl halka kapatıldığını, eski Ülkü Ocakları başkanları arasında nasıl gidip geldiğini anlatmıştım. Halka ait plajların tek tek nasıl satıldığını anlatacağım. Bu kez Fethiye’deki Babadağ ve Sümbeki Burnu ile devam ediyorum. Babadağ bugün ülkemizin en fazla yamaç paraşütü atlayışı yapılan alanı olma özelliğine sahip. Muğla Orman Bölge Müdürlüğü, Fethiye Orman İşletme Müdürlüğü, Fethiye Orman İşletme Şefliği sınırları içinde, Babadağ mevkisinde bulunan Babadağ B Tipi Mesire Yeri; Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün izniyle tescil edilmiş. Babadağ B Tipi Mesire Yeri’nin bulunduğu ormanlık alan Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile “Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilmiş. Turizmin bugünkü kadar yoğun olmadığı yıllarda, Babadağ’ı Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası’ndan önce, Muğla Valiliği İl Özel İdaresi’nin yüzde 75 hissesine sahip olduğu Muğla El Sanatları (MELSA) şirketi, ondan önce de Cengiz İnşaat işletmiş. Uzun uzun anlatmayayım. 2011 yılından bu yana hisselerinin yüzde 99’u Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası’na ve yüzde 1’i Ölüdeniz Turizmi Geliştirme Kooperatifi’ne ait Fethiye Güç Birliği şirketini (FGB) kurmuş. Amaç bugün var olan teleferiği yapmak. Kâr amacı gütmeyen şirket, gelirlerinin yüzde 70’ini eğitime, yüzde 30’unu ise ilçenin tanıtımına harcamakla yükümlüydü. Kuruluşunun ertesi günü (!) FGB, tüm Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası üyelerini temsilen, dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı Özel Çevre Koruma Kurumu’nun açtığı “Babadağ mesire yerinin ve Hava Sporları Merkezi’nin işletilmesi” ihalesine katıldı. 17 Haziran 2011’deki ihaleyi kazandı. Bir protokolle tüm yamaç paraşütü vb. turistik etkinlikler FGB’ye devredildi. Protokole göre Babadağ’a beş yıl içinde 10 milyon liranın üzerinde yatırım yapılırsa süresinin 29 yıla uzayacağı yazıyordu. Zaman içinde Babadağ’a ciddi bir yatırımcı bulamayan FGB’ye, yaşadığı zaman kaybını telafi edebilmesi amacıyla sözleşme bitiş tarihinden itibaren bir yıl süre uzatımı yapılmış. Üstlendiği projeyi tamamlamak için finansal zorluk yaşayan FGB, elde ettiği imtiyazı kaybetmemek için projeyi üçüncü taraf bir girişimciye ihale etmek zorunda kalmış. 30 milyon dolar değerinde olduğu açıklanan proje için Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı’ndan da görüş alınmak suretiyle ihaleye çıkılmış. İhaleyi en yüksek teklifi vererek kazanan KIRTUR ile FGB arasında anlaşma imzalanmış. Yani FGB, 2017’da Babadağ mesire yerinin işletmesini, teleferik projesi ihalesini KIRTUR’a vermiş. KIRTUR ile Fethiye Ticaret Odası’nın hâkim ortağı olduğu FGB şirketi arasında “yap, işlet ve gelirden pay öde” modeliyle kiralama sözleşmesi yapılmış. Al gülüm ver gülüm derken KIRTUR, 2040’a kadar Fethiye-Babadağ mesire yerinin tek işletmecisi olmaya hak kazanmış. Günün sonunda teleferik projesinin temeli atılırken projenin ruhsatı bile çıkartılmamış. Bakan yardımcıları ve bürokratların katılımıyla yapılacak olan temel atma töreni, tesisin ruhsatsız olduğunun basına yansımasının ardından, hava şartları gerekçe gösterilerek Babadağ’dan Fethiye’ye alınmıştı.

    Dahası teleferik kalkış istasyonu binası ise tümüyle ruhsatsız olup “ruhsattan muaf” diye bir yazı getirilerek Ölüdeniz’in kalbine çakılmış. KIRTUR’un işletmeye başladığı teleferik ve telesiyej hattı Babadağ’ın 2200 metre zirvesine uzanıyor. Zirveye çıkıp uçuş yapmak isteyen yamaç paraşütçüleri ya da doğayı seyretmek isteyenler daha önce minibüslerle zorlu bir yolculuğu göze alarak zirveye çıkabiliyorlardı. Şimdi daha konforlu bir şekilde ama ancak yüksek fiyatlar ödeyerek çıkabiliyorlar. Minibüsle zirveye çıkmak hâlâ mümkün.

    ...

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    7 min
  • CHP’nin Batıcılık sorunu - Mehmet Ali Güller

    AKP, Batı’yla pazarlık için bile olsa Türkiye’nin bir ayağını Doğu’da/ Güney’de tutmaya çalışıyor; CHP ise Türkiye’nin bir ayağının orada olmasına tahammül bile edemiyor, iki ayağın da Batı’da olmasını savunuyor. Kemal Kılıçdaroğlu CHP’sinin çok temel sorunu olan bu durum, Özgür Özel CHP’si için de geçerliliğini koruyor. AKP’yi “eksen kayması” ile suçlayan çizgi, kendisini daha da net ifade ediyor artık: Washington ve Brüksel’e doğrudan “Ben AKP’den daha Batıcıyım” mesajı veriyor. Sıkıntı şu ki bu çizgi, birinci parti konumuna yükselerek önüne iktidar olma yolu açılan CHP’nin seçmen tarafından yeniden ikinci parti konumuna düşürülmesi riski taşıyor.

    Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Çin ziyareti ve ardından Rusya’daki BRICS+ toplantısında verdiği mesajlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Astana’da Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesine katılması ve sonrasında bu örgüte tam üye olarak katılma istediğini dile getirmesi önemli. Kuşkusuz yıllardır AKP’nin “neoAbdülhamitçi” çizgisini eleştiren biri olarak elbette bu mesajların Küresel Güneyci bir tutuma denk düşmediğini, Erdoğan’ın bu mesajları Batı’yla ilişkilerinde bir pazarlık kartı olarak kullanmaya çalıştığını biliyorum. Zaten asıl üzerinde durmak istediğim de AKP’nin tutumu değil, CHP’nin tutumu. Zira CHP’nin tutumu, ne yazık ki AKP’nin neo-Abdülhamitçiliğinin bile gerisinde!

    Önce CHP’nin diplomat kökenli milletvekili Namık Tan’ın tepkisi geldi. Hakan Fidan’ın Çin ziyaretinden ve “tek Çin, çok kutupluluk” özetli mesajlarından büyük rahatsızlık duyduğu görülen Tan, işi ABD’nin argümanlarıyla Uygurculuk yapmaya kadar vardırdı ne yazık ki... Ardından pek çok CHP’li, Türkiye’nin BRICS ve ŞİÖ gibi örgütlere katılma çabasının yanlışlığını savunan çıkışlar yaptılar. İçeriği bakımından en vahimi ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in sözleri oldu. AKP’yi eleştiren Özel “Türkiye’nin AB tam üyelik hedefinin kâğıt üzerinde bırakılmasını kabul edemeyiz” dedi. Sanki AKP farklı bir politika izlese Türkiye AB kapısından içeri sokulacakmış gibi! AB ile ŞİÖ’yü karşılaştıran Özel, “Doğu’da halk fakir, Batı’da 10 kat zengin var” dedi ve Avrupa’yı demokrasinin beşiği, emeğin merkezi ilan etti! Oysa Özgür Özel bunları söylerken Fransa’da bir akademisyen Gazze’yi savunduğu için “terör propagandasından” gözaltına alınıyor, üniversitelerde Filistinlileri katleden İsrail eleştirileri yasaklanıyor, Avrupa başkentleri Rusya’nın mal varlığına çökmekle kalmamış, edebiyatından müziğine 200 yıllık bir Rus kültürüne karşı faşizm uyguluyor ve neoliberal ekonomilerin ağır yükü yine Avrupalı işçilerin sırtına bindiriliyordu.

    Uzun uzun örnekler vermeye gerek yok, zira dış politikayı belirleyen asıl parametre bunlar değildir; şu sorunun yanıtıdır: Türkiye’ye tehditler nereden geliyor? Yanıtları da ortada: Terörü destekleyen, darbe yapan, yaptırım uygulayan, finans operasyonları düzenleyen, parasını ödeyip satın aldığınız silaha el koyan, size sattığı silahların yedek parçalarını vermeyen, Akdeniz’de, Karadeniz’de ve güneyinizde size karşı konumlanan Batı’dır, Doğu ya da daha çok ifade edildiği şekliyle Küresel Güney değildir. Diğer yandan AB üyeliğinin bir masal olduğu, Türkiye’nin hiçbir zaman bu birliğe üye yapılmayacağı, Brüksel’in Türkiye’yi Avrupa ile Ortadoğu arasında bir tampon olarak gördüğü, bu durumu sürdürebilmek için de Türkiye’yi AB kapısında tuttuğu gerçeği bu kadar çırılçıplak ortadayken CHP genel başkanının hâlâ AB üyeliği hedefini dış politikasının merkezine koyabilmesi, Türkiye’nin kurucu partisi açısından tam bir gaflettir!

    ...

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min
  • Sedat Peker’in uyardığı şirket - Barış Terkoğlu

    Söylenen her sözün, atılan her adımın bir bedeli var. Uzun sürse de kendisini tarihe kabul ettiriyor. Türkiye, Diyarbakır’daki skandalı konuşuyor. Okumayan varsa aktarayım. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cenap Ekinci, Haziran 2020’de Diyarbakır’a özel uçakla gelen bir ekibin, COVID-19 virüsünü kanda ilaçsız tedavi edebilen bir cihazı Sağlık Bakanlığı’na tanıtarak satmak istediğini söyledi. Ekinci’nin anlattıklarına göre ekibin başında bulunan Süleyman Soylu’nun kuzeni Mehmet Soylu, cihazın denenmesi ve raporlanmasında ısrar ediyordu. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi başhekimi, hastalar üzerinde denenmesini kabul etti. Bakanlık onaylamadığı için cihaz satın alınmazken bu tedavi yöntemiyle tedavi edilen bazı hastalar öldü. İşte bu kobay skandalındaki şirketi ben yakından tanıyorum. Defalarca bu köşede, televizyonlarda hatta SS kitabında anlattım. Elbette şirket tarafından davalar açıldı. Sonunda ne olduğunu da anlatacağım.

    Önce şunu söyleyeyim. Mesele akrabalık değil. Mesele ayrıcalık. Zira RD Global’i diğer ilaç şirketlerinden ayıran bir detay var. Kamu kuruluşları RD Global’i çok seviyor. DMO onun tedarik ettiği ürünlerini satıyor, RD Global markasını nedense Anadolu Ajansı reklam-haberiyle duyuruyor. Şirket, resmi açıklamasında kurucusunu şöyle tanıtıyor: “Kurucumuz ve şirketlerimizin tek hissedarı Sayın Raşit Dinç, 2006’dan bu yana 15 yıldır tıbbi cihaz ve sağlık alanında faaliyet göstermektedir.” Hayır, Dinç’in doktor olduğunu sanabilirsiniz. Ancak öyle değil. Resmi kayıtlardaki kendi ifadesine göre Dinç, laboratuvar teknisyeni. 1987 doğumlu olan Dinç, 2008’in kasım ayına kadar Maya Tıp Merkezi’nde çalışıyordu. Ancak işten ayrılışı bir dolandırıcılık hikâyesine konu oldu. Ankara-Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, suç tarihi 17 Kasım 2008 olan davanın konusu “kamu kurumunun araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik” idi. Şikâyetçi olan da Dinç’in patronuydu. Mahkeme, 28 Aralık 2011’de Dinç’e ve iki hastane çalışanına “dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik”ten ceza verdi. Hüküm giyen Raşit Dinç, bir süre sonra RD GlobalInvamed markasını kurdu. Süleyman Soylu’nun kuzeni Mehmet Soylu’yu da yönetim kuruluna aldı. Çok hızlı bir şekilde büyüdü. SGK’ye mal satarak zengin oldu.

    Peki Mehmet Soylu? Daha önce restorancılık işi yapan, AKP döneminde İBB’nin elindeki restoranları işleten Mehmet Soylu, nasıl oluyorsa, Sağlık Federasyonu’nda da yönetim kurulu üyesi olmuştu. Aynı anda federasyonun başkanlığını ise Raşit Dinç yapıyordu. Dinç ve Soylu, yöneticilik deneyimlerini Invamed-RD Global’de de devam ettirmişti. Sağlık sektörünün kritik bir ismiyle konuyu konuştuğumda bana şunları söylemişti: “Bu şirket ilk kurulduğundan beri bir takım tuhaf işlerle anılsa da asıl büyümeyi Mehmet Soylu ile ilişkisiyle yakaladı. Şirket kısa sürede milyonlarca dolarlık hale geldi. Raşit Dinç, bir mikrobiyoloji teknisyeniyken sadece birkaç yılda zırhlı Maybach ile gezen, büyük bir malvarlığına hükmeden, yurtdışında bile malvarlığı edinen bir isim haline geldi. Sürpriz değil, kendisine de resmi koruma verildi.” Kısacası RD Global-Invamed, devlet gücünün “şefkatini” arkasına alarak ilaçlarının pek çoğunu devlete satarak diğer firmaların önünde, kendisine kolay kazançlı bir yer açıyordu. Ürünlerinin kalitesi kimi doktorlara göre tartışmalıydı ama onay, kayıt, yüksek fiyat ve tahsilat sürecindeki hızı onu rakiplerinden avantajlı hale getiriyordu.

    O dönem, Sedat Peker de bu konuya dikkat çekici bir şekilde değinmişti. Peker, Süleyman Soylu’nun himayesinde işadamı Cihan Ekşioğlu ve “FETÖ’nün prensi” dediği Burak Başlılar’ın alengirli işler çevirdiğini iddia etti.

    YAZININ DEVAMI cumhuriyet.com.tr ADRESİNDE.

    7 min
  • Bazı davalar - Altan Öymen

    Mahkemelerimizde iki dava var. (Aslında ülkemizde mahkemede sürdürülmekte olan dava sayısı pek çok. Büyük bir kısmının sonuca bağlanması çok uzun sürebiliyor. Ama o iki dava yan yana konduğunda ilginç bir durum ortaya çıkıyor.) Biri, Doçent Dr. Sinan Ateş’in öldürülmesi davası. Ülkü Ocakları’nın başkanlığını yaptıktan sonra şehir ortasında güpegündüz öldürülen Ateş’in davasının ikinci bölümü, geçen hafta görüldü. Sanıklar, ilk bölümdeki savunmalarını değiştirdi. “Biz onu öldürmek istemedik. Borcu varmış. Ona ihtar cezası vermek için ayaklarına ateş ettik. Sonra öldüğünü öğrendik” gibi yeni bir savunma ifadesi verdiler. Dava 19 Temmuz gününe ertelendi. HHH Öteki dava, yaklaşık yedi yıl süren Osman Kavala davası... Kavala’nın tutukluluğu hep devam etti. Aradan geçen zaman içinde iddianameleri değişti. Sonra karara bağlandı. Kavala, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini “cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” iddiasıyla müebbet hapis cezasına mahkûm edildi. O davaya karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan itirazla ilgili gelişmelerin sonucu bekleniyor. Ayrıca “kanun lehine bozma” talebi de adalet bakanının masasında. Peki, nedir o “cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya” teşebbüs cezasının delilleri?... Planları mı ele geçmiş?... O meçhul “örgüt”ün mensuplarının itirafları mı var? Veya başka beyanlar mı? Kavala’nın o “delil”leri karartması mı söz konusu ki tutukluluğun sürdürülmemesine engel sayılıyor. Bu sütunda da belirtmeye çalıştım: Kavala -tanıyanlarının bildiği gibi- en değerli aydın insanlarımızdan biridir. Ne hükümet devirmek gibi bir amaçla ilgisi vardır, ilgisi bir yana ne de herhangi bir şiddet eylemine katılma araçları vardır. Kovuşturmasının daha önceki aşamalarında da suç unsuru aranan, Gezi Parkı olayını destekleme gösterilerini izlemesinin veya onlara katılmasının suç sayılması da olacak şey değildi. Bu, her vatandaşın doğuşundan itibaren sahibi olduğu temel hak ve özgürlüklerden biridir. Bazı siyasilerimiz o gerçeğin hâlâ farkında olmasa bile tüm hukukçularımız bunu iyi biliyor olmalıdır. HHH Özetle: Bir mahkememizdeki bir cinayet olayıyla ilgili davanın ilk aşamasında, cinayeti işledikleri ve katkıda bulundukları iddia edilen sanıklar, bu yeni aşamada, daha önceki ifadeleri değiştirmişlerdir. İşlenen cinayetin bir “alacak-verecek” sonucu olduğunu, amacının sadece ayaklarına kurşun sıkıp onu borcunu ödemeye yöneltecek bir ihtar hareketi olduğunu anlatmışlardır. Olayda onu öldürmek gibi bir amacın bulunmadığını, attıkları kurşunun ölüme neden olabileceğini tahmin bile etmediklerini ifade etmişlerdir. Mahkeme salonundaki sorgularında davaya yansıyıp televizyonlara, gazetelere geçen ifadelere göre, öyle bir tablo ortaya çıkmıştır ki sanki kabahat ölendedir, sadece yaralanması gerekirken onunla yetinmemiş, ölmeyi tercih etmiştir. Osman Kavala’daki suçlama değişiklikleri de zaman içindeki savcı iddianameleriyle oluşturuluyor. Osman Kavala, bir iddianameye göre “Gezi sanığı” durumuna geçiriliyor, bir başkasında hükümet darbesi sanığı... Tutuklu halde kalması hangi suç iddiasıyla mümkün olacaksa ona göre... HHH Şu konuya zaman zaman değinmiştim, bugün de bir özet yapayım: Gazetelerin, televizyonların ve diğer medya kuruluşlarının mahkemelerdeki önemli duruşmalarla ilgili yayınlarına daha fazla yer ayırmalarında fayda var. Çünkü özellikle bu dönemde, hukuk ve adalet sistemimizdeki sorunlar giderek artmıştır. Tabii, şu gerçek var: Zamanımızda, duruşmaların izlenmesi giderek daha da zorlaşıyor. Basının mahkeme salonları içinde çalışması kolay değil. Görüntülü çekim yapmak yasak. (O, başka bazı ülkelerde de var ama bazı ülkelerde ressam gazetecilerin katkısıyla oluşturulan çizgiler yoluyla, bir ölçüde de olsa canlandırılıyor. Ve daha önemlisi: Verilen ifadelerin metinlerin önemli bölümleri “Dedi ki” denilip, kelime kelime yayımlanabiliyor.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    7 min
  • Ne olacak bu 17 kişinin hali? - Barış Pehlivan

    Anadolu Ajansı’ndan okuyorum: “Sinan Ateş cinayetine ilişkin hakkında işlem yapılan toplam 39 kişiden, haklarında yurtdışına çıkış yasağı getirilen diğer 17’si hakkındaki soruşturma, ayrı dosya üzerinden sürüyor.” Hatırlatmam gereken buz gibi bir gerçek var: Devlet çalışanlarının desteğinin olduğu bir cinayet davasının akıbeti, bu topraklarda yaşayan herkesin can güvenliğini ilgilendiriyor. Bundandır ki yazdık ve yazacağız. Önce, yanılmak istediğim bir tezi dile getireyim: Ana davanın gidişatı gösteriyor ki Ateş cinayetinde kısa süre içinde hüküm verilecek ve cezalarla birlikte birkaç kişi dışında ciddi tahliyeler olacak. Yani “Hapisten çıktılar ama bakın ceza da aldılar” diye kamuoyu baskısı hafifletilmeye çabalanacak. Sonra, kimsenin haberi olmadan adli kontroller kaldırılacak; istinaf ve temyiz süreci ile de zaman içinde dava unutturulmaya çalışılacak. Umarım bu tahminimde haklı çıkmam. Ve kuşku yok ki MHP ile AKP’nin ilişkisindeki tansiyon bu davada gelgitlere de yol açacak. Yani nereden bakarsanız siyasi bir cinayet yine siyasi amaçların aracı olacak. Masadaki soru şu: Dosyası ayrılan yani iddianamesi henüz yazılmayan 17 kişi için neler yaşanacak? Benzer kaderi o soruşturma da bekliyor. MHP’li isimlerin yoğunlukta olduğu o ayrılan soruşturmanın davaya dönüşüp dönüşmeyeceği de Cumhur İttifakı’nın akıbetine bağlı. Bilinmeyen üç kişi kim? Peki kim o 17 kişi? Bu sorunun yanıtına dair ancak tahmin ve analizlerde bulunabiliyoruz. Kaynağımız da yine açılan ana davanın ek klasörleri. Yani hakkında gizlilik olmayan resmi belgeler... 1- Eski MHP milletvekili Olcay Kılavuz: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kılavuz hakkında, “tasarlayarak öldürme” ve “kasten öldürme” suçundan işlem başlattı. 2- Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım: Hakkında Sinan Ateş’i “tasarlayarak öldürme” suçlamasıyla soruşturma sürüyor. 8 Mayıs 2023 tarihinde verilmiş yurtdışına çıkış yasağı var. 3- Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Burak Kılıç: Hakkında Sinan Ateş’i “tasarlayarak öldürme” suçlamasıyla soruşturma sürüyor. 19 Ekim 2023 tarihinde verilmiş, yurtdışına çıkma yasağı ve haftada bir gün karakola imza atma şeklinde adli kontrol kararları var. 4- Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı Ömer Şanlı: Hakkında Sinan Ateş’i “tasarlayarak öldürme” suçlamasıyla soruşturma sürüyor. 8 Mayıs 2023 tarihinde verilmiş yurtdışına çıkış yasağı var. 5- Ülkü Ocakları Ankara İl Başkan Yardımcısı Suat Yılmazzobu: Hakkında Sinan Ateş’i “tasarlayarak öldürme” suçlamasıyla soruşturma sürüyor. 19 Ekim 2023 tarihinde verilmiş yurtdışına çıkma yasağı ve haftada bir gün karakola imza atma şeklinde adli kontrol kararları var. 6- Eski Çubuk Ülkü Ocakları Başkanı Gürsel Horat: Hakkında Sinan Ateş’i “tasarlayarak öldürme” suçlamasıyla soruşturma sürüyor. 19 Ekim 2023 tarihinde verilmiş yurtdışına çıkma yasağı ve haftada bir gün karakola imza atma şeklinde adli kontrol kararları var. Bunların dışında... MHP Milletvekili İsmail Akgül, cinayet anında Sinan Ateş’in yanında olan arkadaşı ve tanıklık da yapan Ahmet Kekiç, polis memuru Talha Atalay, Yunus Hasar, Emin Uzunlar, Emrullah Kurak, Fatih Küçükertutan, Recep Küçükertutan isimlerinin de ayrılan dosyada şüpheli olarak yer aldıkları tahmin ediliyor. Hal böyle olunca... Ana dava dosyalarındaki belgelere göre iddianamesi henüz yazılmamış olan 14 şüpheli var. Kimisi cinayet için Sinan Ateş’in takip edilmesi talimatını vermekle, kimisi Ateş’in evinde keşif yapmakla, kimisi ise tetikçiyi saklamakla suçlanıyor. Lakin şu soru da ortada duruyor: Madem 17 kişinin dosyası ayrıldı ve soruşturmaları devam ediyor... Henüz isimleri bilinmeyen diğer üç şüpheli kim? Tüm bu olguların yanında çok daha büyük bir skandalı da vurgulayıp bitireyim... Cinayet davasının hâkimleri “iddianameye bağlı kalarak” yargılama yaptıklarını vurguluyor.


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    6 min
  • 10 Temmuz 2024 - Günün Manşetleri - Emekçi ayakta

    Yurttaş, hakları ve onurlu yaşam için alanda.

    Saitbey Sitesi duruşmasında sanık avukatından skandal ifadeler.

    Yapılan son ankette halkın %53'ü erken seçim istiyor.

    Muğla'nın Marmaris ilçesinde dün 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

    NATO’nun 75. yıldönümünde düzenlenen liderler zirvesi dün Washington’da başladı.

    Uluçevik: ‘Kuzey Kıbrıs’ değil ‘Kuzey Kıbrıs türk Cumhuriyeti

    Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanması ve rehine takasının yapılması için müzakereleri yeniden başlatma çabaları Mısır ve Katar’ın arabuluculuğunda devam ediyor.

    Şeref Fayat: Hazır giyimde işini kaybedenler 250 bini buldu, yılsonunda 280-300 bine çıkabilir

    Üç işçi konfederasyonu ortak toplantı düzenleyerek hükümetten 10 istekte bulundu. Asgari ücrete acil zam.

    Sanat Özgürlüğünü İzleme Platformu, 2024’ün ilk altı ayında Türkiye’de yaşanan sanatsal ifade özgürlüğü ihlallerini raporlaştırdı.

    Meltem Ulu’nun yazdığı “Halikarnas Balıkçısı’nın Yolculuğu” adlı kitabı belgesel film yolunda.

    Paris 2024 Olimpiyatları’na tarihin en kalabalık kadrosuyla gidiyoruz. 100 yılın takımı.

    Fulham, genç futbolcu için Beşiktaş’a yeni teklif yaptı.

    Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.


    10 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.