
Sign up to save your podcasts
Or


Kamuoyu günlerdir, eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin 22 tutuklu sanığın yargılandığı davayı konuşuyor. Ben de ilk duruşmayı izledim. Daha dava başlamadan MHP ve Ülkü Ocakları’nın yarı resmi yayın organı olan gazetede ben dahil üç arkadaşımın fotoğrafları kullanılarak alakasız bir haber içeriği ile hedef gösterildik. Sosyal medyada bulunan hesaplardan Ateş cinayetiyle ilgili iddianame dışında yer alan bilgiler ile paylaşımlar yapılmaya başlandı. Hatta sadece Sinan Ateş dosyası ile ilgili haber yapan gazeteciler değil Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş hedef alınarak paylaşımlar yapılmaya başlandı. Davanın cinayeti aydınlatmak için değil MHP ve Ülkü Ocakları’na FETÖ merkezli bir kumpas amacı ile kurulduğu iddiasını savunarak bu yönde paylaşımlar yapmaya başladılar. Nihayetinde duruşmada tetikçi Eray Özyağcı ve azmettirici Doğukan Çep 19 ay önce verdiği ifadelerini reddetti ve yeni bir iddia ortaya koydular. Rahat tavırları, gazetecilere dönük söylemleri ve hareketleri mahkemedeki herkesin dikkatini çekti. Doğukan Çep, Yargıtay’da kesinleşmiş (!) dosyası için Sinan Ateş’ten ricacı olmuş ve 650 bin TL para vermiş. Sinan Ateş dosyayı halletmemiş, telefonlarına çıkmamış. Doğukan Çep, “Bu adamı vuracağım” demiş. Eray Özyağcı da “Abi sen değil ben vururum” demiş. Eray Özyağcı savunmasında, “Ben sadece Sinan Ateş’in sağlı sollu ayaklarına ateş ettim efendim. Bana yanındakiler ateş etti. En son şöyle bir ses duydum; ‘Reisi vurduk, reisi vurduk’ diyorlardı” diye savunma yapmıştı. Ankara’ya gelmiş ve ayaklarına ateş etmiş. Kesinlikle öldürme kastı yokmuş, kaçarken “Reisi vurdum” diye bağırıldığını duymuş. Muhtemelen yanındaki kişiler Sinan Ateş’i vurmuş! Daha önce İstanbul’a geldiğini beyan eden Eray Özyağcı da İstanbul’a değil araba bagajında İzmir’e gittiğini beyan etti. Uzun uzun kim ne dedi anlatmaya gerek yok. Mahkeme salonunda sergilenen yeni senaryo bu. İfadeleri dinledim. Doğukan Çep’e, yaralamak için Eray Özyağcı silahının yanında uzatılmış şarjör diye tabir edilen 35 mermi alan şarjör ile gelmiş. Yaralamak isteyen neden bu kadar hazırlıklı olur sorusuna cevap veremedi. Tetikçi cinayet silahını kaçırdığı ve kaç silahı bulunduğu bilinmediği için doğal olarak iddianamede de bu yönde bir tespit yok. Sanıklar ve sosyal medyadaki savunucuları, Sinan Ateş’in yanında bulunan Ahmet Keçik ve Selam Bozkurt’un olay esasında kullandığı silahları sakladığını, 5-6 saat sonra başka silahların Emniyet’e teslim edildiğini, Sinan Ateş’in bu silahlarla öldürüldüğünü iddia ediyor. Serdar Öktem’in ve Tolgahan Demirbaş’ın da cinayet şüphelisi olmadığını beyan ediyorlar. Tolgahan Demirbaş, Sinan Ateş cinayeti dosyasında bulunan Sinan Ateş’in ev konum bilgilerini neden istediğini şöyle anlatıyor: “Mersin’deki yaşanan olaylardan sonra tepki gösterme kararı aldık. Pankart asacaktık bunun için ev bilgilerini istedim.” Bunu çok defa tekrarladı. Müşteki avukatlarından birisi sordu: “Siz ilk konumu 10 Mart tarihinde istemişsiniz Mersin’deki olay ise 15 Mart tarihinde gerçekleşiyor. Siz 1 hafta önceden olacakları sezip bu nedenle mi Sinan Ateş’in ev bilgilerini istediniz?” Tolgahan Demirbaş, “Bilirkişi raporu hatalı” demekle yetindi. Daha önce Tolgahan Demirbaş’ın sokakta gözaltına alındığına dair rapor olduğu belirtilmişti. Mahkeme sürecinde Emniyet yetkilisi Tolgahan Demirbaş’ın Olcay Kılavuz’un evinde gözaltına alındığına dair tutanağı mahkemeye sundu. Mahkeme ara kararlarında -ki bana göre de- haklı olan tahliye kararları verdi. 10 kişi adli kontrolle serbest kaldı. Mahkeme talepleri reddetti ve savcıya mütalaa için 17 Temmuz tarihi verildi. Belki rekordur bilinmez ama bu kadar çok iddianın olduğu 17 ayrı şüpheli için ayrı bir soruşturmanın sürdüğü bir olayda davanın araştırma yapılmadan hızlı şekilde sonuçlandırılması hem sanıklar hem müştekiler açısında sıkıntı doğuracağı açık.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partideki değişim sürecini anlattı: Altı oka iki renk katacağız.
* Özel okulların ücretsiz öğrenci kontenjanının yüzde ikisi, Milli Eğitim Bakanlığı’nca belirlenecek.
* 6 Şubat depremlerinde Adana’da yıkılarak 64 kişiye mezar olan Tutar Yapı Sitesi C blokun davasında 4. duruşma bugün görülecek.
* Eski bakan Özhaseki’nin, ‘ihale vermediği’ gerekçesiyle görevden alındığı iddia edilmişti. Kurum, deprem illerinde.
* KCDP 2024 verilerini açıkladı, iktidarın aile odaklı politikalarını eleştirdi: 6 ayda 205 cinayet
* Gazze’de ateşkes ve rehine takasına yönelik görüşmeler yeniden yoğunlaşırken İsrail-Lübnan sınırı olarak bilinen Mavi Hat’ta gerilim tırmandı.
* Rusya ile Ukrayna arasında karşılıklı saldırılar sürüyor.
* Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ukrayna savaşında arabuluculuk teklifi ne Rusya’dan olumsuz yanıt geldi.
* Garsonların bahşişlerine yapılan vergisel yasada torba kanunda yer alan vergi yasasından son anda çıkarılmasına sektör temsilcileri tepki gösterdi.
* Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin en çok etkilediği kesimlerden biri gençler.
* Mersin’in Anamur ilçesindeki Anemurium antik kentinin içine usulsüz yapılan ve tepkilere neden olan beton yapının bir kısmı söküldü.
* 31. İstanbul Caz Festivali başladı.
* A Milli Futbol Takımımız, Euro 2024 çeyrek finalinde yarın saat 22.00’de Hollanda ile oynayacağı maçın hazırlıklarını sürdürüyor.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Doktorları kovmakla başlamıştınız. “Giderlerse gitsinler.” Bir AKP milletvekili kapalı toplantıda yakınıyor: “Kimse randevu alamıyor, hastanelere ulaşmak olanaksız.” AKP geleneğiyle affını isteyen Koca, yanıt veriyor: “İlinizdeki sağlık müdürünü sizin isteğiniz üzerine atamıştık. Ona niye sormuyorsunuz?” İlk manzaramız hastanelerden. Yaşlılığa bağlı olarak hastası olanlar bilir. İlaçları her bittiğinde hastane yolu görünür. İçeri girdiğinizde yaşamın içler acısı görüntüleri önünüze serilir. Tek bir kardiyolog, o gün için seçilmiştir. Muayene yapacak, sonuçlara bakacak, rapor ve ilaç yazacak. İş yükü patladığı için her şeye randevu konmuş. Muayene randevusu, tetkik randevusu, sonuçları gösterme randevusu. Bir yaşlı kadın, görevliye, “Bana tetkiki dokuz ay sonrasına vermişler. Ben o zamana ölürüm evladım” diyor. Görevlinin yanıtı hazır: “Teyze 600 TL fark ödersen daha erken çektirebilirsin...” Kısıtlı sağlık personeli, devletin cezalandırdığı yurttaşının önüne attığı kurban pozisyonunda. Önce doktorları kovdunuz, şimdi bakanınızı kovmak zorunda kaldınız. Bakalım sıra kime gelecek?
Kurban Bayramı için doğudaki illerimizden batıdaki illerimize hayvan getiren yetiştiriciler perişan. Yetiştirici anlatıyor: “30 hayvan getirdim. 14’ünü satmam gereken fiyatın yarısına sattım. 16’sı elimde kaldı, geri götürmek için nakliye parası veremem battım. Borçlarımı nasıl ödeyeceğimi düşünüyorum.” AKP kurban derileri konusuna yeni bir boyut getirdi. İktidarının ilk yıllarında başta FETÖ olmak üzere diğer cemaat ve tarikatların toplaması için çalışan AKP’nin artık böyle bir derdi yok. Doğuda bir ilçenin AKP’li belediye başkanı anlatıyor: “İlçede 1500 kurban kesildi. Derileri kimse almadı, hepsi çürüdü. Çünkü tanesi 100 TL olan derileri en yakın tüccara götürmek için vereceğimiz nakliye parası deri fiyatının iki katına ulaşmış durumda.” Bu da yıkım manzarası iki...
Maaşlara yapılacak zammı belirleyecek olan enflasyon oranı önceki gün açıklandı. Kimse güvenmiyor. Televizyonda iktidarı eleştirmemeye uğraşan profesör ekonomist, domur domur terliyor: Sokağın bu orana inanması lazım. Eğer enflasyon oranı doğruysa Merkez Bankası, Erdoğan’ın çok sevdiği şeyi yapıp faizi indirmeli. Ama indirmeyeceğinin işaretini dün Fatih Karahan verdi: “Oynaklığın yüksek seyrettiği bu dönemde tek bir veri üzerinden çıkarım yapmak sağlıklı olmaz.” Faizden para kazananlar panik yapmasın, doğru olmayan enflasyon oranını kimse ciddiye alıp erken faiz indirimi yapmayacak. Bu da büyük yıkım manzarası. AKP’nin yanlışları artık, yaygın olarak can yakıyor.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Demokratik Siyaset, cinayet işlemez... Demokratik Siyaset, cinayetleri engeller!
Demokratik Siyaset, cinayet işlemek için yapılmaz... Demokratik Siyaset, cinayetleri engellemek için yapılır!
Demokratik Siyaset, işlenen cinayetleri örtbas etmez... Demokratik Siyaset, işlenen cinayetleri ve katilleri Adalete teslim eder!
Demokratik Siyaset, cinayetlerle yapılmaz... Cinayetlerle yapılan Demokratik Siyaset, vicdanlar ve tarih önünde kaybetmeye mahkûmdur!
Adalet, katilleri saklamaz... Adalet, katilleri bulur, yargılar!
Adalet, can güvenliğinin garantisidir... Adalet, katilleri korumaz!
Adalet, Demokratik Siyasete boyun eğmez... Demokratik Siyasete boyun eğen Adalet, Adalet olmaz!
Adalet dağıtan insan, savcı ve yargıç olarak, adil olmak zorundadır... Adil olmayan savcı ve yargıç, insanlığını da kaybetmiş demektir.
Sevgili okurlarım, Sinan Ateş cinayeti, bu iktidar zamanında işlenmiş, siyasal nitelikli bir cinayettir. Gerek olayların gelişimi... Gerek olayların reddedilemez bilgiler, belgeler ve ifadelerle kamuoyuna yansıması... Gerek Sinan Ateş’in annesi, ablası ve eşinin ifadeleri... Cinayetin mevcut siyasal yapıyla olan ilişkisini açıkça ortaya koymuştur.
Şimdi beklenen: Bugünkü iktidarın ortakları olan iki partinin, AKP’nin ve MHP’nin... Mevcut iktidarın iki liderinin, Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Devlet Bahçeli’nin... Katillerin ve katilleri azmettirenlerin adalete teslim edilmeleri ve adil bir biçimde yargılanarak cezalandırılmaları için net ve açık olarak tavır koymalarıdır.
Kamuoyu, Sinan Ateş cinayetindeki Adaleti, benim hâlâ büyük bölümüne güvendiğim savcıların, yargıçların vicdanlarından ve kahramanlıklarından değil, siyasal liderlerin kararlarından bekliyor. Sinan Ateş cinayetinin katilleri ve azmettiricileri bulunup cezalandırılmadığı takdirde, kamuoyu, sadece Adalet ve Güvenlik Mekanizmalarını değil, mevcut siyasal iktidarı da sorumlu tutacaktır.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* Milyonları etkileyen enflasyon, resmi verilere göre beklenenden düşük çıktı.
* İzmir Çiğli’de cemaat yurdu açılacağı iddiası tepki çekti.
* Erzincan’ın İliç ilçesinde geçen şubatta dokuz emekçinin yaşamını yitirdiği toprak kaymasının yaşandığı Anagold şirketine ait Çöpler Altın Madeni’nin faaliyetlerine ilişkin tartışmalar sürüyor.
* İSTANBUL Saraçhane’deki 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde Taksim’e çıkmak istedikleri için bir kısmı olay günü polis müdahalesiyle, bir kısmı ise ev baskınlarıyla gözaltına alınan 8’i tutuklu 12 kişinin yargılanmasına dün başlandı.
* RADYO ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi İlhan Taşcı, RTÜK’ün Açık Radyo’nun lisansını “toplumu kin ve düşmanlığa tahrikten” 5 gün program durdurma cezasına uymadığı gerekçesiyle iptal ettiğini bildirdi.
* Erzurum’da geçen pazar günü Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde görevli intern doktor Muhammed Enes Aktepe’ye saldıran A.T., kendisini uzaklaştırmaya çalışan güvenlik görevlisi Muhammed Kaya’yı bıçakla yaraladı.
* Türkiye-Suriye arasında normalleşme diyaloğunun yeniden gündeme geldiği bir dönemde Ankara- Moskova hattında temaslar hız kazandı.
* İran, yarın eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin 19 Mayıs’ta helikopter kazasında ölmesinin ardından yeni cumhurbaşkanını seçecek.
* Ekonomi yönetiminden emekliye, Türkiye’de herkesin merakla beklediği Haziran 2024 enflasyon, dün açıklandı.
* Konut kiralarında iki yıldır süren yüzde 25’lik yasal artış sınırının uzatılmamasıyla bu konuda eski sisteme dönüldü.
* Adana Büyükşehir Belediyesi 31. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin yarışmalı bölümleri için başvurular başladı.
* Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Geleceğe Miras Projesi” arkeoloji dünyasında tartışmalara yol açtı.
* Mert Günok’un, 90+5. dakikada Baumgartner’in kafa vuruşunda yaptığı kurtarış Millileri çeyrek finale taşıdı.
* UEFA, A Milli Futbol Takımı’nın Avusturya’yı 2-1 yendiği maçta attığı 2 golle yıldızlaşan Merih Demiral’a, sevinci sırasında “Bozkurt işareti” yapması gerekçesiyle “uygunsuz davranışlarda bulunduğu iddiasıyla” soruşturma açtı.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Ankara’daki Sinan Ateş duruşmasını günlerdir konuşuyoruz. Tetikçiler ve torbadaşlarının, neredeyse “Mermilerimize kafa attı” şeklindeki örgütlenmiş savunmasını kâh utanarak kâh öfkeyle izliyoruz. Gülsuyu’nda solcuyu, Çukurambar’da ülkücüyü aynı elle vuranların, aslında milletin boğazını sıktığının farkındayız. Yargının üzerine çöken sisi de görüyoruz. İşte tam da bu anda, bir başka mahkeme “Ankara’da hâkimler var” dedirten bir karara imza attı. 26 Haziran’da verilen karar, pazartesi günü tebliğ edildi. Şöyle anlatayım... Güray Belhan’ın hikâyesini bu köşede anlatmıştım. TSK’de 2019-2021 aralığındaki dört sınır ötesi operasyona da katılan tek albaydı. Orduda tarikatçılarla karşı karşıya gelmiş ve tasfiye edilmişti. Bunun da kitabını yazmış, yaşadıklarını anlatmıştı. Beş ay önce bir başka nedenle bu köşede onun görüşlerini okudunuz. Hatırlayın, Irak’ta sınır ötesinde 12 askerimiz şehit olmuştu. Ben de Belhan’a “Neyi eksik yapıyoruz” diye sormuştum. O da askeri sırlara girmeden, değerlendirme yapmıştı. Ardından Halk TV’de “Gözde Şeker’le Söz Sende” programında konuğumuz oldu. Gazetedeki değerlendirmelerini ekrana da taşıdı. Ardından... 1 Ocak günü, Belhan, kızıyla orduevine gittiğinde, “Askeri sosyal tesislere girişiniz yasaklandı” uyarısıyla kapıdan geri çevrildi. Bu köşede anlattıkları, televizyonda söyledikleri tepedekilerin hoşuna gitmemişti. Öyle de kalmadı... Askerlerin demeç vermesini toptan ortadan kaldırmak için bir yasa teklifi Meclis’e getirildi. Yasa, “beyanat veren, yazı yazan veya sair surette açıklamada bulunan” emekli askerlerin altı aydan üç yıla kadar hapisle cezalandırılmasını öngörüyordu. Anayasaya apaçık aykırı olan düzenleme, tepkiler üzerine şimdilik rafa kaldırıldı. Ama... Güray Belhan, konuyu mahkemeye taşıdı. “Emekli bir asker olarak verdiğim beyanat nedeniyle keyfi olarak cezalandırılıyorum” dedi. Bu kararın kaldırılmasını istedi. Ankara 9. İdare Mahkemesi, Milli Savunma Bakanlığı ile Belhan arasındaki davada, tarafları dinledikten sonra geçen hafta Belhan’ın lehine karar verdi. Bu kadar değil... Kararı okuyorum. Mahkeme, “askerleri susturalım”cılara adeta ders vermiş: “İfade özgürlüğü, insanın kendini ve başkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerini belirlemede ihtiyaç duyduğu bir değerdir.” Hem bu köşede yayımlanan yazıyı hem televizyondaki konuşmaların kaydını kararına koymuş. Askerlerin konuşmasının engellenmesinin saçmalığını, söylediklerinin aslında ne kadar olağan olduğunu, yazı ve program üzerinden örnekleyerek anlatmış: “Davacının emekli bir asker olduğu, verdiği beyanatın öncelikle kendi muvazzaf olduğu döneme ilişkin bir görev ya da görev yerine ilişkin bilgi belge içermediği, şöyle ki davacının Hakurk ve Amediye’nin farklı yer olduğunu söylemesi ya da yükseklik arttıkça kar yüksekliğinin artarak koşulların zorlaştığını söylemesinin genel coğrafya bilgisi mahiyetinde olduğu, üs bölgesi kurulacak yerlerin güvenliğinin aylar öncesinden alınmaya başlanılmasının da herhangi bir görev ya da görev yeri ile doğrudan ilintili olmadığı, genel askeri teamüllere ilişkin olduğu...” Bir detay daha var. O da “Ankara Paşaları”. Belhan’ın, bölgeye gitmeden bölge üzerine karar verenlere yönelik kullandığı “Ankara Paşaları” ifadesinden bakanlık meğer rahatsız olmuş. Mahkeme bu ifade için de şunu söylemiş: “TSK’de liyakatin önemli olduğu, ‘Ankara Paşası’ olarak tabir edilen Amerika ve Avrupa’da bulunup Ankara’da görev yapan kişilerin oluştuğu, operasyonları yönetecek olan kişilerin sahaya gitmesi ve sahayı bilmesi gerektiği, Genelkurmay ve siyasetin buna özen göstermesi gerektiğine yönelik açıklamaların ise açıkça aşağılayıcı bir ifade olduğunun söylenilemeyeceği...” Sonuç olarak mahkeme, “Bırakın askerler konuşsun” demiş! Devletin üniforması öyle bir hale geldi ki... Üstüne giyen kendi mensubiyetinin kanunlarını uyguluyor.
Sivas Madımak katliamının yıldönümünde, Kayseri’de patlak veren, hızla başka kentlere yayılan katliam girişimlerini izlerken aklıma geldi: Kuantum mekaniğinde, “dolanıklığın” (iki veya daha fazla parçacığın aralarındaki mesafeden bağımsız birbirine bağlı/ bağlantılı olması) salt mekâna değil zamana ilişkin bir durum, zamanın da bu “dolanıklığın” yarattığı bir illüzyon olabileceğine ilişkin bir tartışma var. Sivas ve Kayseri olayları arasında bir “dolanıklık” aramak belki saçma bir çaba. Ne ki Madımak yangınının, katliamın açtığı yaralar, 31 yıl sonra bile kanamaya devam ediyor. Orada bir kitlesel kalkışma ve pogrom söz konusuydu. Kimi yönlendirici aktörlerin varlığı bir provokasyona ve gizli servis (Gladio?) operasyonuna işaret ediyordu. Kayseri’de patlak veren olaylarda da bir kitlesel pogrom girişimi görülüyor. Bu olayların hızla birçok kente sıçraması da bir provokasyon, gizli servis operasyonu şüphesi uyandırıyor. Bu iki pogrom arasında, atılan sloganlar, “ötekini” yakma arzusu gibi benzerlikler de var. Her iki olayda harekete geç(iril)en kitlelerin aynı “hakikat rejimi” içinde yaşadıklarını, benzer töre, sosyal çevre, dil ve kavramların/değerlerin (“habitus”un) ürettiği öznelliklerin “sürüleri” olduğu kolaylıkla görülebiliyor. Bu gözlemlerden hareketle, iki farklı zamanda ve mekânda, dünyanın ve ülkenin farklı hallerinde ortaya çıkan bu iki “olayı”, “zamanda dolanıklık” gibi bir metafor aracılığıyla birbirine bağlamak bana o kadar da saçma gelmiyor. Sivas katliamının sorumlularını savunan avukatların siyasi kimliklerini, ait oldukları “habitus”u hatta “hakikat rejimini” düşünerek 1994 belediye seçimleriyle tırmanışa geçen siyasal İslamın bugün iktidarda olduğunu, bu 22 yıl boyunca, liderlerinin, entelijansiyasının, Sivas katliamı anımsanınca aldıkları tutumları, gösterdikleri düşünsel refleksleri de göz önüne alarak o “metaforun” içeriğini zenginleştirebiliriz. Dahası, Kayseri ve diğer illerde patlak veren pogrom girişimlerini, bunların maddi zeminini hazırlayan jeopolitik, kültürel hatta demografik mekân düzenleme (ya da yıkma) politikalarından soyutlayarak düşünmek de olanaklı değil. Sivas ve Kayseri olayları arasındaki “dolanıklığı” düşünürken ülkeyi bu noktaya getiren sürece destek vermiş olanları unutamayız. Şairin dediği gibi “Bunca bilgiden sonra, ne affı?” (Eliot, Gerontion- 1920). O 22 yıl başlarken Avrupa Birliği, ABD, büyük sermaye AKP’yi destekliyor, liberal entelijansiya AKP’nin “Türkiye’de demokrasiyi normalleştirdiğini”, “demokratik devrimi tamamladığını” iddia ediyorlardı. Hatta AKP “Kürt sorununu” da çözecekti. Bunlar, siyasal İslamın hegemonya kurma sürecine “özgürlükleri” savunma adına yakıt taşırken “süreç olarak faşizmin” çoktan başlamıştı. Olanlara bakarak “Tehlikenin farkında mısınız” diye soranlara, ulusalcı, “ulusalcı sosyalist” (NAZİ), darbeci gibi kavramlarla saldırıyorlardı. Rejimi değiştirecek, “süreç olarak faşizmi” adeta sıçratacak bir anayasaya “yetmez ama evet” demekten de çekinmediler. Büyük sığınmacı felaketini başlatan, insan bedenlerini diplomatik koz gibi kullanmaya olanak veren Suriye savaşına taraf olmayı da desteklediler. Bu kez uyaranları ırkçılıkla suçluyorlardı. Ve hâlâ Sivas katliamının adını koyamıyorlar! Sivas’ta olanın adı “Çok kötü bir şey” değil, dinci, faşist bir katliam. O katliamda, siyasal İslamın kültürel hegemonya inşa sürecinin karşısında durabilecek, dinci faşizmin liberal işbirlikçilerinin “ayaklarına takılacak” 33 devrimci, laik kültürün yeri doldurulamaz “öncü savaşçıları” yok edildi. Bu “kültür savaşçılarının” en kıdemlilerinden, liberal entelijansiyanın daha sonra “ama aldatıldık” ağlaşmaları için de geçerli, “Ah biz eşekler” başlıklı ölümsüz ve evrensel öykünün yazarı Aziz Nesin son anda kurtulabildi. Evet, Sivas ve Kayseri adeta bir “zamanda dolanıklık” örneği.
* Baskıcı müdür bakan yapıldı.
* Madımak’ta yitirilen canlar, katliamın 31. yılında anıldı; Özel, ailelerin beklentisini anlattı.
* Kayseri’de çocuk istismarı iddiasıyla tetiklenen Suriyelilere yönelik saldırılar yayıldı.
* Kadınların yaşam güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının ardından üç yıl geçti.
* Eğitim fakülteleri işlevsiz hale gelecek.
* Fransa’da yükselen aşırı sağa karşı ittifak kurma çabaları sürüyor.
* Lübnan-İsrail sınırında yükselen gerilimin bölgesel bir savaşa yol açması kaygıları artıyor.
* İş dünyası yetişmiş eleman krizi nedeniyle mavi yakaya öncelik verirken beyaz yaka gözden çıkarıldı. Beyaz yakaya zam yok.
* Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in önceki gün yaptığı bir konuşmada borsaya vergi geleceğini açıklamasına yönelik tartışma sürüyor.
* Patara antik kentinde kazılar 1988 yılında Prof. Dr. Fahri Işık öncülüğünde başladı.
* İstanbul’da Yapı Kredi Bomontiada’da 9 Temmuz’da açık havada sinema gösterimleri başlıyor.
* Milliler, Avusturya’yı 2-1 yenip Euro 2024 çeyrek finalinde Hollanda ile eşleşti. AY-YILDIZLI DESTAN
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
“Muhalefet cephesi önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırıyor. O devir teslim törenindeki konuşmaya bir daha bakın...” Sağlık bakanının neden değiştiğine dair iktidar kanadından konuştuğum bir kaynağım diyordu bunu. Neyi işaret ettiğine geleceğim ama önce... 2023 seçimlerinden aylar önce bu köşede özetle şunu yazmıştım: “Fahrettin Koca yoruldu siyasetten. Hatta kısa bir süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gizli bir buluşma da gerçekleştirdi. Zira 2023 için listelerde olmayı arzulamadığını, söyledi.” Koca’nın o zamanki “af” talebi kısmen kabul oldu. Milletvekili yapılmadı ama Sağlık Bakanlığı’nda kaldı. Peki, ne oldu da şimdi Sağlık Bakanlığı koltuğuna Kemal Memişoğlu oturdu? İktidar kanadında iki farklı açı hâkim. Bir kaynağım şu gerekçeleri sayıyor Fahrettin Koca’nın gidişi için: - Son süreçte hastane randevuları çok aksıyordu. Bakan Koca bu aksaklığı kabul etmek yerine, sürekli savunma yapıyor; özeleştiri beklenirken inatlaşmaya giriyordu. - Uyumsuzluk artmıştı. Misal, kabinede “sokak köpekleri” meselesi konuşulduğunda şerh koymadı. Ancak sonra aksi yönde bir açıklama yaptı. - Atamalarda doğru bir çizgi izledi. Referanslardan ziyade liyakate baktı. Ama bu tavrı da özellikle torpil isteyen milletvekilleriyle arasını açtı. Yeni bakan İlim Yayma’cı mı? Bir diğer kaynağım ise Fahrettin Koca’nın koltuğu yeni bakana devrederken yaptığı konuşmaya dikkat etmemi istedi. Telefonda görüştüğüm, iktidar kulislerine hâkim isim ekledi: “Yeni bakan Memişoğlu öyle bir konuşmayı beklemiyordu. Zira, Koca giderken kendisine bitirmesi gereken ödevleri verdi. Böylece ‘Sağlık Bakanlığı sadece randevulardan ibaret değil’ dedi hem de ileride karşılaştırma için not düştü.” Bunu duyunca bir kez daha baktım Fahrettin Koca’nın devir teslim konuşmasına. Gerçekten de “Çabalarla kıymeti artan ve sahibi millet olan bir emaneti size devrediyorum” deyip bitirilmesi gereken projeleri sıralıyordu Koca: “Ülkemizin aşı konusunda dışa bağımlılığını tamamen ortadan kaldıracak olan Yeni Hıfzıssıhha Projesi’ni ulaştığı noktada size devrediyorum. Kuduz aşısıyla ilgili süreçlerin sürdürülmesini siz üstlenmiş oluyorsunuz. Sağlık Vadisi Projesi için çok gayret gösterdik ve sayın cumhurbaşkanımızın imzasıyla kararnamesi çıktı. Sıra projenin hayata geçmesine gelmiştir. Bu görev devir teslim töreninde anılması en mühim noktalardan biri budur. Sancaktepe’de yapılması planlanan hücre ve gen terapisi projemizin hayat bulması milletimizin büyük bir beklentisidir. Bu hassas sorumluluğu bütün gücünüzle devralacağınıza inanıyorum. Sürekli glikoz ölçüm sensörlerinin üretimi son aşamaya geldi. Bilindiği gibi aile diş hekimliğini de pilot uygulama olarak başlatmıştık. Bu projeleri gönül rahatlığıyla size devrediyorum.” Özetle böyle. Bitirirken şunu çok merak ediyorum: Fahrettin Koca, eski bakan Recep Akdağ döneminde Sağlık Bakanlığı’nda ciddi anlamda kadrolaşan Menzil cemaatini dizginleme görevini de üstlenmişti. Öyle ya, Koca’nın kendisi İskenderpaşa cemaatindendi. Peki, şimdi ne olacak? Şu sıralar kendi iç kavgalarıyla meşgul olan Menzilciler, yeni dönemde Sağlık Bakanlığı’nda eski gücüne kavuşacak mı? Yeni Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun İlim Yayma Cemiyeti’ne yakın olduğu iktidar kulislerinde konuşuluyor. Bakalım, Koca’nın sonunu getiren noktalardan olan “atamalar” meselesinde Memişoğlu nasıl bir politika izleyecek.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Pazar gecesinden bu yana Kayseri başta olmak üzere Gaziantep, Hatay, İstanbul Sultanbeyli’de yaşanan Suriyeli krizi Türkiye’nin öncelikli milli güvenlik meselesi haline geldi. Ne yazık ki iktidarın Ortadoğu politikasının bedelini ödüyor koca ülke! Hem içeride hem dışarıda sorun var. Rejimi yıkıp Türkiye denetiminde bir İhvan devleti kurmaları için eğit-donattan geçirilen paralı ÖSO askerlerinin Türk bayrağının yakılıp Türk mallarına zarar verilmesine sessiz kalışı, yanlış iliklenen gömlek düğmesinin devamı. TIR’ları yağmalanan ve güç bela kendilerini Türkiye’ye atan yaralı nakliyecilerin yaşadıkları, gelecekteki -ölümlü- olayların göstergesi eğer hızlı çözüm üretilmezse. Sınırın hemen ötesindeki bu gerginlik Türkiye’de Suriyelere yönelik protestoların sonucu gibi gösterilse de işin perde arkasında Soros anlayışının Türkiye topraklarını da hedef alan emperyalist projeleri var. İçerideki Suriye gerginliği biraz farklı. Uzun zamandır sığınmacılara yönelik biriken öfke, Kayseri’de Suriyeli bir yetişkinin, çocuk istismarı girişimi ile tavan yaptı. O gece Kayseri’de yaşanan kaosu yerel halktan bir arkadaşıma sordum, “Direkten döndük, 6-7 Eylül olaylarından beterini yaşardık, eğer Suriyelilerin evlerine atılan molotoflar patlasaydı” dedi. Ülkenin dört bir yanına yayılan kavganın iktidarca tecavüz olayına bağlanması ise gerçekleri perdelemektir. Hele hele olayların muhalefete fatura edilmesi, trajikomik. Biliyoruz ki Türkiye’nin Suriye ve dolayısıyla Afgan sorunsalı çok derin. Toplumun büyük bölümü, 10 misline çıkan ev kiralarını, hayat pahalılığını ve düşen yaşam standardını sayıları 10 milyonu bulan yabancılara bağlıyor. O yüzden Kayseri, Gaziantep, Hatay, Sultanbeyli’deki olayların 81 il ve 922 ilçeye sıçraması an meselesidir. Peki Türkiye ne yapmalı? Şansınız varsa kolluk gücü ile sokak olaylarının önüne geçersiniz Kayseri’deki gibi. Asıl çözüm ise diplomasi. Geçen yıl bu zamanlar CHP’nin o dönemdeki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, şimdilerde de CHP lideri Özgür Özel’in dile getirdiği, Ankara-Şam ilişkilerinin normalleşmesi tansiyonu düşürür. Hatta gerginliğin yaşandığı gece CHP’nin 10 maddelik bir ültimatom yayımlaması AKPSaray yönetiminin yol haritası olmalıdır. Gerçi, Esad yönetimi ile yapılacak görüşmelerde vücut bulacak geri dönüş protokolü inandırıcı zemine oturtulamazsa konu sarpa sarar! O yüzden sayısı giderek artan sığınmacıların toplumsal, siyasal, ekonomik ve demografik yapıda açtıkları yara, ortak akıl ve hızlı adımlarla tedavi edilmelidir. Elbette süreci yönetirken PKK’nin güney sınırındaki tavrı da izlenmeli! Havada kriz var Geçen haftanın gündemi Antalya merkezli uçak rötarlarıydı. Günlük 90-100 arasındaki iniş kalkış sayısı 38’e düşünce 11-12 saatlik rötarlar yaşandı. Bazı uçaklar yakıt krizine girip acil iniş isteğinde bulundu. Sorun özlük haklarını alamayan ve “Ha bugün, ha yarın” diye kandırılan DHMİ kule görevlilerinin inisiyatif kullanıp 90-100’e çıkardıkları iniş kalkışı, yönetmelikte belirtilen 30’a indirmeleri olarak gösterildi. Ancak kapasitenin üç misli iniş kalkışa alışmış Antalya’da sayı normalin az üstünde (38 uçuş) seyredince ortalık birbirine girdi. Cumartesi 08.00’deki Sunexpress Antalya-Kayseri uçuşu gece 22.30’da yapıldı. 12.00’deki İzmir uçuşu gece 01.00’e sarktı, Anadolu Jet’ken AJet adını alan THY’nin eski markası iptallere imza attı. Çözüme gelirsek DHMİ personeli hak edişini alıp üç misli çalışırsa işler geçici olarak normale döner ancak asıl çözüm havaalanının büyütülüp yer hizmetlerinin geliştirilmesi. Burada da iş arabuluculuğa soyunacak turizmcilere düşüyor. Nükleer elektrik gecikiyor Elektriğe yüzde 38 zam geldi.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
From the publisher's feed