Cumhuriyet gazetesi

Cumhuriyet gazetesi

By Cumhuriyet gazetesiNews
Download on the App Store

Cumhuriyet gazetesi episodes

  • 25 Temmuz 2024 - Günün Manşetleri - Belediyelere gözdağı verdi

    * AKP grup toplantısında konuşan Erdoğan’ın hedefinde CHP vardı.

    * Depremlerin üzerinden 18 ay geçti, sorunlar çözülemedi, yurttaş isyan etti.

    * Öldürmeyene ceza…

    * Sağlıkta yaşanan aşı krizi büyüyor.

    * Laik Türkiye’nin tapusu: Lozan.

    * Fransa lideri Macron, sol ittifakın başbakan adayını kabul etmedi.

    * Filistinli grupları buluşturan Çin’den şimdi de Rusya-Ukrayna adımı.

    * Türkiye’deki işçi sayısı 16.4 milyonu aşarken sendika üyesi olanlar 2.5 milyonda kaldı.

    * Çiftçiye 93 milyon TL destek.

    * Fırat Edgü’ye veda.

    * Çek heykeltıraşların eserleri Yerebatan’da.

    * ‘İlk 3’ü hayal ediyorum’

    * F.Bahçe Nesyri’ye kavuştu.

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    9 min
  • Acılı anne, eş, kardeş. Bu gücü yenemezsiniz - Mustafa Balbay

    30 Aralık 2022’de cuma namazı çıkışı silahlı saldırı sonucu öldürülen eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş davası kapatıldıkça büyüyor! En son MHP, cinayetle ilgili düşüncelerini söyleyen çoğu gazeteci 154 kişilik bir liste yaptı. Arkadaşımız Barış Terkoğlu’nun gün ışığına çıkardığı listeyi önce davanın görüldüğü 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verip gereğinin yapılmasını istediler. Kabul görmeyince günü geldiğinde hukuk zemininde gereğinin yapılacağı açıkladılar. Baştan sona hukuksuzluk kokan böyle bir listelemeyi hukuki zeminde hesaplaşmak için kullanmak! Listelemenin görünen yüzü 154 kişiye gözdağı! Ancak bize göre asıl gözdağı AKP’ye, Saray’a. 154 kişinin kimlerle, nerede, nasıl, niçin görüştüğünü saptayıp belgelemek sıradan bir iş değil. Erdoğan’a şöyle bir mesaj var: - Devlet gücünü kullanma gücüne sahibim, ona göre!

    Sinan Ateş cinayetine ilişkin soruşturma kendi içinde katman katman yürüyor, duruyor. Olaydan ancak 18 ay sonra iddianame hazırlandı. Dava dosyası kabarık ama iddianame ince! Dosyayı hazırlayanlar genel hatlarıyla üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışmışlar. Bu dosyaya dayanarak iddianame hazırlanırken ise son derece seçici davranılmış. Kimi isimler dosyada var, iddianamede yok. Bu da değişik bir iddianame yazım tekniği. İddianamenin hazırlanış sürecinde Sinan Ateş’e yönelik saldırının yeni videoları ortaya çıktı. Kamuoyunun bilmediği bu görüntülerin böyle bir zamanda medyaya yansıması öyle anlaşılıyor ki bir iç gerilimin sonucu oldu. Gerek kimi isimlerin iddianameden çıkarılması gerekse yeni görüntülerin “ansızın” ortaya çıkması, soruşturmayla ilgili bilinenlerin, bilinmeyenlerden az olduğunu gösteriyor. 26 Haziran’daki Erdoğan-Bahçeli görüşmesinden sonra genel kanı şuydu: Sinan Ateş davası 32. Ağır Ceza Mahkemesi bağlamında bitmiştir! Ne kadar gürültü koparsa kopsun mahkeme planladığı çerçevede işini bitirecekti. Ancak üç kadın planı bozmuş görünüyor: Sinan Ateş’in annesi Saniye Ateş, eşi Ayşe Ateş ve kardeşi Selma Ateş. Üç kadın gözlerini budaktan sakınmadan “Katilleri istiyoruz!” diye haykırdı, haykırmaya devam ediyor. Bu uğurda kiminle görüşmek gerekiyorsa konuşmaktan çekinmediler. Acılı bir anne, acılı bir eş ve acılı bir kardeş ne istediğini bilip bu yolda her şeyi göze almışsa, o gücü yenemezsiniz. Gazetecileri, siyasetçileri, akademisyenleri susturma girişiminiz boşunadır. Böyle bir üçlü o kadar güçlüdür ki milyonları sustursanız, onları susturamazsınız.

    Ne zaman annelerin mücadelesine ilişkin bir haber olsa, aklıma Arjantin’deki Plaza de Mayo (Mayıs Alanı) Anneleri gelir. Arjantin’deki darbe yönetiminden sonra çocuklarının kaybolması üzerine arayışa giren anneler Plaza de Mayo’da bir araya geldiler. Bıkmadan, usanmadan yıllarca mücadele verdiler. Sonuç aldılar. Türkiye’de de tek tek acılı anneler, eşler yitirdiklerinin peşini bırakmadılar. Bunun pek çok örneği var. Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş daha önce yaşanmış acıları da içinde hissederek beklenmeyen bir fitili ateşledi. Acılı anneler, eşler birleştiğinde onların önünde kimse duramaz. Bırakın 154’ü, 154 bin kişilik liste yapsanız bile bu üçlüyü durdurmanız mümkün değildir. Sinan Ateş cinayetinin soruşturması, üzerine örtülen bütün örtüleri yaka yaka devam ediyor!

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • Çin’in barış yapma gücü - Mehmet Ali Güller

    Çin, 14 Filistin örgütünü uzlaştırarak tarihi bir iş yaptı. Daha önce 30 Nisan’da El Fetih ile Hamas’ı bir araya getiren Çin Dışişleri Bakanlığı, bu kez 21-22 Temmuz’da 14 Filistinli örgütün “birlik bildirisi” imzalamasına aracılık etti. İmzalanan Beijing Diyaloğu bildirisi, ABD-İsrail stratejisini bozacağı için kritik önemde. Zira ABD ve İsrail, Filistin’deki ayrılığı, iki parçalılığı, iki yönetimliliği bir avantaj olarak kullanıyordu yıllardır. Ayrıca ABD, İsrail-Filistin meselesini tekeline alarak İsrail lehine bir çözümsüzlük dayatıyordu. İşte Çin’in hamlesi hem meseleyi ABD’nin tekelinden kurtarmanın yolunu açmış oluyor hem de Filistin’de birlik sağlanmasının zeminini oluşturuyor.

    Çin, İran-Suudi barışını sağladı. Bu başarı Çin’in artık küresel düzeyde bir “barış yapma” gücüne ulaştığına işaret ediyor. Ve barış masası kurma gücü, çoğu zaman savaş çıkarma gücünden daha önemlidir. Anımsayalım: Çin bir yıl önce, 10 Mart 2023’te büyük bir sürprizle İran ile Suudi Arabistan’ın barış yapmasına aracılık etmişti. Ortadoğu açısından çok önemli bir adımdı o barış. Çünkü ABD İran-Suudi Arabistan karşıtlığı üzerinden Ortadoğu’da oyun kuruyor, İran karşıtlığı üzerinden İsrailKörfez cephesi kurmaya çalışıyordu. Çin Dışişleri Bakanlığı, CIA Direktörü William Burns’ün ifadesiyle “ABD’yi gafil avlayarak” Tahran-Riyad barışı sağlamış, bu da hızla bölgeye Körfez-İran normalleşmesi getirmişti.

    Ukrayna Dışişleri Bakanı Çin’de. Çin’in etkili bir “barış yapma” gücüne dönüştüğünün bir başka işaretini de Ukrayna cephesinde görüyoruz. ABD, Ukrayna’da “uzun savaş” stratejisi uyguluyor. “Uzun savaş” üzerinden Rusya’yı yıpratmayı, “uzun savaş” üzerinden Avrupalı müttefikleri kendi stratejisine mahkum etmeyi, “uzun savaş” üzerinden askeri endüstride ve enerjide büyük kazançlar elde etmeyi hesaplıyor. Çin ise ABD’nin “uzun savaş” stratejisinin karşısına “yararlı barış” programı koymuş durumda. Çin Dışişleri Bakanlığı, “barış yapma” gücünün etkisiyle Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitri Kuleba’yı misafir etmiş durumda. Kuleba, 24- 26 Temmuz tarihleri arasında yetkililerle barışı görüşecek. İlk gün Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşen Kuleba, Çin’in barışı ve uluslararası düzeni korumak için oynadığı aktif rolü takdir ettiklerini belirterek Çin ile Brezilya’nın “Ortak Anlayışlar” belgesini incelediklerini ve Rusya ile müzakereye hazır olduklarını söyledi. Kuleba, müzakerenin akılcı, somut, adil ve kalıcı barışı amaçlaması gerektiğini belirtti. BRICS’in iki ortağı Çin ve Brezilya, mayıs ayında “Ukrayna Krizinin Siyasi Çözümüne İlişkin Ortak Anlayışlar Belgesi”ni yayınlamıştı. Bu arada Ukrayna’nın “Müzakereye hazırız” mesajı, Moskova’da olumlu karşılandı. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, “Ukrayna’nın müzakere mesajının Rusya’nın yaklaşımıyla uyumlu olduğunu” belirtti .

    Türkiye’nin önündeki fırsa0t. Çin’in hem İsrail-Filistin cephesinde hem de UkraynaRusya cephesinde barış arayan ve tarafları barış için bir araya getiren tutumu, çok kutupluluğun inşasında yeni bir aşamaya işaret ediyor. Dünya, özellikle de Küresel Güney, Çin’in “barış yapma” gücünün avantajlarından önümüzdeki yıllarda çok daha fazla yararlanacak. Biz mi? Çin’in “barış yapma” gücünden, Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nden ve ABD’ye karşı denge oluşturmasından, KKTC başta birkaç alanda yararlanabiliriz. Tabii buna uygun politikalar üretebilirsek.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/⁠

    5 min
  • Bahçeli’nin dilinin altındaki iki isim - Barış Pehlivan

    Herkes CHP’yi öne çıkarıyor ama bence satır arasında daha kritik iki hedef vardı: Recep Tayyip Erdoğan ve Tuğrul Türkeş. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dün yaptığı basın toplantısından bahsediyorum. Önce Erdoğan... Ne dedi Bahçeli, bire bir alıntılayayım: “Yumuşama dayatması altında Türkiye’nin, Türk siyaset ve demokrasi sisteminin ilkelerinden uzaklaşması, gene yumuşama dekoru altında ihanetin ve melanetin aklanma ve temize çıkarma uğraşları stratejik bir tuzak olarak karşımızdadır. Bu tuzağın kurnaz mimarı da dış güdümlü zillet cephesidir. Politikasızlık içinde kıvranan, rotasını kaybeden, istikametinden şaşan CHP yönetiminin yumuşama veya normalleşme çağrıları zemzem diye ikram edilen baldıran zehrinden başka bir şey değildir.” Şimdi... “Yumuşama dayatması” sözünü duyunca ilk hedefin CHP olduğu düşünülebilir. Lakin, partinin lideri Özgür Özel’in “Normalleşmeye ‘yumuşama’ demeyin” vurgusunun olduğu bir yerde, mesaj aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gidiyor. Zira, Erdoğan önce 3 Mayıs’ta sonra da 14 Mayıs’ta şu sözleri kullandı: - “(Özgür Özel’in ziyaretine dair) Bu adımın atılmasıyla siyasetin ülkemizde çok daha yumuşama dönemine girdiğini görüyoruz. Ben de Özgür Bey’e ilk fırsatta böyle bir ziyaretin karşılığını yapacağımı söyledim. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Türk siyasetinin buna ihtiyacı var. Ve ilk fırsatta da bu ziyareti gerçekleştirerek Türkiye’de siyasetin yumuşama sürecini başlatalım istiyorum.” - “(AKP genişletilmiş il başkanları toplantısında) AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın olgun duruşu, 31 Mart sonrasında siyasetin genel havasını da değiştirmiştir. Siyasi atmosferde olan yumuşama ikliminde siyasetçilerin mesajları kadar toplumda siyaset kurumuna yönelik güvenin artmasının da önemli payı vardır. Bu iklimin geçici bir bahar esintisi değil, Türk siyasetinin hâkim karakteri haline gelmesini ümit ediyoruz.” Demem o ki... “Yumuşama”, bizzat Erdoğan’ın kullandığı ve “Geçici olmasın” arzusunda olduğu bir mesele. Lakin Bahçeli, ittifak ortağının aksine “yumuşamayı” tuzak ve baldıran zehri olarak görüyor. Ve gelelim AKP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’e. Önce yine Bahçeli’nin dünkü konuşmasından aktarayım: “Terörist Demirtaş ile ziyaretçi kuyruğuna girenlerin, profili çeşitlenen Sorosçu Kavala’ya siyasi geleceğini bağlayanların ne milliyetçilikten ne de milli onurumuzu muhafaza temininden bahsetmeleri söz konusu değildir.” Şimdi... “Demirtaş ile ziyaretçi kuyruğuna girenler” sözündeki gizli özne sanki CHP olarak düşünülebilir. Kaldı ki Bahçeli’nin konuşmasının bağlamında CHP-DEM Parti ilişkileri üzerinden getirdiği eleştiriler de bu fikre yol açıyor. Lakin mesele o kadar basit değil. Hatırlayın, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türkiye Raportörü Stefan Schennach, haziranda Türkiye’ye geldi. Schennach bu süreçte Demirtaş’ı ve Kavala’yı da cezaevinde ziyaret etti. Gözden kaçtı ama Schennah, bu ziyaretler için Türkiye’nin AKPM heyeti başkanlığını yürüten AKP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’e de teşekkür etti. Bu teşekkürün nedenini, bizzat Türkeş’in Gazete Duvar’dan Can Bursalı’ya yaptığı açıklamada öğrenebildik. Türkeş, “Cezaevi ziyaretleri için gerekli izinleri aldık, görüştürdük” diyerek Demirtaş ve Kavala ziyaretlerine verdiği desteği açıkladı. Yani MHP Lideri Bahçeli’nin, Demirtaş üzerinden yaptığı eleştiri aslında AKP Milletvekili Tuğrul Türkeş’e yönelikti. Ve elbette bitmedi. Yine Bahçeli, “profili çeşitlenen” kişilerin Kavala’ya siyasi geleceğini bağladığını ileri sürdü ve onların milliyetçilikten bahsetmemeleri gerektiğini söyledi. İşte yine Bahçeli, Osman Kavala’nın tutukluluğundaki hukuksuzluklara işaret eden Türkeş’i hedef alıyordu. Öyle ya, bizzat Türkeş daha yakın zamanda şunu söylemişti: “Türkiye’ye ciddi anlamda bir para akışı sağlayamıyoruz Batı’dan. Yatırımcı getiremiyoruz. Yatırımcılar paralarını bir yere yatırmak istiyorlar. Finansları var, kaynakları var. Sen bunları getiremiyorsun. Niye? Uzun yargılama sürelerinden.


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    7 min
  • Kıbrıs ve barış… - Altan Öymen

    Geçen hafta 20 Temmuz günü, Lefkoşa’da, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıldönümü törenleri vardı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, beraberindeki heyetle oradaydı. Heyetinde bugünkü parti yöneticileriyle birlikte, o harekâtla ilgili görevlerde bulunmuş olan eski yöneticiler de vardı. Ben de onlar arasındaydım. 20 Temmuz’daki kutlama törenine cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte Türkiye’deki öteki siyasal partilerin yöneticileri de davetliydi. Özel’in başkanlığındaki biz CHP heyeti, Lefkoşa’ya iki gün öncesinden gittik. Amacımız, “50’nci yıl” törenlerine katılmanın yanında, bugünkü yöneticiler, siyasetçiler ve sivil toplum temsilcileriyle görüşmelere biraz daha vakit ayırmaktı. Bu, beni özel olarak da ilgilendirdi. Çünkü 50 yıl öncesinde Kıbrıs’a “savaş muhabirliği” yapmak dahil, çeşitli vesilelerle birçok kez gidip gelmiştim. O zamanlardan anılarım canlanacaktı. Tabii, Kıbrıs’ta “o zamanlar” denince, akla önce Kıbrıs’ın iki rahmetli liderleri gelir. Dr. Fazıl Küçük ile Rauf Denktaş. Hazırlanan programa göre, önce onların anıt mezarlarını ziyaret edip saygı duruşunda bulunduk. Genel başkanımız Özel anıtlarına CHP’nin çelengini koyup anı defterini imzaladı. Daha sonra da cumhurbaşkanına, siyasal partilerin ve örgütlerin başkanlarına, toplum kuruluşlarına ziyaretlerde bulunduk. Benim, bir mazeretim dolayısıyla katılamadığım iki ziyaret dahil, hepsinin çok yararlı olduğunu biliyorum. 20 Temmuz gününe gelince... O törene Türkiye’den gelen Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de katılmıştı. Geçit töreninin yapıldığı meydan tribününde ve daha sonra Kıbrıs cumhurbaşkanının verdiği yemekte, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile aynı yerdeydiler. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıldönümü töreni o yemekten sonra bitti. Biz, Türkiye’den o törenlere katılanlar da Türkiye’ye döndük. Dün, dönüşümüzden bir gün sonra Devlet Bahçeli’nin televizyonlardan yaptığı bir konuşmayı dinledim. Kıbrıs’taki törene katıldığını, bundan çok memnun olduğunu söylüyor. Ve “20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı’nın ne kadar önemli olduğunu” belirtiyordu. Şöyle diyordu: “Türk milleti tek yürek halinde Kıbrıs davasına inanmakta ve arkasında durmaktadır. Yıldönümünde, soydaşlarımızla birlikte olmaktan şahsım adına büyük bir sevinç duydum. Kıbrıs, sadece üzerinde hayat sürülen bir ada değil, Türk milletinin tarih ve şehitlik, kardeşlik anıtıdır. Tüm dikkatlerin odağı, Kıbrıs’tır. Öteden beri, açık veya gizli hesaplaşmaların ağırlık merkezi Kıbrıs’tır.” Ve Bahçeli, eğer Türkiye, 20 Temmuz 1974’te, uluslararası antlaşmalardaki haklarına dayanarak o müdahaleyi yapmasaydı, başına çok büyük dertler açılacağını anlatıyordu. Diyordu ki: “Girit’te ne yapıldıysa Kıbrıs’ta da aynısı planlanmıştır. Şayet Türkiye’nin 50 yıl önceki müdahalesi olmasaydı, Gazze’de yaşanan dramların aynısı yaşanacaktı.” Bunlar gibi cümlelerle Bahçeli, Türkiye’nin 20 Temmuz müdahalesinin hem Kıbrıs hem Akdeniz için ne kadar gerekli olduğunu vurguluyordu. Bahçeli’nin, Türkiye’deki dünkü konuşması uzundu. Konuları arasında iç politika sorunları da vardı. Sıra onlara gelince, üslubu değişti. Klasik hedeflerine karşı, klasik hücumlarına başladı. Onlardan da birkaç alıntı yapayım: • “Azgınlaşmış tahrikleri dikkatle yakinen takip ediyoruz. Türkiye’nin bölünmesi hususunda kapalı devre işbirliği halinde olan ve siyasi ortaklık kuran CHP ile DEM’in ateşle oynadığı malumlarınızdır.” • “Karamsar tablolar çizenler kötümser telkinlerle vakit geçirenler gerçek manada Türkiye’nin gücünü kavramaktan aciz düşenlerdir. CHP genel başkanının tarihin en ağır ekonomik krizinin yaşandığını iddia etmesi, ülkesine ve milletine itibar etmeyen bir siyasetçinin deli saçmasıdır. Halbuki Türkiye ekonomisi güven verici hamlelerle istikrarlı bir yükseklik kulvarındadır.” • “Bu tuzakların mimarı da dış güdümlü zillet cephesidir. CHP yönetiminin yumuşama ya da normalleşme çağrıları baldıran zehrinden başka bir şey değildir.”


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    7 min
  • 24 Temmuz 2024 - Günün Manşetleri - Vicdanınızla hesaplaşın

    Bahçeli’nin ‘154 ismi dosyaladık’ itirafına, Özel yanıt verdi: Doktora kâbusu Vicdanınızla hesaplaşın.

    Dünya miras listesinde yer alan turizm cennetinde su kaynakları hızla tükeniyor Pamukkale alarm veriyor.

    Talan büyüyor. Seramik şirketinin genişleme ve yeni maden için istediği alan orman, mera ve tarım arazilerinden oluşuyor.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu olarak kabul edilen Lozan Barış Antlaşması’nın 101. yıldönümü.

    Hayvanlarla ilgili ötanazi görüşmelerinde iktidar, muhalefetin konuşma süresini sınırlandırdı.

    YÖK, doktora öğrencilerine asgari ücreti çok gördü, hayalleriyle oynadı.

    Pekin, Filistinli gruplar El Fetih ve Hamas’ı ortak yönetimde buluşturmak istiyor.

    AB’de ‘Şam politikası’ tartışması.

    Prof. Dr. Sinan Alçın: Son çeyrekte güçlü durgunluk yaşanabilir, bu durum fakirleşmeyi ve işsizliği artıracak.

    Yüksek enflasyon ve düşen alım gücü, tüketicileri derinden etkilemeye devam ediyor.

    Bu yıl 81’incisi yapılacak festivalde ‘Altın Aslan’ için yarışacak filmler belli oldu.

    5. Burhaniye Kitap Fuarı başlıyor.

    Milli sporcular, Olimpiyat için Paris’e uğurlandı, hepsinin hedefi tek ‘Hedefimiz altın madalya’.

    Kulüplerin istediği oldu, yabancı futbolcu sayısı 12’den 14’e çıktı. TFF’den yeni kararlar.

    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

    9 min
  • Sahilleri kimler sömürüyor - Murat Ağırel

    Son günlerde sık sık yazıyorum. MUÇEV diye bir kurum var. Sözde amacı çevreyi sahilleri korumak... Adının sonunda belirttikleri V harfi “Vakıfı” simgelese de vakıf ile alakası yok. MUÇEV 4 Nisan 2014 tarihinde, Muğla’ya Hizmet Vakfı ve Türkiye Çevre Koruma Vakfı ortaklığı ile kurulmuş bir şirket. “Ltd” idi 2022 yılında A.Ş. oldu. AKP’nin Çevre Bakanlığının gücüyle kurduğu bir şirkettir ve yöneticileri sadece ve sadece AKP’li eski veya yeni bürokratlar ve siyasilerdir. Şirkette Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten, aynı zamanda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Danışmanı olan Mehmet Akif Küçükdağ’ın görevi sona erdi. Küçükdağ’ın yerine Ankara’da yaşayan, AKP’den 24 ve 26. dönemlerde Şanlıurfa milletvekili seçilen Mahmut Kaçar getirildi. Fethiye örneğinden yola çıkarak, iktidar desteğiyle kurulmuş olan MUÇEV isimli şirketin başta Muğla sahilleri olmak üzere, ülkenin çeşitli yerlerinde halka ait olan birbirinden değerli, plajlara, koylara deyim yerindeyse nasıl “çöktüğünü” anlattım. Ardından üstüne komisyon koyarak, özellikle “Irmağının akışına ölürüm” diye şarkılar söyleyen aslında ceplerine giren para ırmağından bahseden milli ve yerli görünen kişilere bu güzelim yerleri nasıl alt kiralama yaptığını tek tek yazdım. O kişilerin de yine üstüne kar koyup başka işletmecilere bir daha, bir daha alt kiralama yaptıklarını, sonuçta kaybedenin halk olduğunu ve kurulan bu düzene dikkat çekmeye çalıştım. Muğla’da işletilen ve alt kiracıya verilen yerler arasında Fethiye’de Ölüdeniz Kumburnu ve Belcekız plajlarının yanı sıra onlarca cennet yer var. Bazıları geri alınmış, iptal edilmiş olabilir. Ama illa ki buralar rant için “saldırıya” uğramış. Alanya, Demre, Kaş, Kekova hep aynı ihalesiz MUÇEV’e verilmiş. Merkezi Muğla olan şirkete Muğla ve Antalya kıyıları yetmemiş olacak ki; Edirne’nin Keşan ilçesine bağlı Erikli, Yayla, Danişment ve Mecidiye köylerindeki yine kıyılarda bulunan 11 adet alan 10 yıllığına MUÇEV’e kiralanmış. Görünen o ki, Antalya’dan Çanakkale’ye kadar aşamalı olarak, ne kadar gözde turizm kıyısı varsa önce MUÇEV’e, MUÇEV üzerinden de yandaş sermayeye tahsis edilecek. Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Muğla’daki çeşitli ilçe belediyeleri bugüne kadar MUÇEV’e devredilen yerlerle ilgili olarak 30’dan fazla dava açmışlar. Tahsis işlemleri mahkemeler tarafından iptal edilmiş. Bu davalar sonuçlanıncaya kadar 3 yıllık süre geçince, Bakanlık, 2017 - 2020 yılları için bu kez de 2886 sayılı Devlet İhale Yasasının “pazarlık usulüyle ihale” hükümlerine dayanarak herhangi bir duyuru ya da ilana çıkmadan sadece MUÇEV’i çağırarak pazarlık usulüyle kiralama yoluna gitmiş. Yine Muğla’daki çeşitli sivil toplum kuruluşları ya da meslek odaları tarafından, son 10 yıl içinde, “kıyıları işgal ettiği” gerekçesiyle açılan pek çok dava MUÇEV aleyhine sonuçlanmış ve mahkemeler “MUÇEV, yönetmelikte sayılan nitelikte, yani kendisine doğrudan tahsis yapılabilecek bir kurum değildir” kararı vermişler. Ama bugün MUÇEV; pek çok davayı kaybetmiş olmasına rağmen, sahilleri Bakanlık’tan ihalesiz biçimde alıp, kendi istediği insanlara alt kiralama yapmaya devam ediyor. Ankara 14. İdare Mahkemesi, Datça’nın birçok kıyısının 10 yıllığına MUÇEV’e kiralanması ihalesine karşı Datça Belediyesi tarafından açılan davada ihaleyi iptal etti. Danıştay da Çevre Bakanlığı’nın kıyıların kiralanması amacıyla pazarlık usulüyle yaptığı ihalelerin dayanağı olan yönetmeliğin ilgili maddesinin yürütmesini durdurdu. Bu kararın ardından Çevre Bakanlığı artık tek katılımcının MUÇEV olduğu sözde ihalelerle kıyıları kiralayamayacaktı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ısrarla, sahilleri MUÇEV’e tahsis etmeye devam ediyor. Danıştay kararlarına rağmen aynı yönetmelikleri tekrar çıkarıyorlar. İdare Mahkemesi iptal etmesine rağmen sahilleri MUÇEV’e tahsis etmekten vazgeçmiyorlar.


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min
  • Türkiye'nin tapusu: Lozan - Emre Kongar

    Yarın 24 Temmuz: Kanla ve gözyaşı ile kazanılan bir İstiklal Savaşı’nın sonucunda Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin Bağımsızlık Tapusu’nun, emperyalist camiaya boyun eğdirilerek onaylatılmasının yıldönümü! Emperyalist uşakları Lozan’ı sevmezler. Bağımsızlık karşıtları Lozan’ı sevmezler. Cumhuriyet karşıtları Lozan’ı sevmezler. Laiklik karşıtları Lozan’ı sevmezler. Atatürk karşıtları Lozan’ı sevmezler. Halifeciler, hilafetçiler Lozan’ı sevmezler. Lozan, Batı Emperyalizminin “Doğu Sorunu” dediği, Osmanlı’nın paylaşılması sorununu, Sevr ile birlikte, çöpe atmıştır. Lozan, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan antlaşmalardan günümüze kadar başarıyla gelen tek antlaşmadır. Çünkü Lozan, Batı’nın “Hasta adam” dediği Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine kurulan, Yeni Türkiye’nin Uluslararası Camia’daki Tapu Senedi’dir!

    Lozan karşıtlarının öne sürdükleri pek çok yalan yanlış iddianın en başında gelenlerinden biri, İstiklal Savaşı’nın Emperyalizme karşı bir savaş olmadığı, basit bir Türk-Yunan Savaşı olduğudur. Ünlü romancımız Kemal Tahir’in de desteklediği bu tez, tümüyle yanlıştır: Çünkü İstiklal Savaşı hem Emperyalistlere hem de onların şu uzantılarına karşı yapılmıştır:

    1) Birleşik Krallık (İngiltere).

    2) Fransa.

    3) İtalya. (Bunların jandarmaları, askeri birlikleri, karakollar halinde, bütün Anadolu’ya yerleşmişlerdir.)

    4) Batıdan taze kuvvetle saldıran Yunanistan. (Seferberlik ilanı ile oluşturduğu taze birliklerle.)

    5) Doğudan taze kuvvetle saldıran Ermenistan. (ABD dahil, Batı ülkelerinin desteğiyle.)

    6) Kuvayı Milliye’ye karşı kurulan, “Hilafet Ordusu” da denen, Padişah ordusu, Kuvayı İnzibatiye. (İngiltere Hilafet Ordusu’nun erlerine 30, teğmenlerine 60 ve alay komutanlarına 150 lira maaş bağladı. Silah, araç ve gereçlerini temin etti. Kuvayı İnzibatiye 1920 yılı Nisan ve Mayıs aylarında -Meclis açıldığı sırada- İzmit bölgesine yerleşti. İngiliz birlikleri de Hilafet Ordusu’nun arkasında konuşlandı. İzmit limanına gelen İngiliz savaş gemileri de mevzileri top ateşine tutacak bir biçimde demirledi. Sonunda asi Anzavur tarafından da desteklenen Hilafet Ordusu, Ali Fuat Paşa komutasındaki birliklerin zaferi ile yenildi ve kaldırıldı.)

    7) Dürrizade’nin fetvasını imzalayan Vahdettin’in ölüm fermanı üzerine Mustafa Kemal’e karşı ayaklanan Halifeci asiler, aşiretler, tarikatlar. Özetle İstiklal Savaşı, Emperyalizmle ve onların hem dış hem de iç uzantılarıyla yapılan bir savaştı.

    Lozan’ı küçümseyen ve İstiklal Savaşı’nı basit bir Türk-Yunan Savaşı sayanlara tek bir sorum var: İstiklal Savaşı basit bir TürkYunan Savaşı idiyse Lozan’da Türkiye’nin karşısından neden şu 7+1= 8 ülke yer almıştı? İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Krallığı, Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı (Yugoslavya) ile Antlaşmayı imzalamayan ama gözlemci olarak katılan ABD’nin ne işleri vardı Lozan’da? Lozan hakkında çok kitap vardır: Bu konudaki son önemli kitap Alev Coşkun tarafından yazılan 1922-1923, Diplomat İnönü, LOZAN, adlı çalışmadır.

    Emperyalizm ile iç ve dış uzantıları, İsmet İnönü’nün şu anısını hep uygulamak istediler ve bir ölçüde başardılar da: İ. İNÖNÜ: “İngiliz delegesi Lord Curzon ‘Lozan Muahedesi’nden memnun ayrılmıyoruz, hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Harap bir memleket alıyorsunuz. Bunu imar etmeyecek misiniz, neyle, nasıl yapacaksınız? Para bir bunda var (Amerikan delegesini işaret etti) bir bende var. Geleceksiniz para isteyeceksiniz, diz çökeceksiniz, reddettiklerinizin hepsini cebimden çıkarıp size göstereceğim’ dedi. Bunu hiçbir zaman unutmam.”

    KAHROLSUN SEVR, YAŞASIN LOZAN!


    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    5 min
  • 23 Temmuz 2024 - Günün Manşetleri - Dertleri halk değil yandaş

    * Toplu sözleşme ikramiyesinden yararlanabilmek için yüzde 1 ve yüzde 2 barajlarını aşan sendikalara üye olma şartının yeniden Meclis’e gelmesine tepkiler sürüyor.

     

    * CHP Aile ve Sosyal Hizmetlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka, siyasetteki normalleşme süreci kapsamında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile Meclis’te bir araya geldi.


    * AKP’li milletvekillerinin imzasını taşıyan ve sokak hayvanlarının “ötanazi” adı altında katledilmesini öngören Hayvanları Koruma Yasası’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa Teklifi komisyonda görüşüldü.


    * Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, MHP’nin 154 gazeteci, siyasetçi, akademisyenden şikayetçi olmasına tepki gösterdi.


    * Rekor sıcaklıklar nedeniyle yurttaşlar, deniz, göl, gölet, baraj, akarsu ve sulama kanallarında serinlemeye çalışırken boğulma vakalarında artış yaşanıyor.


    * Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü Hava Tahmin Uzmanı Mehmet Özdemirci, yurtta mevsim normalleri üzerindeki sıcaklıkların yarından itibaren azalacağını söyledi.


    * İsrail, dün Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’un doğu kesimleri için yayımladığı tahliye emrinden kısa bir süre sonra bölgeyi hedef aldı.


    * Suriye’nin doğusunda ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçlerinin, Fırat Nehri boyunca, bel kemiği terör örgütü PKK/YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri kontrolündeki bölgelerde, Deyrizor’un doğu kırsalındaki bazı köylerde gözetleme kuleleri inşa etmeye başladığı bildirildi.


    * Merkez Bankası’nın reel ve finansal sektör temsilcileri arasında yaptığı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin güncel sonuçları, bu kesimin bazı temel ekonomik veriler açısında düşük düzeyde de olsa umutlandığını gösterdi.


    * Hazine ve Maliye Bakanlığı, ‘merkezi yönetim borç stoku’nun 30 Haziran 2024 itibarıyla 7 trilyon 884 milyar lirayı aştığını duyurdu.


    * Çağdaş Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından Ferit Edgü, 88 yaşında yaşamını yitirdi.


    * 35. Uluslararası Şile Bezi Kültür ve Sanat Festivali için geri sayım başladı.

     

    * Fenerbahçe, yeni teknik direktörü Jose Mourinho yönetimindeki ilk resmi sınavına bugün çıkıyor.


    * Beşiktaş, Fatih Karagümrük’ten Can Keleş’i kadrosuna kattı.


    * Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.


    10 min
  • Verimli topraklara, doğaya ihanet - Mine Esen

    Ortalık rant, talan haberlerinden geçilmiyor. Çevre kıyımları hepimizin geleceğini tehdit eden bir kartopu etkisine dönüşüyor. Uzmanlar, yaşamçevre savunucuları uyardıkça uyarıyor ancak ne yazık ki kulak asan pek yok. Bir zamanların tarım, orman ülkesinde bugün yaşadıklarımıza alışmak mümkün değil. Elbette sanayileşme, gelişen teknoloji, iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan kuraklık gibi sorunlar yeni dönemin gerçeği. Ama bilimsel tüm verilere sahipken var olanı koruyamamak neyin mantığı, işte sorun orada... Ormanlarda tahribat, tarım arazilerini madenciliğe ve enerji santrallarına açma haberleri ne yazık ki gündemden eksik olmuyor. Son olarak sekiz ilde toplam 2 bin 854 kilometrekarelik bir alanın orman statüsünden çıkarıldığı haberi dikkat çekti. Şeyda Öztürk imzalı haberimizde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Balıkesir ve İzmir sınırları içinde kalan bölgeye rüzgâr enerji santralı kurma izni verdiği belirtildi. Proje sahibi şirketin tarım, mera ve orman arazilerine 10 türbin kuracağı aktarılırken bölgenin endemik bitki türlerine de ev sahipliği yaptığı aktarıldı. Elazığ’da ise tarım ve orman alanına güneş enerji santralı kurulması için ilgili bakanlığa başvuru yapıldığı belirtildi. Manisa’nın Kula ilçesinde de jeotermal kaynak arama projesi tartışma yarattı. Proje bölgesinin UNESCO’nun “Dünya Mirası Listesi”ndeki jeopark yakınlarında olduğunu belirten çevreciler tepkili.

    Aşırı sıcaklarla birlikte, can kayıplarına da yol açan orman yangınları ülkemizin pek çok bölgesinde etkisini sürdürüyor. İktidarın yangınla mücadele konusunu özel sektörün eline bıraktığına yönelik eleştiriler devam ederken geçen hafta Yusuf Körükmez imzalı haberimizde İzmir’in Bergama ilçesinde çıkan yangının 24 saatte söndürülebildiği belirtildi. Tarım Orman İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş’un iddiası ise gündemi sarstı. Durmuş’a göre ihaleyi alan şirket, kiraladığı helikopterlerin yakıt parası ve pilotların ücretlerini ödemediği için ekip iki haftadır görev yapamadı. Çevre denince son döneme damga vuran direnişin sembolü Akbelen Ormanlarının korunması için sürdürülen çadır nöbetlerinin ise önceki gün üçüncü yıldönümüydü. Muğla İkizköy’de termik santral uğruna ağaçların kesilmemesi için başlatılan mücadele çerçevesinde yöre halkı, yaşam savunucuları düzenledikleri eylemde “Eğiliriz, kırılırız, düşeriz ama toprağımızdan bir karış vermeyiz” diye haykırdı.

    Ballı “çifte maaş”lar, tekel haline gelen şirketler, garanti ödemeli ihaleler, yeni vergi paketinde “adaletin” nerede olacağına yönelik tartışmalar sürerken çarşı pazar yine bildiğimiz gibi el yakıyor. Ekonomi servisimizin dün attığı başlık durumu özetler gibiydi; “Haller halsiz kaldı”. Şehriban Kıraç imzalı haberde sağlıklı beslenmenin vazgeçilmez gıdalarından sebze ve meyve etiketlerindeki rakamların katlanarak arttığı kaydedildi. Habere göre, İstanbul halinde son bir yılda armudun fiyatı yüzde 525, limonun yüzde 289, fasulyenin ise yüzde 260 yükseldi. Bunda elektrik ve suya gelen zamların da etkisi olduğuna işaret edildi. Ancak tarım arazilerini ranta, yanlış enerji yatırımlarına açıp üreticiyi küstürme politikasıyla bu oranların daha da artacağı sır olmasa gerek. Geçiş garantili yolları, köprüleri, hastaneleri işleten şirketlere getirilecek verginin de ne olacağı sorusu epeydir akıllardaydı. Devede kulak olduğu ortaya çıktı. Mustafa Çakır imzalı haberimize göre milyarlarca lira garanti ödemesi yapılan şirketlerden alınacak ek verginin 557 milyon lira olması bekleniyor. Tabii geçen haftanın gündemine değinirken en düşük emekli aylığının 10 bin TL’den 12 bin 500 TL’ye çıkarıldığını da es geçmeyelim. Muhalefet “Emekliye ihanettir” tepkisini gösterirken uzmanlar bunun emekliler arasında yeni bir adaletsizlik yarattığına değindi.

    * Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠https://www.cumhuriyet.com.tr/

    6 min

About Cumhuriyet gazetesi

From the publisher's feed

Cumhuriyet'in 100. yaşında yapay zeka desteğiyle seslendirilen podcast yayınlarımızı her gün siz değerli okuyucularımız ile buluşturuyoruz.