
Sign up to save your podcasts
Or


Hayatı değiştiren şey, bir günde yaptıklarımız değil de her gün yaptığımız sıradan eylemlerin sonucudur.
Hiçbiri için özel yetenek, büyük dışsal kaynaklara ihtiyacınız yok.
Farkı yaratan, bu basit etkilerin üst üste binmesi :)
Manifest son yılların en popüler ama en yanlış anlaşılan kavramlarından biri.
'Düşündüklerini çekersin' sloganının ötesinde neler var?
Bu özel bölümde, bir dinleyicimizin isteğiyle manifestin derinliklerine dalıyoruz.
Öfke, hüzün, hayal kırıklığı…
Bu duyguları hissetmemek için çırpınıyoruz ama kaçtıkça peşimizden geliyorlar.
Bastırdığımız her duygu, bedenimizde ve zihnimizde yer ediyor. Peki ya onlardan kaçmak yerine, sadece deneyimlesek?
Bu bölümde, "olumsuz" diye etiketlediğimiz duyguların aslında bize ne söylediğini ve onlarla nasıl barışabileceğimizi konuşuyoruz.
Tüm mutluluğumuzu bir işe, bir ilişkiye ya da tek bir hedefe bağladığımızda ne olur?
Kaybettiğimizde geriye ne kalır?
Bu bölümde, anlam arayışını çeşitlendirmenin neden hayati önem taşıdığını ve dengeli bir yaşamın ipuçlarını konuşuyoruz.
Annelerimiz bize pek çok şey öğretti - sevgiyi, fedakarlığı, dayanıklılığı...
Ama bazı öğretiler, zamanla bizi kısıtlayan şemalara dönüştü. Bu bölümde, özellikle 'kendini feda etme' şeması üzerinden, nesilden nesile aktarılan inançları mercek altına alıyoruz.
Tüm şemaları terk etmeli miyiz? Hangilerini dönüştürmeli, hangilerini yeniden yorumlamalıyız? Annelerimize olan sevgi ve saygımızı korurken, kendi yolumuzu nasıl çizebiliriz?
Bu bölüm, bir saygı duruşu - annelerimizin yaşadıklarını anlayarak, kendi özgürlüğümüzü inşa etmeye dair samimi bir sohbet.
Kendinize en son ne zaman sadece var olarak, hiçbir şey yapmadan zaman ayırdınız?
Sürekli "verimli olma" baskısı altında ezilirken, dinlenme hakkımızı kaybettik. Bu bölümde gerçekten tembel mi olduğumuzu, yoksa tükenmişliğin faturasını mı ödediğimizi konuşuyoruz.
Beyninizin "boşta" dururken aslında neler yaptığını, Default Mode Network'ün yaratıcılık ve öz-farkındalıktaki rolünü keşfediyoruz. Neden dinlenmek için kendimizi "hak etmiş" hissetmek zorunda kalıyoruz?
FOMO ve sürekli üretkenlik baskısı bizi nasıl tüketiyor?
Kendimize izin vermeyi, "yeterince çalışmıyorum" suçluluğundan kurtulmayı ve beynimizin ihtiyaç duyduğu boşluğu yaratmayı konuşuyoruz.
Değeriniz yaptıklarınızla ölçülmez. Bazen en değerli şey, hiçbir şey yapmamaktır.
Bir şeye başlamak zor geliyorsa, onu zihninde büyütüyorsundur.
O dev proje aslında bir ilk adım. O karmaşık fikir aslında bir basit deneme. O "mükemmel olmalı" dediğin şey aslında "yapılmalı" olan bir şey.
Başlamak için küçült. O kadar küçült ki, başlamamak için bahane kalamasın.
Ama üretmek başka bir şey. Üretmek netlik ister. "Bir şeyler yapacağım" değil, "bugün şunu yapacağım" ister. Belirsizlik eylemi öldürür. Netlik eylem doğurur.
Ve devam etmek? O da başka. Devam etmek, her gün yeniden başlamaktır. Küçült, netleştir, yap. Sonra yarın yine.
Büyük işler böyle yapılır: küçük küçük, net net, günden güne.
Beynimiz hayatta kalmaya programlı, güzellikleri görmeye değil. Her şey kötü giderken bile, dikkat edersen iyi giden bir şey mutlaka vardır. Bu bölümde, bilinçli olarak dikkati bu küçük iyiliklere yöneltmenin hayatı nasıl daha yaşanılır kıldığını kendi yaşantılarımızdan örneklerle konuşuyoruz.
Kendini sevmek zorunda mısın gerçekten? Biz bu bölümde “kendini sevmek” baskısını değil, kendini kabul etmenin, olduğu haliyle memnun olmanın gerçek halini konuştuk. Her zaman sevmesek de, kendimizle barış içinde olmanın yollarını aradık.
Yıllar önce bir hocamız "Yaşamın sonunda, eğer hayatımız bir ip yumağıysa (yaşanmışlıklarla dolu) darmadağın bir yumak görmek isterim." demişti.
O söz, ikimizin de hayat felsefesi oldu. Deneyimlerle dolu, karmaşık ama zengin bir yaşam. Düzenli değil, yaşanmış.
Burası, o darmadağın yumağın hikayelerinin anlatıldığı yer.
İkimizin, sizlerin, yaşanmışlıkların buluşma noktası.
Çünkü hayat düzenli bir yumak olmak için çok kısa.
From the publisher's feed