
Sign up to save your podcasts
Or


Sinema tarihine baktığımız vakit, özellikle son 30 yılda sayısız distopya filmi görüyoruz. İnsanlığın yok olduğu, bir sürü felaketin gerçekleştiği, robotların dünyaya ele geçirdiği, hatta uzaylıların istilasını konu alan; hep insanın canını sıkan, gelecekte sürekli ıstırap çekileceğini gösteren filmler.
Distopyaya büyük bir ilgi var ki, film sektörü de ticari kaygılar doğrultusunda distopik filmler çekiyor. Yani izleyicinin bu tarz filmlere büyük bir ilgisi ve talebi var.
İşte bu bölüm cevabını aramaya çalışacağımız soru tam olarak şu:
Neden distopik filmlere bu kadar ilgi duyuyoruz?
Neden sinemada güzel, mutlu şeyler izlemek yerine acıyı, korkuyu, felaketi görmek bizi bu kadar cezbediyor?
Bölüm isketeli şu şekilde olacak: Önce Ütopya ve Distopya fenomenine bakacağız. Sonra Sinema tarihindeki distopya filmlerine değineceğiz ve en son az önce sorduğumuz sorular için çıkarımlar yapacağız.
Bölüm Kapağı: Blade Runner 2049 artwork - Matt Ferguson
06:00’daki müzik: J.S. Bach St. Matthew Passion, BWV 244 Part Two - No.47 Erbarme dich, mein Gott
11:47’deki müzik: Bach -14 Ouverture Nº 2 En Si Mineur, BWV 1067 , Badinerie
24:00’teki müzik: Tchaikovsky Six Pieces, Op. 51, TH 143 - 6. Valse Sentimentale - Daniel Lozakovich
İki bölümden oluşan Kültür Evrimi Serisi’nin ikinci bölümünde; kültür evrimini sosyolojik, felsefik ve simgesel perspektiften inceleyerek belli çıkarımlar yapmaya çalışıyorum.
Bu bölümde varmak istediğim nokta, bireyin kültür evrimine katkısı nedir sorusunu sentezlemek.
O zaman şu soruyu sorarak bölüme başlayabiliriz:
Birey olarak kültür evriminin neresindeyiz?
Bölüm Kapağı: Jean Baptiste Simeon Chardin - Monkey Artist
07:50’deki müzik: That's All - Bill Evans
20:25’teki müzik: How Deep Is the Ocean - John Coltrane
29:05’teki müzik: The Shadow of Your Smile - Eddie Harris
İki bölümden oluşan Kültür Evrimi Serisi’nin bu ilk bölümünde, kültür evriminin biyolojik evrimle olan ilişkisini inceleyerek belli çıkarımlar yapmaya çalışıyorum.
Davranışlarımız, konuştuğumuz dil, inançlarımız, ideolojilerimiz, teknoloji, moda, sanat ve daha aklınıza ne gelirse, hepsi kültürün ve kültür evriminin bir parçası.
Kendi ellerimizle yarattığımız kültür, birçok faktörden beslenerek hem bizim hem de çevremizdeki canlıların biyolojik evrimine kadar müdahale ediyor.
Peki kültür evrimi kalıtsal ve biyolojik faktörlerle nasıl bir ilişki içerisinde?
Bölüm Kapağı: Space Monkey Art
09:14’teki müzik: Sereste – Rosenberg Trio
13:54’teki müzik: Bossa Dorado - Rosenberg Trio
19:25’teki müzik: Autumn Leaves – Chet Baker
Günümüz toplumları nezaketi ya da kibarlığı bir zayıflık, güçsüzlük ibaresi olarak algılıyor. Hatta kabalığın, nezaketsizliğin kutsandığı, takdir edildiği bir dönemden geçiyoruz.
Siyasette, iş yerlerinde, kamuda, ailede; yani makro ölçekten mikroya kadar kötü söz, kabalık bu anlamda aklınıza ne gelirse mevcut.
Böylesi bir ortamda kibar olmak, nazik olmak ne yazık ki kişisel bir seçim haline geldi.
Peki nezaket fenomeni tam olarak nedir?
Bilimsel teoriler nezaketi bilişsel olarka nasıl ele alıyor?
İnsanlar niye nezaket yerine kabalığı seçiyor?
Dilim döndüğünce bu soruların cevaplarını arıyorum.
Bölüm Kapağı: The Surrender of Breda - Diego Velázquez (1635)
09:30’daki müzik: Anna - Gary Alesbrook
19:52’deki müzik: Living for the Love - Trio from Rio
Martin Luther King’in dediği gibi:
“Şiddet sadece geçici zaferler kazandırır; sosyal sorunları çözmekten çok onları arttırır, asla kalıcı barışı getirmez.”
Fakat insan şiddet dolu bir dünyanın ürünü. Genetiğimize işlemiş şiddet, ellerimizle yarattığımız toplumsal yapı, ahlak ve inanç düzleminde doğadakinden çok daha farklı bir forma evrildi. Çeşitlendi ve kitlesel bir sapkınlığa döndü.
Bu bölümde şiddetin karanlık derinliklerine iniyoruz.
Bölüm Kapağı: Revolt in Cairo - Anne-Louis Girodet (October 21, 1798)
08:43’teki müzik: Max Richter - On the Nature of Daylight
20:07’deki müzik: Dvorák - Serenade for Strings in E Major, Op. 22, B. 52 II. Tempo di valse
29:05’Teki müzik: Carmina Bruna – O Fortuna
Schopenhauer, varoluşumuzdaki tek gerçekliğin çektiğimiz ıstıraplar olduğunu söyler. Hatta ıstırap faktörünü yok ettiğimiz vakit, varoluşumuz dünyadaki en gereksiz ve uygunsuz şeydir.
Schopenhauer’in böyle düşünmesinin belli nedenleri var tabi. Kendisi, nereye baksak, acı, yoksulluk, hırs, öfke, doyumsuzluk ve daha birçok olumsuzlukla karşılaştığımız söylüyor. Sorduğu temel soru da şu aslında:
Istırapla bezenmiş bir hayata kim gelmek ister ki?
Bu bölümü Schopenhauer’in kötümserliği üzerine inşa edip Thomas Hobbes, John Locke ve Rousseaue gibi düşünürlerin de katkısıyla bir takım çıkarımlar yapmaya çalışacağım.
Bölüm Kapağı: La Zattera della Medusa - Théodore Géricault (1818)
08:35’teki müzik: Bolero - Julian Arcas
11:40’taki müzik: Ryan Taubert - Becoming Human
Yapay zeka, bir insan gibi dizi ya da film senaryosu yazabilir mi?
Büyük veri ve yapay zeka, Netflix gibi streaming platformları tarafından nasıl kullanılıyor?
Bu bölümde, özellikle bu iki sorunun cevabını arıyoruz.
05:55’teki müzik: Sibelius 13 Pieces for Piano, Op.76 - 2. Etude
12:44’teki müzik: Max Richter - Written On The Sky
21:40’taki müzik: Antonio Vivaldi - Storm
İnsan en olumsuz durumlara adapte olabiliyor. En yakını ölse bile bir şekilde hayata tutunmayı beceriyor.
Hatta pandemi sürecinin normalleşme safhasında sanki salgın hiç yaşanmamış gibi bir anda normal yaşantısına dönebiliyor.
Peki, olumlu ya da olumsuz olaylar bu kadar hızlı nasıl kanıksıyoruz?
Hedonik Adaptasyon Teorisi bu sorunun cevabını arıyor.
Bölüm Kapağı: Gerrit van Honthorst - Happy Violinist with a Glass of Wine (c. 1624)
05:42’deki müzik: Haendel – Sarabande
19:10’daki müzik: Chopin - Nocturne E Flat Major Op.9 No.2
Korona Virüs’ün pandemiye dönüşmesiyle tıbbi maskeler de hayatımızın zorunlu bir parçası haline geldi.
Peki tıbbi maskeler diğer pandemilerde de kullanılmış mıydı?
Bu bölümde kısa bir yolculuğa çıkıp tarihte maskenin (özellikle tıbbi maskenin) yerine bakıyoruz.
Bir yandan da bazı insanların niye ısrarla maske takmak istemediklerini incelemeye çalışıyoruz.
Bunları incelerken pandemi tarihine de göz atıyoruz tabi.
Kapak resmi: Paul Fuerst – Der Doctor Schnabel von Roma (The Plague Doctor 1656)
11:12’deki müzik: Dvorák - Serenade for Strings in E Major, Op. 22, B. 52 II. Tempo di valse
17:36 ve 19:21’deki müzik: Joep Beving - Sleeping Lotus
Marka, çalışan ve yönetici tarafında bir metadan öte, hükmeden, kontrol eden hatta yöneten ilahi bir güce dönüşmüş durumda.
Bu bölümde markalaşmanın (ya da şirketleşmenin) tüketici tarafına değil, çalışan tarafına bakacağız.
Yönettiğimizi düşündüğümüz şirketler ya da büyük markaları cidden biz mi yönetiyoruz?
Yoksa ellerimizle yarattığımız markalar bizleri mi yönetiyor?
Dizi repliği: Madmen
16:33'teki müzik: Vivaldi - Four Seasons (Winter)
From the publisher's feed

50 Listeners

18 Listeners