
Sign up to save your podcasts
Or


Kadın Viking savaşçılar gerçekten var mıydı? Dizi ve filmlerdeki gibi erkekleri peşlerinden sürükleyip savaş meydanlarında korku salıyorlar mıydı?
Çoğumuz Vikings dizisinin Lagertha’sı ya da The Last Kingdom’un Brida’sı gibi Viking kadınlarının savaş meydanlarında cenkleştiğini hayal ediyoruz.
Fakat tarihi gerçekler popüler kültürün bize sunduklarıyla örtüşüyor mu?
Bu konu üzerinde son dönem bilimsel çalışmalar çok etkileyici ve şaşırtıcı nitelikte.
Konunun çözümlemesini aşağıdaki sırayla yapıyorum:
- Viking kadınlarının gündelik hayattaki rolleri
- Paganların dini ritüellerinde kadın figürü
- Tarihi kaynaklar
- Arkeolojik bulgular
Kapak resmi: Valkyrian - Peter Nicolai Arbo (1869)
05:40’taki müzik: Fólkvangr - Nordic Viking Music
10:50’deki müzik: Danheim - Berserkir
790’lardan 1066’ya kadar Avrupa’ya sayısız akın düzenlemiş ve dünyanın birçok ülkesine gitmeyi başarmış enteresan bir medeniyet Vikingler.
Özellikle son zamanlarda popüler olan Viking dizileriyle tarihleri hiç olmadığı kadar gündeme gelmiş durumda.
Film ve dizi endüstrisi özgüvenli, savaşçı, bir o kadar da özgür Viking kadınlarını ekranlara yansıtıyor.
Peki, Viking kadınları Ortaçağ’ın kanlı geçmişinde gerçekten dizilerdeki kadar özgür müydü?
Kapak Resmi: Fritz Beinke – Viking Queen
Aradaki müzik: Jonna Jinton – The Frozen Call (Ancient Nordic Chant)
Moka Pot, 1933 yılından beri espressonun büyüleyici tadını evimize taşımaya devam ediyor.
Çoğumuzun uzun zamandır mutfağının bir köşesinde duran ama belki de hiç kullanmaya yeltenmediği bu cihaz, özellikle 1950’den sonra kahve alışkanlıklarını da küresel çapta değiştiriverdi.
Yüksek basınçlı bir espresso makinasının kıvamını yakalayamasak da, kendi mutfağımızda pratik yolla elde edebileceğimiz bir kahve deneyimi sunuyor moka pot.
Bu bölümde, espresso hakkında çok kısa konuştuktan sonra “moka potu” kimin, nasıl icat ettiğini ve kahve dünyasında nasıl önemli bir yer edindiğini anlatıyorum.
Bölüm kapak resmi --> Gambero Rosso firmasına ait.
Spotify, Apple Music, Deezer ve daha birçok farklı “streaming” platformunun pazarı domine etmesi ile müzik dinleme alışkanlıklarımız son yıllarda hiç olmadığı kadar değişti.
Dinleyicilerin alışkanlıklarındaki değişiklik, haliyle tüm müzik endüstrisinin de farklı bir yaklaşımla yola devam etmesine ve kendilerini “streaming” teknolojisine adapte etmelerini zorunlu kıldı.
1877 yılında fonograf ile başlayan müzik yolculuğu sırasıyla plak, kaset ve CD ile devam edip 2020 yılına geldiğimizde saf bir dijitalleşme sürecine girdi.
Bu bölümde, müzik endüstrisindeki dijitalleşme ve bu dijitalleşmenin yarattığı bazı iş modelleri üzerinde duracağım.
Tüm dünyayı etkisi altına alan bir virüs bile, yaşanılan hastalık ve ölümlere rağmen insanoğlunun açgözlülüğüne engel olamıyor.
Bu bölümde insanın benliğine işlemiş böylesi bir özelliği, Svetlana Krivtsova’nın açgözlülük fenomenini gözlemlemek ve analiz etmek için 5 ile 7 yaş aralığındaki çocukların üzerinde yaptığı sosyo-psikolojik deney üzerinden tartışıyorum.
Soldaki resim: Campion Lady (ressam bilinmiyor)
Sağdaki resim: Woman Begging with Two Children (ressam bilinmiyor; yıl 1600)
Koronavirüs, son zamanlarda hemen hemen herkesi, günümüz toplumunu ve üzerine inşa ettiğimiz sistemi sorgular duruma getirdi. Bu süreçte sınıfsal ayrılıkların ve eşitsizliklerin daha bir gözle görülür hale gelmesi, uzun zamandır içinde yaşadığımız bu sistem karşısında bizleri oldukça mutsuz ve stresli yaptı.
Fakat unuttuğumuz bir şey var: Bu noktaya gelişimizdeki süreç, 11 bin yıl önce tarım devrimini gerçekleştirmemizle başladı.
Şu anki toplum yapısını John Calhoun'un meşhur deneyi 25. Evren (Universe 25) üzerinden değerlendirmeye çalıştım.
Sormamız gereken soru sanırım şu olmalı:
“İnsanlar tarım devrimini yapmadan 11 bin yıl önce avcı ve toplayıcı olarak yaşarken daha mı mutlulardı?”
Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un köy enstitülerini kurduktan sonra ortak bir hayali vardı: 1960 yılına kadar Anadolu’daki ilköğretim yetersizliğini bu coğrafyadan sonsuza dek silmek.
Fakat ne yazık ki; siyasi ve kişisel çıkarlar, olan bitene göz yumanlar ve feodal düzenin takipçileri, iki büyük eğitimcinin ortak hayali gerçekleşmeden köy enstitülerini bu coğrafyadan sonsuza dek sildi.
Enstitüler serisinin bu son bölümünde köy enstitülerinin kapatılışına giden süreci inceledim.
Enstitüleri başarıya götüren, tasarlanan kuramın gerçek hayata da bire bir uygulanabilmesi aslında.
Öğrencinin, o dönemin zor koşullarına rağmen ders konularını ezberleyerek değil uygulayarak öğrenebileceği ve bir birey olmanın gerekliliklerini demokratik bir ortam tartışarak edinebileceği bir yapının sağlanması ile evrensel eğitimin zirve yaptığı noktadır köy enstitüleri.
Feodal düzene bir başkaldırının yanında toplumu takip eden değil, toplumu bilime ve ilime yönlendiren bir felsefenin de kurumsallaşmış halidir; bunu da Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un tasarladığı eşsiz müfredata borçludur
Enstitü kurucuları Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç, enstitüleri standart bir eğitimi amaçlayan devlet kurumunun çok ötesinde bir vizyonla kurdu.
Bir çok "eğitim kuramının" harmanlanarak nihai amacın özgür ve demokratik bireyler yetiştirmek olduğu bu önemli eğitim atılımı, günümüz eğitim sisteminin çok ötesinde olduğu aşikar.
Köy enstitülerini bilmek için arka planda tasarlanan felsefeyi de anlamak gerek.
Bir eğitim atılımından çok daha ötesidir Köy Enstitüleri. Temelinde, bireyin hayata dair her şeyi sorgulaması ve kendini geliştirmesini sağlayacak vizyonu kazanmasını amaçlayan bir alt yapı kuruludur. Belki de bu coğrafyada yeşermiş en güzel ve saf oluşumdur.
Köy Enstitü serisinin bu ilk bölümünde; enstitülerin kuruluşuna giden yolda yapılan atılımları, eğitimin 1923 yılına kadarki durumunu ve imkansızlıkların kuşattığı bir coğrafyada imkansızı başarmak için enstitülerin açıldığı 1940 yılına kadar nelerin yaşandığını tartışacağız.
From the publisher's feed

50 Listeners

18 Listeners