
Sign up to save your podcasts
Or


Küresel ısınma ve iklim değişiklikleri etkisini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Türümüzün doğaya verdiği korkunç tahribatın sonuçları da hem bizim için hem de bu dünyayı paylaştığımız diğer canlılar için çok tehlikeli bir boyuta ulaştı. Bunun sonucunda da herkesi ilgilendiren büyük bir iklim felaketinin eşiğindeyiz aslında.
Bu yüzden yenilenebilir enerji konusu daha da önemli bir hale gelmiş durumda. Hatta bir gereklilik haline geldi dememiz yanlış olmaz.
Bu bölümde Avukat Erdem Başgül ile yenilenebilir enerjiyi hukuki perspektiften ele alacağız. Kendisi birçok yenilenebilir enerji projesinde yer almış deneyimli bir avukat.
Tabi küresel ısınma ve yenilenebilir enerji konuları çok geniş, bir yanda da çok teknik bir içeriğe sahip. O yüzden sohbetimizi Erdem’in hukuki eksendeki bilgileri üzerinden şekillendireceğiz. Yenilenebilir enerji hakkında bazı genel konulara bakacağız ve çıkarımlar yapmaya çalışacağız.
“Sorgulanmadan geçen bir hayat yaşamaya değer olmayan, boşuna yaşanmış hayattır.”
Sokrates’in bu sözü; kendini bilmek felsefesinin özünü yansıtır.
Kendini bilmek, insanın kendiyle yüzleşmesi, tanıması, eksiklerinin farkında olması; varoluş sebebini anlamaya çalışması aslında. Bu varoluş arayışında insanın kendisi hakkında farkına varacağı, çözümüne ulaşacağı şeyler, ellerimizle yarattığımız birçok toplumsal ve çevresel sıkıntının da çözümüne yönelik temelleri oluşturuyor.
Kendini bilme yolunda, insanın aklına başvurması gerekiyor. Akıl insanın en kuvvetli özelliği ama bir yandan da hala derinliklerini keşfedemediğimiz bir olgu. Aklın derinliklerine ne kadar inersek; kendimizin de o kadar farkında olabiliriz.
Bu bölüm özelinde akıl denen olguyu Aristoteles’in perspektifinden inceleyip kendini bilmek felsefesinin temeline inmeye çalışacağım.
08:45’teki müzik: Vivaldi - Sonata A 3 In Mi Minore No.2, Op.1, Gavotta, Allegro
14:55’teki müzik: Vivaldi - L'estate, Concerto No.2 In Sol Minore, Allegro Non Molto
21:20’’deki müzik: Rossini - Sonate No.1 Pour Orchestre à cordes- 2. Andante
29:10’daki müzik: Berlioz - Sinfonia Fantastica Op. 14 - Sogni e passioni
Bir yemeğin tarih sahnesindeki yolculuğu, insanlık tarihi konusunda da çok enteresan okumaların yapılmasına yardımcı olacak kadar derin. Her bir yemeğin hikayesi birbirinden farklı ve akla gelmeyecek detayları barındırıyor.
Macaristan’ın sembolik yemeği gulaş çorbası da böylesi derin bir hikaye barındırıyor.
Gulaş çorbası, yemek kültürünün insanlık tarihi boyunca nasıl değiştiğini, kültürel etkileşimlerin sadece toplumları değil aynı zamanda yemekleri de nasıl değiştirdiğini adım adım gözlemleyebileceğiniz bir çorba. Sırf gulaş çorbasının malzemelerine bakarak Avrupa ve Osmanlı tarihine dair detayları öğrenebiliyorsunuz.
Tabi işin bir de yemek milliyetçiliği tarafı var. Dediğim gibi gulaş, bir Macar çorbası ama bir yemeğin varlığı milliyet denen unsurdan mı kaynaklanıyor yoksa tarih boyunca kültürlerin bir potada eriyip ortaya çıkardığı şeyden mi? Bu sorunun cevabını da bu bölüm özelinde aramaya çalışacağız.
07:35’teki müzik: Hungarian Folk Songs - Szep asszonynak kurizalok Gyorscsardas
19:35’teki müzik: Johannes Brahms - Hungarian Dance No. 5
Düşünmek insanın en önemli yetisi, zorunlu bir yaşam koşulu. Bu sadece alelade bir eylem değil; aynı zamanda sistematik bir bilişsel ve biyolojik süreç gerektiren çok önemli bir yeti.
Düşünme eyleminin mana kazanması için, zihnin bilgi dağarcığının da farklı perspektiften bir çok bilgi ile beslenmesi gerekiyor. Bunun da en temel yolu; 5000 yıl önce bulunan yazının ortaya çıkardığı okuma eylemi ile mümkün.
Fakat Schopenhauer’e göre kitap okumak, derin düşünmeyi engelleyen bir eylem.
Bu bölüm, düşünmek ve okumak arasında kurduğu ilişkiyi ele alıp Schopenhauer’in fikirlerini çürütmeye çalışacağım.
Bu eleştirel yaklaşımımı Immauel Kant, Thales ve Socrates’in de felsefeleriyle zeginleştirerek okumanın, düşünme eylemiyle nasıl ayırlamaz bir bütün olduğunu incelemeye çalışacağım.
Buna ek olarak; iki bilimsel deney de konumuzun parçalarından olacak.
Bu sınırlar dahilinde incelemeye çalışacağım üç olgu var. Kitap okumanın, sorgulamanın ve kendini bilmenin düşünme eylemiyle olan ilişkisine bakacağım.
Bölüm Kapağı: Charles Edward - Girl Reading, 1878 (oil on canvas)
08:05’teki müzik: Johann Sebastian Bach - Orchestral Suite No. 3 D-dur (BWV 1068)
15:25’teki müzik: Vivaldi - The Four Seasons, Concerto No. 3 in F Major, RV 293 Autumn I. Allegro
21:30’daki müzik: Mozart - Horn Concerto #2 In E Flat, K 417 - 2. Andante
Neoliberalizm podcast serimizin son bölümü, günümüz “modern” devlet yapısı hakkında. Günümüz devlet yapıları, modernizm adı altında neoliberal sistem ve sermaye ile iç içe geçmiş, ulus şirketlere dönüşmüş durumda.
Bu bağlamda konumuzu Karl Marx’ın Emek Değer Teorisi üzerinden detaylandıracağım. Marx üzerinden yapacağım çıkarımları da Hannah Arendt, Adam Smith ve Immanuel Wallerstein’ın düşünceleriyle zenginleştirmeye çalışacağım.
Neoliberal devletler ve şirketlerin çıkar ilişkileri, insan doğasının nepotizme yatkınlığı, emek sömürüsü ve gelir eşitsizliği de bölümümüzün alt başlıkları.
12:35’teki müzik: Beethoven - 5th Symphony
25:25’teki müzik: Chopin – Nocture No:20 in C Sharp Minor
Neoliberalizm podcast serisinin 2. bölümüyle devam ediyoruz.
Bu bölümde, neoliberalizme sosyolojik ve felsefik perspektiften, olabildiğince provokatif bir şekilde bakmaya çalışacağım.
Bölümün iskeletini Güney Koreli Felsefeci Byung Chul Han’ın görüşleri üzerine inşa etmeye çalışacağım. Byung Chul Han’a göre neoliberalizm, sınıfsal yapıları yok edip herkesi sermaye ve ideolojiler için köleleştiren bir doktrin.
Bunu yapmak için de hayatlarımızda sosyal medya, kariyer, prestij ve alım gücü gibi yanılsamalar yaratarak insanların gönüllü köleler olmasını sağlıyor.
Bölüm Kapağı: Agnolo Bronzino – Venus, Cupid, Folly and Time (1545)
10:55’teki müzik: Chopin - Prelude No.4 in E minor, Op.28 No.4
21:15’teki müzik: Schubert – Serenade
İki bölümlük bir podcast serisiyle devam ediyoruz.
Biliyorsunuz son zamanlarda Neoliberalizm en çok tartışılan konulardan biri oldu. Tabi bu tartışmanın tekrar alevlenmesinin temel nedenlerinin başında Covid-19’un dünya çapında yarattığı ekonomik sıkıntılar geliyor. Günümüz küresel ve neoliberal düzeninde, pandeminin sıkıntıları hem ekonomik kırılganlığı hem de sınıfsal eşitsizlikleri birden bire yüzümüze çarpıverdi.
Peki neoliberalizm nedir?
Neoliberalizmin tam bir tanımı yok aslında. Ya da yapılan yaklaşıma göre değişkenlik gösteren çeşitlenen birden fazla tanımı var. Özellikle bu durum benim ilgimi çekiyor çünkü bir kaba, çerçeveye oturtulamayan bir olgu bu; böylesi bir şey ya çok hızlı form değiştiriyordur ya da bir organizma gibi şartlara uyum sağlıyordur.
Neoliberal doktrinin anlaşılabilmesi için tarihsel sürecin de bilinmesi elzem.
O yüzden İki bölümlük serininin bu ilk bölümünde, Neoliberalizme giden tarihsel süreci anlatmaya çalışacağım.
10:39’daki müzik: R. Strauss Also sprach Zarathustra, Op. 30 TrV 176 - Prelude (Sonnenaufgang)
18:26’daki müzik: Gabriel Fauré - Apres un Reve
26:58’deki müzik: Arcangelo Corelli - Violin Sonata in G Minor, Op. 5 No. 5
Jeoloji mühendisi Profesör Doktor Reşat Ulusay ile Türkiye’nin bitmeyen gündemi olan deprem konusunda bir söyleşi gerçekleştirdik.
Bu bölümü benim için özel kılan detay, Reşat Hoca’nın babam olması.
Kendisi Eylül 2019’dan bu yana Uluslararası Kaya Mekaniği ve Kaya Mühendisliği Birliği’nin başkanlığı görevini sürdürmekte. Bu göreve getirilen ilk Türk ünvanının da sahibi.
Haziran 1975 ve Aralık 1995 arasında Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü’nde mühendislik jeolojisi ve jeoteknik konularında çalıştıktan sonra 1995 Aralık’tan Eylül 2019’a kadar Hacettepe Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı.
Uluslararası dergilerde ve kongre kitaplarında yayımlanmış 200’den fazla makale ve bildirinin yanı sıra, 85 adet ulusal makalenin ve bildirinin yazarlarından kendisi.
Depremi çok değişik yönleriyle, alışılmışın dışında bir tarzda, bilimsel bir yaklaşımla ele aldık. Deprem konusunda yapılması gerekenlerin de kapsamlıca tartışıldığı bir röportaj oldu.
Kokteyl kültürünün geldiği nokta çok ışıltılı da olsa, tarih sahnesinde gözardı edilen ya da pek bilinmeyen karanlık bir sayfa var: Kadınların barlarda barmeyd olarak çalışabilmek için cinsiyet ayrımcılığına karşı verdikleri zorlu savaş.
Bu bölümde, benim en sevdiğim kokteyl olan Old Fashioned’ın tarihi üzerinden barmeydlerin eril toplum yapısına karşı nasıl başkaldırdıklarını anlatacağım.
Neden Old Fashioned üzerinden bir anlatı yapıyorsun diye soranlar olabilir. Old Fashioned, kokteyl tarihinde yaşananların tamamına tanıklık eden yegane kokteyl. Detayları da bölümü dinleyenlere saklayalım :)
Bölüm Kapağı: Old Fashioned (credit Steele House Kitchen)
10:00’daki müzik: Brahms - String Quartet #2 In A Minor, Op. 51_2 - 1. Allegro Non Troppo
21:30’daki müzik: Frideric Handel - Fireworks Music, Menuet 1
Dijitalleşen dünyaya karşı inatla direnen bir sembol gibi geleneksel saatler. Akıllı saatlerin ulaştığı popülerliğe rağmen hala varlıklarını ve ağırlıklarını saat pazarında devam ettiriyorlar.
Bu bölümde; kol saatinin genel tarihi, büyük İsviçreli firmaların saat piyasasına nasıl adapte olduğu ve dijitalleşme yolunda değişen trendlerle nasıl mücadele ettiğine bakacağız.
Geleneksel kol saatlerinin aksesuardan öte, mühendislik olarak büyüleyici bir tarafı var. Bir de saatin zaman denen olguyla ilişkisi çok enteresan ve cezbedici. Kolunuzda durduramadığınız, donduramadığınız ya da geriye alamadığınız bir şeyin ilerleyişini görüşüyorsunuz. Aslında zamanı fiziksel olarak düşünmek istediğinizde aklınızda beliren yegâne şey akrep ve yelkovan. Çok soyut ama bir yandan hayatınızın en önemli olgularından birini kolunuzda taşımak enteresan bir duygu.
07:37’deki müzik: Anton Arensky - Piano Trio No. 1 in D Minor, Op. 32 III. Elegie Adagio
19:40’taki müzik: Dmitri Shostakovich - Suite from the Gadfly Op. 97a VIII. Romance
From the publisher's feed

50 Listeners

18 Listeners