
Sign up to save your podcasts
Or


Konuğumuz İbrahim Şipmen ile Anna Kornbluh'un Dolayımsızlık ya da Geç Kapitalizmin Biçimi kitabından hareketle otokurmaca türünü tartışıyor; otokurmacanın neoliberal kültürle ilişkisini, direniş potansiyelini ve çağdaş edebiyattaki yerini farklı kuramsal yaklaşımlar üzerinden ele alıyoruz.
Akademisyen ve eleştirmen Anna Kornbluh'ın 'Immediacy, or The Style of Too Late Capitalism' çalışmasını konuşuyoruz.
Kornbluh özellikle "dolayımsızlık" (immediacy) kavramına yönelik eleştirisiyle son yıllarda edebiyat ve kültür kuramında öne çıkan isimlerden biri. Ona göre günümüz kültürü, doğrudanlık, özgünlük, şeffaflık ve anında erişim gibi değerleri yüceltiyor. Ancak bu "dolayımsızlık" ideali, toplumsal, tarihsel ekonomik ve çevresel ilişkilerin deneyimi nasıl biçimlendirdiğini görünmez kılıyor. Kornbluh, buna karşılık dolayımı (mediation) savunuyor. Yani biçimlerin, kurumların, soyutlamaların ve kolektif yapıların eleştirel düşünme ve siyasal eylem için vazgeçilmez olduğunu ileri sürüyor.
Bu programda Barbare Studio’nun ikinci sergisi “Temas Bölgesi”ni konuşuyoruz. Konuğum sergini küratörü Melis Golar ve sergideki sanatçılardan Kıymet Daştan ve Ayça Ay.
Barbare Studio’nun ikinci sergisi “Temas Bölgesi”, 14 Haziran’da T. Melis Golar küratörlüğünde Tekirdağ’da yer alan Barbare Bağları’nda açıldı.
Üç senedir Barbare Studio bünyesinde rezidans küratörü olarak çalışmalarını yürüten Melis Golar, her serginin bir sonrakini doğurduğu organik yapıyı öne çıkarıyor.
Sanatçıları üzüm bağlarında yapıtlar üretmeye davet eden sergi, bir önceki dönemde Barbare Bağları’nın manzarası, sınırları ve konumunu anlamaya yönelik çalışmalara odaklanmıştı. “Temas Bölgesi” sergisinde bu kez sanatçılar, bağlara daha sistematik ve araştırmacı bir bakışla yaklaşarak dürbün yerine mikroskobu ellerine alıyor ve toprağın, organizmaların, üzümün ve tüm bu simbiyotik ilişkilerin işleyişini gözlemliyor, dikkat aralıklarını derinleştiriyor. Barbare Bağları’nın yüzeyinde değil, damarlarında dolaşarak hissedilmeyeni işitmeye, düzenin altında işleyen sistemleri görünür kılmaya çalışıyor. Bu yaklaşımın odağında gezegeni yaşayan bir beden olarak algılayan Gaia Hipotezi yer alıyor. Dünyayı yaşayan bir sistem olarak ele alan hipotez, atmosferi, yer kabuğunu, bitkileri, hayvanları, insanı birbirine bağlı bir bütünlük içinde bir organizma gibi düşünür. Canlı ve cansız ayrımı ortadan kaldıran yaşamı parçalar arasında akan bir ilişkiler ağı olarak düşünen hipotez sanatçıların da çıkış noktası.
Konuğumuz Fatma Özer ile Boleka Dergi'yi ve Aslı Erdoğan edebiyatını konuşuyor; tanıklık ve kurmaca arasındaki sınırları değinerek, okurun başkasının kırılganlığı ile etik bir ilişki kurmaya nasıl çağrıldığına değiniyoruz.
20. yüzyılın en önemli edebiyat kuramcılarından biri olan Erich Auerbach’ın (1892–1957) hayatı, çalışmaları ve İstanbul’daki yıllarını ele alıyor; kendisinin İstanbul’daki entelektüel mirasının günümüzde nasıl yeniden değerlendirildiğini; filoloji, dünya edebiyatı ve sürgün deneyimi üzerinden İstanbul’un bu önemli akademik tarihteki rolünü konuşuyoruz.
Konuğumuz Gülhan Balsoy ile bireysel trajedilerle toplumsal kaygıların nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyan Osmanlı’da Avare Kadınlar kitabını konuşuyoruz.
Mia Couto’nun başyapıtı kabul edilen Uyurgezer Ülke üzerinden, savaşın yıkımı, doğa ile insan arasındaki ilişkiler, yerel bilgi biçimleri ve eko-dayanışma kavramlarını konuşuyor; romanın postkolonyal ve ekolojik katmanlarını keşfediyoruz.
Maria Tumarkin’in Axiomatic kitabı üzerinden; travma, kayıp, bellek ve gündelik hayatta sorgulamadan doğru kabul ettiğimiz klişeleri ele alıyor, bu “aksiyomların” hangi acıları görünmez kıldığını konuşuyoruz.
Konuğumuz Sema Kaygusuz ile Metis Yayınları’ndan çıkan son romanı Saf Canavar’ı konuşuyoruz.
İmgeyi ve duyguyu incelikli, insandan öte, içimizdeki yabansılıkla buluşturan şair Elif Sofya'nın şiirlerini konuşuyoruz.
Elif Sofya, hayatını dün kaybetti ve biz de bıraktığı mirası ve yarattığı ekopoetikayı konuşuyoruz.
From the publisher's feed