GZT Podcast

GZT Podcast

By GZTNews
Download on the App Store

GZT Podcast episodes

  • Post-modern mitoloji sözlüğü: Diyet
    Doktor sihirli sözcükleri kullanıyor: Karaciğerinde yağlanma var, bir diyetisyene görünsen iyi olur. Olabilir, diye düşünüyorum içimden. Belki yemek yemeyi seviyorum. Çok yemeği. Karakterim böyledir belki. Kent insanlarının içinde vücudundan şikâyetçi olmayan birini bulmak neredeyse imkânsız. Kilolar, yağ/ kas oranı, su miktarı. Merdiven altı spor salonlarındaki saçma sapan aletlerin ölçümleriyle hayata tutunmaya çalışıyoruz. Eğlenceli değil. Hayatın bir inanç meselesi olduğunu unuttuğumuzdan beri olasılıklar saf mantıkla netleşiyor. Coyote yerçekimine inandığı için boşlukta koşamaz. Ama Rood Runner’ı engelleyecek bir bilgisi yok. Ne zaman diyet kelimesini duysam aklıma Marco Polo dizisinden bir sahne geliyor. Koskoca Kubilay Han’ın kardeşiyle dövüştüğü sahne. Bu bir kurgu. Kabul ediyorum. Ama imkânlar esasında bir inanç meselesi
    3 min
  • Post-modern mitoloji sözlüğü: Değişim kartı
    Eski masalların hiçbirinde, hiçbir zaman, hiçbir ulak şöyle bir cümle kurmadı, “Padişahımız sana siyah bir at gönderdi ama istemezsen bak değişim kartı burada, tam senin göz renginle uyumlu bir at daha var, vaktin olduğunda gel istersen bir bakalım, ne dersin?”
    5 min
  • Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Çöp poşeti
    Uzun süredir sağımdaki dolabın en üst rafında. Onu tekinsizce takip ediyorum. Gözlerimi çevirdiğim her an sanırım o bunu yakalıyor. Limon kokulu, sarı. Hangi zamandan, kim koydu rafa bilmiyorum. Sanırım aramızda tam bir güven ilişkisi kurduk. Ben onu kullanmamaya söz verdim. O da sessizce, sentetik limon kokusunu benimle paylaşmaya. İkimiz de biliyoruz ki bir anlık krize bakar.
    4 min
  • Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Kütüphane
    Kütüphane modern bir tarihi eser olarak her yerde. Ufak bir ilçede halkın bilmediği köşede. Şehrin göbeğinde. Devasa yapıların depolarında. Bir yerlerde, bir şekilde varlığını sürdürüyor. Farklı çağın çağrısı gibi. Ya da tam tersi. Postmodern bir müze. Kütüphaneler yeni çağın gerektirdiği hızın aksine yavaş. İlk şıktan yanayım. Herkesi eşitleyen. Kitaplar, bilgi ve çabanın karşısında herkesi küçük düşürüyor. Ne kadar çok bilmediğin ne kadar çok bilmen gerektiği. Aynı anda hepsi ya da hiçbiri. Bilgi açlığı modern bir durumdur belki. Bilmiyorum. Karışık.
    4 min
  • Post-modern mitoloji sözlüğü: Semt pazarı
    Düzenli olarak evimize yakın semt pazarına çıkıyoruz. Özellikle akşamları. Sıkı pazarlık, afili laflar, pokerface. Yeteneğimizi konuşturuyoruz pek çok beyaz yakalı gibi. Akşamları, sanıldığının aksine ucuz alış-veriş için değil, eğlence için pazara gidilir. Bütçesi belli olan sabahtan gider ve iyisini alır. Kentliler için bir karnaval. Akşam pazarı, semt pazarının altında bir başlık. Belki başlı başına bağımsızlığını ilan etmesi gereken bir gerçek. Post-modern mitoloji sözlüğünde caddeler boyunca kurulan bir şov. Tropikal meyvelerin cirit attığı bir gösteri. Semt pazarlarını bir çeşit toplumsal kabul ayakta tutuyor. İhtiyaç olduğundan değil belki. Bir çeşit stadyum. Sabahına giyeceğimiz takım elbiseye, taşıyacağımız yaka kartlarına inat. Eşofman altı ve siyah t-shirtle, medeniyete biraz daha geç kalma idmanı.
    3 min
  • Post-modern mitoloji sözlüğü: Halı
    Halılar, bildiğimiz ilk medeniyetlerden beri, yerlerimizi ve duvarlarımızı kaplıyor. Alanı yakalıyor, evcilleştiriyor ve eğitiyor. Bazen zenginlik bazen fakirlik göstergesi. Halı kadar çok anlamı içinde barındırabilen başka bir ikon olduğunu zannetmiyorum. Pek çok medeniyet kadar eski, geleceğe tartışmasız uzanacak kadar yeni.
    4 min
  • Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Perde
    Perde, sonsuz ihtimalleri kapatan bir buluş. İçerisi ve dışarısı diye evreni bir anda ikiye bölebilir. İçerisi için bir gösteriş. İşlevsiz bir duvar süsü. Zenginlik. Dışarısı için bambaşka bir dünya. Görünmeyenin ihtimalleri…
    4 min
  • Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Personel servisi
    Her sabah 6.40’da başlayan bir karnaval. Kentin çemberinden merkezine yolculuk. Uyuklayanlar, horlayanlar, birbirinden hoşlananlar. Bitmeyen bir çile, vazgeçilemeyen bir konfor. Personel servisi, beyaz yakalı hayatın geri dönülemez bir kazancı. Gösterge. Lanet. Eski zamanda bir kez, servisli bir işim olsun diye dua etmiş olmalıyım. “Neyi nasıl istediğinden emin olmadıkça isteme.” derdi dedem. Dedem gibi olmayı çok isterdim. Servis şoförlüğünü başaran kişi, her şeyin altından kalkar. Düşünsene yıllarca aynı saatte uyanan, arabaya binen, sigara içen biri. Heykel. Nefes alan bir anıt. Yıllarca aynı servisle işe giden gelen biri peki? Karşılığını bulamıyorum. İmkânsız olmalı. On yıllarca aynı odanın cam kenarındaki masası. Kesinlikle eleştirmiyorum. Daha iyi bir önerim yok.
    4 min

About GZT Podcast

From the publisher's feed

Dijital medyaya yeni bir soluk!