GZT Podcast

GZT Podcast

By GZTNews
Download on the App Store

GZT Podcast episodes

  • Post-modern mitoloji sözlüğü: Islak mendil
    Kent insanının vazgeçilmezi. Tüket ve at. Sağlık için yok et. Post-modernizmin mükemmel açıklayıcısı. Sözlük için eşsiz bir madde. Binlerce ürün çeşidiyle bizi hastalıklardan koruyan ve ölümsüzlük yeteneği kazandıran bir büyü. Fantastik bir buluş.
    4 min
  • Post-modern mitoloji sözlüğü: Dünya vatandaşı
    Sırf gidebiliyoruz, uçabiliyoruz, ekonomik gücümüz yetiyor diye seyahat etmeyi anlamıyorum. Bir coğrafyayı on günde gezmenin, yola çıkmadan her anı belirlenmiş bir oyuna dâhil olmanın heyecan verici bir tarafı yok. Dünyayı komşu dairenin mutfak balkonu gibi görüp dolaşmak hoş değil.
    4 min
  • Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Kahve makinesi
    Mitolojiden bir icat. Tezgâhlarımızın, ofis dolaplarımızın köşelerinden yayılan bir ses. Bir kahve çekirdeğine sunulan bin bir çeşit kaplıca imkânı. Zincir mağazaları, viral reklamları, bardak şekilleri ve anlattıklarıyla bir dünya. Beyaz yakalı evreninde bir tarz göstergesi. Gömlek rengimizin, kravat desenimizin tamamlayıcısı. Kahve. Klasik bir içeceğin keşfedilmiş sonsuz potansiyeli.
    4 min
  • Post-Modern Mitoloji Sözlüğü: Kedi
    Kediler binlerce yıldır hayatlarımızda. Ya da tam tersi. Biz kedilerin binlerce yıldır yaşadığı yerlere kentlerimizi kurduk. Evin gerçek sahipleri. Emin değilim. Evlerimizi paylaşıyoruz. Bizi dinlemiyorlar. İlgileniyoruz. Bizi dinlemiyorlar. İstedikleri gibi yaşıyorlar. Ve bizi yine de dinlemiyorlar. Çok korunaklı konutlarımızda, gece güven içinde uyurken yanımızda bir kedi.
    3 min
  • Post-modern mitoloji sözlüğü: Not defteri
    Dijital çağın dört nala at koşturduğu bir dönemin tüketicileriyiz. Modern insan üreticiydi. Daha öncekiler anlamaya çalışıyordu. Biz tüketiyoruz. Alışkanlıklar, atasözleri gibi. Kolay kolay silinmez. Unutulmaz. Ama bu yeni dünyada eski alışkanlıklar da kendilerine sıfır anlamlar buluyor. GÖSTERGE DEĞERİ. Böyle bir şey var.
    4 min
  • Post-modern mitoloji sözlüğü: Süs havuzu
    Kaynaksız bir suyu hapsederek evcilleştirmek eski zamanlarda kadim bir kabuldü belki. Bilemiyoruz. Gerçeküstüyle bağlantı kuruyor ya da zengin gösteriyordu. Modern dönem için ise teklifsiz bir gösteriye dönüştü. Diğer her şey gibi. Yapabiliyorsak, buraya sığabiliyorsa, malzememiz varsa neden koymayalım. Günlük kent yaşamının her köşesinde karşımıza çıkabilir. Lüks bir moda evinde ya da ara sokak kebapçısında.
    4 min
  • Ramazan Yazıları 29 - Serdar Tuncer - Sevgiliyi bekler gibi
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 29 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 22 Mayıs 2020 Cuma. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Serdar Tuncer’in, 14 Haz 2018’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Sevgiliyi bekler gibi” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Serdar Tuncer.
    Bir bekleyen ve beklenenden söz ettiğimiz vakit, bir malum ve bir meçhulü dile getirmiş oluruz. Malum olan, bekleyenin varlığı ve beklemekte olduğudur. Zira bekleyenin var olmadığı yerde beklenen diye bir şey yahut kimsenin varlığından söz etmek imkânsızlaşır.
    Hülasa bekleyen yoksa beklenen yoktur. Tam aksini iddia ederek beklenen yoksa bekleyen de yoktur diyebilirsiniz. Bu da yanlış bir düşünce olmaz sanırım. Beklenen ve bekleyeni insan olarak düşündüğümüzde ikisinin varlığı birbirini anlamlı kılmaktadır denilebilir. Böylesi bir durumda bekleyenin adı üstüne beklemekte olduğunu bilmiş oluruz ancak bilmediğimiz şey, beklenenin gelip gelmeyeceğidir. Bu durumun galiba bir tek istisnası var: Müslüman ve Ramazan.
    Ramazan, Müslüman için özlenen ve beklenendir. Gelişiyle memnun, gidişiyle mahzun edendir. Ramazan Müslümana sevgilidir. Ramazan-ı Şerif alıp başını giderken iftar sevinçlerimize tarifsiz bir hüznü katık eyledik. Gidiyor ve biliyoruz ki tekrar gelecek. Hatta nazenin zatların zarif ifadesi ile bizi öylesine özleyecek ki seneye on gün daha erken gelecek. Bilmediğimiz şu, o geldiğinde biz burada olacak mıyız? Bunu bilme imkânımızın olmaması bir Ramazan-ı Şerif’e daha kavuşmak için niyaz etmemize mani değil. Duamız odur ki bir sonraki Ramazan-ı şerif nazlı nazlı göz kırptığında, sağlık ve huzur içinde hamd ederek gelişine sevinenlerden olalım.
    Ramazan ayı beklenen, Müslüman bekleyense şayet, şöyle bir tarif yapmak galiba haddi aşmak olmaz: Müslüman daha arife gününe kavuştuğu an bir sonraki Ramazan-ı Şerif’i bekleyen kişidir.
    Bekleyen ve beklenen arasındaki irtibat Ramazan ayı ve Müslüman söz konusu olduğunda işte böylece tam tersine dönüyor. Beklenen mutlaka gelecek de bekleyen için iki meçhul söz konusu: Birincisi gerçekten beklemekte midir, ikincisi beklenen geldiğinde burada olacak mıdır? İkinci sorunun cevabını bilme imkânımız yok ama ilki için bir şeyler yapabiliriz. Önümüzdeki Ramazanı beklemeye başlamalıyız ki Müslümanlığımızın şahidi olsun. Göçersek gideni beklerken göçenlerden olalım, kalırsak gelenin beklerken bulduklarından.
    Bekliyorum demek, dil ile olmaz, kalbimizden, gözlerimizden en çok da halimizden o bekleyiş ve hasret süzülmeli. Cemil Meriç gittiği için üzülen sevdiğine “üzülme” diyordu, “ne ben gidiyorum; ne sen kalıyorsun, sen biraz benimle geliyorsun ben biraz seninle kalıyorum, ayrılmıyoruz.” Ramazan biraz bizimle kalmalı gitse bile. Biz biraz Ramazan’la gitmeliyiz kalsak bile. Diyeceksiniz ki bu nasıl olacak?
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Post Öykü’nün sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Serdar Tuncer’in, 14 Haz 2018’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Sevgiliyi bekler gibi” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    10 min
  • Ramazan Yazıları 28 - Faruk Beşer - Ramazan'da neleri değiştirebiliriz
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 28 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 21 Mayıs 2020 Perşembe. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Faruk Beşer’in, 29 Haziran 2014’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazanda neleri değiştirebiliriz?” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Faruk Beşer.
    "İki günü eşit olan aldanmıştır", diye bir hadis naklederler. Bu söz hadis, yani Hz. Peygamber"in sözü değildir, Hasan Basrî"nin sözüdür. Ama yine de bir gerçeği ifade eder. Sürekli bir değişimi ve gelişimi, her gün bir öncekine göre daha iyi bir yerde olmamız gerektiğini anlatır. Gerçekten de İslam"dan İslam"a, imandan imana fark vardır. Bütün insanlara göre düşündüğümüzde bu böyle olduğu gibi, hayat serencamımızı göz önüne getirdiğimizde de kendimiz için de böyledir.
    Mesela imanda ve ameldeki farklı derecelerde olma bakımından, bir Ebubekir"le bizim gibi sıradan bir müslüman arasında belki binlerce derece fark vardır. Dikkatli bir şekilde imanını ve İslam"ını sürekli geliştiren bir insanın kendi içinde de yirmi otuz yıl önceki haliyle şimdiki arasında binlerce derece fark oluşur. Bu fark bazen kötüye de gidebilir. Zaman zaman tökezlemeler olsa bile, önemli olan bu vektörün devamlı yükselmesidir.
    Allah (cc), peygamberler arasında bile pek çok dereceler yarattığını söyler (2/253). O, insanları farklı derecelerde yarattığı gibi (6/83), her bir insan da kendi amelleriyle farklı derecelere ulaşır (6/132, 46/19). Demek ki, derece almak için amelin önemi var. Ahirette ise insanlar arasındaki bu derece farkı çok daha büyük olacaktır (17/21). Dünyada en büyük derece yükselmesini sağlayan amel, ilimdir (58/11). İlim bilginin amele dönüşen düzeyidir. Her bir derece yeni bir hissediştir. Tıpkı bilgi felsefesinde dendiği gibi; her bilgi yeni bir oluştur, her oluş da yeni bir bilgidir.
    İnsan hayatındaki bu dereceleri, kazandığımız puanlar olarak görebiliriz. Puanlar arttıkça, yükselme hızı da artar. İnsanın en önemli hedefi, Allah katındaki değerini ve derecesini sürekli artırmak olmalıdır. Ve Allah katındaki değer "takva" iledir. Takva, müminin Allah"ın emir ve yasaklarına uymak, yani O"na karşı saygılı olmak suretiyle, kendisini kötü sonuçlardan korumasıdır. Kısaca korunma, diye de anlatılır.
    İşte Ramazan, derece yükselten puanların on kat, yüz kat, bin kat verildiği bir mevsimdir. Uyanık olanlar bir Ramazan"da, başkasının bir ömür boyu aldığı dereceden daha çoğunu alablir.
    Ramazan, hayatımızda bazı değişiklikleri çok kolay yapabileceğimiz ve derecemizi katlayarak yükseltebileceğimiz bir imkândır.
    Bu değişiklikler neler olabilir? Aklıma gelenler şunlar:
    Ramazan Kuran ayı olduğuna göre, Kuranı Kerim"le ilgimizi çoğaltabiliriz. Daha çok okuyarak, okumasını bilmiyorsak öğrenerek, biliyorsak daha güzel öğrenerek, öğreterek, meal ve tefsirlerden anlamını okuyarak ve belki de en önemlisi, artık bundan sonra haftalık sürekli bir Kuranı Kerim dersi başlatarak. Elbette bunların hepsi, onu daha iyi yaşamak için olmalıdır...
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Cins Dergi’nin sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Faruk Beşer’in, 29 Haziran 2014’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Ramazanda neleri değiştirebiliriz?” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    7 min
  • Ramazan Yazıları 27 - Rasim Özdenören - Aradaki Günler
    Herkese merhabalar. Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinliyorsunuz. Bugün hicri takvime göre 27 Ramazan 1441 Miladi takvime göre ise 20 Mayıs 2020 Çarşamba. Ramazan ayı boyunca muhtelif yazarlardan en güzel ramazan yazılarını sizlerle buluşturuyoruz. Ramazan ayının Alem-i İslam’a ve bütün dünyaya sağlık, sıhhat, esenlik ve güzellikler bahşetmesini diliyoruz.
    Bugünkü yazımız Rasim Özdenören’in, 11 Ekim 2007’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Aradaki Günler” başlığıyla yayınlanan yazısı. Bakalım ne demiş Rasim Özdenören.
    Oruç günleri rutini parçalayıp attı. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Kalıplaşmış günlerin belli bir gündüzü ve belli bir gecesi vardı.
    O geceler ve o gündüzler arkada, geride bırakıldı. Şimdi artık ne o eski gündüzlerdeyiz, ne o eski gecelerde…
    Bir yeme tarzımız bulunuyordu. Sabahleyin kalktığımızda soframızın hazır olmasını bekliyorduk.
    Ama oruçlu günler, birden, bizim o sefil alışkanlığımızı parçalayıp attı. Artık sabahleyin bir sofraya uyanmayı aklımızdan geçirmez olduk. Suyu bıraktık. Yemeyi unuttuk. Veya şöyle: Bunların hepsi hayatımızda geçerliğini sürdürüyor; ama hiçbiri artık eskisi gibi değil. Kahvaltı iptal edilmiş, öğle yemeği iptal edilmiş. Onların yerine peki?.. Hiç! Onların yerine ikame edilen hiçbir şey yoktur!
    Günler yavaş yavaş geçip gittikçe, bir de bakıyorsunuz ki, böyle de yaşanabilirmiş. Böylesi de mümkünmüş. Ancak o mümkünün denenebilmesi insanın kendiliğinden becerebileceği, üstesinden gelebileceği bir iş değildir.
    Bir zamanlar derdim ki: “Beni bu saatte aç bırakmaya kimsenin gücü yetmez!” Öyleydi. Yoksulluğun gücünden başka hangi erk beni lokmamı ağzıma götürmekten men edebilirdi?
    Şunu da söylerdim kendi kendime: Gecenin bu saatinde hangi erk beni yemek yemeye çağırıyor? Hangi devlet gücü beni, gecenin bir vaktinde bu sofraya konuk ediyor? Ve ben nasıl oluyor da, bu çağrıya seve isteye uymak istiyorum? Gerçekten düşünülünce, bir tür cinnet halini yaşadığımız hayal edilebilirdi.
    Bir sırrın Allah'la paylaşılması
    Bir sırrı Allah'la paylaşıyorsun. O sırrı ikinizden başka bilen hiç kimse yok şu yeryüzünde… Oruç da zaten böyle bir anlam içeriyor gibime geliyordu. Bir sırrın Allah'la paylaşılması… Bunun, insanı ne kerte yüceltebileceğinin takdirini herkesin kendi bilincine terk ediyorum.
    Ancak alışılmışın, kalıplaşmış olanın sürgit devam etmesini beklemeye hakkımızın olmadığını bilmemiz gerekiyor. Çünkü o öylece devam ederse, bu kez, farkında olmadan, parçalanmış olan eski rutinin yerine bir başkasını ikame etmiş oluruz. Bu da, rutinin parçalanmışlığını öldürür. Böyle olmaması için parçalanmış olan kalıbın tam kıvamında bırakılması gerekir: Ne daha fazlasına tahammül etmeliyiz, ne daha azına göz yummalıyız. Olması gereken, gerektiği kıvamda bırakılmalıdır.
    Gzt podcast ekibinin hazırladığı, Ketebe Yayınları’nın sponsoru olduğu “Ramazan Yazıları” podcast’ini dinlediniz. Bugün sizlerle Rasim Özdenören’in, 11 Ekim 2007’de Yeni Şafak Gazetesi’nde “Aradaki Günler” başlığıyla yayınlanan yazısını paylaştık. Bir sonraki podcastimizde görüşmek dileğiyle, hoşçakalın.
    6 min

About GZT Podcast

From the publisher's feed

Dijital medyaya yeni bir soluk!