
Sign up to save your podcasts
Or


Bu bölümde size yeni bir kelime önermek istiyorum.
Belki de yeni bir felsefe.
Belki de unuttuğumuz eski bir yaşam biçimi.
Adı: Sofalogy.
“Sofa”… Yani koltuk.
“-logy”…Yani üzerine düşünme, anlamlandırma.
Kısacası… Koltukta geçirilen keyifli zamanların felsefesi.
Ama hayır. Bu tembelliğin manifestosu değil.
Bu, sürekli hızlanmak zorunda bırakılan insanın yavaşlama hakkını geri alma girişimi.
Çünkü galiba hepimiz biraz yorulduk.
“Attention is the new oil.”
Yani… Dikkatin artık senin en değerli kaynağın.
Bugün modern insanın en büyük mücadelesi, dijital dünyanın tam ortasında zihnini koruyarak yaşamak. Kolay değil.
Çünkü farkında olmadan hepimiz dev bir “dikkat rekabetinin” içindeyiz.
Telefonumuzdaki her uygulama, her bildirim, her ping… Hepsi bizden küçük bir parça koparıyor.
Modern dünyanın para birimi artık zaman değil; dikkat. Ve bu dikkat, sonsuz akışlar, algoritmalar, otomatik oynatmalar arasında her gün biraz daha parçalanıyor.
Tam da bu noktada iki davranış modeli devreye giriyor:
🔸 Friction Maxxing: kötü alışkanlıkları bilinçli olarak zorlaştırmak
🔸 Friction Minning: iyi alışkanlıkların akışını kolaylaştırmak
Bu iki yaklaşım birleştiğinde ortaya çok güçlü bir sonuç çıkıyor:
Dikkat ekonomisi karşısında kendi iç sistemini yeniden tasarlayan bir insan.
Çünkü dikkatini korumak, aslında kendi yaşam alanını korumak. Zihinsel enerjini, odaklanma kapasiteni, üretkenliğini ve sakinliğini…
Bu konular üzerine kaydettiğim podcast belki sizin günlük rutininizde de küçük bir kıvılcım yakar. ✨
“Sevilmek için kim olmaktan vazgeçiyorum?”
Nice Girl Syndrome…
Adı soft, etkisi derin.
Birçoğumuzun çocuklukta öğrendiği, yetişkinlikte otomatiğe aldığı o görünmez strateji:
Herkesi memnun ederek hayatta kalmak.
Bu bir zayıflık değil;
Bir zamanların çok akıllıca çözümü.
Ama bağlam değişince, çözüm birden yük oluyor.
Kadınlarda duygusal aşırı yüklenmeye,
erkeklerde dolaylılık ve bastırılmış öfkeye,
hepimizde görünmez bir people pleasing döngüsüne dönüşüyor.
Peki mesele ne?
İyi olmayı bırakmak değil.
İyiliği korkudan değil, seçimden yapmak.
Onaydan değil, hizadan beslenmek.
Bu bölümde, kim olmak için kendimizden vazgeçtiğimizi…
Ve kendimize nasıl geri dönebileceğimizi konuşuyoruz.
Hazırsanız, başlıyoruz. 😊
Neden bu kadar yorgunuz? Ve neden bazı günler içimizden sadece “yapmamayı tercih ederim” demek geçiyor?
Bu bölümde Byung-Chul Han’ın Yorgunluk Toplumu isimli kitabı üzerinden, Michel Foucault’nun disiplin toplumundan, Jeremy Bentham’ın Panoptikonuna, oradan da bugün cebimizde taşıdığımız dijital gözetim düzenine uzanan bir yolculuğa çıkıyoruz. Sürekli “verimli”, “erişilebilir” ve “görünür” olma baskısının bizi nasıl performans öznesine çevirdiğini değerlendiriyoruz.
Gündelik hayatın yeni fenomeni “task masking” yani çalışıyor gibi görünmek, meşguliyet simülasyonu yapmak, bu hikayede bir “tembellik” değil; çoğu zaman sınırsız beklentiler karşısında bir hayatta kalma stratejisi olarak beliriyor.
Ve tam burada edebiyat sahneye çıkıyor: Herman Melville’in Katip Bartleby’si… “I would prefer not to.” yani “Yapmamayı tercih ederim.” sessiz bir cümleyle sistemi kilitleyen opposite direniş, bugün belki de en insanca soruyu hatırlatıyor:
“Gerçekten mi yapıyorum, yoksa sadece görülmek için mi?”
Belki de bazen en radikal şey “yapmamayı tercih etmektir.”
Son zamanlarda karşıma çıkan bir kavram var: girl mossing. TikTok ve Instagram’da insanlar orman zeminine uzanıyor, yosunlara dokunuyor, yapraklara bakıyor ve sadece duruyorlar. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Orman Vakfı bile 2024’te Instagram hesabını bu kavramla tanıttı.
Yosun hızlı büyümez. Ama güçlüdür. Toprağı korur, suyu tutar. Yumuşaktır, ama yere köklenmiştir. Ve bana göre girl mossing tam da bu hissi çağrıştırıyor: yumuşaklıkla direnmek.
Bu kavram, aslında başka yavaşlama hareketleriyle de örtüşüyor. Quiet quitting, niksen, tangping, bai lan… hepsi bir şeyi söylüyor: Bu kadar koşmaya mecbur değiliz. Kendimizi dinlemek, sınır koymak, yavaşlamak bir zayıflık değil, aksine derin bir farkındalık göstergesi.
Yazar Brett Scott’ın da dediği gibi:
“Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmaz. Onu sadece daha hızlı ve daha dolu hale getirir.”
From the publisher's feed