Mesnevi dersinde hocamız, insanın hakikati ancak gönül gözü ve manevi nur ile görebileceğini anlatarak “nur” kavramı üzerinde durmuştur. İlahi nurun bütün varlığın kaynağı olduğu, insanın da bu hakikatin bir parçası olduğu ifade edilmiş; âlemde aslında gerçek anlamda bir ayrılık değil birlik bulunduğu vurgulanmıştır. Bu düşünce açıklanırken Nur-u Muhammedi, vahdet, tecelli ve insanın ilahi hakikatten gelen bir varlık oluşu gibi tasavvufi kavramlara değinilmiştir. İnsanların birbirinden farklı görünse de özde aynı hakikatin parçaları olduğu anlatılmıştır.
Derste ayrıca insanın olaylara sadece kendi nefsinin penceresinden bakmaması gerektiği, basiret ve tevhid nazarıyla bakabilmesinin önem taşıdığı ifade edilmiştir. Zıtlıkların — iyilik ve kötülük, karanlık ve aydınlık gibi — hakikati anlamak için gerekli olduğu; insanın sıkıntılar, dertler ve zorluklar sayesinde nimetin ve huzurun kıymetini kavradığı belirtilmiştir. Dünya hayatındaki her olayın Allah’ın bir hikmetiyle gerçekleştiği, bu nedenle insanın sabırlı, teslimiyet sahibi ve gönül huzurunu koruyan bir tavır içinde olması gerektiği vurgulanmıştır.
Hocamız, dua ve manevi yakınlığın insanı Allah’a yaklaştıran en önemli yollar olduğunu da anlatmıştır. Dua ederken insanın zamanla kendi isteklerinden çok Allah’ın iradesine yöneldiği, hakiki huzurun da bu teslimiyetle oluştuğu ifade edilmiştir. Tasavvufta sohbetin, tefekkürün ve zikrin insanın gönlünü arındırdığı; insanın kendini geçici dünya meselelerine fazla kaptırmaması gerektiği özellikle vurgulanmıştır.
Dersin son bölümünde ise sohbet ve kardeşlik adabı üzerinde durulmuştur. İnsanların birbirlerinin kusurlarını örtmesi, samimiyetle nasihat etmesi, güzel ahlakla örnek olması ve dostluk hukukunu koruması gerektiği anlatılmıştır. Gerçek dostluğun, karşı tarafı kırmadan doğruyu söyleyebilmek ve kardeşinin iyiliğini istemek olduğu ifade edilerek ders tamamlanmıştır.