
Sign up to save your podcasts
Or


Bir ilişkiyi gerçekten ne bitirir?
Büyük bir kavga mı? Aldatılmak mı? Tek bir kırıcı söz mü? Yoksa çok daha sessiz, çok daha uzun süredir devam eden bir şey mi?
Bazen ilişkiler bir gecede sona ermez. Aynı tartışmalar tekrar eder, aynı yaralar farklı biçimlerde yeniden açılır ve bir süre sonra insan tek tek olaylara değil, olayların oluşturduğu örüntüye bakmaya başlar.
İşte farkındalık çoğu zaman tam da burada ortaya çıkar.
Bu bölümde; ilişkilerde tekrar eden davranış döngülerini, küçümseme ve savunmaya geçmenin yarattığı mesafeyi, talep–geri çekilme döngüsünü, kaygılı ve kaçıngan bağlanma eğilimlerini ve bir ilişkide gerçek değişimin nasıl anlaşılabileceğini konuşuyoruz.
Bir insan özür dileyebilir. Peki davranışı değişiyor mu?
Seni sevdiğini söyleyebilir. Peki yanında kendini güvende, değerli ve özgür hissedebiliyor musun?
İlişkinizde güzel anılar olabilir. Peki geçmişte yaşanan güzel şeyler, bugün yaşadığınız sorunları görmezden gelmenize neden oluyor olabilir mi?
Bir de çok güçlü bir zihinsel tuzak var:
“Bu ilişkiye bu kadar yıl verdim, şimdi bırakamam.”
Psikolojide batık maliyet yanılgısı olarak ele alınan bu düşünce biçimi, geçmişte verdiğimiz emeğin gelecekte vereceğimiz kararları gereğinden fazla etkilemesine yol açabilir.
Oysa asıl soru bazen şudur:
“Şimdi bu ilişkiyi ilk kez görseydim, yine aynı seçimi yapar mıydım?”
Bu bölümde bir ilişkinin mutlaka sürdürülmesi ya da mutlaka bitirilmesi gerektiğini söylemiyoruz. Bunun yerine, ilişkinin içindeki tekrar eden dinamikleri daha berrak görebilmenin yollarını konuşuyoruz.
Çünkü bazen ilişkiyi bitiren şey son kavga değildir.
Son kavga yalnızca uzun zamandır var olan bir gerçeği görünür hale getirir.
Bu bölümde konuşulan başlıklardan bazıları:
İlişkiler neden sürekli aynı tartışmaya döner?
Küçümseme ve savunma ilişkiyi nasıl aşındırır?
Kaygılı ve kaçıngan bağlanma döngüsü nasıl oluşur?
Özür ile gerçek değişim arasındaki fark nedir?
Bir ilişkiyi sürdürmek için sevgi neden bazen yeterli olmaz?
“Bunca yıl emek verdim” düşüncesi bizi nasıl etkiler?
Bir ilişkinin artık bize iyi gelmediğini nasıl fark ederiz?
Farkındalık neden bazı ilişkilerde geri dönüşü olmayan bir dönüm noktası yaratır?
Belki de bazen ihtiyacımız olan şey ilişkinin gerçekten değişmesi değil, bizim artık onu olduğu haliyle görebilmemizdir.
Keyifli dinlemeler.
İletişim ve iş birlikleri:
Her türlü konuda [email protected] adresinden iletişime geçebilirsiniz.
Önemli Bilgilendirme:
Bu podcast bölümü genel bilgilendirme, eğitim ve farkındalık amacıyla hazırlanmıştır. Burada paylaşılan görüş ve bilgiler herhangi bir kişiye yönelik tanı, tedavi veya terapi niteliğinde değildir ve profesyonel ruh sağlığı hizmetlerinin yerine geçmez. İlişkiniz, ruhsal durumunuz veya günlük yaşamınızı etkileyen herhangi bir konuda profesyonel desteğe ihtiyaç duyuyorsanız, kişisel durumunuzun uygun şekilde değerlendirilebilmesi için bir hekime ve gerektiğinde alanında yetkin bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önemlidir.
Uzak mesafe ilişkilerinde en büyük sorun gerçekten kilometreler mi? Yoksa asıl sınav, mesafe ortadan kalktığında mı başlıyor?
Aylarca, hatta yıllarca özlediğin biriyle sonunda aynı şehirde olmak kulağa hikâyenin mutlu sonu gibi geliyor. Fakat kavuşmak yalnızca özlemi bitirmiyor; iki ayrı hayatı, iki ayrı rutini ve iki ayrı beklenti sistemini aynı gerçekliğin içine sokuyor.
Bu bölümde uzak mesafe ilişkilerinin görünmeyen taraflarını konuşuyoruz:
-Partnerimizi uzaktayken neden daha kolay idealize ederiz?
-Sürekli mesajlaşmak neden her zaman gerçek yakınlık anlamına gelmez?
-Belirsizlik, terk edilme kaygısı ve güvence arayışı ilişkiyi nasıl bir döngünün içine sokabilir?
-Kavuşunca neden özgürlük, bireysel alan, para, iş, aile ve günlük sorumluluklar bir anda ilişkinin merkezine yerleşir?
-Ve en önemlisi: Birbirinizi sevmeniz, gerçekten aynı hayatı kurabileceğiniz anlamına geliyor mu?
Çünkü bazen iki insan birbirini gerçekten sever ama hayatları aynı hızda ilerlemiyordur. Biri için bağlılık sürekli iletişim kurmaktır; diğeri içinse ortak bir geleceğe doğru somut adım atmaktır.
Bu bölümün temel sorusu bu yüzden “Ne zaman kavuşacağız?” değil: Rotalarımız gerçekten hizalı mı?
Yakınlık, yalnızca aynı yerde bulunmak değil; iki insanın güvenle ilerleyebileceği ortak bir rota kurabilmesidir.
Bir insanın dolandırılması için aptal olması gerekmez. Bazen yalnız olması, korkması, acele etmesi, ekonomik olarak sıkışması ya da tam ihtiyaç duyduğu anda umut veren bir hikâyeyle karşılaşması yeterlidir.
Bu bölümde dolandırıcıların psikolojisini ve insan zihninin hangi doğal özelliklerinin manipülasyona açık hale getirilebildiğini konuşuyoruz. Çünkü dolandırıcıların asıl hedefi çoğu zaman zekânız değil; güveniniz, umudunuz, merhametiniz, yalnızlığınız ve karar verdiğiniz psikolojik andır.
Romantik dolandırıcılıktan sahte yatırım fırsatlarına kadar pek çok yöntemin arkasında benzer mekanizmalar bulunuyor: yoğun ilgiyle hızla güven oluşturmak, kendini size benzetmek, otorite izlenimi yaratmak, küçük taleplerle sınırları yavaş yavaş genişletmek, aciliyet duygusu yaratmak ve sonunda para talebini bir güven ya da sevgi sınavına dönüştürmek.
Bu bölümde ayrıca;
Zeki ve eğitimli insanlar neden dolandırılabilir?
Dolandırıcılar hedeflerinin psikolojik ihtiyaçlarını nasıl keşfeder?
Yalnızlık ve ekonomik sıkışmışlık kararlarımızı nasıl etkiler?
“Bu fırsat sadece sana özel” cümlesi neden bu kadar güçlüdür?
Otorite ve benzerlik neden kolayca güven yaratır?
Doğrulama yanlılığı kırmızı bayrakları nasıl görünmez hale getirir?
Bir kez para gönderdikten sonra vazgeçmek neden giderek zorlaşır?
Batık maliyet etkisi insanı nasıl daha büyük kayıplara sürükleyebilir?
Utanç neden dolandırıcılığın etkisini daha da ağırlaştırır?
Kendimizi paranoyaklaşmadan nasıl daha iyi koruyabiliriz?
sorularına psikolojik açıdan bakıyoruz.
Belki de dolandırıcılığa karşı en güçlü savunma, “Ben asla kanmam.” demek değildir. Hangi koşullarda daha aceleci, daha umutlu, daha yalnız, daha suçlu ya da daha savunmasız hale geldiğimizi bilmektir.
Çünkü gerçek güven birkaç dürüst soruyla yıkılmaz.
İyi kalmak önemli. Ama iyi kalırken uyanık kalmak da gerekiyor.
İletişim ve iş birlikleri: [email protected]
Bilgilendirme: Bu bölümde paylaşılan bilgiler genel farkındalık ve bilgilendirme amacı taşımaktadır. Herhangi bir psikolojik veya psikiyatrik tanı koyma, tedavi önerme ya da terapi hizmeti sunma amacı bulunmamaktadır. Ruhsal veya fiziksel sağlığınızı etkileyen bir durum yaşıyorsanız kişisel değerlendirme için bir hekime ve gerektiğinde uygun ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir.
Anneni üzmemek için kaç kez kendinden vazgeçtin?
Bazen insan kendi hayatını yaşamadığını çok geç fark eder. Çünkü mesele yalnızca “annemin istediğini yapıyorum” kadar açık değildir. Çoğu zaman seçimlerimizin içine suçluluk, sadakat, görev duygusu ve “iyi evlat olmalıyım” inancı sessizce karışır.
Bu bölümde; annesini hayal kırıklığına uğratmamak, üzmemek veya yalnız bırakmamak adına kendi isteklerini erteleyen insanların görünmeyen iç çatışmalarını konuşuyoruz.
Neden bazı insanlar annelerine “hayır” dediklerinde yoğun bir suçluluk hisseder?
Neden kendi kararlarını almak onlara sanki bir ihanetmiş gibi gelir?
Çocukken üstlenilen iyi evlat, güçlü çocuk, başarılı çocuk ya da kurtarıcı rolleri yetişkin hayatımızı nasıl şekillendirir?
Ve en önemlisi: Birini severken ondan psikolojik olarak ayrışmak mümkün müdür?
Bu bölümde ayrıca aile içinde oluşan görünmez beklentileri, kuşaklar arası aktarılan yükleri, ebeveynleşmeyi, sınır koymayı ve insanın kendi hayatının sorumluluğunu yeniden üstlenmesini ele alıyoruz.
Kendine şu soruyu sor:
“Annem bu kararımı hiçbir zaman öğrenmeyecek olsaydı, yine aynı şeyi seçer miydim?”
Ardından bir soru daha:
“Annem üzülse bile bununla baş edebileceğimi bilseydim, hayatımda neyi değiştirirdim?”
Çünkü anneni sevmek, onun bütün duygularından sorumlu olmak değildir.
İyi bir evlat olmak da kendi hayatından vazgeçmek anlamına gelmez.
Belki de yetişkinliğin en zor taraflarından biri şudur:
Sevdiğin insanları üzme ihtimalini göze alarak, sana ait olan hayatı yaşamaya başlayabilmek.
Her türlü soru, görüş ve iletişim için:
[email protected]
Bilgilendirme: Bu podcast bölümü psikoeğitim ve genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada paylaşılan içerikler herhangi bir kişiye yönelik tanı, tedavi veya terapi niteliği taşımaz ve profesyonel ruh sağlığı hizmetlerinin yerine geçmez. Yoğun psikolojik zorlanma yaşıyorsanız veya profesyonel desteğe ihtiyaç duyuyorsanız bir hekim ya da yetkin ruh sağlığı profesyoneline başvurmanız önemlidir.
Bir narsist gerçekten de pişman olur mu? Yoksa gördüğümüz şey pişmanlık değil; kaybetme korkusu, kontrolü yeniden ele geçirme çabası ya da sonuçlardan kaçma isteği olabilir mi?
“Özür dilerim.”
“Seni kaybetmek istemiyorum.”
“Ben zaten kötü bir insanım.”
“Tamam, suç benim… Mutlu oldun mu?”
Bu cümlelerin hepsi ilk bakışta pişmanlık gibi görünebilir. Ama gerçek pişmanlık yalnızca üzülmek ya da özür dilemek değildir. Asıl mesele, kişinin yaptığı davranışın sorumluluğunu gerçekten üstlenip üstlenmediğidir.
Bu bölümde narsisistik özellikleri yoğun kişilerde hata kabul etme, özür dileme, suçluluk, utanç ve sorumluluk alma süreçlerini mercek altına alıyoruz.
-Neden bazı insanlar yanlış yaptığını kabul etmek yerine konuyu hemen karşısındakine çevirir?
-Neden bir tartışmanın sonunda hatayı yapan kişi mağdur, incinen kişi ise suçlu hâline gelebilir?
-“Seni kaybetmek istemiyorum” demek gerçekten pişmanlık anlamına gelir mi?
-Bir özrün samimi olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?
Ayrıca gaslighting, suç yükleme, yansıtma gibi psikolojik savunma ve manipülasyon örüntülerinin, özür ve hesaplaşma süreçlerinde nasıl ortaya çıkabileceğini konuşuyoruz.
Çünkü gerçek pişmanlığın önemli bir ölçütü vardır:
Kişi yalnızca yaptığı şeyin sonuçlarından mı rahatsız, yoksa sana yaşattığı şeyin sorumluluğunu gerçekten görebiliyor mu?
Gerçek pişmanlığın en güçlü kanıtı sözler değil, sonraki davranışlardır.
Bu bölümün sonunda kendine şu üç soruyu sorabileceksin:
Ne için özür diliyor?
Bende yarattığı etkiyi gerçekten görebiliyor mu?
Bir daha olmaması için neyi farklı yapıyor?
Belki de bir insanın gerçekten pişman olup olmadığının cevabı, “özür dilerim” kelimesinde değil; özürden sonra ne yaptığına baktığında ortaya çıkar.
📩 İletişim ve iş birlikleri için:
[email protected]
Önemli Bilgilendirme: Bu podcast bölümü psikoloji ve insan ilişkileri konusunda eğitim ve farkındalık amacıyla hazırlanmıştır. Anlatılan davranış örüntüleri tek başına herhangi bir kişiye psikolojik veya psikiyatrik tanı koymak için yeterli değildir. İçerik tanı, tedavi veya psikoterapi yerine geçmez. Profesyonel desteğe ihtiyaç duyduğunuz durumlarda bir hekime veya uygun ruh sağlığı profesyoneline başvurmanız önemlidir.
Bir narsist, ayrılığın hemen ardından sizi nasıl bu kadar hızlı unutmuş gibi görünebilir? Size söylediği sözleri başka birine söylemesi, aynı romantik davranışları tekrar etmesi ve kısa sürede yeni bir ilişkiye başlaması gerçekten sizi hiç önemsemediği anlamına mı gelir?
Bu bölümde, narsisistik özellikler gösteren kişilerin ilişki kurma biçimini ve ayrılık sonrası neden hızla yeni bir partnere yönelebildiklerini ele alıyoruz. Love bombing, idealize etme, değersizleştirme, duygusal manipülasyon ve sınır ihlali gibi davranışların ilişkinin farklı aşamalarında nasıl ortaya çıktığını inceliyoruz.
Ayrıca şu soruların peşine düşüyoruz:
-Narsist sizi gerçekten unutmuş olabilir mi?
-Yeni partner sizden daha değerli olduğu için mi seçildi?
-Neden ilişkinin başında hayranlık duyduğu özelliklerinizi daha sonra eleştirmeye başladı?
-Sosyal medyada mutlu görünen yeni ilişki gerçekte ne anlatır?
-Bir kişinin sizi özlemesi ile sizden aldığı işlevi özlemesi arasındaki fark nedir?
-Ayrılık sonrası kendinizi suçlamaktan ve sürekli karşılaştırma yapmaktan nasıl çıkabilirsiniz?
Bu bölümün temel mesajı şu:
Yeni birinin hayatına girmesi sizin değerinizi azaltmaz. Onun kimi seçtiği, ne kadar hızlı ilişkiye başladığı veya dışarıdan ne kadar mutlu göründüğü sizin kim olduğunuzla ilgili kesin bir ölçü değildir.
Belki de artık sormanız gereken soru, “Beni hâlâ düşünüyor mu?” değildir. Asıl soru şudur: “Ben bu ilişkide kendimi ne zaman unutmaya başladım?”
Her türlü iletişim, eğitim ve iş birliği talebiniz için:
Önemli bilgilendirme:
Bu podcast bölümü genel bilgilendirme ve psikolojik farkındalık amacıyla hazırlanmıştır. Herhangi bir kişiye tanı koyma, psikoterapi uygulama veya tedavi sunma iddiası taşımaz. Bir kişide bazı narsisistik özelliklerin görülmesi, o kişide narsisistik kişilik bozukluğu bulunduğu anlamına gelmez. Ruhsal sorunlar, yoğun kaygı, depresif belirtiler, travma, duygusal ya da fiziksel şiddet ve günlük yaşamda belirgin işlev kaybı söz konusuysa mutlaka bir hekime veya yetkili ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır.
Bir anne, oğlunun evlenmesini neden bir kayıp gibi yaşar? Gelin gerçekten sorun mudur, yoksa yıllardır sınırları belirsiz kalmış bir anne-oğul ilişkisinin içine mi girmiştir?
Bu bölümde, oğlunu gelininden kıskanan annelerin davranışlarının arkasındaki psikolojik dinamikleri ele alıyoruz. Kayınvalide-gelin çatışmalarının yalnızca iki kadının anlaşamamasından ibaret olmadığını; yetişkin oğlun annesiyle kurduğu ilişkinin, evlilikteki sınırların ve aile içindeki görünmez rollerin bu çatışmayı nasıl büyüttüğünü inceliyoruz.
-Bir anne neden oğlunun eşine gösterdiği ilgiyi tehdit olarak algılar?
-Bir erkek neden sürekli “Annemle eşim arasında kaldım” der?
-Gelin neden kendisini durmadan açıklamak, kanıtlamak ve kabul ettirmek zorunda hisseder?
-Eşini annesine karşı yalnız bırakan bir erkek, farkında olmadan evliliğine nasıl zarar verir?
Bu bölümde ayrıca:
Kontrol ile sevgi arasındaki farkı
Duygusal bağımlılık içeren anne-oğul ilişkilerini
“Kötü bir evlat olacağım” korkusunu
Anne, oğul ve gelin arasındaki üçgenleşmeyi
Evlilikte mahremiyet ve aile sınırlarını
Pasif agresif davranışları ve duygusal manipülasyonu
Kayınvalideye sınır koyarken kullanılabilecek sağlıklı yaklaşımları konuşuyoruz.
Çünkü bazen sorun, kayınvalidenin ne söylediğinden çok, eşinizin o sözler karşısında nerede durduğudur. Sağlıklı bir evlilikte eşlerden hiçbiri ailesini terk etmek zorunda değildir; ancak kurulan yeni ailenin sınırlarını korumak zorundadır.
Bu bölüm, yaşadığınız çatışmayı yalnızca “gelin-kaynana anlaşmazlığı” olarak görmek yerine, ilişkinin arkasındaki görünmez bağları fark etmenize yardımcı olabilir.
Bu bölümü dinledikten sonra siz de kendi deneyimlerinizi ve düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.
Eğitimler, iş birlikleri, içerik önerileri ve diğer konularda iletişim için:
[email protected]
Bilgilendirme:
Bu podcast bölümünde paylaşılan bilgiler genel bilgilendirme ve psikoeğitim amacı taşımaktadır. Herhangi bir kişiye tanı koyma, tedavi uygulama veya terapi hizmeti sunma iddiası bulunmamaktadır. Yoğun aile çatışması, psikolojik şiddet, tehdit, güvenlik riski ya da günlük yaşamınızı ciddi biçimde etkileyen ruhsal sorunlar yaşıyorsanız yalnızca internet içeriklerine dayanarak karar vermeyin. Profesyonel değerlendirme ve uygun yönlendirme için mutlaka bir hekime veya alanında yetkin bir ruh sağlığı uzmanına başvurun.
Bazı insanlar seni açıkça tehdit etmez, bağırmaz ya da doğrudan kontrol etmeye çalışmaz. Bunun yerine vicdanına dokunur, suçluluk duygunu tetikler ve yaşananların hikâyesini fark ettirmeden yeniden yazar.
Önce seni küçümser, ihtiyaçlarını görmezden gelir veya sınırlarını ihlal eder. Sen tepki gösterdiğinde ise bütün mesele senin ses tonuna, öfkene ya da sözlerine çevrilir. Bir anda incinen kişi olmaktan çıkar, kendini savunmak ve iyi bir insan olduğunu kanıtlamak zorunda kalan kişiye dönüşürsün.
Bu bölümde narsisistik manipülasyonun en gizli oyunlarından birini konuşuyoruz:
Gerçek sorumluluk ile dayatılan suçluluk arasındaki farkı, mağdur ve suçlu rollerinin nasıl tersine çevrildiğini, sınır koyduğunda neden kendini bencil veya vicdansız hissettiğini ve bazı insanların geçmiş yaralarını neden sana sorumluluk olarak yüklediğini ele alıyoruz.
Çünkü empati kurmak, herkesin duygusal yükünü taşımak değildir. Bir insanın üzülmesi, senin mutlaka yanlış yaptığın anlamına gelmez. Sağlıklı bir ilişkide sorumluluk paylaşılır; manipülatif bir ilişkide ise sorumluluk sürekli aynı kişiye bırakılır.
Belki de asıl soru şudur: Gerçekten hata mı yaptın, yoksa sana ait olmayan bir suçluluğu mu taşıyorsun?
Her türlü görüş, öneri, eğitim ve iş birliği iletişimi için:
Bu podcast bölümü genel bilgilendirme ve psikolojik farkındalık amacıyla hazırlanmıştır. Burada anlatılan davranış örüntüleri herhangi bir kişiye tanı koyma amacı taşımaz; tanı, tedavi veya psikoterapi yerine geçmez. Ruh sağlığınızla, ilişkilerinizle veya kişisel güvenliğinizle ilgili profesyonel desteğe ihtiyaç duyduğunuz durumlarda bir psikiyatri hekimine, hekime veya alanında yetkin bir ruh sağlığı uzmanına başvurunuz.
Bir ilişkide iki yetişkin mi var, yoksa biri fark etmeden diğerinin annesi gibi mi davranıyor?
Randevuları siz ayarlıyor, faturaları siz hatırlatıyor, yapılması gerekenleri siz takip ediyor ve onun bozduğu düzeni yine siz toparlıyorsanız, ilişkinizde görünmeyen bir rol değişimi yaşanıyor olabilir. Romantik partnerlik zamanla yerini ebeveyn–çocuk dinamiğine bırakabilir.
Bu bölümde, sorumluluk almaktan kaçınan ve yetişkin yaşamının yükünü partnerine devreden erkeklerin arkasındaki psikolojik ve ailesel dinamikleri inceliyoruz. Aşırı koruyucu ebeveynlik, öz yeterlilik eksikliği, öğrenilmiş çaresizlik, zihinsel yük ve görünmez emek gibi kavramların ilişkilere nasıl yansıdığını ele alıyoruz.
“Bana söyleseydin yapardım.”
“Neden hatırlatmadın?”
“Sen bu işleri daha iyi biliyorsun.”
Bu cümleler yalnızca unutkanlığı değil, ilişkinin düşünme, planlama ve sorumluluk alma yükünün tek bir kişiye bırakıldığını da gösterebilir.
Eğitim, iş birliği ve iletişim talepleriniz için:
[email protected]
Önemli bilgilendirme: Bu podcast bölümü genel psikolojik bilgilendirme ve farkındalık amacıyla hazırlanmıştır. Herhangi bir kişiye yönelik tanı koyma, tedavi uygulama veya terapi hizmeti sunma amacı taşımaz. Yaşadığınız ruhsal, ilişkisel veya davranışsal sorunlar günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkiliyorsa bir hekime, psikiyatri uzmanına veya yetkili bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmanız önerilir.
Bir erkek sevdiği kadından neden uzaklaşır? Duyguları bittiği için mi, yakınlıktan korktuğu için mi, yoksa ilişki içinde taşıması gereken sorumluluk ona ağır geldiği için mi?
Bu bölümde; sevdiğini söylediği hâlde yakınlık arttıkça geri çekilen, duygusal konuşmaları erteleyen ve bir yaklaşıp bir uzaklaşan erkeklerin davranışlarını ilişki psikolojisi ve bağlanma örüntüleri üzerinden ele alıyoruz.
Bazı insanlar sevebilir, özleyebilir ve hayatında olmanızı gerçekten isteyebilir. Ancak sevgi duymakla güvenli, karşılıklı ve tutarlı bir ilişki kurabilmek aynı şey değildir. Çünkü gerçek yakınlık; güzel sözlerden çok, sınırlar, ihtiyaçlar, hayal kırıklıkları ve sorumluluklar ortaya çıktığında sınanır.
Bu bölümde şu soruların izini sürüyoruz:
-Kaçıngan bağlanma ile ilgisizlik arasındaki fark nedir?
-Bir erkek neden siz geri çekildiğinizde yaklaşır, siz yaklaştığınızda uzaklaşır?
-Kaçan-kovalayan ilişki döngüsü nasıl oluşur?
-Bir insanın zor geçmişini anlamak, size yaşattıklarını kabul etmenizi gerektirir mi?
-Ve en önemlisi, ilişkinin bütün duygusal yükünü tek başınıza taşıdığınızı nasıl fark edebilirsiniz?
Çünkü asıl mesele yalnızca onun sizi sevip sevmediği değildir.
Asıl mesele, bu ilişkinin yükünü sizinle birlikte taşımaya gönüllü ve hazır olup olmadığıdır.
Her türlü görüş, öneri ve iletişim için:
[email protected]
Bilgilendirme Notu: Bu podcast bölümü genel bilgilendirme ve psikolojik farkındalık amacıyla hazırlanmıştır. Herhangi bir tanı, tedavi veya terapi iddiası taşımaz ve kişiye özel profesyonel desteğin yerine geçmez. Yaşadığınız sorunlar ruhsal sağlığınızı, günlük yaşamınızı veya güvenliğinizi olumsuz etkiliyorsa bir hekime, psikiyatri uzmanına ya da yetkin bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önemlidir.
From the publisher's feed