
Sign up to save your podcasts
Or


Bu bölümde “sınırlı istikrarsızlık” fikrini konuşuyoruz.
Sağlıklı sistemler tamamen stabil değildir.
Yıkılmayacak kadar stabildirler,
ama değişebilecek kadar da hareketlidirler.
İnsan bedeni, ilişkiler, organizasyonlar ve hatta sanat…
hepsi biraz gerilim, biraz belirsizlik ve biraz hareketle canlı kalır.
Peki neden modern dünya bize sürekli kontrol, kesinlik ve kusursuz stabilite vaat ediyor?
Ve gerçekten mümkün mü?
#bounderedinstability #sınırlıistikrarsızlık
Çözümlere erişilir olmak kıymetli kıymetli olmasına da, derinlik olmadan erişilebilirlik, ustalık yanılsamasıyaratır mı acaba?
Vize başvurusu için bir elçilikte geçen birkaç saat…
Soğukta bekleyen insanlar, sessiz rekabet, eksiksiz olma telaşı ve asık yüzlü görevliler.
Bu bölümde basit bir sorunun peşine düşüyorum:
Ne oldu da ciddiyeti somurtkanlıkla, statüyü mesafeyle eşleştirmeye başladık?
Gülümsemek gerçekten otoriteyi zayıflatır mı, yoksa biz mi böyle inanmak istiyoruz?
23 Nisan…
Bir zamanlar çocuk olmanın yeterli olduğu, ait olmanın sorgulanmadığı bir dünyayı hatırlıyor musunuz?
Bu bölümde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı üzerinden bir yolculuğa çıkıyorum.
Kendi çocukluğumdan, mahallelerden, komşuluklardan, birlikte olmanın doğal olduğu zamanlardan…
Ve sonra yavaş yavaş ördüğümüz duvarlara.
Koruma adı altında nasıl ayrıştırdık?
Farklı olanı anlamak yerine nasıl uzaklaştık?
Çocukları birey yapmaya çalışırken, bazı çocukların “hiç olamama” gerçeğini nasıl görmezden geldik?
Bu bölüm bir nostalji değil.
Bir yüzleşme.
Çünkü olan, en çok çocuklara oldu.
“Neyse…” diyebildiklerimizle, diyemediklerimiz arasında.
#23Nisan #çocukluk
30+ yıl İnsan Kaynakları, yetenek yönetimi ve liderlikgelişimi alanında çalıştıktan sonra en sık gelen sorulardan biri şu:
“Çocuklar ne okusun, ne yapsın?”
Cevap vermesi zor.
Çünkü mesele sadece meslek seçimi değil.
Bir yanda “kendini kurtar” söylemi,
diğer yanda ne istediğini keşfetmesine fırsat bulamayan gençler…
Biz kendi hikâyelerimizde “keşke”lerle doluyken,
onlara hâlâ aynı reçeteleri sunuyor olabilir miyiz?
Bu bölümde:
Düzgün okumak” ne demek,gerçekten?
Kendi korkularımızı çocuklaranasıl aktarıyoruz?
Merak, keşif ve öğrenme nedengeri planda kalıyor?
Ve en önemlisi: Bu koşu nereye?
Belki de sorun çocukların ne istediğini bilmemesi değil…
onlara bunu keşfedecek alanı açamamamız.
#NeyseDiyemediklerimiz
#çocuklarımızıngeleceği #kariyerkoçluğu #gençlerneokusun #kariyerdanışmanlığı
Politika…
En çok içimize attığımız, en çok tartıştığımız, en çok kaçındığımız konulardan biri.
Peki neden?
Neden konuşamıyoruz?
Ya susuyoruz… ya bağırıyoruz.
Bu bölümde şuna bakıyorum:
Düşünmek ile inanmak arasındaki fark ne?
Neden yeni bir bilgiyle fikrimizi gözden geçirmek yerine, mevcut fikrimizi savunmaya çalışıyoruz?
Ve en kritik soru:
Her fikir gerçekten saygıyı hak eder mi?
İfade özgürlüğü…
Bir fikri söyleme hakkı verir.
Ama o fikrin saygınlığını garanti eder mi?
Belki de mesele ne düşündüğümüzden çok,
nasıl düşündüğümüz.
Uzun ve sağlıklı yaşamak… yani longevity.
Ama ne zaman sağlıklı yaşam arayışı, ölmemeye çalışma çabasına dönüşüyor?
Detokslar, kürler, “doğal yaşam” önerileri, wellbeingtavsiyeleri…
Gerçekten yaşam kalitemizi mi artırıyor, yoksa korkularımızın yönettiği yenialışkanlıklar mı yaratıyor?
Bu bölümde sağlıklı yaşamak ile yaşamayı ertelemekarasındaki ince çizgiyi konuşuyorum.
Kendimizi daha iyi hissetmek için yaptığımız seçimler gerçekten bize iyi migeliyor, yoksa hayatın küçük keyiflerini fark etmeden elimizden mi alıyor?
Belki de asıl soru şu:
Uzun yaşamak mı istiyoruz…
yoksa elimizdeki yaşamı kaçırdığımızı içten içe biliyor muyuz?
#longevity #sağlıklıyaşam #wellbeing
Değişmeyen tek gerçek değişimin kendisidir demiş filozof. Eyvallah da hakkını veriyor mu tüm değişimler, özellikle de kurumsal transformasyonlar?
Bu bölüm aniden ve ardı ardına yapılan değişim heveslerini ele alıyoruz.
#neyse #dönüşüm #transformasyon #çağrımerkezi #arendth
“Neyse…”
Beş harfli bir kelime.
Ardından gelen üç nokta ise çoğu zaman bir hikâyenin yarım kaldığını fısıldıyor.
Bu bölümde, “neyse” dediğimiz anların peşine düşüyorum.
Bir kabulleniş mi bu, yoksa içten içe bir vazgeçiş mi?
Beklentiler, hayal kırıklıkları, keşkeler ve “hadi”ler arasında gidip gelirken şunu soruyorum:
Gerçekten devam mı ediyoruz, yoksa sadece geçiştiriyor muyuz?
Belki de mesele beklentiyi azaltmak değil, onu nereye ve kime yönelttiğimizi fark etmek.
Keşkelerim yerine sonuçsuz kalmış hadilerimle bir masaya oturmak bir nebze daha gururlandırıyor beni.
🎵 Bölümün sonunda: Emerson, Lake & Palmer – Lay Down Your Guns
#Firuzan #Keşkeyerinehadi
Duygularımız geçerli.
Ama her duygu doğru mu?
Hepimiz kırgınız.
Hepimiz haklıyız.
Ama garip bir şekilde…
kimse sorumlu değil.
Bir cümle görüyorum sosyal medyada.
Kendime yontuyorum.
Birine yolluyorum.
Sonra bir bakıyorum…
herkes daha da kırılmış.
Belki mesele haklı olmak değil.
Belki mesele,
‘Bu duygu bana ne anlatıyor?’
diye durup bakabilmek.
Duygular geçerli olabilir.
Ama sorumluluk…
işte orası başka bir şey.
Devamı podcast’te.
From the publisher's feed