Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

By Tarkan Bulan - Öğrenmeyi ÖğrenmekEducation
Download on the App Store

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam episodes

  • Casuslar Derin Savaşın Sıra Dışı Neferleri Atilla AKAR

    Casuslar Derin Savaşın Sıra Dışı Neferleri Atilla AKAR


    Hiçbir casusun kartvizitinde “casus” yazmaz!
    Casusluk dünyanın en eski meslekleri arasındadır. Çok eski dönemlerden beri, savaşlar ve toplumlar arasındaki çatışmalar sürdüğünden bu yana varlığını korumuştur ve casusluğa olan ihtiyaç hiç tükenmemiştir. Bundan sonra da öyle olacaktır.
    Kendine özgü şartları ve kuralları olan bu meslek, doğası gereği karmaşık ve risklidir. İşler “casusluk filmleri”nde süslendiği gibi değildir. Kadınları cezbeden “007 James Bond” imajı çoğunlukla geçersizdir.
    İşte elinizdeki kitapta hem bu alanın tarihini, temel kavramlarını, mantığını, çeşitliliğini, istihbarat teknolojisini hem de bu yola baş koymuş isimleri ve onların yaşadıkları önemli olayları bulacaksınız.
    Hâlihazırda dünyada ve ülkemizde süren “derin savaş”ın türlü maskeler altında kamufle olmuş neferlerinin içimizde bir yerlerde yuvalandıklarını unutmayın!

    13 hr 11 min
  • Arzunun Sınırları: Kötü Yasalar, iyi seks ve Değişen Kimlikler Eric Berkowitz

    Arzunun Sınırları: Kötü Yasalar, iyi seks ve Değişen Kimlikler

    Eric Berkowitz


    Aile ve Evlilik: "Karına Tecavüz Edemezsen Kime Tecavüz Edebilirsin?”

    Eşcinsellik: Günahtan Hastalığa

    Küçükler için Tehlikeli: Cinsiyet ve Çocuklar

    Öğlen Vampirleri: Müstehcenlik ve Kullanımları

    Rıza Sınırları: Tecavüz ve Cinsel Taciz

    Zararlı Kurbanlar: Fuhuş ve Seks Kaçakçılığı

    Melezler ve Efsaneler: Renk Çizgileri Boyunca Seks


    ...........Cinsel ihlaller hem mağdurlara hem de buna bağlı olarak diğer herkese zararlı olarak görülüyor. Kişinin dış dünyadaki faaliyetleri karışık görüşler ortaya çıkarabilir, ancak seks yapmayı yasaklayanlar genellikle müttefikleri olmadığını görürler. Bu nedenle cinsel kötü davranış suçlamaları, düşmanları ve baş belalarını etkisiz hale getirmek için çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Kara boks şampiyonu Jack Johnson'ın beyaz rakiplere karşı kazandığı zaferler ayaklanmalara neden oldu, ancak seks kaçakçılığı suçlamaları onu 1913'te ABD'den çıkardı. Martin Luther King Jr., FBI'ın ana siyasi hedeflerinden biriydi, ancak büro onu suçlu veya komünist komplolarla ilişkilendiremediğinde, sekse döndü: 1964'te, King'in oldukça dikkat çekici olmayan zina işlerinin kanıtlarıyla, FBI ona “kötülüğünü" ifşa etmekle tehdit ettiğini yazdı." "pis", "psikopat”, “hayvan” ve “iğrenç" "seks partileri."Kral'a artık "bittiğini" söyleyen mektup intihara işaret etti: "Kral, yapman gereken tek bir şey kaldı. Ne olduğunu biliyorsun." 2010'da Julian Assange, WikiLeaks web sitesinde birçok gizli ABD belgesi yayınladığında bazıları için kahraman, diğerleri için kötü adam oldu. Ancak, onu Londra'daki Ekvador büyükelçiliğine sığınmaya zorlayan siyasi yıkımı değildi - mümkün olan en ince cinsel suçlamalarla İsveç'e iade edilme riskiydi........

    16 hr 14 min
  • Seks ve Ceza Arzuyu Yargılamanın Dört Bin Yıllık Tarihi

    Seks ve Ceza Arzuyu Yargılamanın Dört Bin Yıllık Tarihi

    ERIC BERKOWITZ


    Yatak odasından mahkeme salonuna - seks hukukunun hayret verici tarihi ...

    Kraliyet metresleri, eşcinsel at arabası yarışçıları, ortaçağ travestileri, cadılar, keçi seviciler, rahibe fahişeler ve Londralı kiralık oğlanlar gibi aykırı oyuncuların renklendirdiği seks tarihinde bir çağ ve toplumda hoş görülen davranışlar bir ötekinde en ağır şekilde cezalandırıldı.

    Ancak seks dürtüsü antik çağlardan beri kendini izginlemeye çalışan her türlü girişime karşı koydu. Seks ve Ceza, dört bin yıllık cinsellik, din ve mülkiyet üçgeninin açılarının çok da değişmediğini gösteriyor bizlere.

    "Elbette tecavüz, zina, ensest ve seks hukuku alanına giren diğer tüm meseleler insanlığın varoluşundan beri vuku bulmuştur.

    Değişen tek şey, insanların birbirlerinin bedenlerini kontrol etmek için kullandıkları yöntemler ve bu yöntemleri kullanma gerekçeleridir."

    Eric Berkowitz Antik Mezopotamya'da zina yapan bir kadının kazığa oturtulmasından başlayıp 1895'te Oscar Wilde'ın büyük ahlaksızlık" suçuyla hapis cezası aldığı döneme kadarki seks hukukunun uzun tarihini gözler önüne seriyor.

    "Seks ve Ceza, seks ve günah üzerine dudak uçuklatan bilgilerle dolu."

    "Ustalıkla yazılmış aydınlatıcı bir yapıt."


    14 hr 11 min
  • TEHLİKELİ FİKİRLER Antikçağdan Sahte Habere Batı'da Sansürün Tarihi

    TEHLİKELİ FİKİRLER Antikçağdan Sahte Habere Batı'da Sansürün Tarihi

    Eric Berkowitz

    "İki bin yıllık sansür tarihinde büyüleyici bir gezinti."

    İlk Çin imparatorunun kitaplara açtığı savaştan Vatikan'ın pornog­rafi "yasağına", Charlie Hebdo saldır􀀆sından sosyal medyaya uygula-. nan baskılara dek, çatlak sesleri bastırma çabası insanlık tarihi kadar eski. Eric Berkowitz sansürün Batı'da geçirdiği serencamı sınıf, ırk · ve toplumsal cinsiyet merceğinden incelediği Tehlikeli Fikirler'de insanlığın kendi kendini neden ve nasıl susturduğunu, tarihi silme­nin tehlikelerini (ve beyhudeliğini), sansürün çağdaş toplumu nasıl şekillendirdiğini ve günümüzde hangi biçimlerde zuhur ettiğini or­taya çıkarıyor.

    Sansürün devlet aygıtıyla, fikirlerle ve kültürle ilişkisini çarpıcı ör­neklerle aktaran Berkowitz, "sahte haber" ve "nefret söylemi" gibi kanıksanmış tabirlere derinlik kazandırıyor, konuşma ile susturma­nın iki bin yıllık çekişmeli tarihini gözler önüne seriyor.


    Tanrı'ya Yardım Babında: Antik Dünyada İfade Özgürlüğünün Engellenmesi

    Ateş Kürü: Antikçağdan Gutenberg' e Sansür

    On Altı ve On Yedinci Yüzyılda Matbaazedeler

    On Sekizinci Yüzyılda Devrim, Denetim ve Fraklar

    On Dokuzuncu Yüzyılda Sınıf Çatışması

    İçsel Sıkıntılar: Yirminci Yüzyıl Başları

    Modern Çağda Kalabalığa Bağırmak

    12 hr 7 min
  • Mukaddesatçı Anti-Kemalizm islamcıların Atatürk ve Cumhuriyet Algılarının Sosyolojisi

    KISACA SİYASAL MÜSLÜMANLARIN KARANLIK, AKIL HASTALIĞINA VARAN TARİHLERİNİ DİNLEYİN.
    Bu araştırmanın konusu, kendilerini hem milli hem de dini de­ğerler, aidiyetler ve hassasiyetler üzerinden tanımlayan ve mil­liyetçi mukaddesatçı ya da doğrudan mukaddesatçı olarak su­nan çevrelerin bütün yönleriyle Kemalizme bakışı ve ürettik­leri anti-Kemalizmi analiz etmektir. Mukaddesatçı çevreler­ce 1940'ların ortalarından itibaren açıktan üretilmeye başlayan anti-Kemalizm günümüze kadar varlığını sürdüren, din ve yer yer milliyetçilik merkezli bir Kemalizm eleştirisidir.




    12 hr 28 min
  • Mahallenin Krizinden Memleketin Krizine Görgüsüzleşme, Yozlaşma, Çürüme A. Tank Çelenk

    Mahallenin Krizinden Memleketin Krizine Görgüsüzleşme, Yozlaşma, Çürüme A. Tank Çelenk

    Türk Sağının Düşünce Atlası kitabını yazalı yedi yıl oldu. Kitabın yarıdan fazlasını röportajlar teşkil ediyordu. Bunların birkaçı ha­riç, büyükçe bir kısmı mahallenin ağır ağabeyleri, entelektüelleri ve siyasetçileri ile yapılan geniş kapsamlı röportajlardı. Görüşme­yi kabul edenler çoğunlukla hukukum olan veya arada güvenilir referanslar bulunan kişilerdi. Teklif götürdüğüm birkaç kişi ise görüşmeyi önce kabul edip sonra vazgeçmişti. Ama genelde bu kitap hakkında görüşmeyi önerdiğim insanların ortak noktası çe­kinmeleriydi. Zira Sağ veya Türk Sağı gibi bir kavrama mesafeli yaklaşıyorlardı. Sağ yerine yerli ve milli, Sol yerine ise yerli ola­mayan gayrimilli gibi tabirler üretip kullanıyorlardı. Bugün aynı mahallede aynı kanaat hakimdir.

    Kitaptan sonra da bu konuda entelektüel mecralarda yazı­larımı ve söyleşilerimi kararlılıkla sürdürdüm. 2022'nin sonbaha­rında bu kitabı tamamlayıcı bir proje olarak Türk Sağı: Mahalle, Kriz ve Kritik kitabımı derleyip toplayarak yayınladım. Bu son ki­tap "mahalle" kavramı üzerinden Türk Sağının kriz ve kritiğinin betimlemesi üzerine yoğunlaşıyordu.

    Türkiye'nin düşünce ve politik hayatında artık Türk Sağı ve mahalle kavramının yerleştiğini müşahede edebilmekteyim. Ma­halle, taşra ve devlet ilişkileri, benim kastettiğim bağlamda tartı­şılmakta. Mahallenin vicdanı ve etik değerleri uyarılmaya çalışıl­makta. Artık saygın politikacılar ve entelektüel kamuoyu Türk Sağının dönüşümünü kavramsal ve uygulamalı olarak sorgulayıp gündeme getirebilmekte. Bu konudaki katkımla övüneyim mi, yoksa yerineyim mi, işte onu hala bilemiyorum.

    Bizim gibi orta yaş kuşağının üstünde olanlar için mahal­le, çocukluğumuza ve gençliğimize ilişkin çok önemli bir aidiyet duygusunu temsil eder. Mahallenin kızı, mahalle takımı, mahalle kahvesi, mahallenin imamı veya mahalle kavgası gibi sahipleni­lecek birçok referans bir aradadır. O yılları yaşamayanların anla­makta güçlük çekecek olmasına rağmen, açıkça belirtmeliyim ki, 197o'lerdeki üstü örtülü ideolojik iç savaş yıllarında bugünkü ku­tuplaşma veya ötekileştirme yoktu. O dönemde mahallenin dev­rimcisi mahallenin faşistini karşı mahalleden gelenlere dövdür­mezdi. Ben İstanbul'un Koşuyolu'ndanım. Kadıköy' e çıktığımda artık mahalleden çıkmış oluyor, kendimi güvenlik sınırının dışın­da hissederdim. Bugüne çok uzak bir geçmişin hatıraları bugünü daha eleştirel görmemi mümkün kılıyor. Buna da üzülmeli mi­yim, sevinmeli miyim, açıkçası yine pek bilemiyorum.



    4 hr 21 min
  • Kadın İslam Kültürünün yumuşak karnı Mustafa Öztürk

    Kadın İslam Kültürünün yumuşak karnı Mustafa Öztürk

    BU KİTABI MUTLAKA ALMALISINIZ. SESLİ KİTAPTA BÜTÜN AÇIKLAMALAR REFERANSLAR DİPNOTLAR SİLİNMİŞTİR.


    İslam geleneğinde kadın, tabirin tam anlamıyla bir "yumuşak karın" dır. Çünkü hem İslamın temel kaynaklarında tanımlanışı hem temel kaynakların yorumlanışı ve hem de bu yorumun tepeden tırnağa ataerkil zihniyet marifetiyle gerçek hayat alanına taşınışı itibariyle kadın adeta bir sorunlar yumağıdır. Bizim kesin iddiamız budur; elinizdeki kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar sayısız bilgi, görüş ve değerlendirmeyle temellendirip delillendirdiğimize inandığımız bu iddia karşısında, kimi Müslüman kadın araştırmacıların "İslamda kadın sorunu yoktur" veya "İslam dininin kadına yaklaşımı, zaman ve mekân sınırlarına hapsolmayan evrensel bir dil ile insanlığa hitap eden bir din olma özelliği dikkate alınarak değerlendirilmelidir" şeklinde ifadeye dökülen eyyamcı bir yaklaşımla mukabelede bulunacak olmaları çok yüksek bir olasılıktır; fakat bu mukabele tarzı bize göre "kendi kendini gerçekleştiren kehanet" olarak kodlanmalıdır.


    Müslüman kadının din ve gelenek içerisindeki konumunu eleştirel yaklaşımla ele alan, başta Kur'an olmak üzere temel dinî kaynaklara atıfta bulunarak, İslamî geleneği ve gelenekteki ataerkil yorum paradigmasını adamakıllı sorgulayan İslamcı feministlere gelince, bu kadınlar gerçek hayat alanında karşılaştıkları kısıtlar ve zorlukların sebebini, bizatihi İslam ve Kur'an'a değil, İslamın ataerkil ve gelenekçi perspektifle yorumlanmasına bağlama eğilimdedir. Mesela, Nazife Şişman ve Hidayet Şefkatli Tuksal gibi isimlere göre İslam temelde kadını ve kadın haklarını önemsemiş, erkek hegemonyası altında kadını ezdirmemeyi hedeflemiş ve fakat İslamî gelenek Kur'an'a rağmen kadın konusunu tepeden tırnağa problem haline getirmiştir. Tuksal'ın hadis alanında hazırlanan ve "Kadın Karşıtı Söylemin İslam Geleneğindeki İzdüşümleri" ismiyle yayımlanan "Kadın Aleyhtarı Rivayetler Üzerinde Ataerkil Geleneğin Tesirleri” başlıklı doktora tezinde de işbu savunmacı (apolojetik) yaklaşımın gerekçelendirilmesine azami çaba gösterilmiştir.


    Daha ziyade İslamcı feministlerde ön plana çıkan savunmacı yaklaşım, İslam dünyasının herhangi bir yerinde yaşanan ve gerek insani gerek ahlaki ve gerekse hukuki açıdan izahı pek mümkün olmayan, sözde "cihad" adına "kafa kesme" veya dinen ruhsatlı evlilik adı altında "küçük çocuklara tecavüz" gibi cürümler/cinayetler karşısında, "Gerçek İslam bu değil!" şeklindeki meşhur klişeyle savunma retoriği üretmekten pek farklı değildir.


    Gerçekte, kadın sadece ataerkil İslamî gelenekte değil, bizatihi İslamın kendisinde de başlı başına bir problemdir. Ataerkil gelenek bu problemi -deyim yerindeyse gordion düğümleriyle düğümlü bir yumak haline getirmiştir. Öte yandan, İslamda kadın konusunda tartışılması gereken problemler ve problemli meselelerin hemen hepsi Yahudilik için de geçerlidir. Nitekim bu kitaptaki son yazıda gözler önüne serildiği üzere Yahudilik "kadın karşıtlığı"na -belki “kadın düşmanlığı” demek daha isabetli olabilir-dayalı sayısız sorun içeren bir şeriat modelidir.


    Yahudilik tarihsel bakımdan daha kıdemli olduğu ve Kur'an'ın da tanıklık ettiği üzere Yahudi-Musevi şeriatı ile İslam şeriatı arasında da önemli benzerlikler ve yer yer aynilikler bulunduğu için, İslamda kadın konusundaki tartışmalı meselelerin temelde Yahudi gelenekten tevarüs edildiğini söylemek, isabetsiz bir tespit olmasa gerektir. Hatta çok kısa ve kestirme yoldan denilebilir ki İslam kadın konusundaki temel bakış açısını Yahudilik mirasından devralmış ve bu bakış açısını hem Kur'an hem hadisler vasıtasıyla kendi şeriatına katmıştır.


    ...........

    Öztürk Temmuz-2024 Kadıköy-İstanbul



    7 hr 26 min
  • PARTİ, CEMAAT, TARİKAT 2000'LER TÜRKİYE'SİNİN DİNBAZ-POliTİK SEYİR DEFTERİ TAYFUN ATAY

    PARTİ, CEMAAT, TARİKAT 2000'LER TÜRKİYE'SİNİN DİNBAZ-POLİTİK SEYİR DEFTERİ

    Elinizdeki kitap 15 Temmuz 2016 öncesinde yayınevine teslim edildiyse de o tarihte gerçekleşen darbe girişimi ülkeyi dehşet ve endişeye boğarken kitabın basım sürecine de ket vurdu. Ancak basımdan vazgeçmeyi hiç düşünmedim. Çünkü kitap, kanımca hem "15 Temmuz felaketi"nin arka planı, altyapısı, art alanı üzerine hem de bu çerçevede sürdürülen tartışmalara katkıda bulunmaya elverişli bir içerik arz etmekteydi.

     

    Özellikle de darbe girişiminden sonra Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Hem Rabbimize hem milletimize verecek hesap olduğunu biliyorum; Rabbim de, milletim de bizi affetsin," şeklindeki sözlerinin geriye doğru izini sürmeye dönük bir içerikti bu!..

     

    Kitap, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) 2000'lerin başından bugüne uzanan iktidar seyrini değerlendirmek üzere kaleme alınmış bir deneme. AKP'ye "dinbazlık” kavramını işlerliğe sokarak bakıyor, bu kavramı esas alarak odaklaşıyorum. Bu çerçevede aynı zamanda Türkiye'de İslami-muhafazakârlığın kurumsal karşılıkları olarak etkinlik arz eden tarikat ve cemaat çevrelerinin söz konusu dönemde AKP iktidarıyla bağlaşık şekillenen durumlarını, yönelimlerini, pozisyonlarını da tartışma çabası gösteriyorum.

     

    Kitapta yer alan yazıların ilk sürümlerini AKP'nin iktidar döneminin öncesine de açılan yelpazede farklı gazete ve dergilerde kaleme aldım. Ancak tüm bu yazıların altyapısında 1980'lerin başına kadar geriye giden, İslama antropolojik ilgi ve yaklaşım doğrultusunda sürdürdüğüm akademik çalışmalarımın birikimi yatıyor.

     

    Sırasıyla BirGün, T24, Radikal ve halen de devam ettiği üzere Cumhuriyet'te kaleme alınmış nice yazı bu kitabın harcında bulunmakta. Onları, diğer bazı yazılarımla birlikte izleyen sayfalarda okuyacağınız şekilde harmanlayarak elden geldiğince organik bir bütünlüğe kavuşturmaya çalıştım.

    AKP'nin "demokratik" iddialardan diktatoryal-totaliter eğilimlere dümen kıran siyasi pratiğini herkes için apaçık kılan Gezi olaylarına ilişkin ikinci bölümdeki ilk yazı, önce İngilizce bir makale olarak kaleme alınmıştı. Dördüncü bölüm "Holdingleşen Tekkeler" ise ilkin Cumhuriyet gazetesinde Mayıs 2015'te "Parti-Tarikat-Cemaat” başlıklı bir yazı dizisi olarak hazırlandı ve yayımlandı.

     

    Kitabın ağırlık merkezini "Sekülerlikten Selefiliğe AKP” başlıklı üçüncü bölüm oluşturmaktadır. AKP, Türkiye'nin yabana atılamayacak laiklik deneyimi ve birikimi üzerinde bir "seküler İslam" umudu olarak dünyanın karşısına çıktı, prim yaptı, destek gördü ve 2010'ların başından itibaren siyaseten egemen bir konum kazandı. Ancak sonrasında bu umudu boşa çıkaracak şekilde iç ve dış pek çok faktörün de katalitik etkisiyle "dinbaz-totaliter" bir siyasi anlayışa yönelirken Ortadoğu-İslam coğrafyasındaki yayılmacı hesaplarıyla da titreşimli olarak Selefi İslamın yörüngesine girdi. İşte üçüncü bölüm, bu görüşü temellendirmeye çalışıyor ve tartışmaya açıyor.

     

    Kitabın ilk taslağını bitirdiğim günlerde "AKP 2. Olağanüstü Büyük Kongresi" (Mayıs 2016) dolayısıyla röportaj için Selin Ongun'un karşısına oturduğumda da ona söylediklerimin neredeyse kitabın özeti mahiyetinde olduğunu fark ettim. Bu nedenle onun mutabakatıyla o röportajı da kitabın sonuna "Özet" olarak eklemeyi uygun buldum.

     

    Bu arada yukarıda kaydettiğim üzere darbe girişiminden dolayı yayım aşaması sekteye uğrayan çalışmamda o günden bu yana yaşananların eksikliğinin, bu bakımdan bir boşluk ve kopukluğun okur nezdinde çok fazla hissedilmemesi için 15 Temmuz sonrasında kaleme aldığım bazı yazıları da akış ve bütünlüğü bozmamaya dikkat ederek metne ekledim.

     

    Düşüncelerimin kamuoyu ilgisiyle buluşması yolunda önümü açmış olanlar, sonuçta bu kitabın ortaya çıkmasında pay sahibidir. Bu sebeple Hamza Aktan, Ahmet Tulgar, Doğan Akın, Cem Erciyes ve Can Dündar'a teşekkür ederim. Selin Ongun'a da yaptığımız söyleşiyi burada da paylaşıma açmama imkân tanıdığı için teşekkürler.

    5 hr 35 min
  • Philby: KGB Üst Düzey Casusunun Hayatı ve Görüşleri

    Kim Philby casusluk tarihinin en ilginç ajanıdır. Dokuz yıl içinde SIS'de (İngiliz Gizli İstihbarat Servisi) kademe kademe yükseldi. 1949'da Washington'a atan­dı. ,Görevi İngilizlerle CIA (Merkez Haber alma Örgütü) ve FBI (Federal Araştırma Bürosu) arasında irtibat sağlamaktı . Ve bu görev Batı istihbaratının Sovyetler Birliği'ne açtığı savaşın tam kalbindeydi. Philby görevine, yani İngiliz Servisinin başına geçirmek için eğitiyorlardı.

    Oysa Philby bu sırada KGB'de görevliydi. Ruslar onu Com­b ridge'den mezun old ukta n kısa bir süre sonra işe almış ve ömür bayu sürecek bir görev vermişlerdi. SIS'e sızma göre­vini. Bu olağan üstü aldatmaca Phil by'i en başarılı sızma a janı durumuna getirdi. Bütün · İng iliz ve Amerikan sırlarını özel ola­rak öğrenebilen bir Sovyet casusu durumuna. Evet. Philby C olamadan içyüzü ortaya çıktı ve Köstebek 1963'de Moskova'ya kaçtı. Anca k Batı istihbaratına da müth iş ıbir zarar verdi. 1967 ' de Philby'nin gerçek rolü açıklandığı zaman Köstepeği tanı­yan eski bir CIA a janı Miles Copeland, «Bunun anlamı orta­da,» dedi . «Philby'nin diğer zamanlarda öğrendiklerini bir ta­rafa bırakıp 1944-1951 arasındaki süreye kaldım. Batı istih­baratı büyü k bir caba göstermişti bu sırada . Ama bütün bun­lar boşa çıkmıştı. Hiçbir şey· yapmasaydık daha iyi olurdu.» Philby hakkında pek çok kitap ve yüzlerce makale yazıldı .

    Kendisi de Sessiz Savaşım adlı kitabı yazdı. KGB'nin uygun gördüğü, casusluk yaşamıyla ilgili bir eserdi bu: 1968'de ya­yınlandı. Ama Philby -kitabının yayınlanmasını görüşmek ici1ı Sunday Times muhabirlerinden Murray Sayle'le konuşması dı­şında, yaşamının son yirmi yılında Batı gazetecilerine hiç yak­laşmadı.

    Philby. Moskova'da gizli bir adreste oturuyordu. Telefon numarası rehberde yazılı değildi. Kalabalık yerlere gitmekten kaçınıyordu. Sokağa çıkacağı zaman bütün ayrıntılarla özel KGB güvenlik subayı ilgileniyordu. Bu sürede Philby bazen ka­zara bir iki Batılı muhabirle karşılaştı. Örneğin, bir keresinde Bolshol'de. Ve böyle olaylarda bulunduğu yerden hemen ay­rıldı. İşinden ve duygularından hiçbir zaman söz etmedi. Mos­kova'daki dostlarına bile.

    Ancak Philby bu yılın mayısında ölmeden önce güvenli apal'tmanı ve emin bir Gürcü lokantasında benimle buluştu. Beni 'Köstebek davet etti ve onunla yaklaşık yirmi beş saat kadar ·konuştuk. Phllby çocukluğundan, olağanüstü bir adam olan babasından (ünlü Arap uzmanı Harry St. John Bridger Philby), trajik· annesinden ve Hindistan'da geçirdiği çocukluk yıllarından söz etti. Bana okul günlerini, Cambridge'de geçir­diği yılları ve siyasi inançlarının kökenlerini anlattı. Sonra «Cambridge Casus Grubuına geçti. Bu grup 1950'1i yılların 'başlarından beri FBI ve M15'in (İngiliz Güvenlik Servisi) ilgisini çekiyordu. Philby ilk kez Ruslara yaklaşmasını sağlayan ada­mın adını açıkladı. Bu adam ona, «Sana yabancı bir savaş alanında komünizm uğruna ölmekten daha önemli bir görev verecekler,» demişti.

    Sovyetler Birliği'nde geçirdiği zamana geld iğin­de Philby sanki ruhunun derinliklerini açıp gösterdi. «Başlan­gıçta her şey yolunda gitti,» dedi. Ama sonra kuşkuya düştü. Hayal kırıklığıyla dolu bir süre başladı. Sanki KGB beni başından atmıştı. Hayatımda hiçbir kadın yoktu. Tek teselli kaynağım viskiydi. Bu durum birkaç yıl sürdü. Sonra gerçek aşkı biraz geç olmakla birlikte harika bir kadında buldum. Artık o ya­şantımın merkezi. Tekrar KGB'de çalışmaya başladım. Şimdi. yetmiş altı yaşındayım ama istihbarat savaşında faal bir görev yapıyorum.»

    Philby'nin casusluk yaşamının dışında kalan şeylerden de söz ettik. Ben bu odamın icyüzünü görebilmek icin elimden ge­leni yaptım. Ama karşımdaki aldatmacayı profesyonel bir us­talık sayan bir casus vardı. Philby bana Batı ve Sovyet liderleri, Afganistan, Cin, Vietnam ve Avrupa konusundaki görüşlerini de açıkladı.

    11 hr 41 min
  • Cambridge Beşlisi 20. Asrın Casusluk Şebekesi

    Cambridge Beşlisi, Birleşik Krallık'ta II. Dünya Savaşı'ndan 1950'lerin ortalarına kadar Sovyetler Birliği'ne bilgi akışı sağlayan casus çetesi. 4 üyesi kesin olarak bilinen Beşli, Kim Philby (kod adı: Stanley), Donald Duart Maclean (kod adı: Homer), Guy Burgess (kod adı: Hicks) ve Anthony Blunt'tan (kod adı: Johnson) oluşmaktaydı. Grubun beşinci elemanı da Oleg Gordievskiy'nin tespit ettiği John Cairncross (kod adı: Liszt) idi.

    Gruba Cambridge lakabının verilmesinin sebebi ise grup elemanlarının tamamının Cambridge Üniversitesi'nde komünist fikirlerle tanışıp bu üniversiteden mezun olmasıydı. Beşlinin KGB'ye ne zaman katıldığı konusunda bir belirsizlik olsa da, Anthony Blunt üniversiteyi bitirmeden önce casus olarak adlandırılmadıklarını açıklamıştı.

    Aralık 2020 de ölen John le Carré'in ünlü romanı Tinker, Tailor, Soldier, Spy (New York 1974); (Türkçe: Köstebek) 1950'ler ve 1960'larda Cambridge Beşlisi olarak adlandırılan ajanların açığa çıkarılmasını anlatmaktadır.

    Harold Adrian Russell "Kim" Philby (1 Ocak 1912 - 11 Mayıs 1988) İngiliz istihbaratçı ve Sovyet ajanı. MI6 içinde üst düzey yönetici olan Philby bu dönemde KGB için çalışmıştır.[2] 1963 yılında Cambridge Five adı verilen casus grubuna bağlı olduğu ortaya çıkartılmıştır. Kim Philby haricinde Donald Maclean, Guy Burgess, Anthony Blunt ve John Cairncross'dan oluşan grubun 2. Dünya Savaşı sırasında ve Soğuk Savaş döneminin başlarında Sovyetler Birliğine önemli bilgiler aktardığı bilinmektedir. İstihbaratçı ve gezgin John Philby'nin oğludur.

    7 hr 21 min

About Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

From the publisher's feed

Öğrenmeyi öğrenmek, tam öğrenme kavramının temeli ve eleştirel düşüncenin sonucudur. Bilgiye nasıl erişileceği, nasıl işlenip uygulamayla uzun dönem hafızamıza işleme hedefini öğretir. Bu denli önemli…