
Sign up to save your podcasts
Or


BU KİTABI GERÇEKLERİ ÖĞRENMEK İÇİN DİLEYİM.
EĞER KENDİNİZİ YALANLAR İÇİNDE TUTARAK YAVAŞ YAVAŞ SEFALET, CEHALET İLE YOK ETMEK İSTİYORSANIZ DİNLEMEYİN. ELEŞTİREL OKUMAYI VE DÜŞÜNMEYİ BAŞARANLAR İÇİNDİR.
GERİ KALANLARIN DİNLEYEREK ÖĞRENMESİ KENDİLERİNE ZARAR VERİR. BEYİNİ ÇALIŞTIRIR.
Prof. Dr. Ertan EFEGİL (Sakarya Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslar arası İlişkiler Bölümü)
RADİKAL YORUMA DAYALI DİNİ TERÖR ÖRGÜTLERİNİN İNCELENMESİ (DERS NOTLARI)
Aslında bu kitabın macerası, Çatışma Yönetimi dersimde öğrencilerime sadece kısa bir bilgi verdiğim terör konusunda, bir teröristin hayatından kesitler vererek, “nasıl bir insan kendi hayatını hiçe sayarak, kolayca “şehit” olmak veya “ölmek” ister” sorusuna cevap arama çabasıyla başlamıştır. Bu bağlamda, tesadüfi bir şekilde gördüğüm Fuat Hüseyin’in Zerkavi hakkında yazdığı kitabı okudum.
Kitap bittikten sonra, terörizm, terörle mücadele, radikal İslami örgütler, silahlı cihad ve intihar eylemleri gibi birçok kavram ve konu hakkında detaylı okuma yapılması gerektiğini anladım.
Çünkü Türkiye’de ve özellikle Türkçe yazılan kaynaklarda, terörle mücadele ve terörizm konusunda çok yüzeysel, bildik beylik lafların ötesinde ciddi anlamda analizlerin yapıldığı eserlerin sayısının çok az olduğunu gördüm. Yazılanların birçoğunda ise, terör örgütlerinin, her ne hikmet ise sadece MOSSAD, CIA gibi Batılı istihbarat örgütleri tarafından kurulduğu, belli amaçları gerçekleştiıdikten sonra, yine bu örgütler tarafindan görevlerine son verildiği yönünde görüşler savunuluyordu.
Sanki örgütü kuranlar ve onlara katılanlar, akılsız birer robot, baştaki adamlar ise (Usame Bin Ladin, Abdullah Azzam, Zerkavi ve Zevahiri gibi) eğitimlerini istihbarat okullarında tamamlamışlar ve görev yerlerine gönderilmişlerdi.
Vakti zamanı gelince de, buhar oluyorlar, Batı’nın en mümtaz semtlerinde yaşamlarına farklı yüzlerle ve yüksek maaşlarla devam ediyorlardı. Derslerimde de, öğrencilerimden bu yönde çok fazla görüş dinledim. Ben de, bu görüşlere itiraz edince, birçoğu, bu nedenle derslerime katılma ihtiyacı duymadı.
Tanrı var mı? Tanrıya dair ortaya atılan deliller neler? Din felsefesinin yıllardır konusu olan bu sorulara farklı perspektiflerden bakmak isteyenler için yazılmış bu kitap hem inançlılar hem de inançsızlar için din ve Tanrı kavramları hakkında yeni bir bakış açısı sunuyor.
“Akılcılığa en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde teizmin akılcı eleştirisini başarıyla yerine getiren çok güzel bir kitap..."
Doç. Dr. Kerem Cankoçak
“Genç yazar Mehmet Mirioğlu'nun
Tann sorununa ilişkin entelektüel birikimi, konuya hâkimiyeti, geleneksel tartışmalara olduğu kadar modern bilimsel verilere ilgisi yapıtı daha da değerli kılıyor.”
Doç. Dr. Haşan Aydın
“Sunduğu muhteşem zenginlikteki materyali enerjik ve kolay anlaşılır anlatımıyla birleştirerek inşam sadece Tann konusunda değil, pek çok derin felsefi ve bilimsel tartışma konusunda da bilgilendiriyor, düşünmeye sevk ediyor.”
Prof. Dr. Erdinç Sayan
“Mirioğlu oldukça zor bir konuyu oldukça ayrıntılı bir biçimde incelemiş ve irdelemiş. Böylesine zor bir işe genç yaşta cesaretle girişip büyük emek harcadığı için kendisini kutluyorum. Türkiye’de baskı altında olan ateist bakış açısının yayın dünyasında daha fazla yer alması önemlidir.”
Prof. Dr. Örsan K. Öymen
7. TARİHSEL MUCİZELERDEN KANIT
7.1. Mucizenin Tanımı
7.2. Argümanın Sunuluşu
7.3. Kaynakların Güvenilirliği
7.4. Kandırma ve Kandırılma İhtimali
7.5. Mucizeyi Reddetmenin Rasyonalitesi
7.6. İsa'nın Dirilişine İnanmak İçin Sebep Var mı?
7.7. Sonuç
8. DENEYİMSEL MUCİZELERDEN VE
KİŞİSEL DENEYİMLERDEN KANIT
8.1. Tanımlar
8.2. Argümanın Sunuluşu
8.3. Hissetme Olarak Dini Tecrübenin Eleştirisi
8.4. Safdillik İlkesi
8.5. Psikolojik Bozukluklar, Sanrılar, Halüsinasyonlar,
Anı Kaybı ve Konfabulasyon
8.6. Çeşitlilik Problemi
8.7. Gerekçelendirme Problemi
8.8. Kişisel Mucizeler, Dualar ve Batıl İnançlar
8.9. Cehalete Başvurma
8.10. Mucize ve Kötülük
8.11. Sonuç
9. ARZU DELİLİ
9.1. Giriş ve Argümanın Sunuluşu
9.2. Evrimsel Biyoloji Bağlamında Arzular
9.3. Nesnesi Olmayan Yetilerin Evrimi
9.4. Deizm ve Dinler Karşısında Arzu Delili
9.5. Sonuç
10. MANTIKTAN VE AKILDAN KANIT
10.1. Argümamn Sunuluşu ve Giriş
10.2. Düşünme Amacıyla Tasarlanma
10.3. Faydacı Şüphecilik veya Mantıksal Negatif Ateizm
10.4. Argümanın Gerekliliği ve Tutarlılığı
10.5. Sonuç
11. ATEİZMİN İMKÂNI PROBLEMİ
11.1. Argümanın Sunuluşu
11.2. İnkârın İmkânsızlığı
11.3. Tanrı Fikrinden Kanıt
11.4. Zor Duruma Dayalı Kanıt
11.5. İnancın Zorunluluğu
11.6. Adalet Kanıtı
11.7. Sonuç
12. ATEİZM VE AHLAK PROBLEMİ
12.1. Argümana Giriş
12.2. İlahi Buyruklar ve İnsan Refahı
12.3. Ahlaki Bir Sistem Olarak Ateizm
12.4. Ahlakın Kökenine Dayalı Ahlak Argümanı
12.5. Ateist Diktatörlük ve Dinsel Vahşet
12.6. Sonuç
Tanrı var mı? Tanrıya dair ortaya atılan deliller neler? Din felsefesinin yıllardır konusu olan bu sorulara farklı perspektiflerden bakmak isteyenler için yazılmış bu kitap hem inançlılar hem de inançsızlar için din ve Tanrı kavramları hakkında yeni bir bakış açısı sunuyor.
“Akılcılığa en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde teizmin akılcı eleştirisini başarıyla yerine getiren çok güzel bir kitap..."
Doç. Dr. Kerem Cankoçak
“Genç yazar Mehmet Mirioğlu'nun
Tann sorununa ilişkin entelektüel birikimi, konuya hâkimiyeti, geleneksel tartışmalara olduğu kadar modern bilimsel verilere ilgisi yapıtı daha da değerli kılıyor.”
Doç. Dr. Haşan Aydın
“Sunduğu muhteşem zenginlikteki materyali enerjik ve kolay anlaşılır anlatımıyla birleştirerek inşam sadece Tann konusunda değil, pek çok derin felsefi ve bilimsel tartışma konusunda da bilgilendiriyor, düşünmeye sevk ediyor.”
Prof. Dr. Erdinç Sayan
“Mirioğlu oldukça zor bir konuyu oldukça ayrıntılı bir biçimde incelemiş ve irdelemiş. Böylesine zor bir işe genç yaşta cesaretle girişip büyük emek harcadığı için kendisini kutluyorum. Türkiye’de baskı altında olan ateist bakış açısının yayın dünyasında daha fazla yer alması önemlidir.”
Prof. Dr. Örsan K. Öymen
TANRI VE TANRISAL ANLAM
1. TANRIYI TANIMLAMAK
1.1. Klasik Teizmde Tanrı
1.2. Karamsar Bakış Açısıyla Tanrı
2. İNANÇLARI TANIMLAMAK
2.1. Teizm
2.2. Deizm
2.3. Agnostisizm
2.4. Panteizm
2.5. Ateizm
3. SONUÇ
II.
FİKİRSİZİN ZİKRİ
1. PASKALIN KUMARI
1.1. Argümanın Sunuluşu
1.2. Tercih ve Farkındalık
1.3. İmkân ve İnanç
1.4. Lehte/Aleyhte Kanıt ve PaskalTn Kumarı
1.5. Binlerce Din, Binlerce Tanrı...
1.6. Tanrısal Sıfatlar
1.7. Ters Paskal Kuramı
1.8. Ne Kaybettirir?
1.9. Samimiyet
1.10. Taslaman'ın Kuman
1.11. Dil Kurnazlığı
1.12. Sonuç
2. AMAÇ VE ANLAMLILIK KURAMI
2.1. Argümanın Sunuluşu
2.2. Bariz ve Önemi Düşük Hatalar
2.3. Hayatın Amacı, Anlamı ve Ateizm
2.4. Hayatın Amacı, Anlamı ve Teizm
2.5. Hayatın Anlamı: Sentez
2.6. Sonuç
3. HUZURDAN KANIT
3.1. Argümanın Sunuluşu ve Giriş
3.2. Huzur ve Nesnel Geçerlilik
3.3. Evrimsel ve Psikolojik Neden
3.4. Din ve Depresyon
3.5. Kültürel Din ve Ateizm
3.6. Sonuç
4. ÇOĞUNLUKTAN KANIT
4.1. Argümanın Sunuluşu ve Giriş
4.2. Çoğunluğa Başvurma
4.3. İnanç Psikolojisi
4.4. Sorgulama Metodu ve Çelişkiler
4.5. Dinsizliğin Tarihsel Perspektifi
4.6. Sonuç
5. DUYUM VE UYUMDAN KANIT
5.1. Berkeley İdealizmi
6. KUTSAL KİTABIN BİLİMSEL MUCİZELERİNDEN KANIT
6.1. Giriş
6.2. Masallama/Hikâye Uydurma
6.3. Zaten Yazıyordu
6.4. Söz Oyunları
6.5. Bilinemez mi?
6.6. Bilimsel Verileri Çarpıtma
6.7. Tarihsel Mucizeler
6.8. Doğurduğu Problemler
6.9. Sonuç
Bilgi arayışının olmadığı yerde abartı vardır. Abartı varsa karşıt olanı küçümsemek kanundur!
4 Siyasal İslam Pakistanlı Mevdudi tarafından olduğu gibi kopya edilmeden önce İngiliz egemenliğinin hizmetindeki oryantalistler tarafından icat edildi! Görünürdeki hedef inançlı Müslümanların, Müslüman olmayan bir devletin otoritesine girmem esiydi. Özündeki gizli amaç ise Hindistan'daki bağımsızlık mücadelesini bölmekti.
Arayışa kapalı insanları düşündürmek mümkün değil. Bilgi sığlığı, insanların hakaret ya da kabalıkla kendini ifade etmesine yol açıyor. Türkiye'de bunun örneklerini fazlasıyla görüyorsunuz. Gürültü patırtı çıkarmak eleştiri sanılıyor. Oysa eleştirel olan, var olan toplumsal düzeni genel anlamda sorgulayan politik teorilerdir. İşte buna çok ihtiyacımız var. Bunu nasıl yapacağız? Bu kitap bu amaçla da kaleme alındı...
Her tağut düzenini yıkmanın tek yolu var: Düşünmek, şüphe etmek, sormak, daima aramak ve mücadele etmek...
İnsanoğlunun "reçetesi" yok değil. Sömürüye, aldatmaya son verecek bir geleceğin şifresi geçmişte gizli... Mesela Hz. Muhammet'e ilk inananlar kölelerdi. Onun eşitlik ve adalet söylemi yüreklerde umudu, mücadele ruhunu diriltti.
Diğer dinler gibi İslam da tarih sahnesine devrimci kimlikle çıktı.
Peki nasıl gericileşti? Bunu kimler, nasıl yaptı? Tek örnek yeter:
Cafer-i Sadık'm Kufe'de okulu vardı. Tam 4000 öğrenci barındırırdı. Okulda öncelikle pozitif bilim öğrettiler. Matematik, fizik, kimya, biyoloji, felsefe sonra din kaideleri gelirdi. Kuran-ı Kerim hiçbir zaman sadece din kitabı olarak tanıtılmadı; ilmin, bilginin, pozitif bilimin, uzayın derin biliminin, metafiziğin yegâne merkezi olarak tanıtılıp öyle okutuldu.
Sonra ne yaptılar? İmam Cafer-i Sadık'ın okulunu yakıp yıktılar ve öğrencilerini katlettiler. Kimileri İran ve Avrupa'ya kaçtı ve öğretilerini oralarda yaydı...
Kitapta benzeri örneklerini bolca okuyacaksınız... Cabir bin Hayyan'ı bilirsiniz; "cebir" adım ondan aldı. Cabir bin Hayyan, İmam Cafer-i Sadık'ın okulunun sadık bir öğrencisiydi. Bugün Cafer-i Sadık ve öğrencilerinin birçok yazıtları Londra kütüphanesinde...
İslam ve Müslümanlar 11. yüzyıldan itibaren cahil bırakıldı, kandırldı, korkutuldu ve değersiz olduklarına inandırıldı. Cehalet, inşam sömüren bu acımasız kast sisteminin ana besini oldu. İslam devrimi gericileştirildi. Oysa Kuran uyarmıştı: "Artık kim tağutları reddeder ve Allah'a inanırsa en sağlam kulpa sarılmıştır." (Bakara, 256)
Buna rağmen zaman, tağutlar lehine döndü.
"Kendilerine Kitap'tan pay verilenlerin, şimdi nasıl putlara ve Tağuta inandıklarmı görmüyor musun?" (Nisa, 51)
Nedir tağut?
Tağut, Kuran'ın asıl manasım bozandır...
Tağut, kafalarma göre kitaba hadise, hüküm ekleyip çıkarandır...
Tağut, dini içerden bozup, tahrip edendir...
Tağut, mazluma zulmedendir...
Tağut, hakka savaş açıp batıla sarılandır...
Tağut, zalimlerin kurduğu düzendir...
Yani tağut bugünkü emperyalizm... Bugünkü kapitalizm... Bugünkü neoliberalizm...
Uydurmalar, boş inançlar nasıl din haline getirildi? Akılsızlık nasıl güçlendi? Sizi nasıl aldattılar? Sizi nasıl kullandılar, kullanıyorlar? Sizi nasıl tutsak düşürdüler?
Nietzsche'ye göre "Hayattan en büyük tadı almak demek, tehlikeli yaşamak demektir"
Bu nedenle, düşünce korkaklığı yüzünden kutsal kararlılık görevini kaçıran çoğunluğun sesi hep gür çıkar, sertlikleri şiddete yönelir.
Bir avuç "hakikat misyoneri" ise bilir ki okşamayla, anlaşarak, gölgede yaşayarak elde edilmiş büyük çaplı hakikat yoktur.
Sadece onlar dürüstlük olmadan bilginin de olamayacağını, kararlılık yoksa dürüstlüğün de kalmayacağım bilirler.
Bilgi arayışının olmadığı yerde abartı vardır. Abartı varsa karşıt olanı küçümsemek kanundur!
4 Siyasal İslam Pakistanlı Mevdudi tarafından olduğu gibi kopya edilmeden önce İngiliz egemenliğinin hizmetindeki oryantalistler tarafından icat edildi! Görünürdeki hedef inançlı Müslümanların, Müslüman olmayan bir devletin otoritesine girmem esiydi. Özündeki gizli amaç ise Hindistan'daki bağımsızlık mücadelesini bölmekti.
Arayışa kapalı insanları düşündürmek mümkün değil. Bilgi sığlığı, insanların hakaret ya da kabalıkla kendini ifade etmesine yol açıyor. Türkiye'de bunun örneklerini fazlasıyla görüyorsunuz. Gürültü patırtı çıkarmak eleştiri sanılıyor. Oysa eleştirel olan, var olan toplumsal düzeni genel anlamda sorgulayan politik teorilerdir. İşte buna çok ihtiyacımız var. Bunu nasıl yapacağız? Bu kitap bu amaçla da kaleme alındı...
Her tağut düzenini yıkmanın tek yolu var: Düşünmek, şüphe etmek, sormak, daima aramak ve mücadele etmek...
İnsanoğlunun "reçetesi" yok değil. Sömürüye, aldatmaya son verecek bir geleceğin şifresi geçmişte gizli... Mesela Hz. Muhammet'e ilk inananlar kölelerdi. Onun eşitlik ve adalet söylemi yüreklerde umudu, mücadele ruhunu diriltti.
Diğer dinler gibi İslam da tarih sahnesine devrimci kimlikle çıktı.
Peki nasıl gericileşti? Bunu kimler, nasıl yaptı? Tek örnek yeter:
Cafer-i Sadık'm Kufe'de okulu vardı. Tam 4000 öğrenci barındırırdı. Okulda öncelikle pozitif bilim öğrettiler. Matematik, fizik, kimya, biyoloji, felsefe sonra din kaideleri gelirdi. Kuran-ı Kerim hiçbir zaman sadece din kitabı olarak tanıtılmadı; ilmin, bilginin, pozitif bilimin, uzayın derin biliminin, metafiziğin yegâne merkezi olarak tanıtılıp öyle okutuldu.
Sonra ne yaptılar? İmam Cafer-i Sadık'ın okulunu yakıp yıktılar ve öğrencilerini katlettiler. Kimileri İran ve Avrupa'ya kaçtı ve öğretilerini oralarda yaydı...
Kitapta benzeri örneklerini bolca okuyacaksınız... Cabir bin Hayyan'ı bilirsiniz; "cebir" adım ondan aldı. Cabir bin Hayyan, İmam Cafer-i Sadık'ın okulunun sadık bir öğrencisiydi. Bugün Cafer-i Sadık ve öğrencilerinin birçok yazıtları Londra kütüphanesinde...
İslam ve Müslümanlar 11. yüzyıldan itibaren cahil bırakıldı, kandırldı, korkutuldu ve değersiz olduklarına inandırıldı. Cehalet, inşam sömüren bu acımasız kast sisteminin ana besini oldu. İslam devrimi gericileştirildi. Oysa Kuran uyarmıştı: "Artık kim tağutları reddeder ve Allah'a inanırsa en sağlam kulpa sarılmıştır." (Bakara, 256)
Buna rağmen zaman, tağutlar lehine döndü.
"Kendilerine Kitap'tan pay verilenlerin, şimdi nasıl putlara ve Tağuta inandıklarmı görmüyor musun?" (Nisa, 51)
Nedir tağut?
Tağut, Kuran'ın asıl manasım bozandır...
Tağut, kafalarma göre kitaba hadise, hüküm ekleyip çıkarandır...
Tağut, dini içerden bozup, tahrip edendir...
Tağut, mazluma zulmedendir...
Tağut, hakka savaş açıp batıla sarılandır...
Tağut, zalimlerin kurduğu düzendir...
Yani tağut bugünkü emperyalizm... Bugünkü kapitalizm... Bugünkü neoliberalizm...
Uydurmalar, boş inançlar nasıl din haline getirildi? Akılsızlık nasıl güçlendi? Sizi nasıl aldattılar? Sizi nasıl kullandılar, kullanıyorlar? Sizi nasıl tutsak düşürdüler?
Nietzsche'ye göre "Hayattan en büyük tadı almak demek, tehlikeli yaşamak demektir"
Bu nedenle, düşünce korkaklığı yüzünden kutsal kararlılık görevini kaçıran çoğunluğun sesi hep gür çıkar, sertlikleri şiddete yönelir.
Bir avuç "hakikat misyoneri" ise bilir ki okşamayla, anlaşarak, gölgede yaşayarak elde edilmiş büyük çaplı hakikat yoktur.
Sadece onlar dürüstlük olmadan bilginin de olamayacağını, kararlılık yoksa dürüstlüğün de kalmayacağım bilirler.
ilk 30 dk dinledikten sonra bırakacayacağınız bir kitap.
Endonezya Başkanına Türkiye cumhuriyetinin bulup verdiği hayat kadınının bel soğukluğu bulaştırmasından, Adnan Menderes'in evli metresine sünnet edilen papazlara, oğlunu gırtlağından kesilerek kurban edilmekten kurtaran başbakan.... Delice gerçek olaylar....
İçinde yaşadığımız ülkenin tarihini şekillendiren savaşların, antlaşmaların, birtakım olayların kronolojileri kadar yıllarca amiral gemisi olarak bilinen bir gazetenin logosunun arkasındaki bilinmeyenler; bir tarihçinin, eşinin yazdığı şiirlerin 14. yüzyılda yaşadığı iddia edilen bir şairin olduğuna koca ülkeyi inandırarak kandırması; Kırşehir’in mevcut iktidar partisine oy vermediği için ilken ilçeye çevrilmesi de bunlar kadar ilgimizi çekmez mi?
1960’h yılların sonunda Türkiye’nin en çok satan gazetesinin patronunun bir klozet kapağının gümrükten geçirilmesi meselesi yüzünden başbakanla aralarının açılması ve bu durumun giderek yolsuzlukları da ortaya çıkaran basın ve siyaset kavgasına dönüşen hikâyesini bilmek bizi eğlendirir. Oğlunu Adnan Menderes’e kurban etmeye çalışan bir babadan, gecekondu mahallesinin üzerine düşen uçaktan tazminat alabilmek için oğlunu ölmüş gösteren uyanık anneye, uzaya ilk çıkan insan Yuri Gagarin’i tebrik ettiği için tutuklanan öğretmene kadar sıradan insanların yaşadıkları da bize bir şeyler öğretmez mi?
...............
Aynı zamanda elinizde tuttuğunuz kitap, uzun süredir üniversitede vermekte olduğum derslerdeki edinilmiş tecrübenin de bir ürünüdür. Bizim gibi hocaların işi çok zordur ve bu gerçeği ifade etmek için şakayla karışık öğrencilerime hep söylediğim bir şey vardır: “Bizim mesleğimiz İzlanda’da dondurma satmaya benziyor.” Ortalama öğrencinin tarihe ilgisinin çok az olduğu, ilgisi olanların da komplo teorilerinin çerçevesinin dışına çıkamadığı (Lozan’daki gizli bir maddeden dolayı bor madenlerini çıkartamıyor muşuz...) ya da ortaöğretimde verilen çoğunlukla renksiz, didaktik ve aşın doktriner eğitimin de etkisiyle tarihe karşı önyargılı oldukları teknik bir üniversite ortamında, öğrencilerin tarihe ilgisini artırma çabasıyla başladı her şey. Tecrübelerimden biliyorum ki nasıl benim gibi fizik, kimya yani temel bilimler okumamış kişiler popüler bilim kitaplarıyla bilimi, bilimsel düşüncenin anlamını ve önemini kavradıysa çoğunlukla sayısal ve mühendislik öğrencileri için de tersi geçerli. Sorun tarih disiplininde değil tarihin öğretilmesinde ya da aktarılmasında. Akademik tarih eğitiminin boğucu ve tekdüze havasından kurtulmak, tarih eğitimini daha renkli hâle getirmek için zaman zaman işlediğim konularla bağlantılı ilgi çekici anekdotları anlatarak yaptığım dersler bu kitabın çıkış noktasıdır. Bu birikim bir süre sonra “Neden bunlardan oluşan bir kitap yazılmasın?” fikrini de doğurdu. Yaklaşık 4 yıldır gazete arşivlerinin taranması, konuyla ilgili hatırat ve diğer kitapların incelenmesi suretiyle bu kitaba son hâlini verdim.
Sonuç olarak bu bir “tarih” kitabı. Ancak bu tanımı yaparken şunu da açıklamak gerekiyor. Türkiye’de bazı istisnalar hariç popüler tarih kitabı denilince akla genel olarak bir parça çalakalem yazılmış, referans vermeyen, yüzeysel, eğlence kısmı öne çıkarılmış yapıtlar geliyor. Hatta yazılan dönemlerle ilgili olarak ayrıntılı bir bilgiye vakıf olmadan birkaç kaynakçayla yazılan kitaplar bulmak bile mümkün. Dolayısıyla bu anlayışın yeni nesillere popüler tarihin ana misyonu olan “tarihi sevdirme”yi sağlayamayacağı açıktır. Dolayısıyla elinizdeki kitap mümkün olduğunca popüler tarihin “eğlence” ve “kolay okunur” boyutuyla akademik tarihçiliğin “ciddiyetini” bir araya getirmeye çalışmaktadır. Takdir tabii ki sizlerindir. Ciddiyetin keyfinde, keyfin ciddiyetinde yakın tarihimiz denen o bizden daha çok uzaklaşmamış ama anlama çabalarımızın da devam ettiği bir yolculukta görebildiklerimi, yakaladıklarımı sizinle paylaşmak istedim.
“Elimizdeki bir asker on okul, bir MİT mensubu on asker kıymetindedir.”
- FETÖ’nün elebaşı Fetullah Gülen
2. Bölüm FETÖ-MİT Mahrem Yapılanması MAHREM İÇİNDE MAHREM
GÜLEN, TÜRK CUMHURİYETLERİNDE CIA’İ KORUDU MU?
MIT’İN FETÖ İLE İLGİLİ TESPİTLERİ
FETÖ’YÜ 1972’DE MİT Mİ YAPILANDIRDI?
1991 MİT RAPORU FETULLAHÇILAR VE CIA AJANLARI.
HAİNLERİN LİSTESİ VERİLDİ.
1996 MİT RAPORU-CIA BAĞLANTISI.
1999 MİT ESKİ MÜSTEŞARI ATASAGUN: BÜROKRASİYLE DEVLETİ ELE GEÇİRECEKLER..
ESKİ MİT ESKİ MÜSTEŞARI ATASAGUN: ABD PROJESİ.
GENELKURMAY VE MİT RAPORLARI
MİT YÖNETİCİSİ NURİ GÜNDEŞ: ÖĞRETMEN CIA AJANI.
ABD KORUMASINDA İHANETE DEVAM EDİYOR.
SİYASİ OPERASYON OLMAYINCA HUKUK OPERASYONU.
İKTİDARLA MÜCADELE İÇİN MUHALEFETİ DİZAYN ETMEK.
FETÖ, MİT ÜZERİNDEN DEVLETE SALDIRIYOR.
HAKAN FİDAN, MOSSAD’IN HEDEFİNDE.
KARŞI ATAK DERSHANELER ÜZERİNDEN GELDİ.
“UZUN’ 45 GÜN SONRA HAPİSTE OLACAK!”
DR. SİNAN’IN ŞİRKETİ..
“ELİMİZDEKİ BÎR ASKER ON OKUL, BİR MİT MENSUBU ON ASKER KIYMETİNDEDİR!”. MIT’TEN ÇİLİNGİR VE TIRPAN OPERASYONLARI.
MİT’TE 600’E YAKIN FETÖCÜ
BYLOCK İÇİN “ÇİLİNGİR”, HUSUSİLER İÇİN “TIRPAN”.
MİT RAPORU: FETÖ/PDY AMACI, STRATEJİSİ, YAPISI.
DEŞİFRE VE ÇÖKERTME.
BYLOCK PROGRAMININ DEŞİFRE EDİLMESİ.
15 TEMMUZ SONRASI YAPILAN TESPİTLER. FETÖ’NÜN MİT MAHREM YAPILANMASI. FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI BAŞKANLIĞI YAPILANMASI.
SAHTE DOKÜMANLA CHP’Yİ KULLANDI. “CHP’YE YOLLANAN SAHTE MİT BELGESİNİ BEN YAPTIM!”.
MİT, 145 FETÖ’CÜYÜ YURTDIŞINDAN GETİRDİ.
HÜCRE EVLERİ İÇİN YENİ TALİMAT . FİRAR EDENE HİCRET, YAKALANAN HZ. YUSUF MEDRESESİ, KAÇANA. ARANANLAR “RAPORLU”, POLİS BASKINI “SINAV”
Her yıl 10 Nisanda Türk Polis Teşkilatının kuruluş yıldönümü vesilesiyle geleneksel olarak Polis Günü resepsiyonu düzenlenir. Tüm illerde emniyet müdürlüklerinin ev sahipliğinde gerçekleşen bu resepsiyonlara ilin polis müdürleri ve yöneticileri katılır. Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlerdeki resepsiyonların değişmeyen uygulamalarından biri de Türkiye’de büyükelçilikleri bulunan ülkelerin temsilcilerinin de davet edilmesidir. Terör, uyuşturucu, kaçakçılık, istihbarat konusunda uzman olan yabancı emniyet görevlileri, Türk meslektaşlarını böyle günlerde yalnız bırakmazlar. Buna karşılık yabancı misyon görevlileri de kendi ulusal günlerinde Türk emniyet görevlilerini büyükelçilik ve konsolosluklarında ağırlarlar.
2007 yılında İstanbul’da düzenlenen 10 Nisan Polis Günü Resepsiyonuna, Amerika Birleşik Devletleri İstanbul Başkonsolosluğunda görevli olan FBI (ABD Federal Soruşturma Bürosu) elemanları da katılmıştı. Yalnız kaldıklarında, İstanbul Emniyetinde üst düzey bir görevli, resepsiyona katılan ve yakından tanıdığı FBI yetkilisine iki gün sonra New York’a gidecek iki önemli isimden söz etti.
FBI yetkilisi, Osman Hilmi Özdü ve Murat Karabulut isimlerini dikkatlice not etti.
Özdü, FETÖ’nün Emniyet Mahrem Yapılanmasının, Karabulut ise MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) Mahrem Yapılanmasının başındaydı. Üst düzey emniyet görevlisi, bu iki ismin Pensilvanya’da yaşayan Fetullah Gülen’i ziyaret edeceklerini ve yanlarında da önemli bilgiler götüreceklerini anlattı. Bilgiyi veren kişi; özellikle terör ve istihbarat konularında yaptığı çalışmalarla FBI görevlilerinin çok iyi tanıdığı ve inandığı, deneyimli bir polisti.
Fetullahçı polisler İstanbul merkezli bir kumpas hazırlığındaydı ve neler konuşulduğu kulağma kadar gelmişti. Hazırlık, olaym kendisi ve sonrasmda delillerin karartılması noktalarında rol oynadıkları ve 19 Ocak 2007’de gerçekleşen Hrant Dink cinayetinin ardmdan; İstanbul Emniyetinde istihbarat, terörle mücadele, mali şube, organize suçlarla mücadele, asayiş gibi operasyonel şubelerde örgütlenmesini bitiren Fetul-lahçı polislerin, sadece iki ay sonra, 12 Haziran 2007’de Türkiye’yi sarsacak Ergenekon admda büyük bir kumpas soruşturması hazır lığında olduğunu biliyordu. Verdiği bilgiler ise Amerika’daki vizesi dolan ve oturma izni almaya çalışan Fetullah Güleni yalandan takip eden FBI için önemliydi.
1. Bölüm FETÖ-MİT Mahrem Yapılanması MAHREM İÇİNDE MAHREM
GÜLEN, TÜRK CUMHURİYETLERİNDE CIA’İ KORUDU MU?
MIT’İN FETÖ İLE İLGİLİ TESPİTLERİ
FETÖ’YÜ 1972’DE MİT Mİ YAPILANDIRDI?
1991 MİT RAPORU FETULLAHÇILAR VE CIA AJANLARI.
HAİNLERİN LİSTESİ VERİLDİ.
1996 MİT RAPORU-CIA BAĞLANTISI.
1999 MİT ESKİ MÜSTEŞARI ATASAGUN: BÜROKRASİYLE DEVLETİ ELE GEÇİRECEKLER..
ESKİ MİT ESKİ MÜSTEŞARI ATASAGUN: ABD PROJESİ.
GENELKURMAY VE MİT RAPORLARI
MİT YÖNETİCİSİ NURİ GÜNDEŞ: ÖĞRETMEN CIA AJANI.
ABD KORUMASINDA İHANETE DEVAM EDİYOR.
SİYASİ OPERASYON OLMAYINCA HUKUK OPERASYONU.
İKTİDARLA MÜCADELE İÇİN MUHALEFETİ DİZAYN ETMEK.
FETÖ, MİT ÜZERİNDEN DEVLETE SALDIRIYOR.
HAKAN FİDAN, MOSSAD’IN HEDEFİNDE.
KARŞI ATAK DERSHANELER ÜZERİNDEN GELDİ.
“UZUN’ 45 GÜN SONRA HAPİSTE OLACAK!”
DR. SİNAN’IN ŞİRKETİ..
“ELİMİZDEKİ BÎR ASKER ON OKUL, BİR MİT MENSUBU ON ASKER KIYMETİNDEDİR!”. MIT’TEN ÇİLİNGİR VE TIRPAN OPERASYONLARI.
MİT’TE 600’E YAKIN FETÖCÜ
BYLOCK İÇİN “ÇİLİNGİR”, HUSUSİLER İÇİN “TIRPAN”.
MİT RAPORU: FETÖ/PDY AMACI, STRATEJİSİ, YAPISI.
DEŞİFRE VE ÇÖKERTME.
BYLOCK PROGRAMININ DEŞİFRE EDİLMESİ.
15 TEMMUZ SONRASI YAPILAN TESPİTLER. FETÖ’NÜN MİT MAHREM YAPILANMASI. FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI BAŞKANLIĞI YAPILANMASI.
SAHTE DOKÜMANLA CHP’Yİ KULLANDI. “CHP’YE YOLLANAN SAHTE MİT BELGESİNİ BEN YAPTIM!”.
MİT, 145 FETÖ’CÜYÜ YURTDIŞINDAN GETİRDİ.
HÜCRE EVLERİ İÇİN YENİ TALİMAT . FİRAR EDENE HİCRET, YAKALANAN HZ. YUSUF MEDRESESİ, KAÇANA. ARANANLAR “RAPORLU”, POLİS BASKINI “SINAV”
Her yıl 10 Nisanda Türk Polis Teşkilatının kuruluş yıldönümü vesilesiyle geleneksel olarak Polis Günü resepsiyonu düzenlenir. Tüm illerde emniyet müdürlüklerinin ev sahipliğinde gerçekleşen bu resepsiyonlara ilin polis müdürleri ve yöneticileri katılır. Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlerdeki resepsiyonların değişmeyen uygulamalarından biri de Türkiye’de büyükelçilikleri bulunan ülkelerin temsilcilerinin de davet edilmesidir. Terör, uyuşturucu, kaçakçılık, istihbarat konusunda uzman olan yabancı emniyet görevlileri, Türk meslektaşlarını böyle günlerde yalnız bırakmazlar. Buna karşılık yabancı misyon görevlileri de kendi ulusal günlerinde Türk emniyet görevlilerini büyükelçilik ve konsolosluklarında ağırlarlar.
2007 yılında İstanbul’da düzenlenen 10 Nisan Polis Günü Resepsiyonuna, Amerika Birleşik Devletleri İstanbul Başkonsolosluğunda görevli olan FBI (ABD Federal Soruşturma Bürosu) elemanları da katılmıştı. Yalnız kaldıklarında, İstanbul Emniyetinde üst düzey bir görevli, resepsiyona katılan ve yakından tanıdığı FBI yetkilisine iki gün sonra New York’a gidecek iki önemli isimden söz etti.
FBI yetkilisi, Osman Hilmi Özdü ve Murat Karabulut isimlerini dikkatlice not etti.
Özdü, FETÖ’nün Emniyet Mahrem Yapılanmasının, Karabulut ise MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) Mahrem Yapılanmasının başındaydı. Üst düzey emniyet görevlisi, bu iki ismin Pensilvanya’da yaşayan Fetullah Gülen’i ziyaret edeceklerini ve yanlarında da önemli bilgiler götüreceklerini anlattı. Bilgiyi veren kişi; özellikle terör ve istihbarat konularında yaptığı çalışmalarla FBI görevlilerinin çok iyi tanıdığı ve inandığı, deneyimli bir polisti.
Fetullahçı polisler İstanbul merkezli bir kumpas hazırlığındaydı ve neler konuşulduğu kulağma kadar gelmişti. Hazırlık, olaym kendisi ve sonrasmda delillerin karartılması noktalarında rol oynadıkları ve 19 Ocak 2007’de gerçekleşen Hrant Dink cinayetinin ardmdan; İstanbul Emniyetinde istihbarat, terörle mücadele, mali şube, organize suçlarla mücadele, asayiş gibi operasyonel şubelerde örgütlenmesini bitiren Fetul-lahçı polislerin, sadece iki ay sonra, 12 Haziran 2007’de Türkiye’yi sarsacak Ergenekon admda büyük bir kumpas soruşturması hazır lığında olduğunu biliyordu. Verdiği bilgiler ise Amerika’daki vizesi dolan ve oturma izni almaya çalışan Fetullah Güleni yalandan takip eden FBI için önemliydi.
Herkes kendi haklılığını ispatlamak için çabalasa da hayat kendi gerçeğini bütün insanlığa ispatlayacaktır. İnsan adı verilen canlı türünün yaşamın içinde var olmasının sebebi şahitlikten başka bir şey değildir. Şahitliğini kabul edip, gördüklerini hayatın içine sokmaya başladığı gün yola çıkmış olacak insan ve yapmaya başladıklarını bitirdiği gün ise yaşam sahnesinden çekilecektir.
Yaşam ustası olmak, yaşamı olduğu gibi okuyabilmek ve etrafında ne varsa el uzatabilmek, belki de dünyada insan evladının kendi elleri ile oluşturacağı cenneti kurması ile olacaktır.
"Cennet", ütopik bir kelime olsa da onu hayatın içinde yaşanılır bir olgu haline getirmek insanın elindedir.
Sosyal medya hesaplarımdan birinde yıllar önce yazmış olduğum bir yazı karşıma çıktı: Bu yazıda "En büyük mahkemeyi vicdanın kurar, o büyük mahkemede yargılanırsın ve o mahkeme, arınman için ne yapman gerektiğini sana söyler. Kaybettiğin kendini bulmak istersen, vicdan mahkemesine korkmadan çık, hesabını ver ve aklan," demişim. Hayatımı üç defa kökten değiştirdim. Kendi ellerimle mezara gömdüğüm benden, yepyeni başka bir ben çıkardım. Ve en son verdiğim karar şu oldu: Geri kalan ömrümde kendi yolumu kendim yürüyeceğim.
Kapağını araladığınız bu kitabın içinde bazı terimler ve kelimelerle sıkça karşılaşacaksınız .. Bu sizi sıkmasın. Edindiğim tecrübe şudur. Beynin bazı şeyleri kabul edebilmesi için, yani onu dosya yapıp ekranınıza yansıtabilmesi ilgilenmeye ve onu gündemine almaya başlıyor. Doğu kültürü ile yetişmiş toplumlarda genellikle itaat ve tabiiyet duygusu ile ast ve üst ilişkisine çok rastlandığı için kişinin bireyselleşmesi, kendini bulması ve kendi yolunu kendi başına yürüyebilmesi hatta bu konuda bağımsız olarak karar verebilmesi çok zor olmaktadır. Özellikle bu ve buna benzer konularda yaşadığımız handikapların farkına varalım; bizi biz olmaktan uzak tutan nedenleri ve kişileri iyi tanıyalım diye bilinçli bir tekrar yapılmıştır. Bu, bir kitap için risk olsa da ben bu riski göze alıyorum. Kitabımızı elinizden bırakmadan sonuna kadar okuyun. Bu kitapta sizi yakalayan çok şey bulacaksınız.
Beraber yürüdüğümüz hayat yolunda sizin hayatınıza dokunabilir ve "Teşekkür ederim," sözünü duyabilirsem kendimi mutlu hissederim. Hayatımızın bir bölümünde sosyal medyada, kitaplar aracılığıyla ya da gündelik yaşamın içinde yolumuz kesişirse bilin ki artık yoldaş olmuşuz demektir. Bu yolculuğun devam etmesi ya da bitirilmesi kararı sizin elinizdedir.
Çünkü herkes gibi, ben de kendi yolumu yürüyorum. Bize eşlik ettiğiniz o süre içinde yol arkadaşlığınız için size teşekkür ederim.
Şunu unutmayın: Sonunun ne olduğunu kestiremediğimiz şu güzel dünyayı yaşanabilir bir yer yapmak için emek veren güzel yürekli insanlar var hala ve siz onlardan birisiniz. Lütfen bunu unutmayın.
Ömrünüz var olduğu müddetçe sevdikleriniz ile mutlu yaşayın ve bizi de sevdiklerinizin arasına katmayı unutmayın.
Kutsal düzeni merak edenlerin mutlaka dinlemesi ve/veya okuması gereken oldukça dikkat çekici *yolcuların* bakış açısını anlatan bir öykü.
Tavsiye edeceğim nadir yaşam ve ölüm sonrasını, tünelden geçip de zorla geri gönderilmişlerin canlı, detaylı ve sorgulatacak anılarının anlatısı gibi.
Hedefleri olmalı insanın,
Hem de çok büyük hedefleri ,
Bir güneş kadar gerçek ve bir güneş kadar ulaşılmaz olmalı.
Hedefleri yaşatmalı insanı ve hedefleri ona geleceğe umutla kanat çırpmasını sağlamalı.
Hedeflerdir insanı ayağa kaldıran ve yaşama karşı dik tutan. Fırtınalara başkaldıracak kuvveti ve dünyayı değiştirecek özgüveni size hedeflerinize ulaşma azminiz verir. Dünyayı değiştiren ve çileleri heyecana dönüştüren hedeflerinizdir.
Hedefleriniz o kadar büyük olmalı ki, "OL" emri içinde gizli olmalı. Tanrısallık kokmalı buram buram, Devrimci bir ruhu olmalı.
Hem sizi, hem kainatı değiştirecek bir enerjiye sahip olmalı. Hedeflerinize giden yolda bir karıncanın bile canı yan-mamalı.
Enerjisi ancak değişmeye direnenleri ezip geçmeli
Onları bile ezip geçerken içinde merhamet barındırmalı.
Bütün dünya karşınıza dikilse
"BiR ELiME AY'I, BiR ELİME GÜNEŞi VERSENiZ YOLUMDAN DÖNMEM" diyecek kadar yıkılmaz bir iradeniz ve kendinize güveniniz olmalı. Hedefleri olmalı insanın.
Hem de çok büyük hedefleri
Bir güneş kadar gerçek ve bir güneş kadar ulaşılmaz .
Bu kitabı yazmak için çok düşündüm. 25 yaşından beri hep arayış içindeydim. 6 yaşında Kur'an öğrenmiş, daha ilkokula gitmeden Kur'anın birçok suresini ezberlemiştim. Çocukluğum sokakta oynamak yerine ilkokul ve gün sonunda da köy imamından ders almakla geçmişti. O yetmemiş Kuran kurslarında okumuş, ardından İmam Hatip Lisesine gitmiştim. 29 yıl İmam Hatiplik yaptım.
Allah ile ilgili ne varsa sadistçe bir duygu ile sarıldım. Belki bir gün bulurum umuduyla yıllarca aradım. Bu arayışlarımın içinde 1 O yıl tarikatların içinde kaldım. Saatlerce yapılan ibadetler, zikirler ve tespih çekmeler. Arta kalan zamanda günlük tarikat derslerimi yapma, birde hafta da bir yaptığımız cehri zikir. Toplanıp hatmeler yapma, Kelimei tevhitler indirme. İbadet adına kitaplarda ne varsa yapılabilecek hepsini deneyerek geçen zamanlar. Ne biliyorsa şeyhimiz, üstadımız, pirimiz sultanımız Gavsül Azamımız biliyordu. Onun bilmediği hiçbir şey yoktu. Adam Kur'andaki ayetleri bile yanlış okuyordu ancak o öyle okuyorsa bir bildiği vardır diye sesini çıkaran olmuyordu.
Verdiği bilgiler duymadığım şeylerdi ancak bir noktaya geldiğimizde aynı tarikat kültürüyle onunda "dediğim dedik" bir kimliğe büründüğünü fark ettim. Her şeyi onların bildiği, sadece senin onların bildiği ile amel ettiğin bir sistem içinde sadece bulunduğum yerin adı değişmişti. Ne hikmettir bilinmez bunların tamamının bildiği doğru çıkıyordu. Yanlışlığını sorgulamayı bırakın, bunun konusunu bile açmak kafirlik ile damgalanmanız için yeterli idi.
...............
Osmanlıca yazılmış kitapları tercüme ederek hayatımda tatbik etmeye başladım ... Hatta bu işi o kadar ileri götürdüm ki, evliyanın birinin Allah'ın huzurunda saygısızlık olur diye ayağına ve boynuna ip geçirerek gece yattığını okudum ve o evliya gibi geceleri yattığımda O'nun huzurunda ayaklarımı uzatmanın saygısızlık olduğunu düşünerek ayaklarımdan ve başımdan bir kalın iple bağlayarak iki büklüm vaziyette durmayı bile denemeye kalktım.
...
Görevli olarak gittiğim bir hac yolculuğunda Kabe'den ayrılırken en samimi duygularımla biraz da isyankar bir tavırla ''Allanım, ya beni birinci sınıf bir insan olarak yaşat ya da canımı burada al, geri gönderme" diye yaptığım duanın içimden çağlayanlar gibi akan bir coşkuyla gerçek bir dua olduğuna yaşadıklarımdan sonra gerçekten inandım.
Bu kitap fantezi olsun diye yazılmadı. Bu kitap kendi içinden geldiğim benim gibi çıkmaz içinde yüzen bir sürü kardeşime uzatılan bir eldir. O el onları hakikatin nurlu kucağına bırakmak için uzanmıştır.
From the publisher's feed