Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

By Tarkan Bulan - Öğrenmeyi ÖğrenmekEducation
Download on the App Store

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam episodes

  • Neden bizim OXFORD'umuz yok?

    Evet, bizim bir Oxford’umuz ya da Harvard’ımız yok!


    Bakmayın siz ülke içinde hava atanlara, burnundan kıl aldırma-

    yanlara… Özellikle sosyal bilimlerde henüz daha yolun çok başın-

    dayız. Çünkü bizde özgürlük henüz yeni yeni yeşeriyor. Koca koca

    binalarımız var, yenilerini de yapmaya devam ediyoruz. Fakat aka-

    demik özgürlük bir kültür, uzun bir yolun sonu…


    İkinci olarak, bizde kişiler ve kurumlar bilim kurumlarının öne-

    mine yeterince inanmıyorlar. Bunda başarısız denemelerin de etkisi

    büyük. Toplumdan koparılmış ve faydasız hale getirilmiş bilim ile

    yaşanan başarısız denemeler bilime ihtiyaç olmadığı algısına yol

    açmış… Gelinen noktada kimse bilim kurumlarından bir talepte bu-

    lunmuyor, bu boşluk deneme yanılma usulüyle doldurulmaya ça-

    lışılıyor. Bilim kurumlarından yeni bilgi ve fikirler üretmesi değil,

    mevcut bilgilerimizi kutsaması, yerleşik siyasi akımlara propagan-

    da sağlaması bekleniyor.


    Bu şartlar altında bırakın Oxford ve Harvard gibi başarısının

    şahikasında ilim yuvalarının oluşmasını, sıradan üniversiteler bile

    kolay kolay ortaya çıkamıyor… Potansiyelimizi kullanamıyoruz, en

    değerli sermayemiz olan milyonlarca gencimizi ve araştırmacımızı

    büyük oranda israf ediyoruz… Oysa ki bizim medeniyetimiz önce

    Batı’nın en iyi eğitim-bilim kurumlarını yakalamak, ardından da

    maddi bilginin ötesindeki hikmete ulaşacak aşkın kurumları inşa

    etmek zorunda…



    NEDEN BİZİM DE BİR OXFORD’UMUZ YOK?2


    Türkücü İbrahim Tatlıses “Urfa’da Oxford vardı da git-

    medik mi” demişti. Yani “olsaydı giderdim” demeye ge-

    tirmişti. Peki, Urfa’da Oxford yok da İstanbul’da veya


    Ankara’da var mı dersiniz?


    Dilerseniz Oxford’dan bazı rakamları sizlerle paylaşayım, siz de

    bizde böyle bir okul Türkiye’de var mı, yok mu bir daha düşünün:


    – Oxford’da 21.000 öğrenci okuyor. Öğrenci başına yapılan har-

    camada Türkiye ortalamasının 10 mislinden fazla harcama

    yapılıyor. Lisans düzeyinde her bir öğrenci en az 1 saat danış-

    manlık alabiliyor.


    – Öğrencilerin okuldan memnuniyet düzeyi yüzde 93. Mezunla-

    rının yüzde 93’ü ilk 6 ayda istediği işe girebiliyor. Oxford’a ka-

    pasitesinin en az 5 misli başvuru oluyor. Buna kendisini buraya

    layık görmediği için hiç başvurmayan milyonlar dâhil değil.


    – Öğrencilerinin yüzde 60’dan fazlası 140 farklı ülkeden geliyor.

    ABD, Çin ve Almanya Oxford’da en çok öğrencisi olan ilk 3

    ülke. Yunanistan’ın da 179 öğrencisi var. Türkiye listede yok.



    – Öğretim elemanlarının ise yüzde 40’dan fazlası 100 farklı ül-

    keden geliyor. Yabancı hocaların önemli bir kısmı ABD, Al-

    manya, İtalya, Çin, Avustralya, Fransa, İrlanda, Hindistan ve

    Kanada’dan.


    – 3 öğrenciye 1 akademik personel düşüyor. Bu rakam Türkiye’de

    öğretim elemanı başına 55. Bazı üniversitelerimizde rakam

    140 öğrenciye kadar çıkabiliyor.


    – Üniversite her yıl 50 milyon TL’ye yakın bir parayı öğrencileri-

    ne burs olarak dağıtıyor. Böylece gelir düzeyi düşük, ama zeki

    gençleri de okutabiliyor.


    – Üniversite yayınevi 5.000 kişiye istihdam sağlıyor. Oxford

    Üniversitesi Yayınları sadece Çin’de her yıl 14 milyondan fazla

    kitap satıyor.


    – Üniversitenin yıllık geliri yaklaşık 3,5 milyar TL civarında. Bu

    rakam 20-25 Türk üniversitesinin bütçesine denk.


    – Üniversitenin en önemli gelir kaynağı yurt dışı ile yapılan araştır-

    ma bağışları ve anlaşmaları. Gelirlerinin yüzde 40’dan fazlası, ya-

    ni 917,5 milyon lirası (£367 m.) araştırmadan geliyor. Gelirlerinin

    sadece yüzde 23’ü ‘İngiltere’nin YÖK’ü diyebileceğimiz Yüksek

    Eğitim Fonu Konseyi’nden geliyor. Gelirlerin yüzde 15’i öğrenci

    ücretlerinden, yüzde 21’i ise ticaret faaliyetlerinden. Oxford’daki

    çalışmalardan her hafta en az bir patent başvurusu çıkıyor.

    Seçilmiş Bazı Ülkelerin Milli Kütüphanelerindeki basılı Kitap Sayıları


    6 hr 8 min
  • ORTAĞIN ÇOCUKLARI (o.çları) Mustafa Yıldırım

    “Birleşik Devletler tarafından parayla beslenen hükümet dışı örgütler de doğrudan ya da dolaylı olarak, bu operasyonlarda yer alıyorlar. Bu tür örgütler ve ajanslar aşağı yukarı açıktaysalar da CIA, hükümetleri destekleme ve yıkma gibi birincil rolünü elinde bulundurmaktadır. ” Ralph McGehee


    CIA TURHAL LİSESİNDEN CIA ÖDÜLÜNE

    Türkiye’de Bağımsızlık istekleri giderek Amerikan karşıtlığına dönüşüyor, halkın yıllar süren “Amerika ezeli ve ebedi dosttur” inancı sarsılıyordu. ABD Başkanı Lyndon Johnson 23 Ekim 1968’de Robert Korner’i Ankara Büyükelçisi olarak atadı.


    Korner, CIA’nın Vietnam’daki *Phoenix’ adı verilen ‘pasifleştirme’* operasyonunu yönetmişti. (Gayrinizami Harp Eğitim Kitabı) talimatlarının harfiyen uygulandığı bu operasyonda yirmi bine yakın köylü ölmüş, on binlerce köylü de göçertilmişti.


    Korner Türkiye’ye gönderilirken onun operasyon yetenekleriyle birlikte Türkiye’yi tanıyor olması da göz önüne alınmış olmalıydı; çünkü Korner, 1947’de CIA’ya katıldıktan sonra Türkiye’yi ‘arkeolog’ kimliğiyle dolaşmıştı.


    Korner’in arabasını deviren öğrenci de arkadaşlarıyla birlikte hapse atılmıştı. 1967’de Saint John Üniversitesi’ni bitirir bitirmez Robert Patrick John Finn de o çalkantılı yıllarda ‘Barış Gönüllüsü’ olarak Türkiye’ye gönderildi. Tokat’ın Turhal ilçesine geldiğinde 22 yaşındaydı. Turhal Lisesi’nde bir yıl İngilizce öğretmenliği yaptıktan sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ne geçti; 1969’da ODTÜ’de görevlendirildi.

    O yıllarda Türkiye’ye çeşitli ülkelerden gelen diplomat kimlikli CIA elemanları Türk güvenlik güçleriyle birlikte çalışıyordu: John F. Fay ve Allan W. Brown [Bengaldeş] William M. Lewis [Kolombiya] Richard T. Akins [Vietnam] Philip M. Lindsay [Fransa] Francis McCracken Fisher [Hindistan] Frank Ahmed [Ürdün] Robert F. Andrew, Robert S. Mack, William B. Coolidge, Albert L. Gammon, George S. Harris, Vilo L. Hoffmann, Ruzi Nazar, Graham E. Fuller, Duane R. Clarridge, Alan D. Fiers Jr., Philip G. Lane, Stephen E. Singleton, Aldrich Hazen Ames, Douglas Heck [Amerika]* Robert William Korner [Vietnam] Robert Finn genç yaşta, en heyecanlı dönemi Türkiye’de yaşadı ve New York Üniversitesi NES, Yakındoğu Çalışmaları Bölümü’ne girdi. Bir süre sonra Princeton Üniversite-si’nin NES Bölümü’ne geçti ve 1976 yılına dek orada kaldı.


    CIA ve Princeton Üniversitesi Dört reformcu papaz Presbyterian Kilisesi’nden ayrılarak ‘New Light Faction’* adıyla yeni bir hizip oluşturdular. ‘College of New Jersey’ adıyla 1742’de kurulan Princeton Üniversitesi’nin istihbaratçılarla ve özellikle CIA ile ortak çalışmaları yoğundu.

    9 hr 49 min
  • İŞBİRLİKÇİLERİN NASIL Devşirildiğini anlatan Sivil Örümceğin Ağında - Mustafa Yıldırım

    29. Basım

    Tokat gibi bir kitap! ” Attilâ İlhan

    ABD parti örgütlerinin, Quantum şirketi [Temsilcisi George Soros] bankerlerinin, Alman, İngiliz, Fransız, Hollanda, Belçika, İran siyasal partileri- nin, İsrail bağlantılı vakıfların ve uluslararası şirketlerin kurduğu örgütlerden oluşan ve istihbarat örgütlerince desteklenen şebekenin çabalarıyla birçok ülkede kitleler eylemlere sürüklendiler. Ülke bütçelerini aşan paralarla kış- kırtılan eylemlerle tarihsel köklere dayanan kurumlar parçalandı; çok partili, ama güdümlü siyasal ortam oluşturuldu. Ülkelerin doğal kaynaklan, sanayi- leri, para piyasaları, bankerlerin-kartellerin eline geçti. NATO Genişletme Projesi uyarınca ülkelerde, bu arada Türkiye,de de, Brüksel ve Washing- ton,dan yönetilen gençlik örgütlen kuruldu. Uzay savaşları teknolojisiyle donanan yeni üslerle bağımsızlık isteyenlere karşı saldırı üsleri oluşturuldu. Ülkelerde din perdesi arkasına gizlenmiş baskıcı-gerici şebekeler, güvenlik ve yargı kuramlarını tümüyle yabancılara teslim ettiler. Ülkemizde azınlık milliyetçiliği örgütlenmesi ve îran Şia yayılmacılığı, örümcek ağıyla bütünleşti. TESEV, ARI gibi ana örgütlerin güdümünde “yerel yönetimlere özerklik” başlığı altında başlatılan çalışmalarla federas- yon alt yapısı tamamlandı. Yabancı devletlerin elçiliklerinde, yayılma örgütlerinde yıllarca çalışanlar meclise girdiler, hatta bakan oldular. Ulusalcı muhalefet ya ezildi ya da ele geçirildi; tek merkezden yönetilen medya oluşturuldu. TSK, yeniden yapılanma programıyla, eğitiminden birlik düzenine dek değiştirildi; “Dünyada Barış” ilkesinden uzaklaşıldı; ABD- AB,nin tasarladığı yeni kolonicilik ideolojisiyle donatıldı ve sömürgeciliğin destek gücüne dönüştürüldü. “Örümcek Ağı” örgütleri, yerli işbirlikçileriyle birlikte seçtikleri “umut ve- ren lider adaylarını” ABD,ye gönderdiler

    .....

    Kitabı on iki yıldır etkisizleştirmeye çabalayanlar, bildik yöntemlere baş- vurdular. Akiller arasına giren taraflı gazeteci “Mustafa Yıldırım ’ın, istihba- rat raporlarıyla sivil toplumu fişlediği, Sivil Örümceğin Ağında kitabı” diye “Uluslararası Din Hürriyeti” operasyonuyla güçlendirilen ‘cemaat, örgütle yazdı. Araştırmanın bir istihbarat raporunun kitaplaştırtmış biçimi olduğu izleniminin yaratılması, yıkım operatörlerinin de amaçlarına uygundur. Bu tür kişiler, bazen gereğinden çok bölümler aktardığım açık-resmi örgüt ra* porlarını, yabancı yayınları görmezden geliyor; sözde sivilleri ve iktidar sa- hiplerini kışkırtmaya çalışıyorlar. Oysa operasyonun tarihsel geçmişi ve temel yapısı ele alınmış; ana örgütler çözümlenmiş; başka ülkelerden operasyon örnekleri verilmiş; tüm adlar açık raporlardan, yayınlanmış biyografilerden alınmıştır. Örümcek ağını destekleyen CIA, MOSSAD, MI6, BND, EYP, SAVAMA, VEVAK, Kudüs Kuvvetleri gibi örgütlerin içerdeki şebekeleri ortaya çıka- rılmadıkça, “danışman” kılıklı ajanlar devletten, partilerden temizlenmedik- çe, kökten yıkım engellenemez. e_e Görev zordur; sınırsız özveri ister.

    ................................

    ABD,den para aldığı kanıtlanan subaylarla NED ağının “sivil toplum örgütleri” ve işa- damları parlamentoya el koydular. Halk parlamentoyu kuşattı; darbeci su- baylar CIA yardımıyla Miami,ye kaçtılar. Savcı Danilo Anderson [1966- 2004], polis-asker-savcı-yargıç-sivil, 400,e yakın kişi hakkında casusluktan, darbecilikten, cinayetten dava dosyası hazırladı. Silahlı suikast girişiminden kurtulan Anderson, on beş gün sonra taşıtına C4 patlayıcı yerleştirilerek öldürüldü.

    .....................................

    Kitabın yeni baskısını da, önceki basımlar gibi, sanatçı Mark Lombardi,ye ve ilkeli, bağımsız, dürüst savcılık uğrunda ölen Danilo Anderson,a; İran,da yargısız-savunmasız canlarına kıyılan sanatçılara-yazarlara-ozanlara; gerçeklerin ardında koşarken öldürülen gazetecilere, bilim insanlarına ve hukukçulara adıyor, karanlığı yakma uğraşımda desteklerini esirgemeyenlere bir kez daha teşekkür ediyorum.

    21 Şubat 2016 Mustafa Yıldırım

    0 min
  • MUSTAFA KEMAL’İN GİZLİ TEŞKİLATI Atatürk’ün îstihbaratçısıydım

    EKREM BAYDAR’IN ANILARINI YAYINA HAZIRLARKEN...


    bU kitabı alıp okumaya başladığınıza göre yakın tarihimizle ve bilhassa Kurtuluş Savaşı günleriyle özel olarak ilgilenen biri olmalısınız. Buna rağmen, hafızanızı ne kadar zorlasanız da Ekrem Baydar’ın adım bir türlü hatırlayamıyorsanız kusuru kendinizde aramayın. 1970 yılında Cumhuriyet gazetesinin sıkı bir takipçisi değilseniz veya gazetede okuduğu bir yazı dizisini kırk yıl sonra hatırlayacak kadar sağlam bir hafızanız yoksa Ekrem Baydar’ı bilmeniz veya hatırlamanız hiç de kolay olmayacaktır.

    Halbuki biraz sonra Ekrem Baydar’ın (kitap olarak ilk kez yayınlanan) anılarını okurken de göreceğiniz üzere Ekrem Baydar bu ülkenin tarihinde oynadığı rol açısından hiç de sıradan biri değil.

    Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk’ün direktifiyle İstanbul’daki istihbarat faaliyetlerinin başına geçen. Gizli Servis’in başkanı olarak Anadolu’dan İstanbul’a silah ve insan kaçırma trafiğini yöneten, casuslarını işgal kuvvetleri karargahlanna kadar sokan, Büyük Taarruz öncesinde Yunan Ordusu’nun planlarını ele geçirip Ankara’ya yollayan ve Kurtuluş Savaşı’nın bütün dönüm noktalarında istihbarat akışının sağlanması açısından en kritik görevleri yerine getiren birinden söz ediyoruz. Üstelik devletin Ekrem Baydar’a güveni cumhuriyet döneminde de devam ediyor. İzmir Suikasti sırasında onu İstanbul Emniyet Müd ü r ü olarak görüyoruz, Dersim İsyanı sırasında Tunceli Genel Valisi...

    Ne var ki en kritik dönemlerde en kritik görevlerde bulunmuş olan bu ilginç adam ancak 1970’de Cumhuriyet gazetesine konuşuyor. Sami Karaören’in yayına hazırladığı yazı dizisi o dönem çok ilgi çekmiş olmasına karşın, kimse onu kitap olarak yayınlamayı akla getirmiyor. Dönemle ilgili birçok ciddi çalışmada adından birkaç satır söz edilen Ekrem Baydar’ın anılarına da birkaç dipnot dışında gönderme yapan yok.

    Bu durumu devletin ve yayın dünyamızın vefasızlığı veya araştırmacılarımızın tembelliğiyle açıklamayacaksak geriye bir tek açıklama kalıyor. Demek ki Ekrem Baydar Istihbaratçılık yetenekleri açısından o derece ileri bir noktadaymış ki, ülkenin en çalkantılı döneminde yedi düvelin subay ve ajanlarının cirit attığı İstanbul’da kendisini dünyanın en

    maharetli istihbarat teşkilatına sahip İngilizlerden gizlemeyi başarmakla kalmamış, kendi ülkesinde bile ardında pek bir iz bırakmadan ölüp gidebilmişi!)

    Bu koşullar altında bile onun izini heyecanla süren ve bu anılan yeniden açığa çıkartan birileri iyi ki var. Kendime pay çıkardığımı zannetmeyin, bu kitap her şeyden önce Bilge Kaya’nın inanılmaz merakının ürünüdür. Bu anılann varlığını ilk kez iki yıl önce Bilge Kaya’dan duymuştum. O da yazı dizisinin fotokopilerini başka bir dosyayı bulmak için aylarca peşinden koştuğu Cemal Alparslan Ertuğ’dan almış. Dosyayı birlikte heyecanla okuduk ve uzun yıllar Kara Vasıf üzerinde çalışmış olan Gürkan Hacır’a götürmeye karar verdik.

    Yine de eksiğimiz çok. Eklem Baydar’la ilgili birkaç küçük bilgi kırıntısı dışında veriye ulaşamadık. Daha da ilginci Kurtuluş Savaşı tarihi ve İstanbul’daki direniş örgütleriyle ilgili alamnda kabul görmüş çeşitli çalışmaları incelediğimizde, amlara dipnot olarak gönderme yapılmış olsa da anılardaki bilgilerden yeterince faydalanılmadığını, hatta bunlarla çelişen durumlarda ilginç bir şekilde herhangi bir açıklamaya da yer verilmediğini üzülerek tespit ettik.

    Ekrem Baydar’ın İstanbul Emniyet Müdürü olduğu dönemle ilgili anılarını da yayına hazırlamaktayız. Bu konuda çalışma yapan ve Ekrem Baydar’la ilgili daha kapsamlı bilgilere sahip olan kişilerin katkılarına açık olduğumuzu ve gerek bu kitabın yeni baskılannda gerekse ikinci kitapta bunlara mümkün olduğunca yer vermek niyetinde olduğumuzu belirtmek isteriz. İyi okumalar...

    4 hr 2 min
  • ATATÜRK'ÜN İSTİHBARAT FAALİYETLERİ-MİLLİ AJANLARIMIZ-

    DİNLEMEYİ BİTİRDİĞİNİZDE ALLAHÇILARIN İŞKEMBELERİNDEN ALLAH PEYGAMBER KURAN YALANLARIYLA MEZARINDA BİLE ONLARI NASIL KORKUTTUĞIUNU İDRAK EDİPM ALLAH PEYGAMBER VE KURAN TARİKAT DİNCİLİKLERİYLE SADECE ZARAR VERDİKLERİNİ VE UYDURMA YALAN OLDUKLARINI KAVRAYIP, VATANINA ARAPLAR VE ARAP CEHALETİ İÇİN SATANLARIN NE KADAR KORKAKLAŞASRAN İHANETİ SEÇTİKLEİRNİ ANLAYACASINIZ.


    Bu çalışmanın amacı, Millî Mücadele tarihinin yeteri kadar üzerinde durulmayan konuların başında gelen "istihbarat, casusluk ve propaganda” faaliyetlerini ortaya koymaktır. Çalışma boyunca, İstiklal Harbi’nin kazanılması için Mustafa Kemal’in ne gibi bir istihbarat ağı meydana getirdiği, dönemin zor şartlannda ve yokluklar içinde hangi istihbarat örgütlerinin teşkil edildiği, savaş süresince hangi istihbaratın kim tarafından, nerede, nasıl toplandığı ve toplanan bu istihbaratların hangi faydalar sağladığı gibi sorulara cevap aranmıştır.

    Bir önceki çalışmam olan "Atatürk’ü Öldürme Planları ”çerçevesinde yapmış olduğum arşiv araştırması esnasında, Mustafa Kemal’in kurmuş olduğu istihbarat ağının muazzam işleyişinin dikkatimi çekmesiyle birlikte bu araştırmayı yapmaya karar verdim.

    Konu ile ilgili yararlandığım kaynaklardan Mesut Aydın’ın 1989 yılına ait "Millî Mücadele Yıllarında İstanbul’da Faaliyet Gösteren Gizli Guruplar” adını taşıyan doktora tezi, konumuz ile ilgili önemli bilgiler vermektedir. Hamit Pehlivanlı’nın 1990 yılında tamamlamış olduğu "Kurtuluş Savaşı’nda Askerî Polis Teşkilatı ve Faaliyetleri” adlı doktora tezi de konumuzun önemli bir parçası olan Askerî Polis Teşkilatı hakkında aydınlanmamızı sağlamaktadır. Tamamen arşiv belgelerine dayalı olan bu çalışmalar konumuz adına oldukça önemli bilgileri ihtiva etmektedir.

    5 hr 58 min
  • Suyun Tarihi, nasıl uygarlığı yarattığının tarihi Brian Fagan

    YILLAR önce kurak mevsimin sonuna doğru olağanüstü sıcak bir günde üç San avcısı ile birlikte Güney Afrika'nın çorak Kalahari Çölü'nde ilerlemekteydim. Tanyerinden bu yana kuytu fundalıklar arasında gizlenen antilopların peşindeydik. Arkadaşlarım hiçbir yorgunluk ve susuzluk belirtisi gösteriden yürürken ben arada bir durup mataramdaki suyu yudumluyor­ dum. Sonunda bu kupkuru arazide birkaç ağacın sağladığı tek gölgelik yer olan kurumuş bir dere yatağına ulaştık. Avcılar bu­ rada mola verdiler. İçlerinden biri kuru dere yatağını inceledi ve bastonuyla kumlan eşelemeye başladı. Toprak önceleri kuruydu, sonra nemlenmeye başladı ve sonunda mucizevi bir şekilde suya ulaşıldı. Avcı çömeldi ve bu çok değerli suyu avuçlayarak kana kana içti. Arkadaşları onu izledi. Ben de ellerimi suya daldırıp terli yüzüme çarphm. Bu yaşamsal değeri olan sıvıyla aramdaki bağlanhyı daha önce hiçbir zaman bu kadar derinden duyumsa­ mamışhm. Arkadaşlarım kesinlikle susuz olduğuna inandığım yerde su bulmuşlardı. Onları daha yakından tanıdıkça çevreme farklı bir gözle bakmaya başladım: Burası sulu bitkileri ve gizli su kaynaklan ile yenilebilir, içilebilir bir kişiliğe sahipti. Sanların varoluşlarını bu arazideki suyun dağılımına ve kuşaktan kuşağa aktarılan geleneklerine borçlu olduklarını fark ettim. O andan itibaren su benim için olağanüstü bir değer kazandı.


    12 hr 15 min
  • MİLLi MÜCADELE DÖNEMİ iSTiHBARAT FAALIYETLERI ÖRNEK VAKALAR

    Milli Mücadele dönemi istihbarat faaliyetleri;


    örnek olay incelemeleri ( 1919-1922)

    KURTULUŞ SAVAŞINI RUM ERMENİ YAHUDİ GÜRCÜ İTALYAN FRANSIZLARIN YARDIMI OLMADAN KAZANMANIN İMKANSIZ OLDUĞUNU ÖĞRENDİĞİNİZDE, PROPAGANDAYLA NASIL ALLAHÇI İSLAMCI ARAPLAŞMIŞ GERİCİ cia TARAFINDAN ÖĞRETİLEN İSLAMLA ÜLKEMİZE VERDİKLERİ ZARARI DAHA İYİ ANLAYACAKSINIZ.

    İstanbul'daki gizli grupların birçoğu eş zamanlı olarak faaliyet göstermiştir.


    Gruplar arasında zaman zaman yardımlaşmaların yapıldığı görülmüş olmakla birlikte koordineli ve sürekli birlikte çalışma söz konusu olmamıştır. Bu durum bazen Grupların aynı silah ve cephane peşine düşmesine, haber toplama amacıyla aynı hedefleri takip etmelerine, dolayısıyla bir verimsizliğe yol açmıştır.


    Hamza Grubu ismiyle faaliyete başlayan ve sırasıyla Mücahit, Muharip ve Felah isimlerini alan Grup ile M.M. Grubu'nun, Anadolu'ya silah, cephane ve personel sevkiyaki yapmalarının yanı sıra Anadolu'nun istihbarat ihtiyacı için de çeşitli çalışmalar yaptıkları da görülmektedir.


    Anılan Grupların faaliyetlerinin İstanbul ve çevresi ile sınırlı olması, Ankara'yı, Anadolu içerisindeki istihbarat ihtiyacının karşılanabilmesi maksadıyla bir teşkilat arayışına yöneltmiştir. Bu ihtiyaca binaen Askeri Polis (P) Teşkilatı kurulmuştur. Teşkilatlanmasını, bütün Anadolu çapında gerçekleştiren (P) Teşkilatı, istihbarat ve istihbarata karşı koyma faaliyetlerinde başarılı çalışmalar yapmıştır. Teşkilat personelinin bir kısmının iş disiplininden kopması ve gizliliğe riayet konusunda ortaya çıkan zafiyetler nedeniyle, TBMM tarafından faaliyetlerine son verilen Teşkilat'm yerine Tedkik Heyeti Amirlikleri (THA) kurulmuştur. İhtiyaç duyulmayan bazı şubelerin kapatılması ve uygun olmayan personelin ayıklanması dışında, (P) Teşkilatı'nın şube ve personelini kullanmaya devam eden THA'nın da, b en z er sebeplerle kaldırılması sonrasında istihbarat hizmetleri, Ordu istihbarat şubelerine devredilmiştir.


    8 hr 15 min
  • SÖMÜRGECİ DİNCİLİK Şahin FİLİZ Emel Sünter YALÇIN

    Din, iki ucu keskin bıçak gibidir. Kötüye kullanmak din üzerinden gerçekleştiği zaman, toplumsal ve ulusal felaketler kapıya dayanmış demektir. Türk toplumu tam bu sorunların yaşandığı dönemlerle karşı karşıyadır. 10-13. Yüzyıllar arası, Türk insanı İslamiyeti, İslamiyet öncesi hümanist, barışçı ve evernsel ilkelere göre yorumlamış; Hacı Bektaş-ı Veliler, Mevlana’lar, Yunus Emreler gibi, dini insan olma sanatı olarak yoran değerler yetiştirmiştir. Siyasetten, grup ve cemaat çıkarlarından, ticaret ve tarikat hiyerarşisinden arınmış bireysel ve barışçı dindarlık anlayışı, yine Türk insanının bu tarihsel kesitte inşa ettiği din felsefesinin ürünüdür.

    Bir din ne kadar evrensel olursa olsun, bir toplumun kendi milli dokusuna göre yerel düzeyde yorumlanmadığı sürece o toplum dış müdahale ve hatta sömürgeci güçlerin saldırısına karşı dayanıksız bir yola girmiş olur. Son yıllarda ülkemiz ve toplumumuz, 13. Yüzyıldan buyana sırtımızda hamal gibi taşıdığımız Arap din anlayışı ve hegemonyasının kıskacı altında yaşamaktadır. Osmanlı Devleti, İslam dinini kullanarak Arap-Fars din yorumunu Anadolu insanının tepesinde Demoklesin Kılıcı gibi sallandırarak dini siyasallaştırmış; bir zulüm ve baskı aracı haline getirmiştir.

    Ulu Önder Atatürk, Osmanlı enkazından Türk ulusunu bağımsız bir millet olarak tarih sahnesine

    çıkarıp adeta yeniden yaratmıştır. 1923, yalnız Türk ulusunun yeniden yaratıldığı bir tarih değil, aynı zamanda Arap merkezli hegemonik, siyasal ve kabileci din anlayışının da başarıyla tarihe gömüldüğü kutlu bir dönemdir. Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk Ulusunun kendisine özgü din anlayışını tarihsel birikimlerinden de yararlanarak inşa etmesini sağlayacak bir Cumhuriyet kurumu olması için kurulmuştur. Ancak kurulma amacını son dönemlerde taşıyamaz duruma gelmiş; cemaat ve tarikatların yönlendirdiği bir dinsel politikanın etkisini üzerinden atamaz duruma düşmüştür.

    Cemaat ve tarikatlar, bugün dışta ve içteki sömürgecilerin işlerini kolaylaştıracak bir dinsel dünya kurmaya odaklanmış; bir yanda radikal İslam, diğer yanda Ilımlı İslam projeleriyle Türkiye Cumhuriyetini ve bağımsız Türk Milletinin birliğini tehdit edecek kadar sosyal, siyasal ve ekonomik güce erişmiştir. Sömürgeci dinciliğin karakolları Türkiye’deki cemaat ve tarikatlardır. Bu da yetmemiş, sömürgeyi, sömürgenlerin ülkesinden idare etmek için ABD’ne gidip olayları oradan idare eden bir peygamber bile yaratmaktan geri durmamışlardır. İşte bu sömürgeci dinciliğin ülkemizi nasıl ablukaya aldığının açık resmidir.

    Doktora öğrencim Emel Sünter Yalçın’la, burada özetlediğim sömürgeci dinciliğin başat öğelerini 12 makalede ayrıntılı olarak inceledik. İslam’da

    tartışılan belli başlı konulardan, bireysel dindarlığa, uydurma hadislerle kadınlara din adına yüzyıllardır yapılan baskılara kadar sömürgeci dinciliğin ayak izlerini takip ettik. Bununla da kalmadık, dincilik, ılımlı İslam, radikal İslam gibi kavramlara sözlük anlamlarından da yararlanarak açıklık getirmeye çalıştık.

    İrtica, ülkemizde tüm gücüyle saldırarak Cumhuriyetimize ve Atatürk İlke ve devrimlerine yönelik en önemli tehditler arasında yerini korumaya devam etmektedir. İrticaya ilişkin örnekleri bilimsel analizlerle ortaya koyduk. Ancak bilimden ve akıldan, çağdaşlık ve tam bağımsızlıktan nasibini alamayanlar için de, irticanın gündelik örneklerinden bazılarını burada anımsamadan geçmeyelim:

    “Humeyni’yi seviyorum, Atatürk’ü sevmiyorum. Kurtuluş savaşı olmasaydı, İngiliz işgalinde dinimi daha özgür yaşayabilirdim” (iki genç kızın TV konuşması)

    “Cumhuriyet bu topluma bir travma yaşatmıştır” (D.M. F.)

    “Dört evlilik olsaydı fuhuş olmazdı” (dinci işadamı) “Türkiye’de hem azınlıklar hem de Müslüman çoğunluk dini yaşamak bakımından sorunlar yaşıyor” (Ali Babacan, Türkiye’yi AB’ye gammazlarken söylediği söz)


    5 hr 17 min
  • Kaşif Kozinoğlu'nun mezara götürmediği sırlar

    milli İstihbarat teşkilatı asya bölgesi baş müşaviri kaşif kozinoğlu'nun ölümünden kısa süre önce aydınlık'a gönderdiği el yazılarım kitap halinde yayımlıyoruz. kamuoyuna duyurulması İsteğiyle yolladı kaşif kozinoğlu bu açıklamaları kamuoyuna duyurulması isteğiyle aydınlık’a ulaştırdı el yazılan iki kez yollandı: birincisi 2011 yılı eylül ayı sonlarına doğru. İkincisi ölümünden birkaç gün önce. kaşif kozinoğlu, aydınlık'tan bu bilgilerin yeni araştırmalarla geliştirilmesini ve hızla yayımlanmasını istedi. yazılar, okunduğu zaman görülecektir, araştırılacak konuları da bildiriyordu aynca elinde bütün bu bilgileri kanıtlayan belgeler olduğunu yer yer vurgulamaktadır. yayın sürecinde aydınlık’a sürekli yeni bilgi ve yorumlar yollayacağım da belirtiyordu. kamuoyunu aydınlatma çalışması, odatv duruşmalarından sonra yoğunlaşacaktı. kozinoğlu, aydınlık’a yeni bilgilere ulaşılması konusunda da önerilerde bulunuyordu. en önemlisi, yaym sürecinde belgeler verecekti. ne var ki, 12 kasım 2011 günü silivri 1 numaralı, l tipi cezaevi, b1 koğuşunda fenalık geçirdikten sonra silivri devlet hastanesi'ne ulaşamadan son nefesini verdi.



    Bop eşbaşkanlığının faili meçhulleri. burada kozinoğlu'nun şüpheli ölümü üzerinde durmayacağız. ancak şu kaydı tutanağa geçirmekle yetiniyoruz: tayyip erdoğan, son günlerde sık sık "bizim dönemimizde faili meçhuller yok" diyor. ancak emniyet özel harekât müdürü behçet oktay'm ve milli İstihbarat teşkilatı asya dairesi başmüşaviri kaşif kozinoğlu'nun ölümleri, tayyip erdoğan'ı yalanlamaktadır. bu gerçek, uzak geleceğe kalmadan önümüzdeki yıllarda bütün kanıtlarıyla saptanacaktır. buraya yazıyoruz! biricik güvenilir basın kurumu. kaşif kozinoğlu, bu yazılan niçin aydınlık'a gönderdi? çünkü aydınlıktan başka gönderilecek yayın organı bulunmadığını milli İstihbarat teşkilatı üst düzey görevlisi olarak biliyordu. diğer yayın organlarının denetim altında olduğunu, kurumsal sorumluluktan içinde öğrenmişti. nitekim diğer basın organlan kozinoğlu'nun bu bilgisini doğruladılar. bırakalım kendilerine yollanacak açıklamaları yayımlama sorumluluğunu, aydınlık'ta çıkan "bomba" haberlerin tek satırına bile yer vermediler; veremezlerdi. çünkü bütün genel yayın yönetmenleri, aslında tek bir üst genel yayın yönetmenine bağlıydı. kurumsal disiplin uygulandı. kaşif kozinoğlu, 16 yıllık milli İstihbarat teşkilatı üst düzey tecrübesinden biliyordu ki, aydınlık ele geçirilemez; aydınlık teslim alınamaz; aydınlık korkutulamaz! bazı gazetelerde de yer aldı, aydınlık 1997 yılında, kozinoğlu'nun orta asya'da abd gizli servisleriyle birlikte yaptığı operasyonlara milli İstihbarat teşkilatı görevlisi olarak katıldığını yazmıştı. kozinoğlu, kendi tecrübesiyle aydınlık'a doğrulan yazmadaki cesaret ve güvenilirliğini biliyordu. bu bilgi, abd'nin türkiye üzerindeki baskı ve tehditlerini anlayan bütün milli İstihbarat teşkilatı yetkililerinin kendi tecrübeleriyle vardıkları bilgidir. cephesini abd'ye dönen her yurtseverin bulacağı tek adres, aydınlıkla ve ulusal kanal'dır. bilgisayarda değil, eliyle yazdı. bütün istihbarat uzmanlarının dikkatini çekti; biz aydınlık yöneticileri de el yazılan gelince şaşırdık. bu kadar üst düzeyde bir milli İstihbarat teşkilatı yetkilisi, nasıl oluyor da üst düzeyde gizli bilgileri kendi el yazılarıyla yollamaktaydı. bu kadar cesur bir milli İstihbarat teşkilatı yetkilisine ne rastlamıştık, ne de ününü duymuştuk. ancak kaşif kozinoğlu hayatını kaybedince, bu cesur tavnn gerekçesi de aydınlığa çıkmış oldu. kaşif kozinoğlu, cezaevinde bilgisayar olduğu halde, kendini gizleme yolunu seçmemişti. cezaevi bilgisayarlarına güvenmeyip bir yakınının bilgisayarda yazması gibi bir yöntemi de yeğlememişti.

    2 hr 5 min
  • Tarikat. Cemaat, Kadin Neo-Oryantalizm'in Kadın Üzerinden Egemenlik Arayışı ve Siyasal İslamcılık Prof. Dr. Şahin Filiz

    Ülkemiz tarikat ve cemaatler sorununu bütün toplumsal, kültürel ve siyasal alanlarda birebir yaşamaktadır. Çoğumuz, insanı ve onun ahlaki arınmasını amaçlayan, erdemli bir birey olarak varlığını sürdürmesini isteyen İslam dininin, neden tarikat ve cemaatler gibi iki sözcüğe sıkıştırılıp siyasi çekişmelerin merkezine yerleştirildiğini merak etmekte, hatta din konusunda bazı şeylerin pek yolunda gitmediğine dair gittikçe artan bir kaygıya kapılmaktadır. Bundan beş yüz yıl önce, bugünün Batı uygarlığında önemli bilimsel, kültürel ve felsefi harcı olan İslam düşüncesinin, nasıl olur da birbiriyle sürekli sürtüşen ve her alanda iktidar mücadelesine girişen tarikat ve cemaatlere kadar küçüldüğü gerçeği karşısında, Müslüman olsun ya da olmasını herkesin kaygı duyduğunu kabul etmek sanırım çok da yersiz olmayacaktır.

    Mezhepler, tarikatlar ve cemaatlerden oluşan aynı din içindeki çatışan güç odakları, modenitenin özgürlük, eşitlik ve mülkiyet ilkeleri karşısında, yitirdiği medeniyetinin küllerinden yeniden doğmayı denemek yerine, savunmacı ve hatta saldırgan tutumla Modern Batı'ya değil, kendi dindaşlarına zarar verici blokların oluşmasına yol açmıştır. Başka bir deyişle, modeniteye, kendi paradigmalarıyla değil, modenitenin aydınlanma paradigmaları ve kavramlarıyla direnmeye kalkması, mensubu bulunduğu Doğu'ya, Batılı gibi bakması beraberinde getirmiştir. Karşı-Oryantalizm, mazisindeki felsefi ve bilimsel birikimi yadsımayan ve hatta kâfirlikle-din-sizlikle suçlamayan bir savunma stratejisi olabilirdi. Ancak bu dini yapıların İslam medeniyetine ait devasa birikimi dar ve ufuksuz "kanaat" mahkemelerinde fideist yaklaşımla yargılayıp mahkûm etmesi, karşı-Oryantalizm yerine, Neo-Or-yantalizm'in doğmasına yol açmıştır. Doğulunun Batı'ya Batılı gibi bakıp sonra da kendini Batılı gözüyle yargılaması, benim kavramlaştırdığım bu Yeni ya da Neo-Oryantalizm'le açıklanabilir düşüncesindeyim. Neo-Oryantalist, "...cı" ekine kadar "Doğulu" ve "Müslüman", bu ekten itibaren Batılı ve Müslüman karşıtıdır. Müslüman'ın Müslüman'ı hedef alan bütün kavgalarırun arkasında bence bu Neo-Oryantalist yaklaşım yatmaktadır.

    İslamcı muhafazakârlık, Neo-Oryantalizm'in İslam dünyası ve Müslüman toplumlar arasmda "yerli" ve "Doğulu" olarak taraftar bulmasmı sağlayan; "İslamcı" kısmıyla liberallerden komünistlere uzanan her renkten kesime modern bir mesaj veren; "muhafazakâr" kısmıyla da folk-İslam'ı çepeçevre kuşatıp cezbeden bir tamlama olarak görülebilir.

    7 hr 50 min

About Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

From the publisher's feed

Öğrenmeyi öğrenmek, tam öğrenme kavramının temeli ve eleştirel düşüncenin sonucudur. Bilgiye nasıl erişileceği, nasıl işlenip uygulamayla uzun dönem hafızamıza işleme hedefini öğretir. Bu denli önemli…