Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

By Tarkan Bulan - Öğrenmeyi ÖğrenmekEducation
Download on the App Store

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam episodes

  • Seneca ile Kahvaltı - David Fideler

    VARLIĞINIZI, KENDİNİZİ ŞİMDİKİ ZAMANDA BULMAK istiyorsanız dinlemek zorundasınız.

    Gerçekten Yaşamaya Değer Bir Hayat

    1. Arkadaşlığın Kayıp Sanatı

    2. Zamanınıza Değer Verin:

    Yaşamayı Ertelemeyin

    3. Endişe ve Kaygı Nasıl Aşılır?

    4. Öfke Sorunu

    5. Nereye Gidersen Oradasın: Kendinden Kaçamazsın

    6. Güçlüklerle Nasıl Başa Çıkılır?

    7. Neden Asla Şikâyet Etmemelisiniz?

    8. Talihe Karşı Mücadele:

    Yoksulluktan ve Aşırı Zenginlikten Nasıl Kurtulunur?

    9. Kötücül Kalabalıklar ve Birleştiren Bağlar

    10. Nasıl Özgün Olunur ve Topluma Katkıda Bulunulur?

    11. Ölümü Düşünmeden Dolu Dolu Yaşamak

    12. Kederin Hakkını Ver

    13. Sevgi ve Minnettarlık

    14. Özgürlük, Huzur ve Kalıcı Neşe

    Sevdiğim bir arkadaşımdan bir e-posta geldiğinde ofisimde oturuyordum. Hoş bir şey bulmayı umarak merakla e-postayı açtım. Ama metin yüzüme bir tokat attı. Birkaç dakika önce şöyle yazmıştı: “Yarım şişe sakinleştirici aldım. Hayatında sana verdiğim acı için özür dilerim.”

    Tüm mesaj buydu.

    Okuduklarıma inanamıyordum, şaşkınlık içindeydim, emin olmak için iki kez okudum.

    Tarifsiz bir üzüntüyle hemen arabama bindim, yaşadığı yere gittim ve onu acil servise götürdüm. Birkaç gün hastanede kaldı ve sonrasında bir akıl hastanesine transfer edildi. Akıl hastanesine gittiğinde, dışarı çıkmasına yardım etmem için bana yalvardı. Bu onun sınanmasının başlangıcıydı ve aslında ona yardım edebilecek tek kişi bendim.

    Tabii bu benim için de bir sınanmaydı. Biz âşık olmuştuk. Ve kelimenin tam anlamıyla dibe vurduğumu hissediyordum. Hayatı sona erebilirdi. Neyse ki bu olmamıştı. Ama benim katıksız duygularım ve çaresizliğim bunaltıcıydı. Benim hayatım da sona eriyormuş gibi hissediyordum, fiziksel olarak değil ama duygusal olarak.

    Neyse ki beni haftada bir ziyaret eden iyi bir arkadaşım vardı. Bir süre terapi gördüm. Ama en yararlısı, zihinsel ve duygusal dengemi geri kazanmanın bir yolu olarak her gün Lucius

    Annaeus Seneca’nın (MÖ 4-MS 65) yazılarını ve mektuplarını okumaya başlamam oldu. Seneca bu olmadan önce benim ilgi alanlarımdan biriyken, krizden sonra sözleri bir nevi ilaç oldu. Belki de rastlantısal olmayan biçimde Senecanın en ünlü yazılarından bazıları, belirli arkadaşlarına keder deneyimlerinin nasıl üstesinden gelebilecekleri hakkında yazdığı uzun teselli mesajlarıdır. Her halükârda işe yaradı. Zamanla Senecanın bilge ve istikrarlı sesi normal bir insan olma hissini yeniden kazanmama yardımcı oldu. Aynı zamanda beni insan yaşamına dair bugün toplumun benimsememizi teşvik ettiğinden çok daha derin ve tatmin edici bir vizyona sahip olan bilge bir düşünürle temasa geçirdi, insanlık durumuna, insan psikolojisine ve mutlu, iyi giden bir hayatın nasıl yaşanacağına dair düzenli olarak güvenilir ve pratik tavsiyeler sunan bilge bir akıl hocası ve yol arkadaşı keşfetmiştim.

    Senecanın yazılarında bulduğum şey aynı zamanda son iki bin yılda insan doğasında önemli hiçbir şeyin değişmediğiydi, bu da söylediği her şeyi güncel kılıyordu. Kibir, açgözlülük, hırs, lüks arayışı ve denetimsiz tüketim -Romanın seçkin, çökmekte olan toplumunun Senecanın ayrıntılı olarak tanımladığı yönleri- hâlâ büyük oranda bizimle.

    Ancak insan davranışının bu olumsuz yönlerine karşı koyan Seneca, okurlarına endişe ve kaygının nasıl üstesinden gelineceğini, her koşulda iyi bir hayatın nasıl yaşanacağını, bir amaç doğrultusunda nasıl yaşanacağını, topluma nasıl katkıda bulunulacağını ve yolumuzu kesebilecek (ki kesin olarak kesecek) kederin ve her türlü engelin nasıl aşılacağını öğretiyor.

    .........


    Bu kitap, bazı okurların Seneca’nın felsefesi hakkındaki tüm merakını giderebilir. Ancak Seneca’nın asıl yazılarına devam etmek veya kendi kahvaltılarını Seneca ile yapmak isteyenler için bu rehber bu arayışta yardımcı bir yol arkadaşı olabilir.

    - David Fideler


    7 hr 43 min
  • Örgütlü Suç Soruşturması

    Niçin Böyle Çalışmalı?
    Soruşturma Yöneticisi Kimdir?
    Soruşturma Sorumlusu veya Dosya Koordinatörü
    Soruşturma Ekibi
    Toplantılar – Brifing
    Tutanaklar – Raporlar
    Temel Kavramlara Bakış
    Soruşturma Ne Zaman Başlar?
    İhbar – Şikayet
    Değerlendirme ve Soruşturmaya Ön Hazırlık
    Proje ve Çalışma Grubu – Görev Gücü
    Uluslararası İşbirliği
    Bilirkişiler
    Örgütlü Suç Soruşturmalarında Bilgi İşlem Desteği...

    21 hr 36 min
  • Türkiye'nin Siyasi intiharı Yeni Osmanlı Tuzağı Cengiz Özakıncı

    BİRİNCİ BÖLÜM: 1830-1914 ARASI DİN ÜZERİNDEN EMPERYALiST OYUNLAR

    Kurt Kocayınca ... Halife Sultan Abdülaziz; Hıristiyan Garter Şövalyesi, Son Osmanlı: Almanya'nın Paralı Askeri, "İslam'ın Dostu ve Koruyucusu" II. Wilhelm,

    İKİNCİ BÖLÜM: 1914-1918 ARASI DÜNYA SAVAŞlNDA DİN ÜZERİNDEN EMPERYALiST OYUNLAR

    Hıristiyan Almanya'nın 5.000.000 Alhn Vererek İlan Ettirdiği Büyük Cihad

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: 1930-1945 ARASI DİN ÜZERİNDEN EMPERY ALİST OYUNLAR VE İKİNCİ DÜNYA SA VAŞ I Katolik Kilisesi Komünizm' e Karşı Hitler'i Destekliyor Evangelistler Komünizm' e Karşı Hitler'i Destekliyor, Hitler' i Destekleyen Evangelistler "Dinler Arası Diyalog"la "Din Birliği" Peşinde Evangelist Rahip Frank Suchman ve Kudüs Müftüsü Hüseyni, Kudüs Müftüsü Hüseyni, Komünizm' e ve Yahudilere Karşı Hitler'in Yanında "Ortadoğu' nun Hitleri" Cevat Rıfat Atilhan, Hitler de Il. Wilhelm Gibi İslamcılığı Kullanıyor, Kudüs Müftüsü Avrupa'daki Müslümanları Hitler Ordusuna Asker Yazıyor Hitler, Haydar Adıyla Müslüman Olmuş, Mussolini Musa Nili Adında Bir Müslümanmış, Hitler İslam'ın Güneşiymiş, Hitler' den Türkiye' deki Almancılara 5 Milyon Alhn,

    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: 1945-1990 ARASI SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE DİN ÜZERİNDEN EMPERYALiST OYUNLAR

    Amerika Dinleri Komünizme Karşı Örgütleme Stratejisini Hitler'den Devralıyor İsmet İnönü ve Amerikancılık Soğuk Savaş, ABD ve Yeniden Osmanlılaştırılması, Dine Dayalı Soğuk Savaş'ın Kuramcısı: William Christian Bullitt Soğuk Savaş ve Tek Dünya Devleti, Federal Dünya Hükümeti, Avrupa, Ortadoğu ve Asya'da Dine Dayalı Bölgesel Federasyonlar Avrupa Federasyonu, Federal Dünya Devleti, Ulusal Egemenlik ve Dünya Devleti, Sovyetler' i Yıkmak İçin Din Silahı, Amerika Tüm Dinlerin Komutanıi Eski Hitlerci Evangelistler ve Katolikler Amerikan Komutası Alhnda Fener Patrikhanesi ve Ortodokslar Amerikan Komutası Altında, Sovyetler'de Din' e Dönüş, Sovyetler' e Amerikan Yardımı Din Koşuluna Dayalı, ABD'nin Fener Patrikhanesi'ne Verdiği Görev:, Tüm Ortodokslan Komünizm' e Karşı Örgütlernek, Fener'de CIA Güdümlü Patrik: Athenagoras, Evangelist-Ortodoks Birliği, Evangelistlerin Vatikan'ı: İsviçre, Caux ve Dinler Arası Diyalog Türkiye'de Soğuk Savaş Karşı Devrimi ve Din, İnönü, Amerikan Yan-Sömürgesi Olduğumuzu Açıklıyor Evangelist Güdümlü İslamcı Tarikat: Ömer Fevzi Mardin ve Arusi Tarikatı, Dinler Arası Diyalog'un Türkiye Ayağı Şeyh Mardin ve Arusi Tarikah Roosevelt Müslüman ve Arusi Müridi han Ediliyor Roosevelt Gizlice Müslüman Olmuş!, Şeyh Mardin'in Atağı: Evangelist Kamutasında Dinler Birliği, Şeyh Mardin, Amerika'yı İslam'ın Önderi ve Mesih İlan Ediyor Şeyh Mardin Kemalizm'den Dönme Şair Enis Behiç Koryürek'i, Peygamber İlan Ediyor, Şeyh Mardin'in Peygamberi: Enis Behiç Koryürek,, Kutsal Kitabı: Varidat-ı Süleyman, Şeyh ,Scientology Tarikah'nın Adaşı İlim Yayma Cemiyeti, İlim Yayma Cemiyeti'nin Asker Kökenli Üyeleri Komünizme Karşı Türk-İslam Sentezci Örgütlenme; Aydınlar Ocağı, Komünizme Karşı MHP, Alparslan Türkeş ve Arusi Tarikah Tarih ve Tekerrür, Eski Almancı Said-i Kürdi (Nursi}, Soğuk Savaş'ta Amerikancı Eski Almancı Cevat Rıfat Atilhan, Soğuk Savaş'ta Said-i Ki.irdi Yandaşı, İslamcılan Örgütleyen ABD Kürt Aynmcılığının Tohumlannı Atıyr,

    13 hr 14 min
  • UNITED STATES OF İRTİCA. Cengiz Özakıncı / soysuzların tarihi

    1969 KANLI PAZAR’DAN 1999 MERVE KAVAKÇI’YA UNITED STATES OF İRTİCA 16 Şubat 1969: İslamcı Mehmet şevket Eygi, Kanlı Pazar ve ABD / 20 1969-1999: İlk Amerikancı Türbancı Şule Yüksel Şenler’den, Amerikan Uyruklu Son Türbancı Merve Kavakçı’ya / 33

     Amerika’nın “Melting Pot”u, “eritme kazanı” / 43 Amerika’nın “Dine Baskıyı İzleme Bürosu” / 49

     1984: RUSYA’DA GERİYE DÖNÜŞ VE TÜRKİYE’DE İRTİCA

    Temmuz 1984: SSCB, ABD’ye boyun eğiyor / 58

    Ağustos 1984: Türkiye’de irtica ve bölücülük silaha sarılıyor / 6)

    İrticayla bölücülüğün işbirliği: İBDA-C ve PKK / 67

    1945-1984: SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ’NDE TÜRKİYE’DE İRTİCA  

    ABD: “In god we trust” / 77 

    1945: Türkiye Sovyetler’e karşı ABD’den yardım istiyor / 80

    1945: İrticanın kuramcısı ABD / 80

    24 Aralık 1945: Papa, Panislamist ABD’yi kutsuyor / 82

    1946: Necip Fazıl, Büyük Doğu, irtica ve ABD / 83

     1946: Bir irtica kuramcısı; ABD Büyükelçisi Bullitt / 85

     1947: İrticanın başı ABD dinci eğitim istiyor / 86

     ABD. Hitler’in Panislamist Turancılığını devralıyor / 91

     Nazi ajanı mürteciler ABD’nin buyruğuna giriyor / 94

    1951: ABD güdümlü İslam Demokrat Partisi / 96

    1956: ABD Dışişleri Bakanı J.F.Dulles din devleti istiyor / 97 27 Mayıs 1960: Ordu, ABD güdümlü ilticayı bastırıyor /100 İrticayı körükleyen ABD, Yahudi-Hıristiyan Birliği’nin başı /101

    12 Eylül 1980: ABD’nin “Yeşil Kuşak” Darbesi / 103

     16 Haziran 1983: 12 Eylül “imam-vali”, “imam-bürokrat” istiyor /110 1984: Soğuk Savaş biterken Türkiye’de irtica ve bölücülük /113 Bölücü PKK ve Amerikan İslamcısı Necip Fazıl / 115 İrtica ve bölücülük: Batı’nın yıpratıcı kozları /124

    1984-1989: YENİ DÜNYA DÜZENİ’NİN OLUŞUM SÜRECİNDE ABD-AVRUPA BİRLİĞİ ÇATIŞMASI VE TÜRKİYE’DE İRTİCA

     Soğuk Savaş Dönemi’nde ABD- Avrupa ilişkileri / 127 1960-1970: Fransa ABD’yi Avrupa’dan kovmak istiyor / 128 1965-1970 ABD-Avrupa Birliği Çatışması ve MNP’nin doğuşu / 130 Amerikancı irtica Avrupa’ya karşı /131 Erbakan’ın MNP’si Amerikancı / 132 ABD-Avrupa-Rusya üçgeninde Türkiye ve irtica / 134 

    1985: Avrupa Devleti doğuyor /135 

    1989: Avrupa-Rusya yakınlaşması / 136

     1989: ABD, Avrupa-Rusya yakınlaşmasına karşı / 137

     1990: ABD Türkiye’nin AB’ne girmesine karşı /138 Yeniden ABD güdümlü Panislamizm / 140

     Dördüncü Bölüm / 143-188 1990-1995: ABD GÜDÜMLÜ İRTİCA, HİLAFETÇİ DARBE PEŞİNDE 1989: ABD laikliğe ve Atatürkçülüğe karşı. Nurculuktan ve Nakşibendilikten yana /145 1990: İrtica aydınları öldürmeye başlıyor/ 147 1993: İmamlar orduda subay olacak /154 Kasım 1993: Avrupa-Rusya yakınlaşmasına karşı RP-ABD uzlaşması / 157 Kasım 1993: I. Din Şurası, Hilafete giden yolu açıyor/ 160 ABD Hilafetin yeniden kurulmasını istiyor /161 1994: Kissinger 7'ürkiye'de tekke açıyor; irtica orduya çengel atıyor / 162 27 Mart 1995: Emekli Genelkurmay Başkanı D. Güreş, Türkiye gazetesini, TGRT’yi ve İhlas Holding’! övüyor / 170 13 Nisan 1994: Erbakan: "Sert mi yumuşak mı, tatlı mı kanlı mı?’’ / 175 Şevki Yılmaz: "Ya oyla ya kanla" / 177 Erbakan: "Rap rap sesleriyle geliyoruz” /177 1989-1995: İrtica ve polis / 180 Sonuç/ 188

     Beşinci Bölüm / 189-218 1995-1997: 28 ŞUBAT'IN OLUŞUM SÜRECİ VE YENİ ULUSAL SAVUNMA ÇİZGİSİ 1995 MİT irtica raporu / 189 Şubat 1996: Ordu irticaya tavır alıyor /192 Ordu-RP kavgası /194

     Temmuz 1996: ABD Refah'ı iktidara getiriyor /196 Ocak 1997: Sincan'da tanklar geçiyor/201

     28 Şubat 1997: MGK kararları ve Yeni Ulusal Savunma Çizgisi / 203 28 Şubat MGK kararlan / 206

     28 Şubat kararlarında irtica ve İran / 209 Şah’ın son Genelkurmay Başkanı Abbas Karabagi ve Humeyni Devriminde ABD’nin etkisi /210

     Suudi-Amerika da irticayı ve bölücülüğü kışkırtıyor / 215 Sonuç 219-228 Belgeler i 229-314

     MİT İrtica Raporu-1995 / 227-236

     Genelkurmay Siyasal İslam Raporu 237-250 Genelkurmay İrtica Brifingi / 251-266 Genelkurmay Batı Harekat Konsepti / 267-282 Anayasa Mahkemesi’nin MNP’yi Kapatma Kararı l 283-314

    6 hr 39 min
  • İslam'da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü - Cengiz Özakıncı

    Karakteristik bir tutucuyu, geleneksel, kuralcı, zevke karşı, o-toriter, cezalandırıcı, etnik özellikleri abartan, militarist, dogmatik, batıl inançlı ve bilimsel gelişmelere kapalı olarak tanımlayabiliriz. (...) Tutuculuk; tam emin olamama ve şüpheciliğe karşı geliştirilmiş psikolojik bir savunma'dır. Bu kişiler, belirsiz (kesin olmayan, karmaşık, değişken, yeni, sapkın, bireysel ve adsız) durumlarla karşılaştıklarında psikolojik olarak içsel bir tehdit ve bunaltı hissederler. O nedenle yabancı, yeni ve farklı olan her şeye karşı tahammülsüzlük otomatik bir korunma davranışı halinde beliriverir. Korunmanın, bilinmedik, yeni ve farklı o-lana karşı yapılması ilginç, fakat anlaşılabilirdir.(...) Aşın tutuculuk, ayrı düşmek, toplum dışı kalma korkularına karşı da bir tepkidir. Kişi böyle bir korkuya karşı, sıradan basit, fakat güvenli olmayı seçer. (...) Kendi doğruları dışındaki herkese karşı bir uzaklık ve zorunlu beraberlik durumunda da, olanlara karşı dışlayıcı bir tutum ve inat bir tartışma şekli geliştirir. (...) Belirsizliğe tahammülsüzlük, ahlaki değerlerin yıkılmasıyla savunmasız kalma korkulan, bu psikolojik zeminin temel taşlarıdır. O nedenle tutucu birisi için kurallara ve dogmalara düşkünlük hayati önemdedir.(...) Gerçek, değiştirici ve o nedenle de zorlayıcıdır. İç dinamikleri böyle bir zorlamaya dayanamayacak kişilerin, değişime direnmeleri anlaşılabilirdir. Her kişinin bir iç dengesi vardır. Bu dengeyi sarsacak her türlü öğreti, davranış, tutku, tehlikeli olarak algılanır ve ona karşı direnilir. (...) Tutuculuk, gerçekte bir ideoloji ya da gelenek değil; öyle görünmekle beraber, çoğu kez insanın kendi iç dengelerini tutturmak için yola

    koyulduğu insani bir savunmadır. Bu savunma bir noktaya kadar olursa hoştur daz çizgiyi aşmaya başlayıp, kişinin kendisini, a-ilesini ve çevresini bloke etmeye yüz tuttuğu zaman, işte o zaman kişinin iç dengelerinde önemli sarsılmalar başlamıştır ve patalojik bir sınıra dayanmıştır.15

    Her yeniliğin başlangıçta direnişle karşılanması yalnızca bilisiz kimselerin bilisizliklerinden kaynaklanan bir davranış olmayıp, doğrudan doğruya bilginler arasında da sıkça görülen bir davranış biçimidir.

    9 hr 52 min
  • İntihar Bombacıları Allah’ın Yeni Şehitleri

    İlkel ve insan haklarına %95'den fazlası muhalif olan bir kutsal kitap ve hadis külliyatı... 19 yüz yılda başlayan tam çöküş sonucunda 57 müslüman ülkesi 60 kat sefil 8 kat cahil 3 kat namussuz ve de IQ80-90 aralığında kafirlerden dilenmek için sürekli BM nezdinde uğraşırlar ancak insan haklarının kaldırıp tanrı Allah'ın dediği olur diye insanları öldürürler. Sonra da İslamofobi geyiği yaparlar. Dinleyin olayın bilimsel açıklamasını....

    11 Eylül 2001 tarihinden itibaren dünya İslam ile yatıp İslam ile kalkıyor. El-Kaide’nin benzersiz terörünün doğurduğu korku ve kaygı bir merakı da beraberinde getirdi. Batı dünyası İslam dinini, Müslümanları, Islami hareketleri, onun yönetici ve militanlarını, özellikle de İslam davası uğruna gönüllü olarak ölüme koşanları daha yakından tanımak istiyor.

    Ne var ki bu merak ve arayış, “düşmanımızı tanıyalım” çerçevesinin dışına nadiren taşabildiği için Batı medyasının, araştırma kurumlan ve üniversitelerinin, aydın ve akademisyenlerinin üretimlerinde önyargılar, klişeler, yalan-yanlış bilgiler, bilinçli çarpıtmalar genellikle baskın çıkıyor. “Hz. Muhammed’in karikatürleri” olayında olduğu gibi İslam dinini ve Müslümanları “test etme” arzusundaki Batı medyası bilerek ya da bilmeyerek “medeniyetler çatışmasına çanak tutuyorlar.

    Batı’mn İslam’ı tanıma serüveninde Müslüman kökenli gazeteci, aydın ve araştırmacılar giderek daha fazla rol ve fonksiyon üstleniyorlar. Gerek Batı üniversiteleri ve araştırma kuramlarında, gerekse de medyasında Müslüman kökenlilerin sayısı gözle görülür bir şekilde artıyor. İslam dünyasını, onun içinden gelen, dili, dini ve kültürü bilen kişiler aracılığıyla tanımak başlangıçta iyi bir fikir olarak görünebilir. Ancak bu kişilere çalıştıkları kuramlarda çoğunlukla ikinci sınıf muamelesi yapılıyor ve kökenleri ne olursa olsun yaşadıkları ülkeye ve çalıştıkları kurmalara mutlak bağlılık göstermeleri isteniyor. Sonuçta yüzlerce Müslüman kökenli aydın ve araştırmacı Batılı işverenlerine İslam dünyasını ve Islami hareketleri, esas olarak onların duymak ve görmek istediği şekillerde tasvir ediyorlar.

    Bu kalabalık içinde dik duranların sayısını da yabana atmamak gerekiyor. ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere, Ba-tı’da İslam dünyası, İslam dini ve İslamcılık üzerine çok iyi çalışmalar da yapılıyor ve bunların altında çoğunlukla, adlarından Müslüman kökenli olduklarını anladığımız kişilerin imzaları var. Bunların bazıları Müslüman, hatta İslamcı olabilirken, önemli bir bölümüyse laik/seküler pozisyonlara sahip.

    İran asıllı Fransız asıllı sosyolog Farhad Khosrokhavar bunlardan biri. Onu 1990’dan itibaren İran Devrimi ve Iran toplumu üzerine yaptığı çalışmalarla tanıdık. Bunlardan Olivier Roy ile birlikte hazırladığı Iran: Bir Devrimin Tükenişi (1999) Türkçe’ye kazandırıldı (Metis Yayınları). L’Utopie sacrifiee’nin (Kurban Edilen Ütopya) çevrilmemiş olmasıysa büyük bir eksiklik.

    11 hr 55 min
  • GİZLİ SERVİS Yurtdışı Operasyonlar Bülent Ruscuklu

    Bir Ülkenin Gizli Servisi, Yaşadıklarının Ne Kadarını Gün Işığına Çıkartabilir?

    Rutubetli odalar, tozlu raflardaki dosyalarda saklı; fedakârlıklarla, sıkıntılarla, özel yaşamdan verilen ödünlerle yürütülmüş operasyonlar, unutulmaya mahkûm mudur?

    Ne zamana kadar?

    Başarıların duyurulamaması, çalışmaların açıklanamama-sı, emeğin bilinmemesi, nasıl bir duygudur anlatılamaz.

    Sadece yerilmek, tek yanlı suçlanmak...

    Ve bunlar karşısında suskun kalmak...

    Ne güçtür bilir misiniz?

    Yaşadığınız toplumun sonsuza dek ayakta kalmasına kanla, canla çabalarken...

    Uğruna bir yaşam feda ederken...

    Sizin yanınızda olmaktan korkan, kaçan ya da utanmış gibi yapan sahte insanlar görmek...

    Ne acıdır bilir misiniz?

    Tozlu dosyalar raflardan indirilemese de, yorgun beyinlerin anılarında yaşayan ya da özel notlarda saklı ve ümitsizce gün ışığına çıkmayı bekleyen gerçek olayların bazılarının tozlarını alıp serbest kalmasını sağlayabilir miyim, diye düşündüm.

    Yaşlanmış olsalar da o anılar...

    Torunlar gerçek masalları bilsinler istedim.

    Gerçek masalların, sessizce, karanlıkta mücadele eden insanların neden yanlarında olunması, destek çıkılması gerektiğini idrak edenlerin 'ayısının artmasına katkıda bulunmasını arzuladım.

    Ve ilkel kahramanlıklar, basit gösterişler uğruna, ülkenin savunması için çırpınan kuruma yardımdan kaçındığını anılarında, sohbetlerinde, sahte gururla ortaya dökenlerin de utanacaklarını umdum.

    Bu gaye ile bir Gizli Servis yarattım, gönlümce. Gerçek masallar - anılar - da olsun istedim içinde.

    Kitaptaki hikâyelerin ne kadarı gerçek?

    Bilmiyorum.

    Ben anlatılanları, okuduklarımı, gezip gördüklerimi yazdım.

    Kısaca, bir hayalimi gerçekleştirdim.

    Araştırmacı gazetecLdeğilim ki...

    Doğruluğunu araştırmadım.

    Gerçekmiş gibi de okuyabilirsiniz...

    Roman gibi de...

    Ben olsam hangi gözle mi okurdum?

    Onu da bilemiyorum! Bana sormayın!

    Zamanımızda doğruları yazıp söyleyen o kadar az insan var ki...

    B. Ruscuklu


    11 hr 21 min
  • İçdünyamıza Bakış. Vamık Volkan.

    Etnik, ulusal, dini ve ideolojik farklılıklara rağmen tüm insanların içdünyaları benzer şekillerde gelişir. Fakat genetik ve fizyolojik faktörlerin dışında çocukken nasıl yetiştirildiğimiz, ne tür bilinçdışı fanteziler geliştirdiğimiz, ne tür travmalar yaşadığımız ve önemli kişilerle nasıl iletişim kurduğumuz gibi öznel yaşantılarımız, içdünyalarımızda farklılıklar yaratır


    . Kişinin içdünyası en iyi şekilde psikanalitik süreçte gözlemlenir. Bu kitapta beş kişinin psikanaliz süreçlerini olabildiğince ayrıntılı bir şekilde anlatarak okuyucuya insanın içdünyası hakkında bilgi vermeyi amaçlıyorum. Bu beş kişi yaşadıkları psikolojik problemler nedeniyle psikanalize başvurdular. Fakat onların hikâyeleri tüm insanların yaşadığı zihinsel gelişim ve hayata uyum süreçlerini anlatıyor.

    Her ne kadar klasik psikanalitik görüşe göre sadece yüksek düzey kişilik örgütlenmesine sahip ve gerçeklik değerlendirmesi yerinde olan, yani neyin gerçek olup neyin olmadığını ayırt edebilen nevrotik kişiler analiz edilebilirse de bugün Sigmund Freud’un hastalarından bazılarının sıradan nevrotik bireylerin sahip olduklarından daha ağır sorunlar yaşadığını biliyoruz. Psikanalizin bir meslek olarak ortaya çıkmasından itibaren pek çok farklı psikopatoloji ve kişilik örgütlenmesine sahip kişiler psikanalistlere başvurmuştur. Aralarında Anna Freud’un da bulunduğu bazı tanınmış psikanalistler 1953 senesinde “psikanalizin kapsamının genişletilmesini” tartıştılar

    (Freud, A., 1954; Jacobson, 1954; Stone, 1954; Weigert, 1954). Bu tartışma sırasında Anna Freud şöyle bir soru sordu: “Analistler hayata dair güzel beklentileri olan ama görece ılımlı nevrozlar yüzünden hayattan aldıkları keyif ve verimlilikleri kesintiye uğrayan yarım düzine genç insanı sağlığına kavuşturmak ya da aynı zaman, emek ve çabayı hayatının geri kalanında akıl hastanesinden kurtarılıp kurtarılamayacağı belli olmayan tek bir sınırda kişilik bozukluğu vakasına vakfetmek arasında seçim yapma şansına sahip olsa nasıl bir karar verir?” (Freud, A., 1954, s. 610-611). Anna Freud’un eğilimi, yeni teknik sorunlarla uğraşmak yerine sadece nevrotik hastaları tedavi etmek yönündeydi. Günümüzde narsistik ve sınırda kişilik örgütlenmesi olan hastalar psikanalistlerin ve psikanalitik terapistlerin ofislerini dolduruyor.

    1980’lerin ortalarında psikanaliz Leo Rangell’in (2002) “çoğulculuk patlaması” olarak adlandırdığı tabloyla karşı karşıya kalmıştır (s. 1118). Farklı psikanalitik ekoller her zaman -Sigmund Freud’un zamanında bile- var olmuştur; fakat artık belki de sayıca çok fazladır ve aralarındaki rekabet psikanaliz topluluklarında bir mücadele olarak hissedilmektedir. Arnold Cooper (2006) önde gelen psikanalistlerin yeni “okullar” ve eğilimleri temsil eden görüşlerinin yanı sıra onları eleştirenlerin ifade ettikleri izlenimleri derlemek ve yayımlamak için önemli bir çaba sarf etmiştir. Psikanalizin temel kavramlarının bile nasıl sorgulanıp savunulduğuna dair bir örnek vermek gerekirse, Peter Fonagy (1999) Sigmund Freud’un (1914) bastırma kuramının (zihnimizin kabul etmek istemediği şeyleri bastırıp bilinçdışına itme eylemi) psikanalizin tüm yapısının dayandığı köşe taşı olduğu görüşüne meydan okumuştur. Fonagy’ye göre psikanalistler gömülü geçmişi kazımaktan ve gün ışığına çıkarmaktan kaçınmalıdır. “Arkeolojik metafor” psikanalitik tekniğin odağı olmamalıdır, onun yerine psikanalistlerin mevcut aktarıma güvenmeleri gerekir (s. 220). Peki “aktarım” ne

    demektir? Kısaca, hastanın psikanalistini hayatındaki önemli kişilerin -örneğin ebeveynlerinin- imajları gibi deneyimlemesi anlamına gelir. Aktarımın gelişmesiyle analiz edilen kişi çocukluğunda yaşadıklarını analistin odasına taşımaya başlar ve nasıl yetiştiğini, ne gibi sorunları olduğunu ve bunları yaşamı boyunca nasıl tekrarladığını öğrenip hayatını sürdürmenin daha iyi ve sağlıklı yollarını bulur.


    6 hr 21 min
  • Küresel Terörizm: El-Kaide ve IŞİD Örnekleri El-KAİDE’DEN IŞİD’E DÖNÜŞÜMÜ

    İskender KARAKAYA'ya bu değerli çalışması için teşekkür ediyorum.

    Tezin Konusu

    Tezin başlığının “Küresel Terörizm: El-Kaide ve IŞİD Örnekleri” olarak belirlenmesinde dört önemli neden vardır: Birinci neden, Arap Baharı sonrası Suriye İç Savaşı içerisinde IŞİD’in küresel bir terör örgütü olarak ön plana çıkmasıdır. IŞİD, Irak İslam Devleti adı altında Irak’ta faaliyet gösterirken daha sonra Suriye’deki İç Savaş’a dahil olmuştur. IŞİD’in kendine özgü yapısı ve özellikleri, El-Kaide ile karşılaştırıldığında küresel terörizmin dönüşümü bağlamında akademik olarak araştırılması gereken bir sorunsal olarak görülmekte ve bu tezin yazılmasındaki nedenlerin başında gelmektedir.

    İkinci neden, IŞİD’in Suriye ve Irak’ta, Suriye İç Savaşı sürecinde bölgesel anlamda oynadığı roldür. IŞİD’in Ortadoğu’da bir aktör olarak ortaya çıkması küresel ve bölgesel güçlerin politikalarını etkilemiş ve IŞİD ile mücadele anlamında yeni bir süreci başlatmıştır. Bu durum Suriye İç Savaşı’nın gelişimini etkilemiş zaman zaman da ikinci plana düşürmüştür. IŞİD, hem küresel terörizmdeki dönüşümü gösterirken aynı zamanda bölgesel ve küresel güçlerin bölge politikalarını IŞİD ile mücadelede üzerinden belirlediği bir araç haline de gelmiştir. Bu konuya IŞİD ile mücadele kısmında değinilecektir.

    Üçüncü neden, IŞİD’in ortaya çıkması, Suriye’de ve Irak’taki mevcut siyaseti, güvenliği etkilemesinin Türkiye’ye siyasi ve güvenlik bakımından etkileri olmaktadır. IŞİD sadece Irak ve Suriye için değil Türkiye için de önemli bir tehdit haline gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında da var olan El-Kaide tehdidine IŞİD tehdidinin eklenmesi, konunun incelenmesini gerekli kıldığı düşünülmektedir.

    Dördüncü neden, Türkiye’de terörizm üzerine yazılan tezlerin azlığıdır. YÖK’ün ulusal tez merkezinde bir araştırma yapıldığında 2017 itibariyle El-Kaide ile ilgili dört

    doktora tezi bulunurken, IŞİD ile alakalı yapılan sadece bir doktora tezi bulunmaktadır.

    Bu açıdan, yapılan çalışmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

    8 hr 18 min
  • Yeni Dünya Düzeni, Arap baharı ve Türkiye Psikopolitik Vamık D. Volkan

    Sayın Bakan, Sayın Büyükelçilik Mensupları, Öğretim Üyeleri ve Değerli Misafirler,

     

    Ankara Üniversitesi Politik Psikoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (POLPAUM’un) düzenlediği bu toplantıya hoş geldiniz.

     

    Politik psikoloji dünyada gelişmeye başlayan ve disiplinlerarası nitelik taşıyan yeni çalışma alanlarından biridir. Ankara Üniversitesi olarak Türkiye’de ilk kez bu konuda bilimsel çalışma yapacak bir ekip ile Ankara Üniversitesi Politik Psikoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (POLPAUM’un) kuruluşunu bu vesile ile sizlerle paylaşmak isterim.

     

    Politik psikoloji toplumsal ve siyasi olayların görünen değil, görünmeyen dinamiklerini analiz etmeyi hedefleyen yeni bir düşünme şeklidir. Bu tür disiplinlerarası analiz yöntemleri küreselleşen dünyada toplumların değişen ve dönüşen dinamiklerini kavrayabilmek açısından büyük önem taşımaktadır. Bizler de Ankara Üniversitesi olarak değişen dünyada bu disiplinlerarası yeni alan ile günceli yakalamış bulunuyoruz.

     

    Ankara Üniversitesi Politik Psikoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (POLPAUM’un) üniversitemizde kurulmasının gerek uluslararası ilişkilere gerekse ülkemizdeki siyasi ve toplumsal gelişmelere yapacağı analizlerle önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.

     

    Ankara Üniversitesi kurulduğu 1946 yılından beri dünyaca ünlü, çalışmaları ile büyük değişim yaratan akademisyenler yetiştirmiştir. Bu değerlerimizden birisi de politik psikolojinin kurucusu olan Prof. Dr. Vamık Volkan’dır. Uluslararası akademik camiada Ankara Üniversitesi’ni başarı ile temsil eden bir Ankara Üniversiteli, aynı zamanda Ankara Üniversitesi Onursal Doktora unvanı sahibi olan Prof. Volkan’ı bu kez onur konuğumuz olarak bu açılış toplantısında ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Ayrıca kendisinin bu merkezin danışma kurulunda yer alıyor olması da bize kıvanç veriyor.

     

    Merkezimizin açılışı vesilesiyle bugün gerçekleştirilecek olan “Yeni Dünya Düzeni, Arap Baharı ve Türkiye” başlıklı panel, konunun dünya gündeminde birinci sırada yer alması nedeniyle çok önemli fikirlerin ortaya çıkacağı ve bunların derinlemesine analiz edilerek toplum yararına sunulacağı önemli bir çalışmadır.

     

    Kuzey Afrika’daki devletler ile Ortadoğu ve Arap Yarımadası’ndaki devletlerde Arap Baharı olarak bir yıl önce başlayan gösteriler ve bunun sonucunda el değiştiren yönetim erki, ülkemizin bu coğrafyalardaki tarihsel bağlantıları ve hâlihazırdaki çıkarları nedeniyle, bizleri yakından ilgilendirmektedir. Bu süreçte Arap Baharı’nm psiko-politik boyutlarıyla disiplinlerarası bir anlayışla tartışılıyor olması üniversitemizde kurulmuş olan Politik Psikoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (POLPAUM’un) önemini ortaya koymaktadır.

     

    Prof. Dr. Cemal TALUĞ Ankara Üniversitesi Rektörü

     


    1 hr 21 min

About Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

From the publisher's feed

Öğrenmeyi öğrenmek, tam öğrenme kavramının temeli ve eleştirel düşüncenin sonucudur. Bilgiye nasıl erişileceği, nasıl işlenip uygulamayla uzun dönem hafızamıza işleme hedefini öğretir. Bu denli önemli…