
Sign up to save your podcasts
Or


Güya elhamdürillah..... istatistiklere tarihe bakın
Günahı, talanı, yağmayı, hırsızlığı, haramı, namussuzluğu, ödül olarak Aktif pasif grup seksi hedefleyenlerden ne beklenir ki???
HAN-I YAĞMA
Bu sofracık, efendiler -ki bekler yutulmayı Huzurunuzda titriyor -şu ulusun hayatıdır Ulusun ki acılı, ulusun ki eşiğinde ölümün! Ama sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...
Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!
Efendiler pek açsınız besbelli yüzünüzden;
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Şu doyumcu sofra, bakın gelişinizle övünçlü!
Hakkıdır kutsal savaşınızın, evet, o hak da elde bir...
Yiyin, efendiler yiyin; bu iç şenliği sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say:
Soy sop, şeref, gösteriş, oyun, düğün, konak, saray,
Tüm sizindir efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Tüm sizindir, tüm sizindir, hazır hazır, kolay kolay...
Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!
Büyüklüğün sindirimi biraz ağır olsa da yok zarar,
Görkemli yüceliği, öç alıcı sevinci var,
Bu sofra gönül almanızdan böyle ısınır ve ışıldar.
Sizin şu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...
Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!
Verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını,
Varlığını, hayatını, umudunu, hayalini,
Tüm olanca rahatını, olanca gönül balını,
Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini...
Yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
Bugünkü mideler sağlam, bugünkü çorbalar sıcak;
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...
Yiyin, efendiler yiyin; bu cümbüşlü sofra sizin;
Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!
Tevfîk Fikret
MUTLAKA DİNLEYİN YILLARCA MÜSLÜMANLARIN KASITLI SANSÜRLEDİKLERİNİ, KUTSAL YALANLARI DİNLEYİN.
Hala kafir dediklerin eline muhtaç, onlardan 60kat fakir, 8 kat zır cahil, 3 kat namussuzluğu IQ80-90 zeka geriliğinde, cennette aktif pasif grup seks ödülüyle VATANA NASIL GAFLET DELALET VE HIYANET içinde olduklarını çürümüşlüğün geçmişinden dinleyin! UTANÇ VERİCİ
NEDEN İŞE YARAMADIĞINI VE NEDEN ATATÜRK'TEN KENDİ ACİZLİKLERİNİ SAKLAYIP KAFİRLERİN KÖPEKLERİ OLMAK İÇİN ÇABALADIKLARINI DİNLEYİN....
TABİ BİR PARÇA VATAN SEVGİNE SAHİPSENİZ. YOKSA ÜMMET.... NASIL GEÇMİŞTEKİ GİBİ .......
Bu kitabı yazmak için düşünürken, “Nasıl bir kitap?” sorusu aklımda dolanıp durdu. Uzun düşünceler sonucunda, kaleme alacağım kitabın klasik bir Mustafa Kemal biyografisi olmamasında karar kıldım. Onun hayatı, büyük ve önemli şahsiyetler tarafından zaten pek çok defa yazılmıştı. Haliyle benim bu işe girişip ortaya koyacağım kitap, hem bu büyük eserlerin yanında yeni bir şey katmayacaktı hem de istesem dahi o eserler kadar kaliteli olamayacaktı. Bu nedenle yazacağım kitabın daha farklı olmasını düşledim.
Bizler bu ülkenin gençleri olarak, çocuk yaştan itibaren Mustafa Kemal’le büyüdük. Hatta büyütüldük. Evde, okulda, televizyonda ve sokakta, daima Mustafa Kemal’den bahsedildiğini göre göre ve duya duya yaş aldık. Bu serüven içerisinde maruz kaldığımız Mustafa Kemal, maalesef şekilci ve yüzeysel olmaktan öteye pek geçemedi. Sözgelimi Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığını öğrendik, ama neden çıktığını tam olarak kavrayamadık. Onun büyük bir insan olduğu hususu her defasında zihnimize işlendi de neden ve nasıl büyük insan olabildiği konusu çokça göz ardı edildi. Hiç unutmam, resmi günlerde her yana asılan “Atam İzindeyiz” pankartları küçükken hep şaşırtırdı beni. “Neden izin yapıyoruz?” diye sorardım kendi kendime. Mustafa Kemal, tüm o yaptıklarını çok çalışmasına borçlu olmasına rağmen, biz neden çalışmak yerine izindeyiz diye düşünürdüm.
Mustafa Kemal hakkında sık sık dile getirilen ilginç ve popüler yanılsamalar da vardır. Mesela yukarıda bahsettiğim sözdeki hitap, yani “Atam”, onun hiç sevmediği türdendir. Bir defasında, “Bana Atam diyeceklerini bilseydim bu soy ismi almazdım,” bile demiştir. Oysa milleti çoğunlukla Atam diye hitap ediyor ona. Çünkü Mustafa Kemal’in bu konudaki düşüncelerini bilmiyor. Veya o çok ünlü, “Muasır medeniyetler seviyesine çıkmak” sözü... Nasıl da gururla herkesin dilindedir. Fakat Mustafa Kemal’in böyle bir sözü yoktur. Sözün aslı; “Milli kültürü muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak” şeklindedir. İki söze dikkatli baktığımızda, ilki yalnızca “muasır medeniyetler seviyesine çıkmayı” öngörür ve bu uğurda milli kültürün durumunu önemsemez. Fakat Mustafa Kemal’in asıl sözünde “milli kültür” terk edilmemiştir, hedef ise muasır medeniyetler seviyesinin de ötesidir. Başka bir deyişle, Batı mn gelişmişlik seviyesinin de üzerine çıkmaktır. Bu farklılık, Mustafa Kemal’in Batı hayranı değil de medeniyet hayranı olduğunu gösteren önemli bir detaydır. Fakat her nasılsa, Mustafa Kemal’in sözü zaman içerisinde değişmiş ve kupkuru bir hale gelmiştir. Daha da ilginci, toplum Mustafa Kemal’i o kupkuru sözle benimsemiştir.
Onu ne kadar da özenle tanımıyoruz. Oysa sevginin, tanımadan yeşermesi mümkün müdür? Vakti zamanında bir felsefe kitabında; aşk hissinin tanımaktan önce geldiğini, tanıdıkça sevgiye dönüştüğünü okumuştum. Bu durumda biz aslında Mustafa Kemale âşığız. Hem de çok âşığız. Ama onu yeterince tanıyamadığımız ve anlayamadığımız için gerçek anlamda sevemiyoruz.
MUTLAKA DİNLEYİN YILLARCA MÜSLÜMANLARIN KASITLI SANSÜRLEDİKLERİ YALANLARI DİNLEYİN.
Hala kafir dediklerin eline muhtaç, onlardan 60kat fakir, 8 kat zır cahil, 3 kat namussuzluğu IQ80-90 zeka geriliğinde, cennette aktif pasif grup seks ödülüyle VATANA NASIL GAFLET DELALET VE HIYANET içinde olduklarını çürümüşlüğün geçmişinden dinleyin! UTANÇ VERİCİ.....
İkinci kitap anlatım tarzı ve bilgilerin derlenmesi noktasında ilk kitapla paralel seyredecek. Fakat bazı farklılıkların olması gerekiyordu. ilk kitapta genel olarak Yarının Adamı karakteri tarih sahnesinde ortaya çıktı, kendisini geliştirdi ve yarın için hazırlandı. Haliyle ilk kitapta onu konuların merkezinde ve ön planda gördük. İkinci kitap bu noktada daha çok yarını anlatıyor. Çünkü Yarının Adam'ının gerçek anlamda ortaya çıkabilmesi için yarının gelmesi gerekiyor. Yarının nasıl ve ne şartlarda geldiğini bilmeden, Yarının Adamcı'nın ortaya çıkışını anlamak mümkün değildir. Bu nedenle bu kitap sizlere yeni bir dizinin ilk sezonunu anımsatacak ve pek çok yeni karakterle tanışacaksınız. Pek çoğunuz karakterlerin çoğunu ya hiç tanımayacak ya da pek az tanıyacak. Onları tanımaktan çekinmeyin. Onların fazla oluşu zihninizi asla yormasın. Çünkü ilerleyen bölümlerde onları çok daha fazla göreceğiz. Haliyle onların geçmişlerini, hikâyelerini ve kriz anlarında neler yaptıklarını bilmemiz gerekiyor.
Bu kitapta Mustafa Kemal’in dar ve tehlikeli bir süreçte yaptığı manevraları ve stratejik adımlarının öncülerini göreceğiz. Fakat ilk kitaptan farklı olarak bu serüvende Mustafa Kemal’le birlikte yol almış ve ona karşı mücadele etmiş isimlerin, Mustafa Kemal’den bağımsız şekilde veyahut henüz onunla temas etmeden önce gelişen hikâyeleriyle karşılaşacaksınız. Bu hikâyeler kendi çevresinde filizlenecek, büyüyecek, gelişecek ve günün birinde Mustafa Kemal’in mücadelesiyle temas ederek ortaya büyük bir manzara çıkmasını sağlayacak. İşte, bütün bu hikâye öbeklerinin ortaya çıkaracağı büyük manzara, yaşananları gerçekten anlamamızı sağlayacak.
Siyasal İslamın CIA ve Galadyo ile ilişkisi, Maraş katliamı Yazıcıoğlu'nun yönettiği sivil komandoların nasıl kadın çocuk hamile edemeden İslam'ın Şartları nedir diye sorulana cevap verememeyenleri BALTA ile parçalamalarını, Bozkurtları, Necip Fazıl Kısakürek'in öğretisine göre devam eden siyasal islamın macı nedir? MHP neden ikiz kardeş gibi?
Ve bunca bilgiyi yapılanları ve yapılacakları insanlara anlatan kişinin ya öldürülmesi ya da ergenekondaki gibi hapise atılması gerekiyordu. Mutlaka dinleyin ve kitabı alın.
Gericilik ile hesaplaşmasını tamamlayamayan ve devrimini yarım bırakan toplumların karşılaştığı sorunlarla mücadele ediyoruz.
İhanete uğrayan bir devrimin yol açtığı tarihsel ve sosyolojik sorunlar adeta nefes alamaz hale getiriyor.
Modern Türkiye, yolun sonuna gelmiş durumda; ya gericiliğe bütünüyle teslim olacak ya da yeniden tarihsel ilerleme kanalına dönecek.
Türkiye yoluna böyle devam edemez.
Sessiz kalabilirsiniz ama CAHİL KALMAK UTANÇ VERİCİ...
“Kendini tanı” der Montaigne. Sokrates’in sık sık kullandığı bu sözü tüm yazı hayatının merkezi haline getirir. Yazdığı her şeyde kendinden yola çıkar ve hayatını deştikçe tanımaya başlar kendini. Bir insanda tüm insanlığın halleri olduğuna inanır ve kendi benliği üzerinden tüm insanlığın benliğine inmeye çalışır. Çünkü toplum, her insanın köküdür Montaigne için. İnsanlar da bu kök üzerinde büyüyen ağacın dalları, yaprakları ve meyvesidir.
“Herkes kendisi için bir derstir; Pliniusa göre. Ve bu ders, insanın kendini yakından görmeyi bilmesiyle ilgilidir. Benim yaptığım, bildiklerimi söylemekten çok kendimi öğrenmekle ilgilidir. Dersim başkalarına değil, kendime. Ve bunları başkasına anlatmakla da kötü bir iş yaptığımı düşünmüyorum. Belki de bana yararlı olan bu iş, başkasına da yararlı olabilir. Sadece kendimle uğraşıyorum. Bu bir delilik de olabilir, ama farklı bir delilik; benimle başlayıp benimle bitiyor, kimseye bir kötülüğü yok.”
Montaigne Hayalın Değeri Uzan Yaşanmasında Değil İyi Yaşanmasındadır
Montaigne düşüncesinde esas olan şey, insanın kendini anlatmasıdır. Bugün en fazla karşı çıkılan şeylerden biri olabilir bu ama Montaignee göre bu kesinlikle bencilce bir tavır değildir. İnsanın kendini anlatması kendini tanımasıyla ilgilidir ve kendini tanımayan birinden kendisini anlatması beklenemez. Zaten en bü
yük sorunun da bu olduğunu düşünür; kendini tanıma
yan insanların yaşadığı bir dünya...
Kendini tanımayan bir insanın başkaları hakkında-
ki fikirlerinin de bir hükmü yoktur. Zira insan kendin
den yola çıkar bir başkasına varmak için. Eğer insanları
tanımak adına bir yol inşa etmemişse biri, insanlara
nasıl ulaşabilir?
Kendine ulaşamayan biri, başkalarına nasıl ulaşabilir?
Önce kendini çözmeli insan; derinlerine inip kim olduğunu bulmalıdır, kim olduğunu öğrendikçe kim olmadığını da öğrenecektir. Ve bir insanın kendisi adına atacağı ilk önemli adım da kim olmadığını öğrenmektir. Düşündüğün kişi değilsen, kendini tanımamışsın demektir.
Burada Montaigne yasaları devreye giriyor: Önce kendini tanı, diğerlerine zamanla sıra gelir.
“İnsana düşen en önemli şeylerden biri, ne olduğunu bilmekte dikkatli davranmasıdır. İyi ya da kötü, her iki yanını da aynı hassasiyetle bulup ortaya çıkarmalıdır. Eğer kendimi iyi ve akıllı biri olarak görüyorsam, bunu çekinmeden söylemeliyim. Kendini olduğundan az göstermek tevazu falan değil, tamamen budalalıktır. Aynı şekilde
Montaigne Hayatın Değeri Uzun Yaşanmasında Değil İyi yaşanmasındadır.
Kendim değerinden az paha biçmek de bir tür korkaklıktır. Şöyle der Aristoteles: Hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez, doğru hiçbir zaman yanlışa yer vermez”
Her kadının vücudu güzeldir. Geçirdiği milyonlarca yıllık evrim sonucunda akıllara durgunluk verecek değişikliklere uğrayan ve son derece hassas düzeltmelerle işlenen kadın vücudu, bu gezegendeki en olağanüstü canlı varlıktır.
Farklı bölgelerde ve farklı zamanlarda yaşayan insan toplulukları, kadın vücudunu değişik şekillerde bezeyerek tabiatın önüne geçmeye çalışmıştır. İnsan denen canlı varlığı son derece iyi gözlemleyen Desmond Morris, bu çalışmasında büyük bir beceri ve titizlik içinde kadın vücudunu tepeden tırnağa incelemiştir. Tüm kadınlarda ortak olan biyolojik özelliklerin nasıl bir evrim geçirdiğine özellikle dikkati çeken Morris, toplumların kadın vücudunu mükemmelleştirmek yolunda karşılaştıkları zorlukları ve geçirdikleri aşamaları keşfetmeye çalışmıştır.
Bir zoologun bakış açısıyla, tamamıyla bilimsel gerçeklere dayanılarak ve büyüleyici anekdotlarla bezenerek yazılan bu kitap zihinlerde son derece kışkırtıcı soru işaretleri uyandırmaktadır. Çıplak Kadın, Desmond Morris´in insan denen hayvanı inceleme konusundaki rakipsiz deneyimi bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Morris´in bu çalışması son derece özgün, kışkırtıcı ve muazzam eğlenceli.
Bu kitap insanların yaşamlarını değiştirecek.
Sunday Times
Zoolog Desmond Morris’in yıllar süren çalışmalarının ürünü olan "Çıplak Maymun" tüm dünyada olağanüstü bir ilgi uyandırdı. Pek çok dile çevrilen ve milyonlarca satan "Çıplak Maymun"a okurlar tarafından gösterilen bu büyük ilginin sebebi; şimdiye dek ileri sürüldüğü gibi insanın maymundan türemiş bir tür değil, doğrudan doğruya maymun olduğunu açıklamış, kanıtlamış olması... Desmond Morris, insan dediğimiz çıplak maymunun seks, yavru yetiştirme, beslenme, korunma, savaşma ve başka konulardaki davranış modellerinin temel niteliklerini ortaya koyuyor. Çıplak Maymun her okuyanı şaşırtacak, (belki de kızdıracak), eğlendirecek ve düşündürecek bir eser...
From the publisher's feed