Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

By Tarkan Bulan - Öğrenmeyi ÖğrenmekEducation
Download on the App Store

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam episodes

  • Sakıncalı Piyade - UĞUR MUMCU

    Efendim, bir zamanlar ülkemizde oynanan oyuna, 'Sakıncalı Piyade' oyununa hoş geldiniz. Bu akşam, izniniz olursa Sakıncalı Piyade'yi ben oynayacağım. Bu ismi ben takmadım. Onlar taktılar. Bizlere, üniversite bitirmişlere yedek subay olma hakkını çok gören etkililer ve yetkililer... Yedek subay okulundan başarıyla er olarak çıktıktan sonra adımız, hakkımızdaki yazışmalarda 'Sakıncalı Piyade Eri' olarak geçiyordu. Ben de bu adı oradan aldım...

     YAŞAMIN GERÇEĞİ UYDURMANIN SINIRLARINI AŞIYOR

    Aziz Nesin

     

    On gün sonra mahkemeye çıktım ve "kaçma şüphesi vardır" gerekçesiyle tutuklandım!

     

    Güler misin, ağlar mısın?

     

        Cezaevinden hemen bu tutuklama kararına itiraz ettim. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutuklanmamın, yasaya ters düştüğünü anlattım. Sonra devam ettim: İşlediğimi ileri sürdüğünüz suç, Demirel hükümeti döneminde işlenmiştir. Bu hükümet ise, Cumhuriyetin geleceğini tehlikeye sokmak suçundan istifaya zorlanmıştır, öyleyse suç, devlet ve hükümet nüfuzunu kıran suçlardan sayılmaz.

     

        Sıkıyönetim hukukçularının hiç böyle tartışmalara girmeye niyetleri yoktu. Hemen karar geldi:

     

    — Oybirliği ile reddine...

     

        Tutuklanmak için çalmadığım kapı kalmadı, sonunda kaçma şüphesi vardır gerekçesiyle tutuklandım.

     

        Dava önce, Ceza Yasasının 141 inci maddesinden açılıyordu. Yani, şu ünlü madde: Sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerindeki tahakkümünü kurmak amacıyla örgüt kurmak.

     

        Örgütten bol ne var ki. Bul örgütünü, kur tahakkümünü...

     

        Benim suçum, sınıf tahakkümünü kurmayı amaçlayan örgüte, yani Dev-Genç'e yol göstermek. Nasıl diyeceksiniz?

     

        Efendim, yol göstermek, bilindiği gibi, yurttan sesler programında olur. Saz sanatçılarından biri, bağlamayla yol gösterir.

     

    Öyle mi acaba?

     

        Savcı, 141. maddeden koğuşturulduğumu söyledi. Sonra:

     

    — 159 da düşünülebilir... dedi. 159. madde de, hükümetin, bakanlıkların, güvenlik kuvvetlerinin ve Silâhlı

     

        Kuvvetler'in manevî şahsiyetine hakaret suçlarını kapsıyor.

     

        İddianame geldiğinde baktım, dava ne 141. maddeden açılmış ne de 159'dan. Askerî savcı, konuşmalarımda, komünizm propagandası bulmuş ve davayı 142. maddeden açmış.

     

        Ben dava boyunca 142. maddeden yargılandım. Sonra dava sonuna doğru, suçun niteliği değişti. Anaya-sa'yı tağyir, tebdil ve ilga'dan suçlandım. Yani. 146. maddeden.

     

        Mahkeme 146. maddeden mahkûm etti. Askerî Yargıtay bu hükmü bozdu. Mahkeme eski kararında direndi. Bu arada Af Yasası çıktı. Mahkemede son duruşmaya geldiğimizde, duruşma yargıcı Saadettin Üçüncüoğlu kararını açıkladı:

     

    — Yargıtay kararına uyuyoruz. Sizin suçunuz 312. maddeye giriyor. O da af kapsamında. Dosyanızı kaldırıyoruz. Haydi güle güle...

     

        Yani, aynı suç için Ceza Yasasının 141. maddesinden gözaltına alın, sonra komünizm propagandası yapmak suçundan 142. madde gereğince yargılan, suçun niteliği değişsin, Anayasayı tağyir, tebdil ve ilga suçunun kapsamına alın, Yargıtay "suçu yok" desin, bundan sonra da, aynı eylem için, bir yıllık bir cezayı öngören 312. maddeye sokul, ondan sonra da dosyan kaldırılsın.

     

    Sen sağ, ben selâmet!

     

    Şimdi bana soruyorlar:

     

    — Hangi maddeden yargılanmıştın?

     

    Ne diyeyim. Bunları uzun uzun anlatmamak için:

     

    — Yüz kırk altı küsur, komünizm falan, Anayasa'yı tağyir, tebdil, ilga filân... diyorum, çıkıyorum işin içinden.

    4 hr 1 min
  • Tampon Ülke Emperyalizmin Göç Stratejisi Mehmet Ali Güller

    Göç Sosyolojisinin Detaylı anlatımı vardır

     

    İÇİNDEKİLER

    GİRİŞ

    TÜRKİYE'NİN GÖÇ SORUNU.

    BÖLÜM  1 GÖÇÜN TARİHSELLİĞİ.

     BÖLÜM 2 GÖÇ KAVRAMLARI.

     BÖLÜM 3 GÖÇ TEORİLERİ.

     BÖLÜM 4 GÖÇ SORUNUNUN EKONOMİ POLİTİĞİ.

     BÖLÜM 5 GÖÇMEN KATKISI.

     BÖLÜM 6 AKP'NİN AFGANİSTAN GÖREV TALEBİ.

     BÖLÜM 7 AFGAN GÖÇ MUTABAKATI.

     BÖLÜM 8 YENİ OSMANLICILIK VE GÖÇ.

     BÖLÜM 9 AKP'NİN SURİYE POLİTİKASI.

     BÖLÜM 10 AVRUPA'NIN istilasını ÖNLEYEN TAMPON ÜLKE: TÜRKİYE.

     BÖLÜM 11 GÖÇ SORUNUNA ÇÖZÜM.

    TÜRKİYE SURİYE ORTAK EKONOMİ ALANI.

     SON SÖZ.

     ABD Taliban Tahliye Anlaşması.

    GİRİŞ

    TÜRKİYE'NİN

    Göç

    SORUNU


    2021 yılının temmuz ayında, ajanslara düşen Afgan göçü haberleri, birkaç gün içinde kamuoyunu harekete geçirdi. Zira görüntülerde yanlarında bavul olmayan, yaşları 20-25 civarında olan geniş gruplar halinde Afganlar, İran'dan Türkiye'ye ellerini kollarını sallaya sallaya geçiyorlardı...

    İnsanlar özellikle sosyal medya üzerinden şu soruları soruyordu: Gelenler neden çantasız? Gelenlerin aralarında neden kadın ve çocuk yok? Gelenler bu kadar geniş kalabalıklar halinde nasıl Türkiye'ye girebiliyor?

    Görüntüler arttıkça bu ve benzeri sorular çoğaldı.

    Konu gazetelerde ve televizyonlarda tartışıldı.

    Kamuoyu bir anda ikiye bölündü: Bir yanda "Türkiye'ye sığınanlara kapıların kapatılamayacağını" savunanlar, diğer yanda göçe karşı çıkanlar...

    AKP ile Liberaller Göç Konusunda da Ortak

    "Türkiye'ye sığınanlara kapıların kapatılamayacağı" AKP hükümetinin resmi görüşüydü.

    Onlara "insan haklarıcı" liberaller de tam destek veriyordu; herkesin göç hakkı vardı, Türkiye herkesi kabul etmek zorundaydı, göçmene itiraz faşizmdi, ırkçılıktı...

    İlginçtir: Bu liberallerin çoğu, FETÖ'nün Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında da AKP hükümetine destek veriyordu. Önemli bir bölümü AKP ile FETÖ'nün yargıyı ele geçirdiği 12 Eylül 2010 referandumunda "yetmez ama evet" diyerek AKP'ye omuz vermişti...

    Kısacası göç konusunda AKP'yi destekleyen liberaller, bugıiıı şikâyet edilen yeni düzenin inşasında iktidara tuğla olarak, harç olarak katkı verenlerdi...

    Zorla Sınır Dışı Olmaz

    Göç konusunda itiraz eden cephe ise farklı gerekçelerle sorunu ele alıyordu.

    Bu cephenin en sağında, konuyu ırkçı tutuma yakın görüşlerle ele alanlar vardı: Göç Türkiye'nin demografisini hedef alıyordu; Türkleri Anadolu'da azınlık durumuna düşürmek için planlı bir şekilde uygulanıyordu; sınırlar kapatılmalıydı ve Türkiye'deki sığınmacılar zorla sınır dışı edilmeliydi...

    Bu görüşü savunanların bazıları, Ege ve Batı Akdeniz'de çıkan orman yangınlarını bile "Toroslar'dan Türkmenleri atma operasyonu" olarak yorumluyordu!


    4 hr 16 min
  • (IQ 90 üstü içindir) Miletli Anaksimandros yada Bilimsel Düşüncenin Doğuşu Carlo Rovelli

    (IQ 90 üstü içindir)

    Kitabın yazarı hakkında:

    Carlo Rovelli (Prof. Dr.): 1965 yılında İtalya’da doğan yazar ku-antum çekimi konusunda uzman bir fizikçi ve öğretim üyesidir. Fizik dışında bilim tarihi ve felsefesi alanında da araştırmalar yapmakta ve dersler vermektedir. Hâlen Fransa’daki Akdeniz Üniversitesi’nde, ABD’deki Pittsburgh Üniversitesi’nde ve Fransız bilimsel araştırmalar kurumu CNRS’te teorik fizik bölümünde görevlidir. Rovelli’nin geliştirdiği “termik zaman" hipotezine göre zaman temel teori seviyesinde var olan bir şey değildir; zaman yalnızca termodinamik bir bağlamda ortaya çıkar ve akış hâlinde olduğu bir yanılsamadır.


    kitabnın girişinden

    Bütün uygarlıklar, dünyanın üstteki Gökkubbe’den ve alttaki Arz’dan (Görsel 1, soldaki) oluştuğunu düşündü. Arz’ın altında, düşmesin diye sonsuzca yine Arz bulunsa gerekir; ya da bazı Asya efsanelerinde olduğu gibi bir filin üstüne yerleşmiş koskoca bir kaplumbağa; veyahut da Incil’in bahsettiği gibi dev sütunlar. Bu dünya tasavvuru, Mısır, Çin, Maya, kadim Hindistan, Afrika yerlileri, Incil’in İbranî geleneği, kadim Bâbil uygarlıkları ve de izleri günümüze ulaşmış bütün diğer kültürlerce paylaşılmaktadır.

    Biri hariç: Yunan uygarlığı. Daha başlangıçta Yunanlar Arz’ı, uzayda asılı bir çakıl taşı gibi tasavvur ediyordu (Görsel 1, sağdaki): Arz’ın altında ne sonsuzca Arz, ne kaplumbağa, ne sütunlar vardır; üstümüzde gördüğümüz Gökkubbe'nin aynısı vardır. Yunanlar Arz’ın uzayda yüzdüğünü nasıl keşfetti? Arz’ın ayaklarımızın altındaki sürekliliğini nasıl keşfetti? Bunu kim ve nasıl kavradı?

    Bu dev adımı atan kişi, kitabımızın başrol oyuncusudur: ’ Ava^ipavöpoç, Anaksimandros, günümüzın Türkiye'sinin batı kıyısında yer alan Yunan Milet kentinde yirmi altı asır önce doğdu. Muhakkak ki sadece bu keşfi bile Anaksimandros’u dev bir düşünür kılmaya yeter. Ama onun mirası daha da engindir. Anaksimandros fiziğin, coğrafyanın, meteorolojik olayların incelenmesinin ve biyolojinin önünü açmıştır. Bu geniş katkılarının ötesinde, dünya tasavvurumuzu yeniden düşünme sürecine başlangıç teşkil etmiştir: Apaçık kabul edilen şeylere başkaldırı üstünde temellenen bilgisel araştırma tarzı. Bu açıdan bakıldığında Anaksimandros hiç tartışmasız, bilimsel düşüncenin babalarından biridir.

    Bu düşünce biçiminin yapısı, kitabımızın ikinci ana konusunu meydana getirmektedir. Bilim her şeyden önce, dünya hakkmdaki yeni düşünme tarzlarından etkilenen bir arayıştır. Bilimin gücü, içerdiği kesinliklerden kaynaklanmaz; aksine, cehaletimizin büyüklüğü hususunda giderek artan bir şuurdan kaynaklanır. Bizi, bildiğimizi sandığımız şeylerden hiç durmadan şüphelenmeye ve böylece devamlı öğrenmeye iten de bu şuurdur. Bilgisel araştırma, kesinliklerden beslenmez: Kesinliklerin radikal biçimde mevcut olmamasından beslenir.

    Akıcı ve de sürekli gelişim hâlindeki bilimsel düşünce, büyük bir güce ve mahirane bir sihre sahiptir: Dünyanın düzenini altüst etmeye ve dünyayı yeniden düşünmeye muktedirdir.



    5 hr 49 min
  • Münih'te bir cami - Müslümanlar nasıl kullanıldılar Hitlerin kuklası oldular

    ülkemizdeki İrtica pisliğinin kökenleri

    Bu kitap, bu karanlık savaşta savaşan Kassajeps ve diğer Müslüman göçmenlere adanmıştır. Birçoğu imkansız ahlaki seçimlerle karşı karşıya kaldı ve evlerinden binlerce mil uzakta, gerçekten anlamadıkları ülkelerde yaşayarak, çalışmalarının tarihi değiştireceğini umdular. Oldu, ama bekleyemeyecekleri şekillerde.

    Bu, tarihte yaygın bir nakarattır - istenmeyen sonuçların hikayesi. Ama bu durumda özel bir dokunaklılık hissettim. Bu insanları mektupları, fotoğrafları ve bazı şanslı durumlarda, Margaret Kassajep gibi insanlarla şahsen tanışarak yakından tanıdım - başka bir dönemin yaşlı kurtulanları. Gizli bir hayatın hüznüyle de sarsıldım. Bu insanlar nadiren yaptıkları şey hakkında açıkça konuşabiliyorlardı. Bazen bunun nedeni, eylemlerinden utanmalarıydı - örneğin bir rejimle işbirliği yapmak veya arkadaşlarına ihanet etmek. Diğer zamanlarda, gizli operasyonlarda doğrudan empoze edilen veya örtülü olarak anlaşılan bir sessizlik koduna bağlı hissettiler. Çoğu alternatif bir gerçeklik inşa etmişti: akademisyen ya da özgürlük savaşçısı, dini aktivist ya da işadamı. Kamusal bir kimlikten sıyrıldığında bir hayattan geriye ne kaldığını merak ettim.

    Bu kitaptaki insanlar söz konusu olduğunda, cevap çoktur. Çoğu ölmüş ve hayat hikayeleri şimdiye kadar belirsiz olsa da, benzer sorunlarla karşı karşıya kaldığımızda eylemleri bugün yankılanıyor. Uzak bir gezegenden kırılan ışık gibi, kendi yaşamlarımızı aydınlatırlar.

    9 hr 39 min
  • Yaşlı Adamın Savaşı'nın Evreni - Bütün yazılanlar sıralı şekilde tek dosya halinde.

    John Scalzi tarafından yazılan Yaşlı Adamın Hikayesi o kadar başarılı oldu ki kendine has bir evrende romanlar ve hikayelerle devam etti. Ancak ülkemizde hepsi yayınlanmadı. Bütün yayınlanan kitaplar ve yayınlanmayanları bulup tercüme edip kronolojik sırasıyla tek bir sesli kitap haline getirdim.

    Olağanüstü bir kitaptır. Yıllar önce günümüzü ve geleceği roman şeklinde dinleyin....

    Özet

    75 yaşındaki emekli bir reklam yazarı olan John Perry, insan gezegenler arası kolonistleri koruyan Koloni Savunma Kuvvetleri'ne katılıyor. Gönüllüler niyet mektuplarını imzalıyor ve 65 yaşında, John ve şimdi ölen karısı Kathy'nin hikayenin başlangıcından on yıl önce yaptığı DNA örneklerini veriyor. Hoşçakal demek için karısının mezarını ziyaret ettikten sonra (gönüllüler asla Dünya'ya geri dönemezler), Perry CDF gemisi Henry Hudson'a bir uzay asansörü alır ve burada emekli gönüllüler Thomas, Jessie, Harry, Alan, Susan ve Maggie ile tanışır. Kendilerine "Eski Osuruklar" diyorlar.

    Bazen alışılmadık bir dizi psikolojik ve fiziksel testin ardından, Perry'nin zihni genetik materyaline dayalı olarak yeni bir bedene aktarılır. Yeni vücudu kendisinin daha genç bir versiyonudur, ancak gelişmiş kas yapısı, yeşil cilt ve sarı kedi benzeri gözlerle genetik olarak tasarlanmıştır.

    Yaşlı Adamın Evreni

    • Yaşlı Adamın Savaşı başlangıç
    • Hayalet Tugaylar⁠, Yaşlı Adamın Savaşı'nın devamı.
    • Son Koloni, serinin üçüncü kitabı.
    • Zoe'nin Öyküsü, serinin dördüncü kitabı.
    • İnsan Bölümü, serinin beşinci kitabı.
    • Her Şeyin Sonu, serinin altıncı kitabı.
    • The Sagan Diary, Hayalet Tugaylar ve Son Koloni arasında geçen bir roman. Sesli versiyon yazarın web sitesinde mevcuttur.
    • Darbeden Sonra, Harry Wilson'ın yer aldığı kısa bir hikaye.
    • Bir Asker İçin Sorular, John Perry'nin yer aldığı kısa bir hikaye.
    • 0 min
    • Modeller Mark Manson Dürüstlük, özgüvenin dışa yansımasıdır.

      Dürüstlüğün ilk göstergesi sözde doğruluktur. Sözde doğru olma hassasiyeti, kişilik mayamıza dürüstlük aşısı yapmak gibidir. Diğer bir ifadeyle sözdeki doğruluk, öze ve davranışa dürüstlük kıvamı yükler ve şahsiyet dilini etkinleştirir.

      Dürüstlük, özgüvenin dışa yansımasıdır. Belki şöyle söylemek daha doğru olabilir: Özgüven dürüstlüğü, dürüstlük özgüveni besler.
      Dürüst insanları özellikleri şunlardır:

      1. Dürüst insanın en önemli yanı yalan söylemez.
      2. Dürüst insan verdiği sözü tutar.
      3. Çevresine örnek olur.
      4. İşlerini zamanında yapar.
      5. Özü sözü birdir.
      6. Güven verir.
      7. Karşısındakini aldatmaz.
      8. İnsanlar tarafından sevilip sayılır, ortamda aranan insandır.
      9. Buluşmalarına vaktinde gelir.
      10. Yaptığı işi en iyi şekilde yapar.
      11. Kazandığı parayı hak eder.
      12. Verilen görevden kaçmaz.
      13. Çıkarlarının yerine doğruları tercih eder.
      14. Öz eleştiri yapar, kusurlu yanlarını kabul edip düzeltmeye çalışır.
      15. Başkalarına karşı hoşgörülüdür.
      16. Kimsenin hakkını yemez.
      17. Ağzından çıkan lafın arkasında durur.
      18. İnsanların güvenini kırmaktan uzak durur.
      19. İşe başladığı arkadaşını asla yarı yolda bırakmaz.
      20. Her ne olursa olsun sadece doğruları konuşur.
      21. Dilinin doğruluğu ve kalbinin temizliği yüzüne yansır.
      22. İçinde kötülük barındırmaz.
      23. Değerlerine bağlıdır. 

      24. 9 hr 2 min
      25. OLEG PENKOVSKi Ankara' Ja hir Sovyet Ajatıı

        Ankara'da bir Sovyet Ajanı

        "Sovyet Açık Duru􀍮maları» genel olarak fiyasko ile neticelenmiştir. Bu duruşmalar, ibret vermekten çok, sonraları resmi çevreler tarafından pişmanlıkla hatırlanan olaylar olmuşlardır. İstihbarat Kurmay Albayı Oleg PENKOVSKİ'nin 7 mayıs 1963'de Moskova'daki SSCB Yüksek Mahkemesi Salonunda yapılan duruşmasına ise daha ilk gününde pişmanlık duyguları ile başlanmıştı. Altı aydır hazırlıkları yapılmış bulunmasına rağmen, Duruşma çelişmelerle dolu idi ve sonunda 'Açık' oturumlardan vaz geçilerek 'Gizli' bir oturum yapılması gerekmişti.

        Oysa, ilk bakışta, Penkevski Olayı basitti ve belki de herhangi bir duruşmayı bile gerektirmiyordu: Bir Sovyet subayı vatana ihanet etmiş ve birtakım gizli bilgileri Batılı istihbarat teşkilatlarına iletmişti; tutuklu bulunuyor ve üstelik bütün suçları da büyük bir rahatlıkla kabul ediyordu. Bu şartlar altında 'Penkovski Açık Duruşması' ideal bir şekilde yürütülebilirdi. Ancak onun gibi düşünenlere unutamayacakları bir ibret vesilesi olabilirdi."

        NE BÜYÜK TEHDİT ALTINDA YAŞANDIĞINI ANLAMAK İÇİN DİNLEYİN

        10 hr 4 min
      26. penis seks tapınma ve ibadet. Geçmişin saklanan sırları

        İnsan ırkının evriminde hiçbir konu, cinsel tapınma konusundan daha büyük bir öneme ve öneme sahip değildir – üretici organların doğanın yaratıcı güçlerinin sembolleri olarak tapınması. İnançlarımızdan, dilimizden ve kurumlarımızdan silinmez bir şekilde etkilenir. Teolojinin temelini oluşturur ve Ali uluslarının mitolojilerinin temelini oluşturur. Mevcut dini sembollerimizin ve kilise mimarimizin kaynağıdır ve en tanıdık ve kutsal kutlamalarımızın çoğunun kökenidir. Tek kelimeyle, dini inanç ve ibadetin temelidir.

        Cinsel ibadet ya da fallikizm, herhangi bir ırkla ya da dünya tarihindeki belirli bir çağla sınırlı değildi. Bu, dünyanın ilk uluslarında ortak olan ibadet şekliydi; doğanın yaşam ve üreme konusundaki büyük gizemindeki tezahürlerinden evrensel olarak ilham alan bir ibadet.

        Fallikizmin en yüksek gelişimine eski Mısırlılar, Asurlular, Hindular, Yunanlılar ve Romalılar tarafından ulaşılırken, bu din biçiminin varlığının kanıtı, insanın yaşadığı dünyanın her yerinde bulunabilir. İran, Hindistan, Seylan, Çin, Japonya, Burma, Cava, Arabistan, Suriye, Asya Minör, Mısır, Etiyopya, Avrupa ve Britanya Adaları, Meksika, Orta Amerika, Peru ve batı yarımkürenin diğer çeşitli bölümleriyle birlikte Ali, fallik ibadetin ilkel bir din biçimi olarak evrenselliğini ve teolojik inançların ortak kökenini destekleyen bol miktarda kanıt sunar.

        Bununla birlikte, cinsel ibadetin yalnızca geçmiş çağlara özgü olduğu varsayılmamalıdır. Bugün dünyanın ali bölgelerindeki ilkel halklar arasında yaygındır; ve içinde

        Bu din biçiminin binlerce yıldır kesintisiz olarak var olduğu Hindistan

        Yıllar geçtikçe, şu anda yüz milyondan fazla gerçek fallik tapınan var. Zufii ve diğer Kuzey Amerika kabileleri arasında fallikizm büyük ölçüde dini törenlerine girerken, Pasifik adalarının çoğunun ve Afrika'nın çeşitli bölgelerinin yerlileri, yaratıcı işlevlere ibadet etmede en ateşli adanmışlardır ve dinlerini ilkel doğallığın gerçekçi ve eşitsiz bir şekilde uygularlar.

        Örneğin, dil çalışmasında, bir kelimenin veya bir ismin birincil anlamının tamamen değiştirildiği sayısız örnek buluruz. Zaman içinde orijinal anlam gücünü yitirmiş ve sözcük, başlangıçta sahip olduğu anlamla hiçbir benzerliği olmayan, yeni bir anlama uyarlanmıştır; aptal sözcüğümüzde olduğu gibi (bin örnekten birini çitlemek için), orijinal Yunanca'da, özel bir vatandaşı görevde bulunan ve zihinsel niteliklerine atıfta bulunmayan birinden ayırmak için kullanılan bir terimdi.

        Aynı şekilde, toplumsal geleneklerimizin birçoğu yüzyıllar boyunca bize geldi ve ya bir alışkanlık meselesi olarak ya da orijinal amaçları uzun zamandır unutulmuş ya da modası geçmiş olsa da, mevcut koşullara uydukları için korunuyorlar. Bu, bir selamlaşma şekli olarak el sıkışma geleneğimizde gösterilmiştir; her insanın hemcinslerini öldürmeye hazır olduğu ve iyi niyet ve dostluğun en iyi şekilde bir insanın bir başkasına sağ elini vermesiyle, böylece kılıcını çekememesiyle barışa elverişli niyetlerini göstererek gösterebileceği günlerde başlayan bir uygulama; ve bugüne kadar, sağ eli, solun dışlanmasına vermeye devam ediyoruz, her ne kadar bunun anlamı ve nedeni artık mevcut olmasa da.

        Öyleyse, bugünkü evlilik geleneklerimiz, ilkel ve modern kurumlar arasında var olan ilişkinin ve toplumsal organizmanın temel özelliklerinin, büyüme ve gelişme çağları boyunca ali boyunca var olan insulülüğünün ve sürekliliğinin çarpıcı bir örneğini sunuyor mu? Muhtemelen, evlilik geleneklerimizin çoğunun birincil nedenini aramak için duran çok az kişi vardır - neden kadının düğünden önce hediye almasıdır; neden erkek her zaman gelinin evine gider ve gelin asla damadın evine gitmez, evlenmek için; damadın neden "en iyi adam" tarafından karşılandığı,

        Neden gelinin parmağına bir yüzük taktırıyor ve neden bir düğün yolculuğunda onunla birlikte aceleyle uzaklaşıyor?

        3 hr 13 min
      27. Erdoğan'In Gİzlİ Ajandasi Yakın Siyasi Tarihin Psiko-Politik Kodları Kadir Yıldiz

        Anadolu, tarihin çok eski dönemlerinden beri siyaset coğrafyasıdır desek, abartmış olmayız.

        Medeniyetler beşiği olarak da nitelenen bu coğrafyada gelip geçen, unutulan, arkeolojik seviyede hatırlanan toplumlar bu hükmümüzü doğrular.

        Siyaset, toplumlann devletle ilişkisinden kaynaklanır. Ya da bunun tersi olarak toplumlann, toplum temsilcilerinin devletle olan münasebeti ile şekillenir.

        Siyaset, toplumun olmazsa olmazıdır. Hayatımızın her safhasında dolaylı da olsa siyasetin izi vardır. Toplum ile devletin ilişkisi siyaseti oluşturan genel karakteri oluşturuyorsa o zaman bu ilişkinin görünen ve görünmeyen temas noktalan, birbirini etkileyen yönleri vardır diyebiliriz.

        Toplumsal hareketlilik etkileme sürecinin sonucunda gerçekleşir.

        Etkileme ise artık rahatlıkla söyleyebiliriz ki kurgusal bir eylem biçimidir. Planlı, tertibatlı, düzenlenmiş; insanlann istek ve arzulan göz önünde bulundurulmuş bir yönlendirme süreci.

        Kadir Yıldız’ın “Erdoğan’ın Gizli Ajandası / Yakın siyasi tarihin psikopolitik kodlan” kitabını okuduğumda yukarıda bc

        lirttiğim husus bir kez daha havsalamda canlandı. Karşılaştığımız pek çok şey kurmacanın etkisinde gerçekleşmişti ve genel olarak sinema alanında kullanılan “kurmaca gerçeğin önündedir” lafzı o hayatımızda da geçerlidir.


        ‘Algı Operasyonları’nın Pentagon tarafından yıllardır kullanıldığını fevkalade sağlam bir bakış açısıyla ifade eden Kadir Yıldız, algı ile gerçeklik arasındaki uçuruma dikkat çekerken bilinci kelepçeleyen manipülasyonun da önemini anlatıyor. Ma-nipülasyon, yani bir bilgiyi gerçek içeriğinden uzaklaştırmak girişimi...


        2002 seçimlerine geliş süreci, ekonomik kriz lobisi, MHP’siz hükümet çalışmaları, BOP’un dizaynı yolunda 57.hükümetten kurtulma çabaları, 12 Eylül referandumu, MHP’ye kurulan kaset komplosu, Oslo görüşmeleri, Gezi Olayları, 17/25 yolsuzluk rüşvet soruşturması, Suriye’nin işgaline hazırlık ve Işid vs. daha pek çok başlık toplumun hazırlanması yolunda algının ve manipülasyonun ışığında detaylı bir şekilde anlatılıyor.

        Algı çalışmalarında Amerikan deneyimini tüm detaylarıyla anlatan Kadir Yıldız, buradan Nazi propaganda uygulamalarına ve AKP’nin kullandığı yöntemlere varıyor. AKP’nin seçim taktikleri, Körfez savaşı, Öcalan’ın teslimi, Clinton’un Türki

        ye’ye gelmesi gibi konu başlıkları aslında toplumun algısının oluşturulması sürecinde birer ara durak olarak ortaya çıkıyor.

        Kadir Yıldız’m “Erdoğan’ın gizli ajandası / Yakın siyasi tarihin psikopatolojik kodları” isimli kitabı 5 bölümden oluşuyor ve her bir bölüm birbiriyle ilişkili şekilde zihnimizde büyük resmin oluşmasına katkı yapıyor.

        Hiçbir şeyin tesadüfen olmadığını, her şeyin planlı ve akılcı bir teknikle devreye sokulduğunu görecek ve kendinizi sevimli bir üslupla hazırlanmış bir gerilim filminin içinde hissedeceksiniz. Kadir Yıldız, okurlarını şok edecek gergin bir dil kullanmak yerine olayların arka planını tüm detaylarıyla, üstelik resimler kullanarak anlatıyor.

        iktidara gelen AKP’nin aşama aşama kat ettiği mesafeleri bu yolda kullandığı taktikleri bir bir gözler önüne seren Kadir Yıldız, dikkatlerden kaçan reklam tekniklerinden de bahsediyor. Mesela renkler konusu... Newton’cu kara Avrupa’sının gerilediği Kuantumcu Amerika’nın öne çıkarak toplum-ları, coğrafyaları yönetirken uyguladığı bu detay yöntemler yabana atılır gibi değil. Renklerin insan psikolojisi üzerinde oluşturduğu etki bugün artık herkesçe kabul ediliyor. Hangi rengin hangi psikolojinin dışa vurumu ya da ruh halinin anlatımı olduğunu biliyoruz. Mavi, yeşil, beyaz, kırmızı ve turuncu... Siyasetin dili olarak renkler kullanılıyor. Hatta renkler dünyaca ünlü ticari markalarda öne çıkıyor. Kadir Yıldız bunların hepsini anlatıyor, üstelik görsel örneklerle.

        Peki, ya ekose ceket konusu?


        9 hr 42 min

      About Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

      From the publisher's feed

      Öğrenmeyi öğrenmek, tam öğrenme kavramının temeli ve eleştirel düşüncenin sonucudur. Bilgiye nasıl erişileceği, nasıl işlenip uygulamayla uzun dönem hafızamıza işleme hedefini öğretir. Bu denli önemli…