Evvel zamanın birinde yaşamış yiğit bir delikanlıdır Ferhat. Amasya’da nakkaşlık yapar, yani sarayların, köşklerin duvarlarını süsler. Şirin’e o denli sevdalı ve işinin o denli ustasıdır ki fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir. Masal bu ya Şirin’in ablası Amasya Sultanı Mehmene Banu da âşık olmuştur delikanlıya! Ferhat’ın kız kardeşiyle evlenmesini istemeyen Sultan, ona yapamayacağını düşündüğü bir iş verir, şehre su getirmesini ister. Ancak bu şekilde kavuşabileceklerini söyler. Bunun için bir dağı delmesi gereken Ferhat işe koyulur. Hemen herkesin bildiği bu uzun hikâyenin nasıl sonlandığını hatırlayalım. Elinde gürzüyle dağı delmeye çalışan Ferhat, Şirin’in öldüğü haberini alınca canına kıyar. Gerçekte halen hayatta olan Şirin ise sevdiğinin öldüğünü duyunca yaşamına son verir.
Masallar, hikâyeler, destanlar dilden dile, nesilden nesle aktarılarak meşakkatli bir yolculuktan günümüze uzanırlar. Mesela Ferhat ile Şirin Azerbaycan’da farklı anlatılır, Amasya’da farklı… Halkın sözlü tarihinin, kültürünün parçası olan bu üretimler, her geçtikleri uğrakta değişerek halkın kolektif emeğine dönüşürler. Bu buruk aşk masalı, işçi sınıfının ozanı Nâzım Hikmet’in önüne de gelir. Kaleminin ve bilincinin hüneriyle ona öyle yeni bir son yazar ki Nâzım Usta; muazzam derinlikte yeni bir hikâye çıkar ortaya.
Yazının tamamını okumak için tıkla: ✍ https://uidder.org/ferhatin_donusumu_ve_gurzun_dinmeyen_sesi.htm