
Sign up to save your podcasts
Or


bazı şiirler okunmaz, birine denk gelir. “bir gün” de öyle… insan okurken, uzaklarda bir yerlerde hâlâ güzel şeyler dileyebildiği birini hatırlıyor. bazı dilekler söylenmez, sadece içinden geçirilir. işte bu şiirde de insanın söyleyemediği şeylerin, kelimelere hiç ihtiyaç duymadan anlatılabildiğini hissediyorsun. belki de bazı insanlar, hayatından uzaklaşsa bile bir şiirin içinde kendine yeniden yer buluyor.
Bir Gün
Apansız uyanırsan gecenin bir yerindeGözlerin uzun uzun karanlığa dalarsaBir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerindeVe saatler gecikmiş zamanları çalarsaBil ki seni düşünüyorumBir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, acilÖrtün karanlıkları masmavi denizlerdeVe dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasılO bütün özlemlerin koyulaştığı yerdeBil ki seni bekliyorumBir sabah gün doğarken aç perdelerini, bakSevinçle balkonuna konuyorsa martılarKendini tadılmamış derin bir hazza bırakDökülsün dudağından en umutlu şarkılarBil ki seni istiyorumGecelerden bir gece uyanırsan apansızUzaklarda elemli, garip bir kuş öterseBir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnızVe bir gün kabrimde bir kara gül biterseBil ki SENİ SEVİYORUM
-Ümit Yaşar OĞUZCAN
Atilla İlhan'ın bu şiiri, aşkın mutlu tarafını değil, insanı içten içe tüketen ve yalnızlaştıran tarafını anlatıyor. Atilla İlhan'ın en güçlü yaptığı şey de bu zaten; sevdayı bir hayal değil, insanın omzunda taşıdığı bir yük gibi hissettirmek. Okuyunca insanın aklına mutlaka bir kişi düşüyor...
BÖYLE BİR SEVMEKne kadınlar sevdim zaten yoktularyağmur giyerlerdi sonbaharla birazıcık okşasam sanki çocuktularbıraksam korkudan gözleri sislenirne kadınlar sevdim zaten yoktularböyle bir sevmek görülmemiştirhayır sanmayın ki beni unuttularhâlâ arasıra mektupları gelirgerçek değildiler birer umuttulareski bir şarkı belki bir şiirne kadınlar sevdim zaten yoktularböyle bir sevmek görülmemiştiryalnızlıklarımda elimden tuttularuzak fısıltıları içimi ürpertirsanki gökyüzünde bir buluttularnereye kayboldular şimdi kimbilirne kadınlar sevdim zaten yoktularböyle bir sevmek görülmemiştir
- ATİLLA İLHAN
Melankolinin zirve yaptığı, saplantılı bir aşkın manifestosu. İşte Ümit Yaşar Oğuzcan'dan Bir Gece Ansızın Gelebilirim:
Bu kadar yürekten çağırma beniBir gece ansızın gelebilirimBeni bekliyorsan, uyumamışsanSevinçten kapında ölebilirimBelki de hayata yeni başlarımİçimde küllenen kor alevlenirBakarsın hiç gitmem kölen olurumBelki de seversin beni kimbilirKal dersen, dağlarca severim seniBir deniz olurum ayaklarındaAşk bu özleyiş bu, hiç belli olmazKalbim duruverir dudaklarında.Ya da unuturum kim olduğumuHatırlamam belki adımı bileBelki de çıldırır, deli olurumSana kavuşmanın heycanıyleAşk bu, bilinir mi nereye varırNe durdurur özlemini, seveniBakarsın ansızın gelebilirimBu kadar yürekten çağırma beni.
-Ümit Yaşar OĞUZCAN
Bu şiir, bir bekleyişin ortasında sıkışıp kalmış bir ruhun, yokluğun derinliklerinde yankılanan sessiz çığlığı gibi. Gecenin rüzgârında savrulan bulutlar, yalnızlığın birer metaforu; her biri uzaklaşırken geride bıraktığı iz, unutulmuş bir aşkın silüeti. Şairin gözleri, artık bir anlam taşımayan bir ufka bakarken, dans eden bir hayal kadar gerçek olmayan bir sevgiliyi izliyor.
“Sarmaşıklı ev” bir zamanlar güvenin ve huzurun sembolüydü, şimdi ise yalnızca geçmişin hayaleti. “Her akşamki keman” notalarını kaybetmiş; komşunun melodileri susmuş. Şair, bir zamanlar doldurulmuş olan tüm boşlukların şimdi yankılandığı bir sessizlik içinde.
Ve sen… Neredesin? Bunu sadece şair değil, okuyucu da hissediyor. Sanki bu soruyu hepimiz birine sormuşuz gibi: "Neredesin?" Belki de bir insanın diğerine en içten fısıldadığı cümlelerden biri bu.
“İşte kalbim, işte şiirlerim,” derken şair, varoluşunun tüm çıplaklığını ortaya seriyor. Artık ne bir maske var ne de bir mesafe. Sevilen kişiye dönük bir özlem var, ama aynı zamanda bir teslimiyet. “Sen gelsen,” diye başlayan her kelime, gerçekleşmeyecek bir ihtimale tutunmanın acısını anlatıyor.
Rüzgâr, gece ve sonbahar yıldızları arasında bir kalbin kendine bile itiraf edemediği kaybı anlatıyor.
Son cümle ise insanı darmadağın eden bir kapanış: “Ağlasam.” Çünkü bazen gözyaşları, kelimelerin ifade edemediği duyguların tercümanıdır. Bu şiir, her dizesinde hem bizi hem de kendi yaralarını ağlatıyor.
İşte gece rüzgarlı gece
işte bulutlar almış başını gidiyor
yine bensiz dans edeceksin demek
müzik sen sahnede sahne rüzgarda
gözlerin gözlerin uzaklarda
ben kimim yağmurlar içinde mahzun
nerde saadetimiz nerde sarmaşıklı ev
nerde her akşamki kemanı komşumuzun
ya sen nerdesin nerdesin
işte rüzgar işte sonbahar yıldızları
işte kalbim işte şiirlerimsen
gelsen elini alnıma koysan
saçlarını öpsem
ağlasam...
-Atilla İlhan
açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın
rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili
telâşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fenâ kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız
-Attilâ İlhan, Bir Avuç Kıvılcım, S. 64-69
Her zaman da doğru olmayan bu şiirdeki önermedeki "aşk" çoğu kez tek kişilik olabilmektedir. Zira karşılıklı olanı epey azdır.
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR
Değişir yönü rüzgârınSolar ansızın yapraklar;Şaşırır yolunu denizde gemiBoşuna bir liman arar;Gülüşü bir yabancınınÇalmıştır senden sevdiğini;İçinde biriken zehirSadece kendini öldürecektir;Ölümdür yaşanan tek başına,Aşk iki kişiliktir.
Bir anı bile kalmamıştırGeceler boyu sevişmelerden;Binlerce yıl uzaklardadırBinlerce kez dokunduğun ten;Yazabileceğin şiirlerÇoktan yazılıp bitmiştir;Ölümdür yaşanan tek başına,Aşk iki kişiliktir.
Avutamaz olur artıkSeni, bildiğin şarkılar,Boşanır keder zincirlerindenSular tersin tersin akar;Bir hançer gibi çeksen de sevginiOnu ancak öldürmeye yarar:Uçarı kuşu sevdanınAlıp başını gitmiştir;Ölümdür yaşanan tek başına,Aşk, iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece,Tüketilmiş ve düşmüş gözden;Düşlerinde bir çocuk hıçkırırGece camlara sürtünürken;Çünkü hiçbir kelebekTek başına yaşamaz sevdasını,Severken hiçbir böcekHiçbir kuş yalnız değildir;Ölümdür yaşanan tek başına,Aşk iki kişiliktir.
- Ataol Behramoğlu (Temmuz 1994)
Boğazınıza düğümlenenleri bir çırpıda önünüze seren işte bu şiir bizlere duygulara şu sözlerle tercüman oluyor:
Henüz 36 yaşında ölen Orhan Veli'nin, ölümünden sonra bir diş fırçasına sarılı olarak bulunan ve yarım kalmış işte o şiiri:
Ikincisi Münevver Abla, benden büyük
............................çikar
Dördüncüsü azgin bir kadin,
Besinciyi geçip altinciya geldim
Yedincisi Aliye, kibar bir kadin
Sekizincisi de o bokun soyu:
Ayten'di dokuzuncunun adi,
Onuncusu akilli çikti
Isine bagli bir kadindi on birinci.
Gelelim sonuncuya.
Onu düşünmenin etkilerini İlhan Berk şu dizelerle bizlere aktarmış:
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm.
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni.
Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları.
- İlhan Berk "Eşik 1947-1975 (Toplu Şiirler I)" Yapı Kredi Yayınları 1999.
From the publisher's feed

0 Listeners