Tanrılaşmış gözlerle bakıyordu öylece,
Bir yıldız aktı gökyüzünde, gökyüzü simsiyahtı. O bembeyaz minik gözlerini bir kenara bırakırsak, bir dilek aktı gökyüzüme. Gökyüzüm bembeyazdı.
O simsiyah devasa gözlerimi bir kenara bırakırsak, tanrılaşmış gözlerle bakıyordu. Haberler okunuyordu televizyonlarda. Haberlerden habersizdim. Bir tek tanrılaşmış gözlerden haberliydim. Tanrılaşmış gözlerle bakıyordu. Çapaksız ve tanrılaşmış gözlerle. Gözlerini okumaya çalıştım bir an. Gözleri sisliydi,
Tanrı dağı gibi sisli. Elinizi uzatsanız ileriye doğru, elinizi göremezdiniz. Bir gözü, diğerinin gölgesiydi sanki. Nereye gitse onu takip ediyordu-nereye gittiğini bilmeyen sisli ve puslu bir gözü, bazen o bir göz, diğerini itekliyordu öte tarafa doğru. Tanrılaşmış gözlerle bakıyordu öylece....Nedenlerle uğraşmayan tanrılaşmış gözlerle. Her şeyi bulabilirdiniz o tanrılaşmış gözlerde. Romeo ve Juliette'i, o otobüs şoförünü, o otobüsü,
Radyoda çalan istek "sıradaki" parçayı,
Kestiğiniz tırnakları, yirmilik dişinizi, dokuz yüz kırk beşi, asker postallarını, postal askerleri bulabilirdiniz.
Gözlerim, burnum, kulaklarım;
Suretim eriyordu bakışlarında
Bilmem kaç santigrat ya da fahrenhayt derecede
Bir çift göz, ancak bu kadar tanrılaşabilirdi herhalde
Beş asırlık ulu çınarların uğultularına ancak böylesine gözlerde dokunabilirdiniz
Kulaklarınız kaldıramayabilirdi, böylesine ululaşmış sesleri.....Ses denebilir miydi buna? Hem bir fısıltı, hem bir çığlık.. Hem bir gözdağı, hem bir davet. Uçurtmasız gökyüzünde, uçurtmalar uçurabilecek kadar kudretli tanrılaşmış gözlerle, sadece bakıyordu o kadar...Tanrılaşmış gözlerle bakıyordu. Yitik canların peşi sıra giden bir keman sesine bakar gibiydi. Keman sesinin, tanrının sesi olduğunu biliyor muydunuz? Bana da bir kemancı söylemişti. Yitik canların peşi sıra giden bir keman sesine bakar gibiydi. Belki hiçbir şeye bakmıyordu....Hiçbir şey görmediği gibi
Her şeye baktığını aynı anda ama aynı anda, her şeyi gördüğünü zannederdiniz. Büyülenmiş bir şekilde bekliyorduk kitlenmiş gözlerimizle ne istese yaptırabilirdi. Bir kımıltısı yeterdi belki de bakışlarının öylece bakıyordu...Varlıklarımızı hiçe indirgercesine, ya da yükseltircesine. Bilmiyorum. Bakıyordu, ölen birinin, o son anda baktığı kadar tanrısaldı bakışları. Yorulmak bilmez gözlerle bakıyordu. Öylesine çapaksız,
Öylesine tanrılaşmış gözlerle,
Bir yumruk nasıl avucuna alır ve sıkarsa, öylesine sarıyordu beynimizi
Bir yumruk, öylesine bir yumruk işte
Boğazınızdaki bir yanma, bir tıkanma gibi
Öylesine çapaksız...Öylesine tanrılaşmış. Kalbim sıkışıyordu. Korku eyerini yüklemeye başlamıştı sırtıma. Korku! İnsan neden korkardı ki? Neden korkardı? Neden kalbim böylesine umarsız sıkışıyordu!? Neden çöreklenirdi yumuşacık bir mindere oturmanın rahatlığıyla?! Bir yıldız, akmamış gibiydi gökyüzünde. Bir dilek, akmamış gibiydi gökyüzümde.
Bir çift patlamaya hazır saatli bomba gibiydi gözbebekleri
Öylesine patlamaya hazır,
Patlamadan patlamış gibi duran,
Bir çift alevden top gibiydi gözleri
Düşlerle, hayallerle, umutlarla bezeli
Yaralarla, acılarla, kayıtsızlıklarla bereli
Tanrılaşmış gözlerle bakıyordu