Kendi hayatımı bir film izler gibi izliyorum. Ve bu kadar dışarıdan bakabilmek pek normal sayılmaz.
''Birbirine bu kadar benzediklerine göre, niçin bu kadar var olan var?'' diye düşünüyordum. Birbirinin eşi bunca ağaç neye yarar ki?
Bunca boşa gitmiş ve inatla yeniden başlayarak yine boşa gitmiş bunca var olan niye?
Her insan, kendine biraz dışarıdan bakabilir kuşkusuz. Hatta bunu yapabilmek iyi bir şey sayılır. Ama ben tamamen dışarıda kalmıştım. Ve tekrar dönebilmenin yolunu bir türlü bulamıyordum.
Evinin anahtarını içeride unutmuş, pencerelerden evine girmeye çalışan,
Ve açık hiçbir yer bulamayan çaresiz insan gibiyim.
Kendimi dışarıdan izliyorum. Ve nasıl içeri girebileceğim hakkında bir fikrim yok.
Toprak, ayaklarımın arasından ikiye ayrılıyor.
Hangi tarafa geçeceğimi bilmediğimden, durduğum yer, mezarım haline geliyor.
Sonumu küçük şeyler getirecek benim. Küçük meselelere büyük takılacağım. Kağıt kesiğinden olacak sonum. Boşluğuna geleceğim kendimin. Biliyorum.
Keşke diyorum, keşke. Hiçbir şey bilmeseydim. Suya bakıp dursaydım ömrüm boyunca.
Bulanık çıkmış fotoğraflar gibiydim, görünümsüz
Beni tanıyan kimseler yoktu. Hiç yoktu.
Havuzun kırık taşları arasında
Bilmezdim mutluluk nedir...Bilemezdim
Alıp başımı gitmek isterdim.
Günler öylece kendi kendine geçsin diye, bir camın arkasında durdum.
Bana dokunmasın hiçbir şey,
Hiçbir şey yarama merhem olmasın,
İyileşecekse, hiçbir şeysiz iyileşsin diye,
Bir camına arkasında durup,
Akan hayata ve zamana baktım.
Herkesin herkesten kaçmak istediği,
Herkesin her şeyi unutmak istediği,
Herkesin, hiçbir şeye tahammül edemediği bir yer olur muhakkak
Bizim şanssızlığımız bu...Böyle anlarımız
Saçma sapan bir tesadüfle, anlamsızca kesişir
Sen, o anların ardında kuş olur, göğe yükselirsin
Ben, o anların ardında bağırırım, sesim kesilir
Yükselişi beklediğimiz yerde, çöküşü görüyoruz.
Umudumuz olduğu yerde, umutsuzluğu görüyoruz.
Kendi hatamız bu...Kendi şanssızlığımız.
İçimizde şeytan yok...İçimizde acizlik var. Tembellik var.
İradesizlik, bilgisizlik, ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey:
Hakikatleri görmekten kaçma eğilimi var.
Ben, yüreğini yitirmiş bu zamandan korkuyorum.
Ben bunca elin boşunalığını düşünmekten,
Bunca yüzün yabancılaşmasından korkuyorum...