Bu çok sağlam surlu şehirden geçtim
Beni yalnız yarasalar tanıdı
Az kalsın bir bağ bekçisi beni yakalayacaktı
Adım hırsıza da çıkacaktı
Her evde kutsal kitaplar asılıydı
Okusa da, anlayanı görmedim
Kanunlarını kağıtlara yazmışlar
Gök kıyısına, çiçek duvarına değil
El uzatmaya değer, soluk alır bir nesne bulamadım
Bu katı, bu sert kente gelmeseydim
Bir kaç eski ölünün kemiğini fosforladım
Işıklarını arttırdım bin yıl sonraki çocuklar için
Yaşlı bir adamın şapkasını düşürdüm
Ölümsüz çamaşırlar giyindim
Çivi yazısıyla yazılmış bir taşa oturdum
Bu kesik dansa karşı, bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olamadığı günlere geldim
Hükümdarların hükümdarlığı için halka yalvardığı,
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Siz kâğıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini nasıl sileceğimi öğretmediniz
Buna nasıl tahammül ediyorlar?
Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar?
Pirinçler gibi çoğalıyorlardı
Bana sonsuz olmayan şeyleri öğretmediniz
Baskının, zulmün, açlığın bir yerlere kıstırılıp,
Kalmanın, susturulmanın, mutluluğun ve eski hesapların aritmetiğini bulmayı bana bıraktınız
Beni neden benimle baş başa bıraktınız?
Neden beklemediniz önce benim uykuya dalmamı?
Neden izin verdiniz düşünmeme?
Bana düşünmemeyi neden öğretmediniz?
Sizin bana öğretmediğinizi, ben zamandan öğrendim
Kuruyan hurma dalından öğrendim
Damıtılmış petrolden öğrendim
Yavrusunu arayan bir deveden öğrendim
Hapsedilmiş yarı yanık sancaklardan öğrendim
Yıkılmış taş kemerlerden,
Harap köprülerden öğrendim
Bir beni anan, doğuran kadınlar kaldı
Benim oğullarım...Yapraklarımı onlar okuyacaklar
Ellerinde sayıklayan çiçekleri taşıyacaklar yüreklerinde
Evlenmeyecek olan onlardır
Denizlerin yarasını iyi eden,
Denizlere doktor olan onlardır
Sizin bana öğretmediğinizi, ben ay dedeye öğrettim
Delikanlı ateşlere öğrettim
Kundaktaki çocuklara öğrettim
Öğrettim fundalara, keçilere, keçiyollarına
Ben kötülere iyilik saçarım
Kötülere kötülük yapacak kadar güçlü ve seraplı olamam
Omuzları birbirine dayalı iki insanın arasından geçtim, fark etmediler
Bir Kalbi kırılmaktan koruyabilsem, yaşamış olmayacağım boşuna...
Bir hayatı acıdan kurtarabilsem....
Bir ağrıyı dindirebilsem ya da
Ya da bayılan bir ardıç kuşunu,
Koyabilsem yeniden yuvasına
Yaşamış olmayacağım boşuna.
Seni yok sayacaklar, sen daha çok var olacaksın
Öldükten sonra insan nasıl dirilecekse ölmeden,