Zerdüşt de bir zamanlar, bütün öte dünyalılar gibi, insanın ötesi kuruntusuna kapıldı.
O zamanlar dünya bana, ıstıraplı ve eziyet çeken bir tanrının eseri gibi görünürdü.
O zaman dünya bana, bir rüya ve bir tanrı şiiri gibi görünürdü.
İlahi bir memnun olmamışın gözleri önünde, bir duman gibi görünürdü.
İyi ve kötü, haz ve elem, ben ve sen; yaratıcının gözleri önünde, renkli bir duman gibi görünürdü bana.
Yaratıcı, kendisinden uzaklaşmak istiyordu, o zaman dünyayı yarattı.
Acı çeken için, ıstırabından uzaklaşmak ve kendini kaybetmek, çılgın bir haz verir.
Bir zaman dünya bana, çılgın bir haz ve bir kendini kaybetme gibi görünürdü.
Sonsuz bir çelişkinin örneği...Mükemmel olmayan bir örneği.
Mükemmel olmayan yaratıcı için, çılgın bir haz.
Dünyayı bir zamanlar böyle görüyordum. Böylece ben de bütün öte dünyalılar gibi, insanın ötesi kuruntusuna kapıldım.
Gerçekte, insanın ötesi nedir?
Öte dünya, insanlardan iyi gizlenmiştir.
Söyleyin! En iyi kanıtlanan şey, en acayip şey değil midir?
"İnsan bir iptir ki, hayvanla ‘İnsanüstü’ arasına gerilmiştir.
İnsanda büyük olan şey nedir?
Bir amaç değil, bir köprü oluşudur.
İnsanda sevilebilecek şey, onun bir geçiş ve bir batış olmasıdır.
Ben o adamları severim. Çünkü yaşamayı bilmezler. Çünkü onlar, karşıya geçenlerdir.
Ben büyük küçümseyicileri severim, çünkü onlar saygılılardır ve karşı kıyıya duyulan özlemin oklarıdır.
Ben o adamları severim, çünkü batmak ve kurban olmak için, ancak yıldızların ardında bir yer almazlar. Aksine, kendilerini yaşama kurban ederler.
Ben o adamı severim, çünkü anlamak için yaşar ve geleceğini anlamak ister.
Ben o adamı severim, çünkü ev yapmak, ona toprak, hayvan ve bitki hazırlamak için çalışır ve keşifler yapar. Böylece kendini yok etmek ister.
Ben o adamı severim -ki o kendi değerlerini sever; çünkü değerler, kendini yok etmenin ve özlemin bir okuludur.
Ben o adamı severim. Çünkü kendisine bir damla bile fikir ayırmaz, aksine, tamamen erdeminin ruhu olmak ister. O, böylece fikir halinde köprüyü geçer.
Ben o adamı severim ki; ruhunu harcar. Teşekkür beklemez ve hiçbir şey geri vermez.
Çünkü o, daima armağan verir ve kendisini korumak istemez. Ben o adamı severim ki; zar kendi lehine düştüğü zaman utanır ve sorar: “Ben bir hilekâr mıyım?”
Ben o adamı severim ki; ruhu, yaralandığı zaman da derindir. Ve küçük bir macera yüzünden harcanabilir.
O, böylece köprüyü severek geçer.
Ben o adamı severim ki; ruhu dolup taşmıştır, öyle ki, kendisini unutmuştur. Ve her şey, onun içindedir. Böylece her şey ona ölüm getirir.
Ben o adamı severim ki; ruhu ve kalbi özgürdür. Böylece kafası yalnız kalbinin kabıdır.
Ama kalbi onu yok olmaya sürükler...
Ben bütün o adamları severim ki, insanların üstünde asılı duran siyah buluttan tek tek düşen ağır damlalar gibidirler.
Onlar, yıldırımın gelmekte olduğunu haber verirler ve haberci olarak yok olurlar.
Bakın, ben bir yıldırım habercisiyim ve bulutun ağır bir damlasıyım. Ama bu yıldırımın adı
Benim “ben”im, bana yeni bir gurur öğretti. Onu insanlara söylüyorum:
İnsanlara yeni bir irade öğretiyorum:
"Erdemin, adların mahremiyetinden daha yüce olsun; ondan söz etmen gerektiğinde dilinin dolaşmasından utanma."