Ey benim gülen yüzüm, sevgilim...
Senin güzelliğin dünyaya dedikodudur.
Bu ne yüz?,bu ne güldür ?
Acaba saçın amberi görüp mis kokulu mu olmuş ?
Bu ne saç, bu ne kahkül, bu ne zülüftür…
Aklım saçının kokusuyla doludur,
Bu ne güzel koku, bu ne ıtır, bu ne hoştur…
Gözyaşı dalgalarım taşıp başımdan aştı,
Bu ne deniz, bu ne ırmak, bu ne nehirdir...
Muhibbi ansızın divane oldu...
Senin yüzünü görmedikten sonra, yüzlerce dünya güzeli görmüşüm ne önemi var?
Senin sözün olmadıktan, senden bahsedilmedikten sonra yaşayışın sırrını duysam ne işime yarar?
Sen olmayınca, ben kış mevsimi gibi soğuk bir hal alıyorum.
Halk benden hoşlanmıyor, benim yüzümden azaba giriyor, fakat seninle beraber olunca hoş bir hal alıyorum. Güllük gülistanlık kesiliyorum, huyum bahar huyuna dönüyor.
Bozulmuş bir suyun kullanılır bir hale gelmesi için ne yapmalı?
Onun tekrar ırmağa karışması lazımdır. Kötü huyumun düzelmesi, güzelleşmesi çaresi nedir?
Tekrar sevgilinin yüzünü görmektir.
Ey benim gülen yüzüm, ey benim hayalim, hakikâtim. İçinde sevgiliden başka hiçbir şey olmayan şu gönlüme yemin ederim ki, senin sevmediklerini ben de sevmem.
Canımı sana feda edemezsem eğer, o can dertsiz kalmasın, gamdan kurtulmasın, başından bela eksik olmasın!
Gözlerim senin için ağlamıyorsa eğer kararsın, hiçbir şey göremez olsun.
Senden başkasına ümit bağışlarsam, umudum gerçekleşmesin, olmasın... Ve ben hayal kırıklığından kurtulmayayım...
Senin için yaşamıyorsam eğer, varlığım sana ait değilse, ben o varlığı istemiyorum.
Gönlümde düşmanlara ait, düşmanlara karşı hiçbir dilek bulunmasın.
Çünkü benim gönlümde senin rızanı kazanmaktan başka bir dilek yoktur.
Sensiz geçen bir anı dahi kaza edemem, lakin ne çare ki, başa gelen senin takdirinden başka bir şey değildir.
Şu dünyada hangi güzel, hangi güzellik vardır ki, senin güzelliğinden onda bir pırıltı bulunmasın, senin ışığının vuruşundan ibaret olmasın?
Hangi padişah, hangi emir vardır ki senin dilencin, senin yoksulun olmasın?
Yaşadıkça, kanım damarlarımda dolaştıkça, kendimden kaçıyorum. Çünkü insanın kendinden kaçması kolay değildir. Başkasından kaçan, ondan kurtulunca rahatlar, bir yerde karar eder. Halbuki benim düşmanım da benim, benden kaçan da ben!
Şu halde kıyamete kadar kaçmam gerek. Çünkü kaçarken kendimi de beraber götürüyorum. Kendimden nasıl kurtulabilirim ki?"
Senin ümitsiz zavallılara gizli olarak sunduğun bir şarabın mevcut olduğunu sezdikleri için, ümitsizlerin hasretle feryadı göklere yükseliyor.
O isterse seni kucaklasın, bağrına bassın, isterse seni istemesin, bir kenara çekilsin.
Ey gönül! Sen mümkün oldukça gözünü sevgiliden ayırma!