ABD ile yaşanan vize restleşmesi aslında uluslararası ilişkilerde uzun süredir yaşanan çuvallamanın yeni bir sonucu sadece. Görünenin ötesinde anlamlara bağlamaya çalışmak yerine 'Neyi yanlış yapıyoruz?' sorusu sorularak ve aşağılanan diplomasiyi kullanarak üzerine gidilmesi gereken bir mesele.
Ve çoooook uzun süredir çıkarı nedeniyle sessiz kalmakta sakınca görmeyen iş dünyasının da mecburen dahil olacağı bir durum...
Bu sabah epeydir ertelediğimiz dertleşme faslını yaptık. Şu anda yayın anlamında neredeyiz, 2 yılda nereye geldik, bundan sonra ne olur? Bir de Melih Gökçek meselesini elbette. Gelin konuşalım.
Sosyal medyadan yayılan şiddet görüntüleri farkındalık mı yaratıyor yoksa kanıksamaya mı yol açıyor? Uzun ve sonuçsuz bir kalmaya mahkum bir tartışma, biliyorum. Ama; Anayasasında hala 'demokratik, laik, sosyal bir HUKUK devleti olduğu yazan ülkemizde, yükselen şiddete karşı bile, kurtuluş çaresi olarak 'birilerinin kanatları altına sığınmak' çare olarak gösteriliyorsa... tartışmak zorundayız.
Son dönemde AKP içinde başlayan tasfiye süreci aslında görünenin ötesinde anlamlar taşıyor. 16 yıl önce kurulurken 'özgürlük' vaadini merkeze oturtan parti artık açıkça 2019'da Erdoğan'ı Başkan yaptırmak hedefine odaklanmış durumda. Bu nedenle de geçmişten gelen bütün yüklerden kurtulmaya çalışıyor...
Öyle bir döneme girdik ki bu saatten sonra AKP'de yaşanan hiçbir tasfiye şaşırtıcı olmayacaktır. Daha önce de yayınlarda pek çok kez dile getirdiğim "2019 için feda edilebilecekler kervanına" artık herkes dahil olabilir; belediye başkanları da bakanlar da milletvekilleri de hatta yandaş yazarlar da...
Erdoğan'ın "Artık Avrupa'ya ihtiyacımız kalmadı" sözü bir itiraf olmaktan öte 15 yıldır ısrarla savunulduğunu iddia ettiği değerlerin de terk edilmesi anlamına geliyor. Tank egzosuna atlet tıkmayı inovasyon sayan bir zihniyetin kendi Avrupa'sını yapma zamanının geldiğini de anlatıyor tabii!