Evrensel bir kavram olan insan hakları ne yazık ki bugün ülkemizde 'kişiye özel' uygulanıyor. İktidar eliyle belirlenen bu haklardan yararlanabilmek için temel kriter iktidarın yanında olmak ve sözünden dışarı çıkmamak. Gelin konuşalım.
Aslında kendini 'muhafazakar' olarak tanımlayanların üzerinde düşünmesi gereken bir konuyu konuşalım bugün, çünkü onlar konuşmuyor. Ya da şöyle diyelim; geçmişte içinde birlikte yer aldıkları, bugünün 'muktedir muhafazakarları' bu konuyu konuşmalarına izin vermiyor.
16 Nisan referandumundan beri siyaset TBMM'de değil önce parti genel merkezlerinde ardından da Adalet Yürüyüşü ile birlikte sokakta yapılmaya başlandı. Bunda kuşkusuz HDP'li ve ardından da CHP'li Enis Berberoğlu'nun tutuklanmasının payı büyük. Peki sadece bu kadar mı? Sanmam, çünkü eğer öyle olsaydı AKP de yürüyüşün karşısına demokrasi nöbetlerini çıkartmayı düşünmezdi. Gelin konuşalım.
Neden millet tanımını gücü elinde tutanlar yapar? Ya bir gün güç el değiştirirse? O zaman ötekileştirme sürekli hale gelmez mi? Gelin bu sabah, millet kelimesinin sözlük anlamından hareketle konuşalım ve soralım: Kim sizin millet dediğiniz?
Keml Kılçdaroğlu'nun başlattığı ve 2 haftasını tamamlayan Aadalet Yürüyüşü artık kelimenin tam anlamıyla 'görünür' hale geldi. İktidar, iktidar basını, iktidara yanlamış muhalefet (!) hep birlikte görüyorlar yürüyüşü. Çünkü kullanılan nefretten uzak dil ve sadece adalet kavramının öne çıkartılması başka seçenek bırakmadı yürüyüşe çamur atmaya çalışanlara...