Yeni haftaya birbirinden akıl almaz açıklamalar ve olaylarla başladık. Bir yanda 'Haram parayla Hacca gidilebilir' diye fetva veren Diyanet, diğer yanda 'Tüm hırsızlıklar imardan geliyor' derken 'O zaman niye engel olmuyorsun' sorusunu aklına bile getirmeyen Çevre Bakanı... Akıl yükünü bir yana bırakınca hayat çok kolaylaşıyor bence.... Haydi gelin konuşalım.
Şırnak'taki helikopter kazası ve 13 şehidimiz terör konusunu bir kez daha getirdi ülke gündemine. Ancak olay yine sadece isimler, rütbeler üzerinden anlatılıyor. Oysa ülkemizin 34 yıldır mücadele ettiği terör gerçeği bütün bunların dışında tartışılmak zorunda. Algıyla değil olguyla tartışamadığımız sürece sürüp gidecek bu acı çünkü...
15 yıl önce kurulurken kimliğini "Muhafazakar demokrat" olarak tanımlayan AKP'de Genel Başkanın ağzından, kapsamın genişletilerek içine Devrimcilik ve Cumhuriyetçiliğin de eklendiğini duyduk dün. Gelin bugünün koşullarına tek tek bakarak bunun ne derece mümkün (!) olduğunu konuşalım.
2015 yılı Ocak ayından bu yana kamuya verilerek en ücra köye kadar götürülecek mesajları Saraydaki toplantılarda alan muhtarlar artık Ankara yolculuklarını yapamayacak. Çünkü bugün itibarıyla TBMM'de bir partinin grup toplantısı aynı zamanda devletin resmi görüşünün de dillendirildiği yer olacak. Yani... artık ihtiyaç kalmadı muhtarlara... yazık oldu muhtarlara...
AKP genel başkanı Erdoğan'ın -üstelik- Ensar Vakfı'nda yaptığı konuşmada söylediği "14 yıldır iktidardayız ama sosyal ve kültürel iktidarımızda sıkıntılar var" sözü nasıl bir toplum hedeflendiğinin ve bunun evrensel kültür tanımıyla uzak yakın alakası olmadığının açık bir itirafı. Gelin nedenlerini konuşalım.
Önce ABD seyahati ardından Brüksel'deki NATO zirvesi... Her ikisi için de büyük kahramanlık (!) hikayeleri anlatılmasına rağmen, işin gerçeğinin öyle olmadığı net şekilde görülüyor. Sadece iç politikaya malzeme yapılmak üzere oluşturulan ve dünyada karşılığı olmayan dış politika önümüzdeki dönemin en büyük sorunu olmaya aday. Gelin nedenlerini konuşalım.