Bundan önceki yazımı şöyle bitirmiştim:
“Bu davranış, bu düşünce, bu tahammülsüzlük ile bir arada, barış ve huzur içinde yaşamak mümkün değildir; kendi varlık, huzur ve çıkarını, başkasının yokluk, huzursuzluk ve zararında arayanlar er veya geç hüsrana uğrayacaklardır; öteden beri böyle olmuştur”.
Bir konuşmamda birlik ve beraberlik kelimelerine farklı anlamlar yüklemiştim; bir ülkede yaşayan müminlerin beklenen sosyal ilişkilerine, din kardeşliğine “birlik”; inancı, dünya görüşü, hayat tarzı, temel düşüncesi farklı olanlar arasında umulan sosyal (yurttaşlık) ilişkisine de “beraberlik” demiştim.