
Sign up to save your podcasts
Or


Bela ve musibetlere karşı birçok ayet ve hadis kaynaklı dualar rivayet edilmiştir.. Üstad Hz nin ifadeleri ile yağmursuzluk yağmur duasının vakti olduğu gibi arzi-semavi-beşeri-şahsi-dini bela ve musibetlerde bu türlü duaların okunma vaktidir.
Bizim ZAKİRİN Platformunda yer alan başta Peygamberimiz(SAV),Hulefa-i Raşidin,Sahabe,Tabiin,Muhadramun, Üveysi, Gavs,İmam ve Üstad Hazretlerinin dualarında bu kapsamda birçok yakarışlar mevcuttur.
İmam Şazili Hazretlerinin Dua-ün Nasr, Üstad hazretlerinin büyük Cevşen-ül Kebir den, HE nin Mecmuat-ül Adiya dua kitabından da okunabilir.
Biz bu programda 3 büyük duaya yer vereceğiz. Bu dualara başlarken: "Ya Rabbi, Hz Ali RA, İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Abdulkadir Geylani Hazretleri nin mübarek fem-i güherinden(ağzından) dua edilmiş gibi kabul buyur" denilmesi tavsiye ediliyor.
Kenz-ül Arş Duası Hz. Ali (R.A) tarafından düzenlendiği, ehl-i beyt ve sahabeler tarafından onların aracılığı ile rivayet edildiği bilinen bir duadır. Kenzül Arş Duası asıl sûreti Kur’an-ı Kerim’den alınan muazzam hikmetleri sırları ve faziletleri olan bir duadır.Hazreti Ali kerremallahü vechehû buyuruyor ki:“ Ben bu duayı okuduğum vakit düşmanıma galebe çalardım. Kim ki Fâtiha’yı, İhlas Süresi’ni, Kâfirun ve Felak ve Nâs Suresi’ni üç kere okuyup sonra da bu duayı okursa Allah onu karşılaştığı bütün varlıkların şerrinden korur ve her türlü hastalıktan, her zalimin şerrinden onu emin kılar ve bütün isteklerini verir. Kur’ân’dan ve hadislerden alınan bu duâ metnini, bela ve musibetlerde, sıkıntılı hallerimizde, günahlarımızdan af ve bağışlanma istediğimiz ve ihtiyaçlarımızın giderilmesini şiddetle arzuladığımız her an, Allah’ın merhametine ve şefkatine sığınmak için okuyabiliriz,dinleyebiliriz.
KUR’ÂN‐I KERİM’DEN 15 AYET
Senin mübarek nâm-ı celîlin hakkı için, Efendimiz Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Senin nezdindeki ve Senin onun nezdindeki hürmetine, bizi dünyada şerlerden ve zararlardan, âhirette de itap ve ikaptan muhafaza buyur. Hiç şüphesiz Sen dilediğin her şeyi gerçekleştirmeye muktedir ve “La havle vela kuvvete illa billahilaliyyilazîm” bitmez tükenmez hazinelerinin yegâne Mâlikisin.
Allahım! Risalet Tahtının Hurşid-i Mâh-ı Enveri Efendimiz Hazreti Muhammed’e, tertemiz, dupduru ehl-i beytine, kerem ve iyilikte hep önde olmuş ashâbının hepsine kıyamete kadar çokça salât ve selâm eyle.
İsm-i A'zam, Allah’ın bütün esmâ-i hüsnasının mânâsını içinde toplayan en kapsamlı isimdir.Kur’an’da; “Yüce Rabb’inin adını tesbih et” (Vâkı’a, 56/74, 96; Hâkka, 69/52;A’lâ, 87/1),“Azamet ve ikram sahibi Rabb’inin adı yücedir” (Rahmân, 55/78) buyurulmuş;
Hadislerde de farklı isimler geçmektedir. a) Allah lafzı ve O’na işaret eden huve zamiri. Çünkü Allah lafza-i celali bütün esma-i ilahiyeyi içinde barındıran en kapsamlı esmasıdır. b) Lâ ilâhe illâ hû ,el-Hayyü’l-Kayyûm (diri ve kayyûm) er-Rahmânve er-Rahîm.c)Hz. Aişe validemiz, “Hz. Peygamber beni dua ederken duydu ve, `ism-i a’zam, mutlaka dua ettiğin isimler arasındadır’ buyurdu” demiştir. Bu hadiste dört isim; Allah, Rahmân, Rahîm, ve Berr) geçmektedir ancak Hz. Aişe Allah’ın bütün isimlerinle atıfta bulunmuştur.
Demek ki, sadece bir insanın bildiği, yalnız bir kitapta zikredilmiş, tek bir salih kul, cin veya meleğe bildirilmiş ya da nezd-i Uluhiyette mazhar-ı isti’sâr olmuş (kimseye bildirilmeyip ilm-i İlâhîye has kılınmış) isimler de vardır.Inananlar esma-yı hüsnadan kendine fıtratına kalbine bakan esmayi keşfedebilir.Herbir Esmaul Hüsna icin ebcet tabloları hazirlanmis.(yakaran gönüller de de var) bu ebcet değerindeki esmayı mutad bu miktarlarda okumasiyla ihsanlara Mazhar olacağı yorumlanmış .Kul samimi olursa Allah bunu gönlüne ilham eder…
Zât-ı Ulûhiyeti tanımanın, ancak Esmâ-i İlâhiye’yi bilmekle mümkün olacağını kabul etmeli. Bütün kalbiylzle esmanın-ism-i azamın arkasına düşmeli. Bir gönül insanı olarak bu isimleri bilmeli ve zikretmeliyiz
Bu programda ayrıca İmam‐ı Âzam Ebû Hanîfe(RA)ın Kur’ân‐ı Kerim’den seçtiği her kim bu ayetleri yazıp taşırsa
Hanefi mezhebinden olanlara Allah in büyük ihsanı;Peygamber varisi Hanefî mezhebinin imamı, büyük müctehid,fakihlerin şerefi,âlimlerin izzeti Şehid İmam-ı Azam Ebu Hanife Nu‘mân (d.80 (699), ö. 150/767) Kûfe’de doğdu.
Süfyan b. Uyeyne diyor ki; “Bizim yaşadığımız dönemde Mekke’ye Ebu Hanife’den daha fazla namaz kılan kimse gelmedi.”der.Kur’an-ı Kerim okurken ayetler ruhunda hafakanlar oluşturur, yüksek sesle ağlardı.
Ebû Hanîfe derin fıkıh bilgisinin yanı sıra, inandığını ve doğru bildiğini söylemekten ve onun mücadelesini vermekten çekinmeyen güçlü bir ideal ve cesarete de sahipti. Hayatı bu yönüyle de mücadele içinde geçmiş, bu uğurda birçok sıkıntı ve mahrumiyete katlanmıştır.
Ömrünün elli iki yılı Emevîler, on sekiz yılı Abbâsîler döneminde geçen Ebû Hanîfe, bu dönemlerde geçen bütün olaylara şahit oldu.(747-48) yılında Ebû Hanîfe’nin Ehl-i beyt’e karşı kalbî yakınlık ve bağlılık duyduğu ve Hz. Ali evlâdını sevdiği kesindir. Bu sebeple Emevîler de Son halife II. Mervân, hapsedilmiş ve dövülmüştür.Bilahere güç zehirlenmesi ile malul Abbasî yöneticileri de Emevilere benzer bir siyasete devam etmis Pek çok âlim ve âbide zulmetmiş,Abbasi Halifesu Mansûr, Ebû Hanîfe’nin kendisine bağlılığını da denemek amacıyla yeni kurulan Bağdat şehrinin kadılığı teklifini kabul etmemiş, bunun sonucu olarak tekrar Bağdat’ta hapse atılmış, işkence edilmiş ve dövülmüştür.Sokaklarda milletin huzurunda kırbaçlandı; hakarete uğradı. Ders okutmasına, fetva vermesine engel olundu.
İmam Muhammed, İmam Ebû Yusuf,İmam Vekî, Abdullah b. Mübarek talebesidir
Ebû Hanîfe'nin en büyük eseri Mektubat yanında 7. el-Ḳaṣîdetü’n-Nuʿmâniyye Hz. Peygamber için yazdığı na‘t olup Ravza‐ı mutahharayı ziyareti esnasında tekellüm eylemişlerdir. Müezzinlere Rüya aleminde Rasûlüllah (SAV) bu kasideyi minarelerden okunmasını istemiş ve okunmuş
فَاذْكُرُون۪ٓي اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا ل۪ي وَلَا تَكْفُرُونِ۟ Öyle ise beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Ve bana şükredin ve beni inkâr etmeyin.”
TEVHİDNAME; Allah Teâlâ’nın varlığından, birliğinden, zât, sıfat ve fiillerinden, sonsuz kuvvet, kudret ve azametinden, eşsiz merhametinden bahseden, O’nun yüceliği karşısında başta insanoğlu olmak üzere bütün mahlûkatın aciz ve O’na muhtaç olduğunu anlatan edebî türe “tevhid” veya “tevhidname” ismi verilir.Fuzulî, Şeyhî, Nâbî ve Niyâzi Mısrî, M. Akif Ersoy ve Günümüzde ise Hocaefendi bir “Tevhîdnâme” yazmıştır.122 bahirden oluşmuştur. Son bahirde; Ey darda kalanların, canı gırtlağına dayananların, dergâh-ı ulûhiyetinin kapısının tokmağına dokunanların çağrılarına icabet buyuran Allah’ım! Hâl-i pür-melâlimiz Sana ayân.. canlarımız gırtlakta ve son kelime dudakta.. azıcık acı bize.. Hak duygusunun gönlümüzde hâsıl ettiği heyecan ve hafakandan, bâtıl duygu ve düşüncesine karşı koyma cehdi ve gayreti sebebiyle; yeryüzü bütün genişliğine rağmen daraldıkça daraldı; sadırlarımız ve nefsimiz bizi sıktıkça sıkmaya başladı. Ne olursun bizlere tez zamanda ferec ve mahrec nasip buyur!Benzer hâlet-i ruhiye yaşayan Hazreti Yakub gibi biz de yüce dergahının kapısına geliyor; şekvâmızı Sen’den değil, Sana yapıyoruz.. Evet, dağınıklığımızı, üzüntü ve kederimizi, ıztırap ve elemlerimizi Sana şikayet ediyor ve “Bir çâre!” diye yalvarıyoruz.Allah’ım! Sırlar semasının güneşi, zuhur eden nurların mücessem şekli, Celâl sıfatının mihveri ve Cemal burcunun merkez kutbunu teşkil eden Efendimiz Hazret-i Muhammed’in (sallallahu aleyhi vesellem) Ehadî tecellilere mazhar biricik ve latif zatına salat eyle!
Hindistan'da yetişen en büyük veli ve alim. "Silsile-i aliyye" denilen İslam alimlerinin yirmi üçüncüsü,Nakşibendiyye tarikatının Müceddidiyye kolunun kurucusu,İmâm-ı Rabbânî (ilâhî bilgilere sahip kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kamil, olgun alim) ve “müceddid-i elf-i sânî” (hicrî II. binyılın müceddidi) unvanlarıyla tanınan; ahkam-ı İslamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, "Sıla" ismi de verilen, Hazret-i Ömer'in soyundan olduğu için ,"Faruki" nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, "Serhendi" denilen;Ahmed bin Abdülehad bin Zeynel'abidin, Lakabı Bedreddin, künyesi Ebü'l-Berekat olan Şeyh Ahmed-i Faruki Serhendi'dir. (kuddise sirruh)1563 (H.971) senesinde Hindistan'ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu.
Delhi’de, Nakşibendiyye tarikatını Hindistan’da yayan Hâce Bâkī-Billâh ile karşılaştı, bir süre onun yanında kaldı; ona intisap etti. Sirhindî kısa bir süre sonra şeyhin en önemli halifesi konumuna geldi.Ömrünün son zamanlarında dahi talebelerine ilim tahsilini sıkı sıkı emreder, buna çok önem verirdi. 20 Kasım 1624 de vefat etti. Sirhind’de defnedildi. En önemli eserleri; 1) Mektubat: Mektubat, üç cild olup, beş yüz yirmi altı mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir. İtikad,Kelam ve fıkıh bilgilerini, tasavvufun marifetlerini açıklayan uçsuz bir derya gibi eşsiz bir eserdir.
Müceddîd-i Ahirzaman ( Ahirzaman Müceddidi) olan Büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi, Müceddîd-i Elf-i Sânî (İkinci bin senesinin müceddidi) olan Büyük İslam Alimi İmam-ı Rabbani hakkında ..Mektûbat’ında da, Nakşî Tarikatı’nın üç perdesinden bahsederken konuyla ilgili İmam-ı Rabbanî’nin;“Hakaik-ı imaniyeden bir mes’elenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim..” “Bütün tariklerin nokta-i müntehası, hakaik-ı imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır." hükmünü naklettikten sonra :" Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakâik-i îmâniyenin ve akâid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi.”Nitekim “İmam-ı Rabbânî de (r.a.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir.”
İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin de hocasi Hace Muhammed Baki Billah,Altın Silsile’nin 22’nci halkası, Kâbil’de dünyaya geldi. Kendisini tamamen tasavvufa ve tasavvufî eserleri okumaya verdi. Pek çok tarîkatten icâzet aldı.Hindistan’a giderek Delhi de tekke kurdu ve irşâda devam etti.
ABDULLAH Dehlevî,Dehlevî Hindistan’da yaşayan âlim ve evliyânın en büyüklerinden, Altın Silsile’nin 28’inci halkası; Pencap vilâyetinde doğmuştur. Nesebi Hazret-i Ali’ye ulaşır.İmam-ı Rabbanî’nin talebesi olan ve Delhi’de 1824’te vefat eden Dehlevî Hazretleri Nakşînin son büyük kahramanı ve bir önceki asrın müceddidi Mevlânâ Halid-i Bağdadî’nin Hocasıdır.Memlüklüler’den sonra durma noktasına gelen Hadis ilminin yeniden canlanmasında önemli pay sahibidir. Mevlânâ Halid de önce bu coğrafyada hizmet etmiş, sonra Bağdat’a intikal etmiş ve böylece Nakşîliği tecditle birleştirerek Maveraünnehir’de yaymıştır.İmam Rabbani Hocasının vefâtından sonra, onun halîfesi olarak, talebe yetiştirmeye başladı.
İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektûbât’ının birinci cildinden özet olarak seçmeler:“Edebi gözetmek, zikrden üstündür. Edebi gözetmeyen, hakka kavuşamaz.”“Farzı bırakıp, nafile ibâdetleri yapmak boşuna vakit geçirmektir.”“Gına sahiblerinin ya’nî zenginlerin, alçak gönüllü olması güzeldir. Fakirlerin ise onurlu olması lâzımdır.”“Haram sebeple elde edilen herşey de haramdır.”
Dhikr (also Zikr, Zekr, Zikir, Jikir, and variants; Arabic: ذِكْر, ) : primarily in Sufi Islam,in which short phrases or prayers are repeatedly recited silently within the mind or aloud. It can be counted on a set of prayer beads (Misbaha مِسْبَحَة) or through fingers of the hand. A person who recites the Dhikr is called a ḏākir ([ˈðaːkɪr] ذاكر). Tasbih (تسبيح) is a form of dhikr that involves the repetitive utterances of short sentences glorifying God. The content of the prayers includes the names of God, or a duʿāʾ (prayer of supplication) taken from the hadith or the Quran.
Allāh- الله is the Arabic word for God and mentioned in Quran most of the verses.
Subhan'Allahi wal hamdulillaahi wa laa ilaaha ilallaahu wAllahu Akbar - means "Glory be to Allah, All Praise is for Allah, There is No God but Allah, Allah is the Greatest".
Alvarlı Efe Hz Beyitleri;
Sefinem gark oldu, dert deryasına,
Kuy-ı cananıma varayım derdim.
********
kanun-u kadîmdîr ezel ezelden
îltîca eylerler kîramın nase
***********
Mevlana Hz.
lâ tahzen / üzülme..
*************
HE Hicret;
Hicret nedir bilmez ki onu, hiç göç etmeyen,
*************
İmam Şazeli Hz'nin Nasr-Yardım Duası Allahım!
Senin kahreden güç ve kuvvetine, süratle yetişen yardım ve nusretine, çizdiğin sınırların aşılması karşısındaki mukaddes gayretine ve talep edenleri içine aldığın himayene sığınıyoruz. Allahım! Her şeyi işiten, her nidaya icabet eden, her şeye her şeyden daha yakın olan, fermanlarını süratle gerçekleştiren, intikam ve kahrı şiddetli, derdest edip yakalaması çabuk ve güçlü olan yalnız Sensin. Zorbaların kaba kuvvetleri Senin takdirini asla engelleyemez ve ister kral, ister kisra, isterse zulme saplanmış başka herhangi bir zorba olsun, o mütemerritlerden hiçbirinin helaki Sana katiyen ağır gelmez. Rabbimiz! Bize tuzak hazırlayanları, arkamızdan düzen kuran komplocuları, bize çukur kazmak ya da başka bir yolla bizi aldatmak isteyen art niyetli insanları Sana havale ediyoruz. Tuzaklarını kendi başlarına dola, onları kazdıkları çukurlara düşür ve attıkları ağlara kendi ayaklarını bağla.
Allahım!
“Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd”hakkı için, düşmanlık besleyenlerin art niyetlerinden bizi muhafaza buyur. Onları gerisin geriye döndür. Hepsi Senin sevdiklerine feda olsun. Gazabını acilen onlara musallat eyle. Allahım, birliklerini boz. Allahım, topluluklarını parça parçaet. Allahım, kılıçlarını körelt (mühimmatlarını kullanılamaz hale getir) ve sayılarını azalt. Allahım, başlarına musibet yağdır. Allahım, üzerlerine azabını gönder. Allahım, onları hilm ve lütuf sahandan çıkar, onlara verdiğin süreyi sonlandır, ellerini boyunlarına bağla ve kalplerine rapteyle. Bizim için planladıkları kirli emellerine ulaşmalarına müsaade etme. Allahım, geçmiş dönemlerde peygamberlerine ve diğer dostlarına yardım ederken yaptığın gibi, bugün de bize yardım et ve bu çaresiz kullarına düşmanlık besleyenleri paramparça eyle. Sana düşmanlık edenlere karşı sevdiklerini tutup kaldırdığın gibi bizi de tutup kaldır.Allahım, düşmanca tavır sergileyenlere, Senin kapının kıtmirlerine zarar verebilecekleri güç ve kuvveti verme ve onları o konumlara getirme. Günahlarımızdan dolayı onları bize musallat etme Allahım!
Christmas is an annual festival commemorating the birth of Jesus Christ, observed primarily on December 25[a] as a religious and cultural celebration among billions of people around the world. İs celebrated religiously by a majority of Christians, as well as culturally by many non-Christians,
Belief in (Jesus, Musa, Muhammed and all) Prophets (May Allah's Peace be upon all of them).
Islam emphasizes the universality of the institution of prophethood. It is an Islamic article of Faith to believe in all Prophets; from Adam through Abraham, Moses, Jesus to Muhammad (peace be upon them) [Qur'an 2:184] all Prophets were models of excellence who were commissioned to guide humankind [Qur'an 2:213]
The significance of Jesus in Islam is reflected in his being mentioned in the Quran in 93 verses with various titles attached such as "Son of Mary" and other relational terms, mentioned directly and indirectly, over 187 times.
According to the Quran, Muhammad is the last in a chain of prophets sent by God (33:40).Muhammad is also referred to with various titles such as the Messenger of Allah, Prophet, unlettered, Nabi-Allah (the Prophet of Allah), Abdullah (the Servant of Allah), Fakhr al-Kainat, Fahr al-‘Alam, Mafhar al-‘Alam etc. and many verses about Muhammad refer directly or indirectly to him.
All sincere ones would do well to reflect on the verse in the Quran reaffirming Islam's eternal message of spiritual unity: "Say: 'We believe in God and the revelation given to us and to Abraham, Ishmael, Isaac, Jacob, and the Tribes, and message given to Moses and Jesus, and that given to all Prophets from their Lord. We make no distinction between any of them, and it is unto Him that we surrender ourselves." [Qur'an 2:136]
Interfaith engagement, especially with the People of the Book, is a way to build understanding, find commonalities of belief and social responsibility, and encourage one another in faith and good works.
It was a Christian priest, Waraqah, cousin of Khadija (Prophet Mohammad’s first and only wife for 25 years) who first testified that Prophet Mohammad (p) had received divine revelation.
And a Christian king, Najashi of Abyssinia (Ethiopia), gave asylum to 80 Muslims who migrated from Mecca because of persecution by pagan Arabs. In fact, the Quran says, “…nearest among them in love to the believers will you find those who say, ‘We are Christians’ because among these are men devoted to learning and men who have renounced materialism, and they are not arrogant” (5:82).
Dialogue allows different others to understand one another, accommodate misperceptions, and approach a process of mutual learning, and ultimately, reciprocal recognition.
Indeed, through dialogue different people remain respectful to the acts and thoughts of one another. Belief in the one God who reaches out to us in dialogue and elevates every human being to this dialogue of salvation and love of God and one another is the single first principles which makes all equal.
Thus, inter religious dialogue does not simply aim at mutual understanding and respect, as much as the world today needs these among all peoples; rather, inter religious dialogue reaches its deepest level in spiritual companionship when believers join with one another, though they may practice differently and hold in-commensurable doctrines, in serving God and one another.
I believe that Said Nursi’s interfaith initiative in Turkey has been instrumental in encouraging Muslim scholars and religious leaders to pursue interfaith dialogue in their own communities.
On the global stage, an outstanding Muslim leader promoting inter-religious dialogue is Fethullah Gülen. The movement to which his ideas and recommendations have given inspiration is one of the primary advocacy groups for dialogue in the world today.
"For You, Illness is Good Health": Said Nursi’s Advice in Time of Illness"
In a recent survey held in Europe, respondents showed a decreasing interest in “religion” but, surprisingly, a corresponding increasing interest in “spirituality.” Although this would appear to be an inconsistency, I believe that there is an explanation. However, through his spirituality, the believer is rooted in the Divine message and nourished by faithful practice and as a result has access to additional resources of God’s guidance and grace which can strengthen him to face the critical moment.
Illness and spirituality
One moment of crisis that afflicts everyone at some point in their lives, and afflicts most people more than once, and some for lengthy periods, is physical illness. Even those fortunate few who manage to pass a whole lifetime in unbroken good health must still face the multiple crises which arise from illness as they accompany and care for spouses, parents, children, friends, and relatives who have been struck with poor health. A person’s approach to this most common of human crises tells much about that person’s spirituality.
“Message for the Sick,” Nursi coins a startling paradox. “For you,” he tells the readers of the Risale-i Nur, “illness is good health, while for some of your peers good health is a sickness.”
First of all, it should be noted that Said Nursi is more concerned about what he calls “spiritual sickness” or “sickness of the spirit” than about physical illness; he is more interested in the causes of social ills than individual complaints.
He regards the identification of the weaknesses and incapacities of modern culture as one of the principal tasks of the community of his disciples, along with the presentation of Qur’anic teaching as a healing message for this world.
The sickness of the heart that Nursi sees as afflicting modern men and women is one caused by a lack of faith. It is the sense of ennui, a feeling of being without direction or hope, the incapacity to love and a conviction of the absurdity of life that afflicts those whose life is not informed by faith. Positivist materialism, belief in nothing beyond what one can see and touch, is thus a common spiritual sickness of our time.
Praying for health and illness
In one of his prayers included in the Risale-i Nur, Nursi makes such an appeal: “Forgive me my sins, O God, bear with me, and heal my ills ... Pardon all my sins, and grant me health from all sicknesses, and be pleased with me for all eternity!”
On the other hand, good health is not an absolute good. The believer can also find himself asking God to grant ills and their remedies, if that be God’s will.
“O God! Grant blessings to our master Muhammad and to the family of Muhammad, to the number of ills and their remedies; bless him and them, and grant them unending peace.” ...
He goes on to note that the prayer inspires him to see the world as a huge hospital, full of sick people, who come before God as the compassionate Healer who answers the needs of all. His spirituality leads him to understand that since both health and illness come from God, true faith consists of accepting willingly and patiently whatever God sends and placing one’s trust in God who is the healer of bodies and souls.
In this program, we read twenty-five remedies which may offer true consolation and a beneficial cure for the sick and those struck by disaster, who form one tenth of mankind with the Arabic (Tahmidiye -with 6 ism-i Azam and a verse from the Qur'an ) prayers and Best Spiritual Songs
Ustad Bediuzzaman Hz nin yazdığı 25.Lem'a-Hastalar risalesi , nev-i beşerin on kısmından bir kısmını teşkil eden musibetzede ve hastalara hakiki bir teselli ve nâfi’ bir merhem olabilecek yirmi beş devayı icmalen beyan ediyor.Hastalara bir merhem, bir teselli, manevî bir reçete, bir iyadetü’l-mariz ve geçmiş olsun makamında yazılmıştır.
Üstad Hz maddi ve manevi musibetlere ve hastaliklara Tahmidiye okumayı tavsiye etmektedir.
Hazreti Ali (ra) Efendimiz ismi azam olarak kendine kabul ettiği Ferd, Adl, Hay, Kayyum, Hakem, Kuddüs olan altı esmayı, 19 ukdeden oluşan ve bu isimleri şefaatçi ederek duâ ettiği çok tesirli, küllî bir duâdır. Bu tesirli duânın pek çok maddî ve manevî olan hastalıklara şifa olduğu belirtilmiştir. Bu duâyı birçok büyük zatlar hasta oldukları zaman okudukları rivayet edilmiştir. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin de hastalandığı zaman, özellikle zehirlendiği durumlarda bu duâyı daha çok okuduğu ve bunun neticesinde şifa bulduğu bilinmektedir.
Bediüzzaman hazretlerinin okuduğu şekliyle (Her sabah bahusus aç karina baştan sona kadar 19 defa okunması ve her defasında bir yudum su, çay ya da tercihen zemzem içilerek)okunması tavsiye ediliyor.7, 9 ya da 11 gün buna devamın güzel olacağı belirtilmekle beraber, asıl duayı kalbde duymanın ve manalarini tefekkür ederek vicdanda hissetmeye çalışmanın önemli olduğu vurgulanıyor.)
Biz bu programda Hastalar risalesinden devalari okurken, yine Üstad Hz nin tavsiyesi ile maddi ve manevi musibetlere ve hastaliklara şifa olan Tahmidiye yi TR aciklamalari ile ve bazı salatu selamlarla birlikte okuduk.
Ayrıca Yabancı dostlarımız için İngilizce seslendirilen Hastalar risalesinden devalari ve değişik zamanlarda ve mekanlarda edilen dua ve yakarışları bazı ezgi kaside ve müzikal enstrumanlarla birlikte "özel" bir İngilizce program hazırladık.
From the publisher's feed