ZAKİRİN

ZAKİRİN

Download on the App Store

ZAKİRİN episodes

  • ZAKİRİN-23- ÖĞLE-AKŞAM-YATSI NAMAZ TESBİHATI (TR AÇIKLAMALI)

    ZAKİRİN-23- ÖĞLE-AKŞAM-YATSI NAMAZ TESBİHATI (TR AÇIKLAMALI)

    Nisa suresinin yüz üçüncü ayetinde Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır.

    “Namazı kıldıktan sonra; ayaktayken, otururken ve yan yatarken Allâh’ı anın...” (Nisa, 4/103)

    Diğer ayet-i Kerime de  Allah “Anın beni ki, anayım sizi!” (Bakara, 2/152) buyurmaktadır. Yani biz, Allah’ı zikr u fikr u ibadetle yâd edeceğiz, o da bizi teşrîf ve tekrîmle anacak… Biz duâ ve münacâtlarla onu mırıldanıp duracağız, o da icâbetle bize lütuflar yağdıracak... Biz dünyevî işlerimizin arasında onu unutmayacağız, o da dünya ve ukbâ gâilelerini bertaraf ederek bizi ihsanla şereflendirecek… Biz yalnız kaldığımız dönemlerde de onunla dolup taşacağız, o da yalnızlıklara itildiğimiz yerlerde bize “Enîs u Celîs” olacak... Biz rahat olduğumuz zamanlarda onu dilden düşürmeyeceğiz, o da rahatımızı kaçıran hâdiseler karşısında rahmet esintileri gönderecek... Biz onun yolunda ihlâslı olacağız; o da bizi gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insan tasavvurunu aşan hususî iltifat ve hususî pâyelerle şereflendirecek.

    Beş vakit içerisinde “salât-ı vustâ”, cuma gününde “vakt-i icâbe” (duaların umumiyetle kabul olacağı saat), insanlar arasında veli kullar, ramazan ayında Kadir Gecesi, bütün tâat ve ibadetler içerisinde rıza-yı ilâhî, kâinatın ömründe kıyamet ve ferdin hayatı içerisinde ölüm anı gizlendiği gibi; Esmâ-i Hüsnâ arasında da İsm-i A’zam gizli tutulmuştur. Mü’minlerin sürekli uyanık, dikkatli ve devamlı Allah’a (celle celâluhû) ibadet ve tâat içerisinde bulunmalarına vesilelik eden bu gizlilikten dolayı hangi ismin “a’zam” olduğu da bilinememiş; pek çok muhtelif isim, İsm-i A’zam olarak zikredilmiştir.

    Allah dostları, yalvarış ve yakarışların ancak samimiyet, sıdk ve sadâkat içinde edâ edildiği ölçüde “İsm-i A’zam”a iktiran etmiş gibi rahmet arşına ulaşacağını âdeta İsm-i A’zam iksiri gibi hüsn-ü kabûl göreceğini söylemişlerdir.

    Zât-ı Ulûhiyeti tanımanın, ancak Esmâ-i İlâhiye’yi bilmekle mümkün olacağını kabul etmeli.  Bir gönül insanı olarak bu isimleri bilmeli ve zikretmeli.

    İşte Ismi Azam Dualarını içeren Tesbihat, Üstad Bediuzzaman Hz nin çok ehemmiyet verdiği dua, zikir ve tesbihlerden ibaret, kaynağını Peygamberimiz (asm) ve İslam âlimlerinden alan çok sevaplı bir ibadettir.


    Bediuzzaman Hz ifadeleri buyuruyor ;

    Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediye’dir (s.a.v.) ve velayet-i Ahmediye’nin (s.a.v.) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra bu kelimenin hakikati böyle inkişaf etti: Nasıl ki, risalete inkılap eden velayet-i Ahmediye (s.a.v.) bütün velayetlerin fevkindedir. Öyle de, o velayetin tarikatı ve o velayet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarikatların ve evradların fevkindedir.”


    Bu programda Öğle Namazlarından sonra okunan dualar,salavatlar ve Öğle-Akşam-Yatsı namazlarından sonra okunması tavsiye edilen İsm-i Azam Allah'ın yüce isimleri aynı zamanda Türkçe açıklamaları ile beraber okunmakta.

    Tesbihatın sonunda Öğle namazından sonra okunması faziletli olan Sure-i Fethin sonundaki Lekad resulehurru ya...ile başlayan son ayetleri Et Tuği mükemmel kıraati ile okuyor. Bu ayetler; sahabelerin peygamberlerden sonra insanlar içinde en seçkin kimseler olduklarına sebep olan yüksek seciyeler ve kıymetli meziyetleri haber vermekle beraber; işarî manasıyla, Rasulullah'ın vefatından sonra makamına geçecek dört halifeye hilafet tertibi ile işaret edip, her birinin en meşhur medar-ı imtiyazları olan has sıfatı dahi haber veriyor.Rasulullah'dan sonra halifeliğe geçecek Hulefa-i Raşidine işaret ediyor.

    Akşam namazından sonra okunması tavsiye edilen La Yestevi ayetlerini Abdussamet enfes  okuyor.

    1 hr 5 min
  • ZAKİRİN-22- ÜSTAD BEDİUZZAMAN HZ MUTAD DUALARI ve HUSUSİ VİRDİ

    ZAKİRİN-22- ÜSTAD BEDİUZZAMAN HZ  MUTAD DUALARI ve HUSUSİ VİRDİ

     Hz Ustadın talebelerinin şehadetiyle o, gecelerde, göz kamaştıran bir huşû ile sabaha kadar ubudiyette bulunmuş; yaz-kış bu âdetini değiştirmemiş; teheccüd, münâcat ve evradlarını asla terk etmemiştir.

    Evet, o ömür boyu hep koşmuş durmuş ama, işi sadece evrâd u ezkâr olan bir insan diyebileceğimiz şekilde de bir zikir kahramanı olarak yaşamış;

     Sekiz sene kadar kaldığı Barla'daki komşuları naklediyorlar:

    "Üstadı, geceleri, Dershane-i Nuriye'nin önündeki bir mübarek çınar ağacının dalları arasında bulunan kulübecikte, sabahlara kadar tesbihat ile ezkar ile terennüm eder görürdük. Hele bahar ve yaz mevsimlerinde bu muhteşem ağacın binlerce dalları arasında şevk ve cezbe içinde uçuşan kuşlar arasında Üstad'ın böyle sabahlara kadar çalışmasını gördükçe, ne zaman uyur, ne zaman kalkar bilemezdik." 
    Bediüzzaman'ın yetiştirdikleri insanlar da hep böyle evrad u ezkarla hemdem, teheccüdde berdevam ağzı dualı mana insanları olagelmişlerdir.

    Bediuzzaman Hz nin mutad okuduğu evrad-u ezkarlar;

     1. Cevşen:
    Üstad "binbir esma-i ilahiyi havi" "Kur'an'ın hakiki ve tam bir nevi münacaatı ve Kur'an'dan çıkan bir çeşit hülasası olan Cevşen-i Kebiri her gün okumuş, hayatının son kırk senesi bu adetini terketmemiştir:
    2. Celcelutiye:
    Hz. Ali (kv)'ye dayandırılan, İmam Gazali'nin şerh yazdığı bu duayı da sık sık okurdu.
    3. İmam-ı Şafii'nin bir münacaatı:
    Bediüzzaman 'Sekiz-dokuz senedir duamdır' dediği İmam-ı Şafii'nin meşhur bir münacaatını çok defa okuyordum." ifadesini kullanır.
    4. Abdülkadir Geylani'nin bir münacaatı:
    Üstad'ın düzenlediği "Hizbü'l-Hakaik-i Nuriye" adlı evrad (dua) kitabının sonlarında yer alan bu münacaat da muhteşem bir duadır.
    5. Evrad-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibend:
    "Hz. Şah-ı Nakşibendi'nin kudsi bir duasıdır ki, Hazret-i Peygamber (sas)'den manevi alemde ders almış."
    6. Delaili'n-Nur:
    Bediüzzaman Hz.nin düzenlediği Delaili'n-Nur, evliyanın büyüklerinin salavatlarını içeren çok mükemmel bir salavattır
    7. Sekine:
    Üstad Hazretleri, İmam-ı Gazali' den aldığı bu duayı kendine daima vird edinerek bütün evradları zamanla değiştiği halde onu hiç bırakmamıştır.
    8. Veysel Karani'nin Münacaatı:
    Tabiinin büyüğü Üveys el Karani'nin bu münacaatı da Bediüzzaman Hz.nin devamlı okuduğu dualardandır.
    9. Altı Âyet-i Kerime:
    Akşam-yatsı arasını "çok kıymetdar dua vakti" olduğunu belirterek, hatta bu zamanı değerlendirmeyen talebelerini ikaz etmiştir...

    Bu programda okunan Ustad Hz nin bu hususi virdindeki 6 ayet ;  

     1 (Hz.Yunus’un duası ) “Karanlıklar içinde niyaz etti: Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.‘Senden başka ilâh yoktur. ” Enbiyâ 87

    2 ( Hz. Eyyub’un duası )” Rabbine şöyle niyaz etmişti: ‘Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.'” Enbiyâ 83           

    3 (Hz. Muhammed’in (asm) duası ) “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe 129

    4 Hz Muhammed (asm) ve Hz. İbrahim’in) duası: “Allah bana yeter;O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân S,3:173                                          

    5 “Havl ve kuvvet, ancak her şeyden yüce ve nihayetsiz azamet sahibi olan Allah’a aittir.”

    6 Her nefis, ölümü tadıcıdır. .....Zaten dünya hayatı, aldatıcı geçimlikten başka bir şey değildir.
    “Bâkî kalan ancak sensin, ey Bâkî. Bâkî kalan ancak sensin, ey Bâkî”.

    Programın sonunda Üstad Hz nin yanık Münacaatı TR açıklamaları ile okundu.

    53 min
  • ZAKİRİN-21-BEDİUZZAMAN HAZRETLERİ (Hayatı, Risale-i Nur, Evradları ve 2 Münacaatı)

    BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

    Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, en büyük bir müçtehid, en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mürşid, hem kutb-u âzam,hakikat-i Kur aniye ve Ahmediyenin müfessiri, hem Museviyet hakikatinin, hem Îseviyet ruhunun, hem de Muhammediyet gerçeğinin önemli bir temsilcisi ve çok geniş dairede hizmet veren bir hizmet eri;ehl-i beyt-i Nebevî soyundan Baba tarafından Hz. Hasan’a (ra), anne tarafından Hz. Hüseyin’e (ra) dayanan  Bediüzzaman Said Nursî,1878'da Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen harikulade zeka ve hafıza sebebiyle, önceleri Molla Said-i Meşhur diye tanındı. Daha sonra "Zamanın Harikası" anlamında "Bediüzzaman" ünvanıyla şöhret buldu.
    Talebelik yıllarında temel İslamî ilimlerle ilgili doksan kitabı ezberledi. Her gece bunlardan birini tekrar ediyordu. Bu tekrarlar O'nu, Kur'an ayetlerini derinlemesine anlamasına birer basamak oldu ve her bir Kur'an ayetinin bütün kâinatı ihata ettiğini gördü.
    I. Dünya Savaşı yıllarında doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp iki buçuk yıl Rusya'da esir kaldı. 1917'deki Bolşevik İhtilali esnasındaki kargaşadan yararlanıp esaretten kurtuldu. Dönüşte,  Osmanlı'nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan Darü'l-Hikmeti'l-İslamiye'de görev yaptı.
    Yaşadığı hayatını, kendi tabiriyle üç devreye ayıran Bediüzzaman, Eski Said, Yeni Said ve Üçüncü Said olarak değerlendirir.
    Bediüzzaman, "Eski Said" döneminde hangi ölçüler ile hareket etmiş ise, "Yeni  Said" ve "Üçüncü Said Dönemi"nde de aynı temel ölçüler ve disiplinler ile hareket etmiştir.
    1923-1960 arası 28 sene takip, tevkif, sürgün, mahkeme ve zindanlarda çile çekmiştir.
    Dünya zevki namına hiçbir şey tatmadı. Bütün ömrü harp meydanlarında, memleket mahkemelerinde veya esaret zindanlarında geçti. Kendi tabirince görmediği ezâ, çekmediği cefa kalmadı. Kaderin garip bir tecellisi olarak başına gelen bütün bu olaylar esnasında, Kur’ân’ın bu çağa bakan son dersi Nur Risalelerini en zor şartlar altında telif etti. Fen ve felsefeden gelen dehşetli dinsizlik cereyanına karşı Çin Seddi gibi bir sedd-i Kur’ânî oluşturdu.
    Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960'ta Urfa'da Hakk'ın rahmetine kavuştu.
    Urfa'daki Halil-ur Rahman Dergahı'na defnedildi.

    Eski Said ve gerekse Yeni Said döneminde telif ettiği eserlerin toplam sayısı 196'dır.

    Risale-i Nur; Allah yolunda, Kur’anın elmas kılıncı olan iman hakikatleriyle manevi cihad etmeyi öğretir, imanı takviye eder, manevi terakkiyatı sağlar. Fenalığa karşı, iyilik ve fazileti, merhamet ve şefkati, birlik ve beraberliği, afv ve safvı (temizliği) ders verir. Bütün bunları bir mükafat beklemeyerek ve münhasıran, Allah rızasını gözeterek ifa etmeyi esas tutar.

    Risale-i Nur; öyle ateşli ve ateşin bir kitaptır ki, onu okuyan insanların ruhları alevlenir, nur-u imanla parlar ve dolar. Bu nadide eserin şayan-ı hayret olan intişarına en birinci saik ve sebep; Hak ve hakikati, gayet saf ve berrak bir surette izah ve ispat ederek, kalb ve dimağlara yerleştirmesidir.

    Talebelerinin şehadetiyle o, gecelerde, göz kamaştıran bir huşû ile sabaha kadar ubudiyette bulunmuş; yaz-kış bu âdetini değiştirmemiş; teheccüd, münâcat ve evradlarını asla terk etmemiştir.Bediüzzaman'ın yetiştirdikleri insanlar da hep böyle evrad u ezkarla hemdem, teheccüdde berdevam ağzı dualı mana insanları olagelmişlerdir.

    Biz ZAKIRIN olarak İslam büyüklerinin İbadet u taat ve evradlarina yogunlastigimizdan Üstad Hazretlerinin okuduğu evradları,tesbihatı hatırlayıp   Kulubud Daria daki Yakarışlarını okuyacağız


    1 hr 14 min
  • ZAKİRİN-20 MEVLANA HALİD-İ BAĞDADİ(18.AsrınMüceddidi) Hayatı ve Esmaul Husna-Ashab-ı Bedir -Salatu Selam ile Yakarışları

    MEVLANA HALİD-İ BAĞDADİ HAZRETLERİ;Nurani silsilenin 18. asırdaki halkası ve asrının müceddidi, Zâhir ve bâtın ilimlerindeki kemâli sebebiyle Zülcenâheyn,Nakşibendiler arasında, büyük alim ve şeyhler için kullanılıp efendimiz anlamına gelen “Mevlana” lakabıyla tanınan Asıl ismi, Hâlid b. Hüseyin en-Nakşbendî el-Hâlidî eş-Şafii Hazretleri Irak'ın Şehrezûr beldesine bağlı Karadağ da 1779 yilinda dünyaya gelmiş Sülalesi baba tarafından Hz. Osman’a dayanmaktadir.

    Halid-i Bağdadi Bölgenin ünlü alimlerinden ders aldı. Özellikle Kadiri Şeyhleri Abdürrahim ve Abdülkerim Berzenci kardeşlerden ders okudu. Çok genç olmasına rağmen Süleymaniye’deki medresenin sorumluluğunu üstlenerek bir çok talebe yetiştirdi. Burada yedi yıl hizmet verdi.
    Sünnet-i seniyyeye bağlılığı, tasavvufta derinleşmesi ile Nakşbendîyye¸ Kâdiriyye¸ Kübreviyye¸ Çeştiyye ve Müceddidiyye tarîkatlarından yaklaşık 36 yaşlarında iken icâzet alan el-Bağdâdî¸Müridlerinin ilim sahibi olmasını istemesi¸ ilmî icâzeti olmayana hilâfet verilmemesini vazgeçilmez prensip olarak benimsemesi neticesi Hâlidiyye tarîkatına “İlmiyye sınıfının tarîkatı” pâyesini kazandırmistir.
    “Ziyaüddin” lakabı ve “el-Bağdâdî” nisbesi ile şöhret bulmuştur. Sonraları kendisinin yolundan gidenler Nakşibendi tarikatının Halidiye kolu olarak isimlendirilmişlerdir.

    Manevi isaretlerle gittiği Hindistan Delhi de Nakşibendî şeyhi Abdullah Dehlevi’den aldığı feyiz ve ilimlerle  manen güçlenen Bağdadi o zaman Hindistan’dan İran’a kadar yayılmış olan Şiilerin Kur’an-ı Kerim’in yanlış yorumlarını etkisiz hale getirip şüpheleri dağıtarak, elli milyondan fazla(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 78) insanın irşadlarına ve imanlarının kurtulmasına kısa zamanda Allah in Lütfü ile vesile oldu.

    Dehlevi hazretleri halife olarak Süleymaniye ye gonderilmis.
    Hindistan dönüşünde burada etrafındaki halkanın hızla genişlemesi üzerine onu çekemeyen muhalif şeyhlerin ihbarları devlet ricalini rahatsız edince O dönemde Halidiler çok çile çektiler zaviye ve medreselerine el konuldu, ilim-irfan-irsad hizmetleri yasaklandı, önde gelen kişiler sürgüne yollandı.bundan rahatsız olan Halid-i Zülcenaheyn Şam’a geçerek Ümeyye (Emevi) Camii civarına yerleşmiş(1823) ve vefatına kadar burada kalmıştır.
    Onca eza ve cefa yapıldı da Halidîler yok mu oldu? Hayır. Halk arasındaki sevgi ve bağlılık devam edip gitti. Zaten arkadan gelen padişahlar, yapılan hatayı kabul edip hem Hazreti Mevlânâ Halid’e hem talebelerine sahip çıktı. O kadar ki Abdülmecid Han, her cuma günü kabrinin başında bir Halidî şeyhinin ve on dervişin ‘hatm-i hacegan’ okumasını ve bunun kıyamete kadar sürmesini vasiyet etti.

    Gerek Bediüzzaman, gerekse Mevlana Halid Hazretlerinin hayatını birçok  benzerlikler vardır.Mevlana Halid (M.1779), Bediüzzaman tam yüzyıl sonra (M. 1878) dünyaya gelmiştir. Mevlana Hazretleri idarecilerin tahkikatı üzerine (1823) Bağdat’tan ayrılıp Şam’a yerleşmiş, Bediüzzaman ise yine yüzyıl sonra (1923) Ankara’dan ayrılıp Van’da inzivaya çekilmiştir. Mevlana Halid’in (1809) Hindistan’a gidişi ile Bediüzzaman’ın (1907) İstanbul’a gidişinde tarihi tevafuk vardır. Diğer yandan Mevlana Hazretlerine Bağdat Valisi İbrahim Paşa tarafından müderrislik, Bediüzzaman’a da milletvekilliği, Şark Umumi Vaizliği teklif edilmiş ancak her ikisi de bu resmi görev tekliflerini kabul etmemişlerdir.Bediüzzaman’ın gençliğinde alamadığı İcazet Nişanı Cuppesi asırlar ötesinden Mevlana Halid Hazretleri tarafından nasip olmuş ve kendisine talebeleri aracılığı ile giydirilmiştir.

    Mevlânâ Halidi Bağdadi Hazretlerinin Kulubuddaria da kayıtlı Caliyetü’l – Ekdar Ve’s – Seyful Bettar , “kederleri gideren keskin kılıç” evradını okumak dinlemek paylaşmak maddi ve manevi dertleri için bir şifa kaynağı oldugu bildirilmiştir. Çünkü Câliyetü’l- Ekdâr’ı okuyan biri duasına hem Mevlana Halid-i Bağdâdî hazretlerini (kuddise sırruhû) hem de esma-i hüsnâ ile Bedir ashabını vesile etmiş olur.

    1 hr
  • ZAKİRİN-19- ŞAH-I BAHAUDDİN NAKŞİBENDİ HZ (Hayatı, Evrad-ı Kudsiyesi)

    BAHÂEDDİN NAKŞİBEND HAZRETLERİ (d.718/1318, ö. 791/1389)

    ZAKİRİN okumalaramizin  bu bölümünde Şah-ı Nakşibendi Hazretlerinin hayatını hatırlayıp, Üstad Hz nin Büyük Cevşen evrad kitabında  "Hz Peygamber'den alemi manada ders almış" diyerek cevsenden sonra yer verdiği Evrâd -i Kudsiyesini okuyacağız.
     Nakşibendiyye tarikatının kurucusu Muhammed Bahaeddin Nakşibendi,
    Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet er Rifai, Seyyid Ahmet Bedevi Dört büyük kutupdan biri olarak kabul edilmiştir.
     Milyonlarca kişiye hidayet İrfan insan i kamil olma yolunu açan..
    Kendisine kadar “Hâcegân” ismiyle tanınan tasavvuf yolunu, nakşettiği silinmez mühürle “Nakşibendiyye” yapan büyük  mürşid…
     O, Allah muhabbetini ve îman lezzetini kalplere nakşeden bir gönül tabîbi…
     Altın Silsile’nin on beşinci mürşid-i kâmili…
     Uçsuz bucaksız bir mânevî tasarruf deryâsı, mârifetullah okyanusu…
     Her türlü varlık ve benlik illetlerinden arınmış, tevâzu, hiçlik, diğergâmlık ve mahviyet şâhikası…
     Hâce Muhammed b. Muhammed el-Buhârî Buhara yakınlarında Kasrıârifân köyünde doğdu.Nesebi, baba tarafından Resûlullah Efendimiz’e, anne tarafından ise Hazret-i Ebûbekir Sıddîk Efendimiz’e ulaşır.
     Küçüklüğünde babası ile birlikte nakışçılık yaptığı için Nakşibend lâkabı ile meşhur oldu. Bâzı eserlerde, Nakşibend Hazretleri’nin hafî/gizli zikre uzun süre devam ettiği için kalbine “اَللّٰهُ” lâfzının nakşolunduğu ve bu yüzden Nakşibend (nakşedici) lâkabıyla anıldığı zikredilir.
     Bahâeddin üç günlük bebek iken o sırada doğduğu köyde bulunan dedesinin mürşidi Baba Muhammed Semmâsî tarafından mânevî evlât olarak kabul edildi. Semmâsî, beraberinde bulunan müridi Emîr Külâl’i Bahâeddin’in tasavvuf terbiyesi için görevlendirdi.Bahâeddin Nakşibend uzun yıllar Emîr Külâl’in yanında kaldı.
     Tarikat âdâb ve erkânını öğrendiği bu dönemde gördüğü bir rüya üzerine, kendisinin doğumundan yaklaşık bir asır önce (1220) vefat etmiş olan Abdülhâliḳ-ı Gucdüvânî’nin ruhaniyetine intisap etti ve Üveysî lakabını aldı. Onun ayrıca uzun yıllar Hakîm et-Tirmizî’nin (932) ruhaniyetinden faydalanması da Üveysîliği ile ilgilidir.Gucdüvânî kendisine dinin emir ve yasaklarına uymasını, ruhsat*lara ilgi göstermemesini, azîmet*lere sadık kalmasını, Hz. Peygamber ve ashabının yolundan gitmesini tavsiye etmiştir. Bu tavsiyeler Bahâeddin’in ruhî hayatında büyük bir değişiklik yaparak cehrî zikirden hafî zikre yönelmesine yol açtı.
    Daha sonra Yûsuf el-Hemedânî’nin neslinden Yeseviyye tarikatı mensubu iki Türk şeyh ile ilgi kurdu.Bahâeddin’in mânevî gelişmesinde Yeseviyye vasıtasıyla Türk tesirinin de göz ardı edilmemesi lâzımdır.Arapça, Türkçe ve Farsça’ya vâkıftı.

    70 yıllık bereketli ömür  devresini tamamladıktan sonra doğum yeri Kasrıârifân a  dönerek son yıllarını ve gunlerini müridlerini yetiştirmekle geciren Bahâeddin  (2 Mart 1389)  pazartesi gecesi  doğduğu köyde vefat etti.

    Daha sonra gelen İmâm-ı Rabbânî (1624) ve Hâlid el-Bağdâdî (1827) gibi Nakşibendî müceddidleri yeni ve müstakil tarikat kurucuları değil Nakşibendiyye tarikatının muhtelif kollarının kurucuları olarak görülürler.
     Nakşibendîlik Bahâeddin’in ölümünden üç nesil sonra Orta Asya Türk kavimleri arasında yayılmaya ve giderek evrensel bir çekicilik kazanmaya başlamıştır.
    Bediüzzaman, Nakşibendi Hz ve tarikatı hakkında övücü cümleler kullanır. “Tarikatlerin içerisinde en meşhur ve en yüksek ve cadde-i Kübra tarik-i Nakşibendi dir”.“Ümmetimin âlimleri, İsrailoğullarının peygamberleri gibidir” hadis-i şerifine mazhar olan büyük âlimleri sayarken, Şâh-ı Nakşibend’in ismini de zikreder...Münafık düşmanların maddî ve mânevî zehirlerine karşı Cevşen ve Evrâd-ı Kudsiye’nin kendisini ölüm tehlikesinden, çok defalar kudsiyetleriyle kurtardığını ... soyler.

    55 min
  • ZAKİRİN-18-GAVS-ı AZAM ABDULKADİR GEYLANİ (KS) Hayatı,Salavatı,Nasr (Yardım) Yakarışları

    ABDÜLKĀDİR-i GEYLÂNÎ HAZRETLERİ

    Gavsu'l Azam, Sultanü’l Evliya, Kutbu’l Aktab, Bazü’l Eşheb, Gavsü's Sakaleyn unvanlı Muhyiddîn Ebû Muhammed Abdülkādir b. Ebî Sâlih Mûsâ Zengîdost el-Geylânî (D.470-1077, Ö. 561/1165-66) Hazar denizinin güneybatısındaki Gîlân eyalet merkezine bağlı Neyf köyünde 1077 de doğdu
    Devrin tanınmış zâhid ve sûfîlerinden Ebû Abdullah es-Savmaî’nin kızı olan annesi Ümmü’l-Hayr Emetü’l-Cebbâr Fâtıma’nın da kadın velîlerden olduğu kabul edilir.
    Babası Seyyid Ebu Salih Cengidost, doğduğu gece Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi rüyasında gördüğünü, kendisini şöyle müjdelediğini anlatmıştır: “Yâ Eba Salih, bu gece Hakk Teâlâ sana mükemmel bir oğul bağışladı. O benim evladımdır, rütbesi diğer evliya ve kutuplardan yüksek olacaktır." Soyu, babası yönünden Hazret-i Hasan (r.a)'a, annesi yönünden Hazret-Huseyn e dayanır.
    Küçük yaşta babasını kaybeden  Abdülkādir Hz annesinin yanında  büyüdü. On sekiz yaşına gelince annesinden izin alarak bir kafileye katılıp Bağdat’a gitti (1095).  Orada zamanın âlimlerden hadis; fıkıh;  edebiyat okudu. Kısa zamanda usul*, fürû* ve mezhepler konusunda geniş bilgi sahibi oldu. Bağdat mutasavvıflarıyla yakın dostluklar kurduğu bu yıllarda Ebü’l-Hayr Muhammed b. Müslim ed-Debbâs (ö. 525/1131) vasıtasıyla tasavvuf ve  tarikat hırkasını  giydiğini ve onun damadı olduğu bildirilir. Hocası Ebû Saîd’in kendisine tahsis ettiği Bâbülerec’deki medresede hadis, tefsir, kıraat, fıkıh ve nahiv gibi ilimleri okuttu ve vaaz vermeye başladı. Ancak bir süre sonra bütün bunları bırakarak inzivaya çekildi. Menkıbeye göre, yirmi beş yıl kadar süren inzivâ döneminin sonunda, Hocasi kendisine şeyhlik hırkasını giydirmiştir.
    Abdülkādir-i Geylânî,  hayatının sonuna kadar Şâfiî ve Hanbelî   mezheblerine göre fetva vermiştir. Hanbelîler’in imamı olmuş ve bundan dolayı kendisine “Muhyiddin” (dini ihya eden) unvanı verilmiştir. Abdülkādir-i Geylânî’nin tasavvufu, şeriata ve dinin zâhirî hükümlerine titizlikle bağlı kalma esasına dayanır. O, her an Kur’an ve hadislere uygun hareket etmeyi şart koşar. Ona göre bir zâhidin hayatında görülebilecek derunî haller dinî ölçülerin dışına taşmamalıdır. Müridlerine hep, “Uyun, uydurmayın; itaat edin, muhalefet etmeyin, yakınmayın; temizlenin, kirlenmeyin” şeklinde tavsiyelerde bulunurdu. Gazzâlî’nin geliştirdiği Sünnî tasavvuf, onun tarafından devam ettirilmiştir denebilir.
    Açık havada verdiği vaazlarını dinlemek için yetmiş bin kişinin Bağdat’a geldiği, arka saflarda bulunanların ön saflardakiler kadar sesini rahatlıkla işittikleri rivayet edilir. Dört yüz âlim, onun anlattıklarından notlar tutar, izdiham, kalabalık sebebiyle birbirlerinin sırtlarında yazarlardı.
    Karşılaştığı kimseleri hemen tesiri altına aldığı için “Bâzullah” (Allah’ın şahini) ve “el-Bâzü’l-eşheb” (avını kaçırmayan şahin) unvanıyla da anılan Abdülkādir Hz Vaazlarında dinleyicilerine kurtuluşu ve cenneti vaad ettiğini, bu konuda onlara teminat verecek kadar inançlı ve kesin konuştuğunu, hitabetinin son derece etkili olduğunu kaynaklar görüş birliği içinde zikrederler.
    Rivayete göre beş binden fazla Yahudi ve Hıristiyan Müslüman olmuş, yüz binden fazla eşkıya, onun vasıtasıyla tövbe etmiştir. İbnü’l-Arabî, “kün” ilâhî kelimesine mazhar olduğu için Abdülkādir’den çok keramet zuhur ettiğini söyler. Tasarruf ve kerametlerinin ölümünden sonra da devam ettiğine inanıldığı için, müridlerinin darda kaldıkları zaman söyledikleri, “Medet, yâ Abdülkādir!” sözü bir tarikat geleneği olmuş,  Yûnus Emre  “Seyyâh olup şu âlemi arasan / Abdülkādir gibi bir er bulunmaz”,  Eşrefoğlu Rûmî, “Arısının balıyım bahçesinin gülüyüm / Çayırının bülbülüyüm yâ şeyh Abdülkādir!” gibi şiirlerle ona karşı derin hayranlıklar terennüm edilmiştir.Doksan bir yılık hayatının yetmiş üç yılı Bağdat’ta geçti.  Kalâidü’l-cevâhir’e göre, dört hanımından yirmi yedisi erkek kırk dokuz çocuğu olmuştur.Bağdat da vefat etmiştir.A

    1 hr 5 min
  • ZAKİRİN-17 - İMAM GAZALİ Hz (Hayatı, Cennet-ul Esma Duası, Şeb-i Arus-Vuslat Kasidesi)

    Büyük İslam âlimi, 11. asrın Müceddidi, mutasavvıfı ve müderrisi, Hüccet-ül-İslam , Zeynüddin (dinin ziyneti) isimleriyle tanınan,yazdığı kitapların sayfası 55 yıllık kısa ömrüne bölününce bir güne 18 sayfa düşen 1000 (bin)e yakın eser sahibi İmam Gazali nin hayatını kısaca hatırlayıp, Sebi Arus- Vuslat gecesinde yazdigi Son vasiyetini içeren Kasidesini ve Kulubud Daria da kayitli Cennetul Esma evradini okuyacağız

    Gazali (Miladi 1058) yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuştur. İlk öğrenimini Tus ve Cürcan şehirlerinde daha sonra 28 yaşına kadar Nişabur Nizamiye Medresesi'nde  tahsilini tamamlayınca, büyük bir ilim ve edebiyat hâmisi olan Selçuklu veziri üstün devlet adamı Nizâm-ül-mülk’ün da’veti üzerine Bağdad’a gitti. Nizâm-ül-mülk’ün topladığı ilim meclisinde bulunan zamanın âlimleri, İmâm-ı Gazâlî’nin ilminin derinliğine ve mes’eleleri izah etmekdeki üstün kabiliyetine hayran kaldıklarını i’tirâf ettiler. Üstün vasıflarından dolayı hem âlimler, hem de halk tarafından çok sevildi. O zaman ortaya çıkan sapık fırkaların mensûpları, onun yüksek ilmi ve en zor, en ince mevzûları en açık bir şekilde anlatması, hitâbet ve izah etme kabiliyetinin yüksekliği, zekâsının parlaklığı karşısında perişan ve mağlûb oldular. Bu sırada otuzdört yaşında bulunan İmâm-ı Gazâlî’nin İslâmiyete yaptığı büyük hizmetleri gören Selçuklu veziri Nizâm-ül-mülk, onu Nizamiye Medresesi’nin (Üniversite) başmüderrisliğine, şimdiki ta’biriyle rektörlüğüne ta’yin etti. Bu medresenin başına geçen İmâm-ı Gazâlî, üçyüz seçkin talebeye, lüzumlu olan ilimleri ogretiyor Bir taraftan da kıymetli kitaplar yazıyordu.

    Yaklaşık 10 yıl süren bu inziva doneminde baş eseri olan İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’i Kimyâ-yı Saʿâdet ve Eyyühe’l-veled eserlerini yazmıştır.  1106 da  tekrar Nîşâbur’ da Nizâmiye Medresesi’nde öğretim görevine başladıgin da“ Eskiden mevki kazandıran ilmi öğretiyordum...; şimdi ise mevki terkettiren ilme çağırıyorum”demişti.. İhyâ’sını kalabalık bir talebe kitlesine ders olarak okuttu.

    İhyâ’ü ‘Ulûmiddîn, İslâm dünyası kadar batıda da kendisine, yaygın olarak başvurulan eserlerin başında gelmektedir. Pek çok dile tercüme edilmiştir. Ümmetin: ‘İslâm’a dair bütün kitaplar kaybolup sadece İhyâ’ kalsaydı, diğerlerini aratmazdı‘ diyerek taltif ettiği, -kimi bölgelerde- vird edindiği bu eserden Müslümanlar, kıyamete kadar istifâde etmeye devam edeceklerdir inşaAllâh…

    Mânâ âleminde, o Hüccetü’l-İslâm’ın ve büyük eseri İhyâ’ü ‘Ulûmiddîn’in büyüklüğünü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in, Hazreti İsa ve Musa Nebîlerin ve Şeyhayn (Hazreti Ebûbekir es-Sıddîk ve Hazreti Ömer Radıyallâhu Anhûma)nın da tasdik ettikleri haber verilmiştir.

    Uç yılı aşkın bir süreden sonra resmî görevini bir defa daha bırakıp Tûs’a döndü (1109).  evinin yanındaki medrese, ve tekke de günleri, insanları irşâd etmekle geçti. 55 yaşında iken 1111 yılında vefât etti.Tûs’ta ünlü şair Firdevsî’nin mezarının yakınına defnedildi.İmâm-ı Gazâlî hazretleri vuslat seb i arus elbisesini giyip, yüzünü kıbleye dönüp, rûhunu teslim etmişti. Başı ucunda bazı beyitlerin yazılı olduğu sayfalar vardi.Bu İmam Gazali nin tek kasidesi daha sonralari Şeyh Abdulgani en-Nablusi (105011143) tarafından şerh edilen ölüm kasidesi idi.

    100 yüzyıl sonra yaşayan Mevlânâ nin Şeb i Arus Vuslat Halvet Gecesi diye adlandırdığı beyitlerin manalarin belki ilham kaynagi İmam Gazali nin, Rabbine kavuşma anını ölüm e nasıl gülerek ve bilerek gittiğini  Eserlerinde hep ilmelyakin anlattığı ölüm gerçeğini hakkal yakın ve aynelyakin yasayarak o anlarda kaleme aldığı son eseridir.

    Gelmiş-geçmiş İslâm âlimleri arasında Üstad Bediüzzaman'a en çok benzeyen Dokuz yüz sene evvel yaşayan ve asırlara hükmeden İmam-ı  Gazzâlî'dir. Eğer yaşadıkları şartlar ve ortam aynı olsaydı, belki aralarındaki misliyet de ayniyete inkılâp ederdi.



    1 hr 25 min
  • ZAKİRİN-16-Veysel Karani Hz (Hayatı, Münacaatı, Virdi, Yemen İllerinde..Kasidesi)

    VEYSEL KARANİ Hz

    Esas ismi ile Üveys el-Karanî, Yemen’deki Murâd kabilesinin Karan aşiretine mensuptur.Peygamber efendimizin ( aleyhisselâm ) sağlığında müslüman oldu. Fakat göremediği için Sahâbî olamadı.Muhaddisler, Hz. Peygamber (asm) devrinde Müslüman olarak yaşamış oldukları halde onu göremeyen kimseler için "Muhadramun" sıfatını kullanmışlardır.Peygamber Efendimiz (asm);
    "Üveys-i Karnî, ihsân ve iyilikte Tâbiînin hayırlısıdır.” buyurmüştur. (İbn Hacer)

    Müslüman olduktan sonra bütün ömrü boyunca sevgili Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) aşkı ile yanıp tutuştu.  Kulluğunda o dereceye ulaşmıştır ki, her hâli, her hareketi ve her sözü insanlara ibret ve nasîhat olmuştur.  Onun en önemli vasfı, Peygamberimize ( aleyhisselâm ) aşkı, ibadetu taatteki derinliği  ve annesine saygısıdır. Annesine çok hizmet edip, hayır duâsını almıştır. Resûlullah efendimizi ( aleyhisselâm ) görmeği çok arzu ediyordu.

    Medine’ye gidip Hz. Peygamber’i ziyaret etme arzusuna rağmen yaşlı annesini bırakamamış, fakat daha sonra annesinden kısa süreliğine izin alıp Medine’ye gelmiş, ancak Resûl-i Ekrem’i o gün evde bulamadığından görüşememiş ve aynı gün Yemen’e dönmek zorunda kalmıştır.

    Uhud Gazvesi’nde Resûlullah’ın bir dişinin kırıldığını haber alınca onun da bir dişini veya bütün dişlerini kırdığı rivayet edilir.
    Resulullah son hastalıklarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe’ye vasiyet buyurdular :
    “ Benden sonra arkamdaki hırkamı, Üveys’e veriniz.”Hazret-i Ömer Üveys Hz ulaşıca O'na; "Peygamber Efendimiz(SAS)size selâm etti. Mübârek hırkalarını size gönderip; “Alıp giysin, ümmetime de duâ etsin.” diye vasiyet buyurdu." dedi.
    “Yâ Ömer! Ben zayıf, âciz ve günahkâr bir kulum. Dikkat buyur, bu vasiyet başkasına âid olmasın?” deyince; “Hayır yâ Üveys, aradığımız kimse sensin. Peygamber Efendimiz (asm) senin eşkâlini ve vasfını belirtti.” cevâbını verdi.
    Bunun üzerine, Hırka-i şerîfi hürmetle aldı, öptü, kokladı, yüzüne gözüne sürdü. Sonra;  yüzünü yere koydu. Cenâb-ı Hakk’a Ümmet-i Muhammedi affeyle. N’olur. Bu hırka-i Şerif hürmetine..diye yakardı. Tasavvuf kitaplarında bu duasıyla duasının kabul olduğuna dair anlatımlar var..

    Yine Resulullah buyurdular :“Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet gününde Rebia ve Mudar Kabileleri’nin koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefaat edecektir.”

    Ayrıca Resûlullah’a nisbet edilen, “Rahmânın nefesini Yemen’den alıyorum” sözüyle (Buhârî, IV, 71; ) Veysel Karanî’nin kastedildiği söylenmiştir.

    (657) yılında vuku bulan Sıffîn Savaşı’na Hz. Ali’nin saflarında katıldığı ve bu savaşta şehid olduğu kabul edilir. Bundan dolayı İmâmiyye Şîası’nda özel bir yere sahiptir. Veysel’in gömüldüğü yer de belli değildir. Yemen’in Zebîd, İran’ın Kazvin ve Kirmanşah, Özbekistan’ın Hîve, Suriye’nin Şam ve Rakka şehirleriyle Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde ona nisbet edilen makam-mezarlar vardır.

    Veysel Karani Hazretlerinden sonra gerek Hızır (as)’dan gerekse bazı velilerden bu şekilde feyz almış kişilere Üveysi denilmiştir.


    Üstad Hazretlerinin Risale-i Nur'u ilham ve ihtar ile telif etmesi, bir yönü ile "Üveysilik"tir denilebilir

    Hz. Bediüzzaman kendisinin de dersini üveysi olarak bu şekilde aldığını emirdağ lahikasında  şu şekilde beyan etmektedir;

    "zaten üveysi bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı Azam'dan (k.s) ve Zeynelâbidin (r.a) ve Hasan Hüseyin (r.a) vasıtasıyla İmam-ı Ali'den (r.a) almışım. Onun için hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir."

    Veysel Karâni Mekke’de hac yapıp, Medine’ye gidince işte Resûlullahın türbesi burasıdır diye kendisine gösterildi. Kendinden geçerek düşüp bayıldı. Ayılınca beni buradan götürün. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) medfûn bulunduğu bir beldede benim için yaşamanın tadı olmaz, demiştir.

    46 min
  • ZAKİRİN-15 İmam ŞAZİLİ Hz. Hayatı, (Dua-un Nasr) Musibetlere karşı İltica ve Yardım Münacaatı, Şeyhi İbn MEŞİŞ Hz. meşhur Salavatı Meşişiyye'si

    İMAM SAZILI Hz ve şeyhi İbni Meşiş Hz.Hayatı Ve Dua lari (1196-1258)

    İmam Şâzilî 1196 tarihinde Kuzey Afrika’nın en batı bölgesinde yer alan Sebte de dünyayı teşrif etmiş ve 63 yıl süren çok bereketli  ömrunu Hac seferleri ve seyahatleri hariç, Mağrib, Tunus ve Mısır topraklarında geçirmiştir. Namı daha ziyade Tunus yakınlarındaki Şâzile beldesinde iştihar ettiğinden dolayı da “Şazilî” unvanıyla meşhur olmuştur. Nesli itibariyle bir Peygamber (asv) evladıdır. Soyu Hz. Hasan’a ulaşan bir aileye mensuptur.

    Hem şer’î hem de fennî ilimlerde münazara yapabilecek bir derinlik ve enginliğe ulaştıktan sonra tarîkat yoluna sülûk etmiş ve işte tam bu dönemde daha çok dağ başlarındaki mağaralarda münzevî bir hayat yaşayan ve ona hayatının en büyük dersini veren kıymetli hocası Ebû Muhammed Abdüsselâm b. Meşîş (İbn-i Beşîş diye meşhur olmuştur) karşısına çıkmıştır. Daha doğru bir ifade ile İmam Şâzilî Hazretleri arayışları neticesinde gidip o büyük zâtı bulmuştur.
    Ibni Mesis
    (Kur’an ve hadise son derece bağlı olan, sünnetten uzaklaşan zümrelerle mücadele eden Kuzey Afrikalı büyük velî Ibn i Meşis, peygamberlik iddiasında bulunarak etrafına birçok cahil taraftar toplayan Muhammed b. Ebû Tavâcîn’e karşı koymak için inzivadan çıkıp mücadele meydanına atılmış,  Ebû Tavâcîn’in adamları tarafından şehid edilmiştir. Şehid kutub” diye de meşhur olan İbn Meşîş’in Ölüm tarihi olarak 623 yılları gösterilmektedir.İbn Meşîş’in meşhur es-Salavâtü’l-Meşîşiyye icin Sûfîler,  bu salâvatin ilâhî bir ilhamla söylendigini zira insanin kendiliğinden böyle bir salât düzenleyemecegini söyler.

    Sazeli Absüsselâm b. Meşîş hazretlerine  intisap eder ve dağ başındaki mağarada şeyhinin yanında kalarak seyr u sülûka başlar. Bu sırada yaklaşık olarak yirmi altı yaş civarında bulunmaktadır.

    İbn Meşîş, sağlam Kitap ve Sünnet bilgisiyle onu doyurup, velâyet ve kerâmet feyzinden sirâyet ettirerek tasavvufî yönden yetişmesini sağlamıştır. Şeyhinin yanından ayrıldıktan sonra da irşada başlamıştır. İmam Şâzilî’nin irşad faaliyetlerinin ana unsurlarını umuma açık yaptığı vaazlar, müderrislik hizmetleri (talebe yetiştirmesi) ve hususî tasavvuf ve tarikat dersleri teşkil etmiştir.

    İbn Meşîş’in asıl önemi, milyonlarca müridi ve yaygın bir nüfuzu olan Şâzeliyye tarikatının kurucusu Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’yi yetiştirmiş olmasından ileri gelmektedir.

    Ebu’l-Hasan Şâzilî’nin tasavvufî şahsiyetini ortaya koyan unsurlardan birisi, onun dua ve zikir konusundaki hassasiyetidir. Çünkü İmam Şâzilî çok dua eder, gecenin ilerleyen vakitlerine kadar evrâd ve ezkâr ile meşgul olurdu. Vefat ettiği gece bile bu âdetini terk etmemişti. Evet O’nun tasavvufî hayâtında dua ve zikrin önemi büyüktür. Günün değişik vakitleri için tahsîs edilmiş duaları vardı. Evrâd, ezkâr ve dualarının büyük bir bölümünü kendisi tertîb etmiştir.

    İmam Şâzilî Hazretlerinin en önemli hizbi Hizbü’l-Kebîr’dir. Hazreti Şâzilî’nin sağlığında sadece “hizb” diye bilinen bu duası onun en önemli hizbi olduğu için daha sonraları “el-Hizbü’l-Kebîr” diye anılır olmuş ve öylece şöhret bulmuştur. El-Hizbü’l-kebîr, Hazreti Şâzilî’nin, “Kim bizim hizbimizi okursa, bize olan lütuflar ona da olur.” dediği hizbidir.

    Ayrıca İmam Şâzilî Hazretleri bu hizbinin önemini anlatmak için, “Allah ve Rasûlünün izni olmadan ondan bir harf bile yazılmadı. Bunda yazdıklarımın hepsini Allah ve Rasûlüne arzederek yazdım.” buyurmuştur.


    Ebü’l-Hasen Şâzelî ve mesleğinde göze çarpan husus, ilim ve tefekkürdür. Üstad'ın mizaç ve meşrebi de ilim ve tefekkür ağırlıklıdır. Şazelilik mesleği bir ciheti ile Risale-i Nur mesleğine yatkındır.Üstad Hazretleri kırklı yaşlarından önce de Şazeli ve Kadri tarikatını takip etmiştir diyebiliriz. diyor Samlı Hafız Tevfik Barla lahikasindaki mektubunda ..Üstad'ın yakın talebeleri Üstad icin “Kardeşim! Ben de Hasan Şâzelî gibi kainatın her bir zerresinin tesbihatını duyabiliyorum artık.” dediği nakledilir.


    39 min
  • ZAKİRİN-14-MUHARREM-ASURE-KERBELA-MERSİYE-Hz HUSEYIN DUASI-HİCRET(43 dk )

    1- MUHARREM AYI ÂŞURA GÜNÜ KERBELA, HICRET ve Hz Huseyin duası


    Muharrem ayı bizlere hem bu ayın ve Aşure gününü anlamını ve Faziletlerini hemde Yaşanan Kerbela hadisesini ve Peygamberimizin Hicretini, Hicri yilbasini hatirlatiyor."Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

    Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
    Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. .Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirlerinden öğrenmekteyiz.

    Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır.Aşure gununda olan hadiseler


    1. Hz. Musa'ya (a.s.)nin denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmesi

    2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine demirlemesi

    3. Hz. Yunus (a.s.)un balığın karnından kurtulmasi

    4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

    5. Hz. Yusuf (a.s.) un kuyudan çıkarılmasi

    6. Hz. İsa (a.s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

    7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

    8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

    9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

    10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur. (2)

    Hz. Âişe'nin belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

    İşte böylesine manâlı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır..

    61. hicret yılının Muharrem 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken  Kerbelâ'da hunharca şehit edilmesi hadisesi ile Âşura gününün manevi Işığı karanliga gomulmustur.

    İki Cihan Güneşi Efendimiz, mübarek torunlarını çok severdi. Onlar hakkında, "Bunlar benim oğullarımdır, kızımın oğullarıdır; Allah'ım ben onları seviyorum, sen de onları sevenleri sev." buyurmuştu.

    Hz. Hüseyin'in çocukluğu Peygamber Efendimiz'in derin sevgi ve şefkat atmosferi içinde geçti. Ancak bu durum çok uzun sürmedi. Daha 5 yaşındayken sevgili dedesini ve kısa bir süre sonra da annesi Hz. Fatıma'yı kaybetti.

    Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ümmü Seleme’nin, daha diğerlerin rivayet-i sahihiyle haber vermiş ki, Hazret-i Hüseyin, Taff, yani Kerbelâ’da katledilecektir. Elli sene sonra, aynı vak’a-i ciğersûz vukua gelip o ihbar-ı gaybîyi tasdik etmiş.

    Hem mükerreren ihbar etmiş ki: “Benim Âl-i Beytim, benden sonra, katle ve belâya ve nefye maruz kalacaklar.” (İbni Mâce, Fiten) Ve bir derece izah etmiş, aynen öyle çıkmıştır. Kader noktasından bakıldığı vakit, Hazret-i Hüseyin ve akrabasına, o facia sebebiyle hasıl olan netâic-i uhreviye ve saltanat-ı ruhaniye ve terakkiyât-ı mâneviye o kadar kıymettardır ki, o facia ile çektikleri zahmet gayet kolay ve ucuz düşer.
    Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin (ra) Peygamber Efendimizin (asm) mübarek neslini temsil eden iki şahsiyet, iki imamdır. Bu pak ve mübarek nesilden yani Ehl-i beyt'ten binlerce alim ve evliyalar çıkmış ve yetişmiştir. Abdulkadir Geylani, İmam Rabbani, Zeynelâbidin, Cafer-i Sadık bunlardan bazılarıdır.(Mektubat)Üstad Bediüzzaman Hz de anne tarafından Hüseyni, baba tarafından ise Haseni’dir.


    44 min

About ZAKİRİN

From the publisher's feed

Kalpler ancak ALLAH'ı (cc) zikretmekle felah ve ferah bulur.