
Sign up to save your podcasts
Or


ZAKİRİN-23- ÖĞLE-AKŞAM-YATSI NAMAZ TESBİHATI (TR AÇIKLAMALI)
Nisa suresinin yüz üçüncü ayetinde Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır.
Diğer ayet-i Kerime de Allah “Anın beni ki, anayım sizi!” (Bakara, 2/152) buyurmaktadır. Yani biz, Allah’ı zikr u fikr u ibadetle yâd edeceğiz, o da bizi teşrîf ve tekrîmle anacak… Biz duâ ve münacâtlarla onu mırıldanıp duracağız, o da icâbetle bize lütuflar yağdıracak... Biz dünyevî işlerimizin arasında onu unutmayacağız, o da dünya ve ukbâ gâilelerini bertaraf ederek bizi ihsanla şereflendirecek… Biz yalnız kaldığımız dönemlerde de onunla dolup taşacağız, o da yalnızlıklara itildiğimiz yerlerde bize “Enîs u Celîs” olacak... Biz rahat olduğumuz zamanlarda onu dilden düşürmeyeceğiz, o da rahatımızı kaçıran hâdiseler karşısında rahmet esintileri gönderecek... Biz onun yolunda ihlâslı olacağız; o da bizi gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insan tasavvurunu aşan hususî iltifat ve hususî pâyelerle şereflendirecek.
Beş vakit içerisinde “salât-ı vustâ”, cuma gününde “vakt-i icâbe” (duaların umumiyetle kabul olacağı saat), insanlar arasında veli kullar, ramazan ayında Kadir Gecesi, bütün tâat ve ibadetler içerisinde rıza-yı ilâhî, kâinatın ömründe kıyamet ve ferdin hayatı içerisinde ölüm anı gizlendiği gibi; Esmâ-i Hüsnâ arasında da İsm-i A’zam gizli tutulmuştur. Mü’minlerin sürekli uyanık, dikkatli ve devamlı Allah’a (celle celâluhû) ibadet ve tâat içerisinde bulunmalarına vesilelik eden bu gizlilikten dolayı hangi ismin “a’zam” olduğu da bilinememiş; pek çok muhtelif isim, İsm-i A’zam olarak zikredilmiştir.
Allah dostları, yalvarış ve yakarışların ancak samimiyet, sıdk ve sadâkat içinde edâ edildiği ölçüde “İsm-i A’zam”a iktiran etmiş gibi rahmet arşına ulaşacağını âdeta İsm-i A’zam iksiri gibi hüsn-ü kabûl göreceğini söylemişlerdir.
İşte Ismi Azam Dualarını içeren Tesbihat, Üstad Bediuzzaman Hz nin çok ehemmiyet verdiği dua, zikir ve tesbihlerden ibaret, kaynağını Peygamberimiz (asm) ve İslam âlimlerinden alan çok sevaplı bir ibadettir.
Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediye’dir (s.a.v.) ve velayet-i Ahmediye’nin (s.a.v.) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra bu kelimenin hakikati böyle inkişaf etti: Nasıl ki, risalete inkılap eden velayet-i Ahmediye (s.a.v.) bütün velayetlerin fevkindedir. Öyle de, o velayetin tarikatı ve o velayet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarikatların ve evradların fevkindedir.”
Tesbihatın sonunda Öğle namazından sonra okunması faziletli olan Sure-i Fethin sonundaki Lekad resulehurru ya...ile başlayan son ayetleri Et Tuği mükemmel kıraati ile okuyor. Bu ayetler; sahabelerin peygamberlerden sonra insanlar içinde en seçkin kimseler olduklarına sebep olan yüksek seciyeler ve kıymetli meziyetleri haber vermekle beraber; işarî manasıyla, Rasulullah'ın vefatından sonra makamına geçecek dört halifeye hilafet tertibi ile işaret edip, her birinin en meşhur medar-ı imtiyazları olan has sıfatı dahi haber veriyor.Rasulullah'dan sonra halifeliğe geçecek Hulefa-i Raşidine işaret ediyor.
Akşam namazından sonra okunması tavsiye edilen La Yestevi ayetlerini Abdussamet enfes okuyor.
ZAKİRİN-22- ÜSTAD BEDİUZZAMAN HZ MUTAD DUALARI ve HUSUSİ VİRDİ
Hz Ustadın talebelerinin şehadetiyle o, gecelerde, göz kamaştıran bir huşû ile sabaha kadar ubudiyette bulunmuş; yaz-kış bu âdetini değiştirmemiş; teheccüd, münâcat ve evradlarını asla terk etmemiştir.
Sekiz sene kadar kaldığı Barla'daki komşuları naklediyorlar:
Bediuzzaman Hz nin mutad okuduğu evrad-u ezkarlar;
Bu programda okunan Ustad Hz nin bu hususi virdindeki 6 ayet ;
1 (Hz.Yunus’un duası ) “Karanlıklar içinde niyaz etti: Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.‘Senden başka ilâh yoktur. ” Enbiyâ 87
3 (Hz. Muhammed’in (asm) duası ) “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe 129
5 “Havl ve kuvvet, ancak her şeyden yüce ve nihayetsiz azamet sahibi olan Allah’a aittir.”
Programın sonunda Üstad Hz nin yanık Münacaatı TR açıklamaları ile okundu.
BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ
Eski Said ve gerekse Yeni Said döneminde telif ettiği eserlerin toplam sayısı 196'dır.
Risale-i Nur; Allah yolunda, Kur’anın elmas kılıncı olan iman hakikatleriyle manevi cihad etmeyi öğretir, imanı takviye eder, manevi terakkiyatı sağlar. Fenalığa karşı, iyilik ve fazileti, merhamet ve şefkati, birlik ve beraberliği, afv ve safvı (temizliği) ders verir. Bütün bunları bir mükafat beklemeyerek ve münhasıran, Allah rızasını gözeterek ifa etmeyi esas tutar.
Talebelerinin şehadetiyle o, gecelerde, göz kamaştıran bir huşû ile sabaha kadar ubudiyette bulunmuş; yaz-kış bu âdetini değiştirmemiş; teheccüd, münâcat ve evradlarını asla terk etmemiştir.Bediüzzaman'ın yetiştirdikleri insanlar da hep böyle evrad u ezkarla hemdem, teheccüdde berdevam ağzı dualı mana insanları olagelmişlerdir.
Biz ZAKIRIN olarak İslam büyüklerinin İbadet u taat ve evradlarina yogunlastigimizdan Üstad Hazretlerinin okuduğu evradları,tesbihatı hatırlayıp Kulubud Daria daki Yakarışlarını okuyacağız
MEVLANA HALİD-İ BAĞDADİ HAZRETLERİ;Nurani silsilenin 18. asırdaki halkası ve asrının müceddidi, Zâhir ve bâtın ilimlerindeki kemâli sebebiyle Zülcenâheyn,Nakşibendiler arasında, büyük alim ve şeyhler için kullanılıp efendimiz anlamına gelen “Mevlana” lakabıyla tanınan Asıl ismi, Hâlid b. Hüseyin en-Nakşbendî el-Hâlidî eş-Şafii Hazretleri Irak'ın Şehrezûr beldesine bağlı Karadağ da 1779 yilinda dünyaya gelmiş Sülalesi baba tarafından Hz. Osman’a dayanmaktadir.
Manevi isaretlerle gittiği Hindistan Delhi de Nakşibendî şeyhi Abdullah Dehlevi’den aldığı feyiz ve ilimlerle manen güçlenen Bağdadi o zaman Hindistan’dan İran’a kadar yayılmış olan Şiilerin Kur’an-ı Kerim’in yanlış yorumlarını etkisiz hale getirip şüpheleri dağıtarak, elli milyondan fazla(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 78) insanın irşadlarına ve imanlarının kurtulmasına kısa zamanda Allah in Lütfü ile vesile oldu.
Gerek Bediüzzaman, gerekse Mevlana Halid Hazretlerinin hayatını birçok benzerlikler vardır.Mevlana Halid (M.1779), Bediüzzaman tam yüzyıl sonra (M. 1878) dünyaya gelmiştir. Mevlana Hazretleri idarecilerin tahkikatı üzerine (1823) Bağdat’tan ayrılıp Şam’a yerleşmiş, Bediüzzaman ise yine yüzyıl sonra (1923) Ankara’dan ayrılıp Van’da inzivaya çekilmiştir. Mevlana Halid’in (1809) Hindistan’a gidişi ile Bediüzzaman’ın (1907) İstanbul’a gidişinde tarihi tevafuk vardır. Diğer yandan Mevlana Hazretlerine Bağdat Valisi İbrahim Paşa tarafından müderrislik, Bediüzzaman’a da milletvekilliği, Şark Umumi Vaizliği teklif edilmiş ancak her ikisi de bu resmi görev tekliflerini kabul etmemişlerdir.Bediüzzaman’ın gençliğinde alamadığı İcazet Nişanı Cuppesi asırlar ötesinden Mevlana Halid Hazretleri tarafından nasip olmuş ve kendisine talebeleri aracılığı ile giydirilmiştir.
Mevlânâ Halidi Bağdadi Hazretlerinin Kulubuddaria da kayıtlı Caliyetü’l – Ekdar Ve’s – Seyful Bettar , “kederleri gideren keskin kılıç” evradını okumak dinlemek paylaşmak maddi ve manevi dertleri için bir şifa kaynağı oldugu bildirilmiştir. Çünkü Câliyetü’l- Ekdâr’ı okuyan biri duasına hem Mevlana Halid-i Bağdâdî hazretlerini (kuddise sırruhû) hem de esma-i hüsnâ ile Bedir ashabını vesile etmiş olur.
BAHÂEDDİN NAKŞİBEND HAZRETLERİ (d.718/1318, ö. 791/1389)
70 yıllık bereketli ömür devresini tamamladıktan sonra doğum yeri Kasrıârifân a dönerek son yıllarını ve gunlerini müridlerini yetiştirmekle geciren Bahâeddin (2 Mart 1389) pazartesi gecesi doğduğu köyde vefat etti.
ABDÜLKĀDİR-i GEYLÂNÎ HAZRETLERİ
Büyük İslam âlimi, 11. asrın Müceddidi, mutasavvıfı ve müderrisi, Hüccet-ül-İslam , Zeynüddin (dinin ziyneti) isimleriyle tanınan,yazdığı kitapların sayfası 55 yıllık kısa ömrüne bölününce bir güne 18 sayfa düşen 1000 (bin)e yakın eser sahibi İmam Gazali nin hayatını kısaca hatırlayıp, Sebi Arus- Vuslat gecesinde yazdigi Son vasiyetini içeren Kasidesini ve Kulubud Daria da kayitli Cennetul Esma evradini okuyacağız
Gazali (Miladi 1058) yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuştur. İlk öğrenimini Tus ve Cürcan şehirlerinde daha sonra 28 yaşına kadar Nişabur Nizamiye Medresesi'nde tahsilini tamamlayınca, büyük bir ilim ve edebiyat hâmisi olan Selçuklu veziri üstün devlet adamı Nizâm-ül-mülk’ün da’veti üzerine Bağdad’a gitti. Nizâm-ül-mülk’ün topladığı ilim meclisinde bulunan zamanın âlimleri, İmâm-ı Gazâlî’nin ilminin derinliğine ve mes’eleleri izah etmekdeki üstün kabiliyetine hayran kaldıklarını i’tirâf ettiler. Üstün vasıflarından dolayı hem âlimler, hem de halk tarafından çok sevildi. O zaman ortaya çıkan sapık fırkaların mensûpları, onun yüksek ilmi ve en zor, en ince mevzûları en açık bir şekilde anlatması, hitâbet ve izah etme kabiliyetinin yüksekliği, zekâsının parlaklığı karşısında perişan ve mağlûb oldular. Bu sırada otuzdört yaşında bulunan İmâm-ı Gazâlî’nin İslâmiyete yaptığı büyük hizmetleri gören Selçuklu veziri Nizâm-ül-mülk, onu Nizamiye Medresesi’nin (Üniversite) başmüderrisliğine, şimdiki ta’biriyle rektörlüğüne ta’yin etti. Bu medresenin başına geçen İmâm-ı Gazâlî, üçyüz seçkin talebeye, lüzumlu olan ilimleri ogretiyor Bir taraftan da kıymetli kitaplar yazıyordu.
Yaklaşık 10 yıl süren bu inziva doneminde baş eseri olan İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’i Kimyâ-yı Saʿâdet ve Eyyühe’l-veled eserlerini yazmıştır. 1106 da tekrar Nîşâbur’ da Nizâmiye Medresesi’nde öğretim görevine başladıgin da“ Eskiden mevki kazandıran ilmi öğretiyordum...; şimdi ise mevki terkettiren ilme çağırıyorum”demişti.. İhyâ’sını kalabalık bir talebe kitlesine ders olarak okuttu.
İhyâ’ü ‘Ulûmiddîn, İslâm dünyası kadar batıda da kendisine, yaygın olarak başvurulan eserlerin başında gelmektedir. Pek çok dile tercüme edilmiştir. Ümmetin: ‘İslâm’a dair bütün kitaplar kaybolup sadece İhyâ’ kalsaydı, diğerlerini aratmazdı‘ diyerek taltif ettiği, -kimi bölgelerde- vird edindiği bu eserden Müslümanlar, kıyamete kadar istifâde etmeye devam edeceklerdir inşaAllâh…
Mânâ âleminde, o Hüccetü’l-İslâm’ın ve büyük eseri İhyâ’ü ‘Ulûmiddîn’in büyüklüğünü Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in, Hazreti İsa ve Musa Nebîlerin ve Şeyhayn (Hazreti Ebûbekir es-Sıddîk ve Hazreti Ömer Radıyallâhu Anhûma)nın da tasdik ettikleri haber verilmiştir.
Uç yılı aşkın bir süreden sonra resmî görevini bir defa daha bırakıp Tûs’a döndü (1109). evinin yanındaki medrese, ve tekke de günleri, insanları irşâd etmekle geçti. 55 yaşında iken 1111 yılında vefât etti.Tûs’ta ünlü şair Firdevsî’nin mezarının yakınına defnedildi.İmâm-ı Gazâlî hazretleri vuslat seb i arus elbisesini giyip, yüzünü kıbleye dönüp, rûhunu teslim etmişti. Başı ucunda bazı beyitlerin yazılı olduğu sayfalar vardi.Bu İmam Gazali nin tek kasidesi daha sonralari Şeyh Abdulgani en-Nablusi (105011143) tarafından şerh edilen ölüm kasidesi idi.
100 yüzyıl sonra yaşayan Mevlânâ nin Şeb i Arus Vuslat Halvet Gecesi diye adlandırdığı beyitlerin manalarin belki ilham kaynagi İmam Gazali nin, Rabbine kavuşma anını ölüm e nasıl gülerek ve bilerek gittiğini Eserlerinde hep ilmelyakin anlattığı ölüm gerçeğini hakkal yakın ve aynelyakin yasayarak o anlarda kaleme aldığı son eseridir.
Gelmiş-geçmiş İslâm âlimleri arasında Üstad Bediüzzaman'a en çok benzeyen Dokuz yüz sene evvel yaşayan ve asırlara hükmeden İmam-ı Gazzâlî'dir. Eğer yaşadıkları şartlar ve ortam aynı olsaydı, belki aralarındaki misliyet de ayniyete inkılâp ederdi.
VEYSEL KARANİ Hz
Müslüman olduktan sonra bütün ömrü boyunca sevgili Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) aşkı ile yanıp tutuştu. Kulluğunda o dereceye ulaşmıştır ki, her hâli, her hareketi ve her sözü insanlara ibret ve nasîhat olmuştur. Onun en önemli vasfı, Peygamberimize ( aleyhisselâm ) aşkı, ibadetu taatteki derinliği ve annesine saygısıdır. Annesine çok hizmet edip, hayır duâsını almıştır. Resûlullah efendimizi ( aleyhisselâm ) görmeği çok arzu ediyordu.
Yine Resulullah buyurdular :“Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet gününde Rebia ve Mudar Kabileleri’nin koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefaat edecektir.”
(657) yılında vuku bulan Sıffîn Savaşı’na Hz. Ali’nin saflarında katıldığı ve bu savaşta şehid olduğu kabul edilir. Bundan dolayı İmâmiyye Şîası’nda özel bir yere sahiptir. Veysel’in gömüldüğü yer de belli değildir. Yemen’in Zebîd, İran’ın Kazvin ve Kirmanşah, Özbekistan’ın Hîve, Suriye’nin Şam ve Rakka şehirleriyle Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde ona nisbet edilen makam-mezarlar vardır.
Veysel Karani Hazretlerinden sonra gerek Hızır (as)’dan gerekse bazı velilerden bu şekilde feyz almış kişilere Üveysi denilmiştir.
Veysel Karâni Mekke’de hac yapıp, Medine’ye gidince işte Resûlullahın türbesi burasıdır diye kendisine gösterildi. Kendinden geçerek düşüp bayıldı. Ayılınca beni buradan götürün. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) medfûn bulunduğu bir beldede benim için yaşamanın tadı olmaz, demiştir.
İMAM SAZILI Hz ve şeyhi İbni Meşiş Hz.Hayatı Ve Dua lari (1196-1258)
Ebu’l-Hasan Şâzilî’nin tasavvufî şahsiyetini ortaya koyan unsurlardan birisi, onun dua ve zikir konusundaki hassasiyetidir. Çünkü İmam Şâzilî çok dua eder, gecenin ilerleyen vakitlerine kadar evrâd ve ezkâr ile meşgul olurdu. Vefat ettiği gece bile bu âdetini terk etmemişti. Evet O’nun tasavvufî hayâtında dua ve zikrin önemi büyüktür. Günün değişik vakitleri için tahsîs edilmiş duaları vardı. Evrâd, ezkâr ve dualarının büyük bir bölümünü kendisi tertîb etmiştir.
İmam Şâzilî Hazretlerinin en önemli hizbi Hizbü’l-Kebîr’dir. Hazreti Şâzilî’nin sağlığında sadece “hizb” diye bilinen bu duası onun en önemli hizbi olduğu için daha sonraları “el-Hizbü’l-Kebîr” diye anılır olmuş ve öylece şöhret bulmuştur. El-Hizbü’l-kebîr, Hazreti Şâzilî’nin, “Kim bizim hizbimizi okursa, bize olan lütuflar ona da olur.” dediği hizbidir.
1- MUHARREM AYI ÂŞURA GÜNÜ KERBELA, HICRET ve Hz Huseyin duası
Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır.Aşure gununda olan hadiseler
From the publisher's feed