ZAKİRİN

ZAKİRİN

Download on the App Store

ZAKİRİN episodes

  • ZAKİRİN-13 - Hz.MEVLANA- Esmaul HUSNA Zikri- Virdü Kebir (Mevleviye)Münacaatı (36 dk)

    HZ MEVLANA- Esma-ul Husna Zikri ve Virdü Kebir(Mevleviye)Münacatı

    Mevlâna Celaleddin Rûmî Hazretleri’nin bazı sûre, âyet ve Peygamber Efendimiz’den gelen bazı dualardan terkip ve tertip olunmuştur Hz. Mevlâna'yı sevenler, onun yolundan gidenler onun mübarek dualarını asırlardır okuya gelmişler ve dillerine vird edinmişlerdir. Bu itibarla bu evrâd ; mevlevî âdâb ve erkânının başlangıcını teşkil etmektedir.

    “Evrâd-ı Mevlâna (Mevleviyye)” ve Vird-ul Kebir denilen bu meşhur virdin değişik kütüphanelerde, birçok yazma nüshası vardır.

    Kulubuddaria da da kaydedilmistir. Mesnevi deki 30 bin beyitle 7 asırdır tüm dünya insanlarina Ilahi Kurani ve Muhammedi ahlaki anlatan ve sevdien Hz.Mevlânâ nin Rabbisine karsi hangi yuce hislerle yalvarıp yakardigini bu "Virdu Kebir" de görmek mumkundur.


    Tamamı 16 sayfa olan,yaklaşık ,3 saatte okunabilecek bu duayı sabriniza sığınarak, sadece esmaul husna zikirlerini ve sonrasindaki yakarislarini Arabi ve Türkçe açıklamalarıyla okumaya caliştık.


    Virdu Kebir evradinde Hz Mevlana önce Cenabı Hakkı tesbih  tekbirlerle tazim ediyor, nimetlerine hamdu sena ediyor. Sonra, Kur an daki ismi azam taşıdığı rivayet edilen Surelerden, Ayetul Kürsi, Amenerrusulu, Yasin,  Duha, İnşirah,Zilzal,Kevser, Kafirun,Nasr,Tebbet,İhlas(3) ,Muvazeteyn(3),Fatiha ve Elf lam mim.. sure ve ayetleriyle  adeta kısa bir hatim yapıyor.
    Okunan Kur'an hurmetine günün  feyizli bereketli geçmesi için dualarla 101 Esma-ul Husna'yı  zikrediyor. Sonra aşağıdaki Dualara başlıyor..

     Şu güzel isimlerin hürmetine, o isimlerin şerefi ve kerameti hürmetine, O isimleri, müsemmâsına da’vet eden hürmetine, 4. O, isimlerin ma’nâları hürmetine. Allâh’ım! 5. Sabahımı hayırlı uğurlu ve mübarek kıl; 6. (beni) belâ ve kedere uğrayan, zillete düşüp de üzülen yapma. 7. Allah’ım şu günümüzün başını hoş, 8. ortasını selâmet, 9. sonunu da kurtuluş sebebi yap. 10. Allah’ım bu, yeni yaratılan bir gündür. 11. Onu, sana,tâat ü ibâdet etmem için bana aç; 12. senin mağfiretine ermekle ve hoşnutluğunu kazanmakla bitir. 13-15. Bu günde beni, senin benden kabul edeceğin ve senin pak kılıp bana artıracağın, güzel rızıklarla rızıklandır. Ve bu günde işlediğim günahlardan dolayı beni affet. Muhakkak sen çok mağfiret edicisin. Pek merhametlisin; kullarını çok seversin, çok mükrimsin. Allah’ım! Ben, hoşlanmadığım şeyi kendimden def etmeye, umduğumu elde etmeye muktedir olmadığım halde sabahladım. Hal ve keyfiyet de benim elimde olmayıp sen Allah’ımın elindedir.


    15. Ben amelim karşılığında rehin alındım. 16. (Rahmetine muhtaç kulların içinde) benden daha fakiri yoktur. 17-20. Allah’ım bana acı çektirerek düşmanımı sevindirme, dostumu da kedere boğma, beni dînimde musıybete uğratma ve himmetimin en büyüğü dünyâ için olmasın;ilmim de münhasıran dünyâ için olmasın. Bana merhameti olmayan kimseyi de üzerime musallat etme......

    52 min
  • ZAKİRİN-12 İbrahim Hakkı Hazretleri-Mevla Görelim Neyler Neylerse Güzel Eyler (30 beyit)

    Mevlana Celâleddin er-Rûmî (1207-1273)

    Hazret,  1207 yılında Horasan ,(bugünkü Afganistan) Belh bölgesinde hayata gözlerini açtı. Babası, şeyh Muhammed Bahâüddin es-Sıddîkî ki, Hazreti Ebû Bekir'in onuncu derecede torunuydu. Merhum Tâhiru'l-Mevlevî'ye göre, vâlide-i mükerremeleri de Efendimiz'in soyundan ayrı bir şecere-i mübarekenin meyvesiydi. Baba, bulunduğu bölgede 'Sultanu'l-Ulemâ' unvanıyla yâdedilen bir Peygamber vârisi ve bir hakikat eriydi. Pek çok hak dostu gibi o da doğup büyüdüğü yerde hazmedilememiş, hatta hırpalanmış ve bir manâda göçe zorlanmıştı. Bu itibarla da, maskat-ı re'si olan Harzemlilerin ülkesinden ayrılmış.. upuzun bir müsâferet ve ikamet fasılları yaşamış: Hicaz'a uğramış, bir miktar şam'da ikamet etmiş, bir hayli sulehânın yanında Muhyiddin ibn Arabî gibi mümtaz şahsiyetlerle görüşmüş, görüşmüş ve feyiz alıp feyiz vermiş.. ve kendiyle beraber dünyevî yaşı itibarıyla henüz altı-yedi yaşına yeni basmış bulunan büyük ruhlu küçük Mevlânâ da zatına has o derin tecessüs ve tefahhus hisleriyle gördüklerini gayet net fotoğraflamış, çevresini iyi okumuş, bilhassa Hazreti Muhyiddin'in esrarlı dünyasına -tabiî yaşının müsaadesi ölçüsünde- nüfuz ederek onun sohbetiyle ayrı bir insibağ yaşamış; ondan iltifat görmüş ve teveccühlerine mazhar olmuş.. böylece oldukça sıkıntılı fakat değişik mevhibe ve vâridlere açık hedefi meçhul bu bereketli hicrette Hazreti ibrahim, Hazreti Musa ve Hazreti Ruh-u Seyyidi'l-Enâm (aleyhim salavâtullahi ve selâmuhu mile'l-arzi ve mile's-semâ) gibi hep bereket bulmuş, hep lütuf görmüş ve kazâya rıza sayesinde adı konmamış ihsanlara mazhar olmuştur.

    Yollar bu kutlu aileyi alıp Erzincan'a götürmüş, kader onları Karaman'a çekmiş. Bir miktar 'Halâveye' medresesinde talebelik.. bir süre şam-Halep medreselerinde ulûm-i islâmiye tahsili.. ve tekmîl-i nüsahtan sonra yeni ana ocağı sayılan Konya'ya avdet.. bir süre sonra Hoca Şemseddin Semerkandî'nin semere-i mübarekesi Gevher Hatun'la izdivaç.. ardından da muhterem peder Sultanu'l-Ulemâ'nın Allah'a yürümesi.. ve Seyyid Burhaneddin Tirmizî'nin nezaretinde uzun bir seyr u sülûk-i rûhânî.. derken birkaç sene sonra Rüknüddin Zerkûbî'nin işaretiyle Konya'ya gelen Şems-i Tebrizî ile buluşma ve yeni bir derinliğe açılma..

    Mesnevi'nin I. cildinin 1258-1261 arasındaki bir tarih­te yazılmaya başlanıp 1263 veya 1264 yı­lında tamamlandığı söylenebilir. Diğer beş cilt ise ara verilmeden telif edilmiştir.Hüsâmeddin Çelebi, Mevlânâ'nın Mesnevi'yi yazdırırken hiçbir kitaba müracaat etme­diğini, eline kalem almadığını; medresede, tenezzuh tefekkür ettiği yerlerde..gelen ilhamlari hemen zaptettiği­ni, hatta yazmaya yetişemediğini söyler.
    Mevlânâ Celâleddin er-Rûmî hazretleri  Üzerinden asırlar geçmiş olmasına rağmen o, eserleriyle bugün bile bizi duyuyor, dinliyor, hislerimizi paylaşıyor ve problemlerimize çareler sunuyor gibi . O, geçmişte yaşamış biri; ama yedi asır sonra dahi hâlâ içimizde dipdiri.. ziyasını Hazreti Ruh-u Seyyidi'l-Enâm (aleyhi ekmelü't-tehâyâ)'dan alan ve günümüze kadar değişik dalga boyundaki tayflar hâlinde her yana yayan bir nur adam.. evliyâ, asfiyâ çerçevesinde seçilmişlerden bir seçilmiş ve aşk u muhabbet kahramanları arasında sözleri mîr-i livâ bir kutlu.. ölü ruhlara hayat üfleyen bir israfil sûru.. nefesi, çoraklaşmış gönüllerin âb-ı hayatı, yoldakilerin nuru ve tam bir Peygamber vârisi.

    Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri der ki; Bil ki, ben hayatta sağ kaldıkça Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî (ks) Hazretleri’nin dediği gibi derim: ”Ben, hayatta kaldıkça, Kur’ân’ın bendesiyim. Ben Muhammed-i Muhtar’ın (asm) yolunun toprağıyım.”Üstad Hz. Hazret-i Mevlânâ benim zamanımda gelseydi, Risâle-i Nûr’u yazardı. Ben de Hazret-i Mevlânâ zamanında gelseydim, Mesnevî’yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevî tarzındaydı. Şimdi Risâle-i Nûr tarzındadır.”

    55 min
  • ZAKİRİN-11 Mevlana Hazretleri Hayatı, Mevlevi Zikri, La Tahzen(Üzülme)-Etme-O Geliyor O Geliyor Beyitleri (57 Dk)

    Mevlana Celâleddin er-Rûmî (1207-1273) 

    O, Cenâb-ı Hakk'ı delice seviyordu ve ufkunda hiç dinmeyen bir inilti vardı gece-gündüz. Halvette-celvette, her zaman ayrı ayrı muhabbet ve aşk u iştiyak fasılları yaşıyordu. Bütün bütün mâsivâdan tecerrüt edip kendini gönlündeki aşk u vuslatın gel-gitlerine salınca tamamen bir ateş topuna dönüyordu. içten içe ocaklar gibi yanıyor, ama asla gam izhar etmiyordu. Yanmayı aşkın gereği görüyor, âh u vah etmemeyi de vefa töresi sayıyordu. Ona göre, 'seviyorum' diyenler cayır cayır yanmalı ve bunu da maiyyet ve kurbetin bedeli saymalıydılar. Az yemeli, az içmeli, az uyumalı, konuşacakları zaman da sadece O'ndan söz açmalı ve hep 'hayret' yaşamalıydılar. O, 'Sevenin nasıl uyuduğuna şaşılır; evet, sevene uyumak haramdır.' derdi. Bir keresinde, (Cenab-ı Hakk'ın, Hazreti Davud'a hitaben:) 'Ey Davud! Kendini uykuya salıp beni düşünmeyen, sonra da aşk iddiasında bulunan yalan söylemiş olur.' sözünü naklettikten sonra 'Karanlık basınca aşıklar delirir-delirmeli.' demiş ve hep dediği gibi davranmıştı.

    İşte Divan-ı Kebîr'de onun mağmalar gibi köpürüp duran his ve heyecan ummanından sadece birkaç damla:

    'Elsiz-ayaksız kalmış zavallı gönlümde O'nun aşkına direnecek güç kalmadığı için mecnun gibiyim. Her gün, her gece beni bağlayan aşk zincirinin ucunu geveleyip duruyorum.

    Sevgilinin hayâli gelip belirince kanlar içinde kalıyorum. Ben kendimde olmadığım için O'nu gönül kanıyla boyarım diye korkuyorum. Aslında Sen, her zaman aşk ateşiyle yanıp yakılan bu âşığın gecelerini perilerden sormalısın.. Herkes gidip uyudu; gönlünü O'na kaptırmış olan ben ise uyku nedir bilmiyorum. Bütün gece gözlerim göklerde yıldız saymakta; O'nun aşkı uykumu öyle bir alıp götürdü ki, bir daha geri geleceğini sanmıyorum...'

    Eğer O'nun aşk u heyecanı ve vecd ü hafakanlarının özü sayılan şiir divanlarının ruhu sıkılacak olsa, ondan hep böyle aşk u iştiyak ağlamaları, vuslat ve ümit nağmeleri dökülecektir. Mevlânâ bir ömür boyu sevmiş, sevildiği inancıyla oturup kalkmış, hep O'na karşı olan aşk u alâkasını dillendirmiştir. O, bu engin aşk u alâkasını her seslendirişinde de O'na yalnız yürümemiştir; kendini dinleme bahtiyarlığına ermiş-çevresini de alıp beraber götürmüştür. Evet o, kendisine sunulan semavî ziyafet sofralarından, o ışık hâlesi içinde bulunanlara da kâse kâse sunmayı âdeta bir vefa borcu bilmiştir.

    İşte ona ait bir semavî yolculuk sergüzeştinden etrafa akseden bir kaç müteşâbih nağme:

    'Aşk burakı aklımı da gönlümü de aldı götürdü. Nereye götürdüğünü bana sorma. Aklımı da gönlümü de alıp ötelere götürdü. Yürüyüp öyle bir revaka ulaştım ki, orada ne ay var ne de gün; öyle bir dünyaya eriştim ki, orada dünya da dünya olmaktan çıkmış...' Bu seyahat, mirac-ı Ahmediye'nin gölgesinde öyle bir uruc ve bir semavî yolculuk ki, Süleyman Çelebi ifadesiyle, 'Ne mekân var ânda ne arz u semâ.' Görüp duydukları, bakıp temâşâ ettikleri gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, akl u fikrin kavrayamadığı özel iltifat tecellileriydi ve bunlar herkese de müyesser değildi. O, gitti, gördü, tattı ve bir fâninin bilebileceği çerçevede bilinebilecek her şeyi bildi. Görmeyenler bilemez, tatmayanlar duyamaz; duyanlar da çok kez sır vermez, sır verseler de onu herkes ihâta edemez. Gâlib'in ifadesiyle:

    "Bir şu'lesi var ki şem'-i Canan'ın

    Fânûsuna sığmaz âsumanın"

    Mevlânâ'nın bütün bir varlığa karşı duyduğu muhabbet, alâka ve insanlarla münasebetlerindeki sıcaklık, ondaki o derinlerden derin ilâhî aşkın bir izdüşümüydü. Fıtratı sermest-i câm-ı aşk olan Hazreti Pir her şeyi sevmiş, topyekün varlığı muhabbetle kucaklamış, her nesne ile bir çeşit diyaloğa geçmişti ki; bütün bunlar, onun Allah'a karşı o derin aşk u alâkasının yansımasından başka bir şey değildir.

    1 hr 37 min
  • ZAKİRİN-10 CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETLERİ OKUNACAK SURELER(Mealli Cuma-Yasin-Kehf-Mülk-Fetih) ve MUHYİDİN-İ ARABİ nin Münacaatı
    CUMA GÜNÜ  FAZİLETLERİ- OKUNACAK SURELER ve DUALAR 
    “Güneşin doğduğu günlerin en faziletlisi / en üstünü cuma günüdür. Çünkü Âdem o günde yaratılmış, o günde cennete yerleştirilmiş ve o günde cennetten çıkarılmıştır.” (bk. Müslim, 854; Nesai, 3/89; İbn Kesir, 1/2328)
    Hz. Âdem’in Cennetten çıkarılması, yeryüzüne yerleştirilmesi ve yeryüzü halifelik payesine ulaştırılması anlamına geldiği için, o da bu cihetle büyük bir nimettir.Demek ki cuma günü, insanlığın ilk yaratıldığı, cennete yerleştirildiği ve yeryüzü halifesi olduğu bir gün olduğundan ötürü insanlar için büyük bir bayram günü olmuştur.Allah’ın cennette cuma gününe tekabül eden ve “yevmü’l-mezîd” denilen günde, kullarına kendisini ziyaret fırsatı vereceğini, bunun için onlara tecelli edeceğini bildirilmiş (İbn Kayyim, 1/369-372, 408-410), başka bir hadiste de bu günde yapılan duaların kabul edileceği bir anın (icâbet saati) bulunduğunu haber vermiştir.

    İcâbet saatinin zevalden itibaren namazın başlamasına, imamın minbere çıkmasından namazın başlamasına veya bitimine ya da ezandan itibaren namazın eda edilmesine kadar devam ettiği, ayrıca fecir ile güneşin doğuşu, ikindi namazı ile güneşin batışı arasında olduğu şeklinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Hz. Peygamber (asm)’in, “Ben onu biliyordum, ancak Kadir Gecesi gibi o da bana sonradan unutturuldu.” (Hâkim, Müstedrek, 1/279) meâlindeki hadisine dayanarak esmâ-i hüsnâ arasında ism-i a‘zamın, Ramazanın son on günü içinde Kadir Gecesinin gizli tutulması gibi, icâbet saatinin de insanların bütün gün boyunca Allah’a yönelmeleri için gizli tutulduğu ifade edilmiştir.

    Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

    “Cuma Suresini okuyan kişiye, Müslüman şehirlerden bir şehirde Cuma Namazına gelen ve gelmeyenlerin sayısınca on sevap verilir.”
    Medine’de inmiş olup 11 âyettir. Adını Cuma namazını farz kılan 9. âyetten almıştır. 
    Sureyi üç ana bölümde incelemek mümkündür:
    Birinci bölüm; kâinatta bulunan her şeyin durmadan Allahu tesbih ettiği gerçeğini ifade eder.
    Surenin ikinci bölümü, yahudilerin Allah emanetini taşımak hususundaki vazifelerinin son bulduğunu; çünkü bu emaneti ancak canlı, uyanık, şuurlu ve her şeyi ile kendini ona adayan kalblerin taşıyabileceğini ifade eder.
    Surenin üçüncü bolumu cum'a günü ve namazı ile ilgilidir:
    Burada, müslümanlara, Cuma ezanını duyar duymaz her türlü çalışmayı ve alış verişi bırakmaları, cazip olan alış veriş meşgalesinden daha kârlı olan Allah zikrine teşvik etmekte; İslâmın hem dünyayı, hem âhireti, hem de bütün insanlığı kucaklayan ibadet telakkisine işaret etmektedir.

    Cuma günü okunmasi tavsiye edilen sureler;Yasin,Mülk(Tebareke),Amme,Duhan,Rahman,Kehf (tümü veya ilk on ayet- son on ayet ), Secde,Vakia,Fetih,Cuma,Amenerrasulu,Hasr suresinin sonu...ihlas,felak,nas sureleri

    Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:
    “Size bir sûre haber vereyim mi ki, azameti semâ ile arz arasını doldurmuştur, onu 70 bin melek teşyî’ etmiştir. O sûre Kehf Suresi’dir. (Ashâb-ı Kehf kıssasinda inançları uğruna canlarını ortaya koyarak yurtlarından çıkıp dağdaki bir mağaraya sığınan gençlerin durumu anlatılır. )
    Kim cuma günü bu sûreyi okurssa Allah onu öteki cumaya ve  üç gün de ziyâdesine kadar  mağfiret eder.
    Ve semâya ulaşan bir nur verilir ve Deccal’in fitnesinden muhafaza edilir. Yatacağı vakit bu sûrenin sonundan beş(bir rivayette 10) âyet okuyan hıfz olunur ve gecenin istediği vakttinde kaldırılır.” (Suyûtî,)

    Cuma akşamı Yâsîn Suresi'ni okuyanın günahlarının affedileceği ümit edilir.

    Kehf,Yasin,Fetih,Mülk(Tebarek) surelerini Türkçe açıklamalarıyla beraber Zakirin platformunda kaydettik.

    Vakti musait olan veya vaktini Kur an ile değerlendirmek isteyenlerin istifadesine sunariz.

    2 hr 56 min
  • ZAKİRİN-9 (Alvarli Efe Hz Hakkında, Bayram O Bayram Olur, Sultan..)
    Erzurum'un Pasinler (Hasankale) ilçesine bağlı Kındığı (Altınbaşak) köyünde doğdu. Resmi nüfus kayıtlarına göre doğum tarihi h. 1271 m. 1853-1854 iken oğlu Hacı Seyfeddin Efendinin tespitine göre h. 1285 m. 1868'dir.[1] Babası Hace Hüseyin Efendi, annesi ise Hatice Hanım'dır. Anne cihetinden Seyyid olup soyu Hz. Muhammed' (sav) e dayanır. H. 1307 (m. 1889-1890) yılında Hasankale'nin Sivaslı Camiinde imamlığa başladı. 
    Aynı yıl babası ile birlikte Bitlis'te ikamet eden Nakşibendi Şeyhi Muhammed Küfrevi'yi ilk defa ziyaret etti. 5 yıl sonra, 27 yaşında iken Muhammed Küfrevi'den Nakşibendilik hilafeti aldı. Tasavvuf zinciri Muhammed Küfrevi - Seyyid Taha Hakkari - Mevlana Halid-i Bağdadi şeklinde devam eder. Ayrıca bilahare Tillo'da bulunup Şeyh Nur Hamza'dan Kadiri icazeti de almıştır. I. Dünya Savaşı esnasında 1916 yılında Erzurum'da Rus işgali başladığı sırada Dinarkom köyünde imamlık yapmakta idi. Bizzat savaşmak için müracaat ettiği ordu tarafından kendisine müsaade verilmedi. Fakat Tercan'ın Yavi köyünde cami imamlığı esnasında Ermeni mezaliminin artması üzerine ilerleyen yaşına rağmen köylülerden teşkil ettiği milis kuvvetleriyle savaşa iştirak etti. Savaş sona erip Rus işgali ortadan kalkınca Hasankale'nin Alvar köyünde imamlığa başladı. Burada 1939 yılına kadar ikamet etti. Alvar Köyünden ayrılınca yerine gelen imam Ramiz Efendi, Fethullah Gülen'in babasıdır. Gülen, dergahına devam ettiği sırada Alvarlı Efe'nin vefat ettiğini ve o sırada kendisinin 16 yaşında olduğunu belirtir. Yine II. Dünya Savaşı sona erdikten sonra ilk fırsatta hacca gitmiştir. 1947, 1949 ve 1950 yıllarında üç defa hac yapmıştır. Evlatlarından sadece Hacı Seyfeddin Efendi kendisinden sonraya kadar yaşamıştır. H. 28 Receb 1376 (m. 12 Mart 1956) günü Erzurum'da vefat etti. Kabri Alvar Köyündedir. Muhammed Lüfti Efendi anadili Türkçenin yanında, şiir yazacak derecede Arapça, Farsça ve Kürtçe bilirdi. Tasavvuf edebiyatı sahasında eserler vermiştir. Vefatından sonra şiirleri oğlu tarafından Hulasat'ul Hakayık adı altında kitaplaştırılmıştır.
    25 min
  • ZAKİRİN-8- Hz Osman(RA) Zinnureyn Merhamet ve Şefkatte, İlimde, Hilimde, Cömertlikte Zirve, Kur'an Şehidi Hz. Osman (RA) Munacaat-ul Kur’an ve Tevhitname Duaları

    Hz. Osman (RA) Peygamber Efendimiz'in (SAV) üçüncü halifesidir. Kendisi en asil ve mümtaz bir aileye mensuptu. Resûl-i Ekrem (SAV) ile dedeleri, beşinci cedleri olan Abdül-Menafda birleşir.Hz. Osman'ın (RA) birçok yüksek hasletleri vardı.

    Hilkaten doğru, müstakim, halim, iffetli idi. Merhamet ve şefkatte eşsizdi. Allah'dan çok korkardı. Âlim idi, ârif idi, cömert idi. Peygamberimizin bir tek işaretiyle yüzlerce deveyi O'nun dâvasına bir anda feda etmişti.
    Hz. Osman (RA) hiçbir hususta Peygamberimizden ayrılmamıştı. Resûl-i Ekrem Efendimiz neyi severse, O da onu sever, O neden zevk duyarsa, Hz. Osman da ondan zevk alırdı. Peygamberimizin ahlâkını takib ve taklid etmede o derece ileri idi ki, Resûlüllah Efendimiz O'nun hakkında şöyle buyurmuşlardı:"Ahlâkta bana en çok benzeyendir."

    Hz. Osman (RA) Peygamberimizin (SAV) Rukiye ile i O'nun vefatından sonra diğer bir kerimesi olan Ümmü Gülsüm ile evlenmişti. Bu sebeble Resûlüllah Efendimiz kendisine Zinnureyn iki nur lâkabını vermişti. Resûl-i Ekrem Efendimiz, İbn-i Mâce ve Tirmizî'de zikredilen bir hadîs-i şeriflerinde:"Muhakkak Allah, kerimemi Osman'a nikahlamam için vahy eyledi."buyurarak, bu evliliklerin vahiy ile gerçekleştiğini beyan etmişlerdir.
    Resûlüllah Efendimiz (SAV): "Bir kızım daha olsaydı verirdim." buyurmuşlardır.
    Hz. Osman (RA) buyurdular ki,"Resûlüllah ile beraber Hz.Ebûbekir, Hz.Ömer ve ben Sevr dağına çıkmıştık. Dağ sallanmaya başladı. Peygamberimiz dağa mübarek ayağı ile vurdu ve şöyle dedi:Ey dağ, sakin ol. Üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehid vardır!

    Hz. Osman'ın (RA) en büyük faziletlerinden birisi de hayası idi. Kendisi, İslâmiyetten önce de iffet ve namusu ile tanınmış ve utanç getirecek hiçbir harekette bulunmamıştı. Bir defasında, Hz.Resûllüh Efendimizin huzuruna girdiği zaman, Peygamberimiz (SAV) çıplak ayaklarını örtmüş ve toparlanmıştı. Bunun hikmetini soran Hazret-i Âişe'ye (R.Anha) Resûlüllah (SAV) şu cevabı vermişti:"Ey Âişe, meleklerin hayâ ettiği bir kişiden hayâ etmeyeyim mi?"
    Hz. Osman 12 yil halifelik yapmıştı  Hilafetinin son altı yılında huzursuzluklar ve memnuniyetsizlikler artmış, sonunda evi yirmi gün, kırk gün veya iki ay kadar isyancılar tarafından kuşatılmışti.“Onlara karşı Allah sana yeter!” ayetini okuduğu esnada kapılar zorlanarak âsiler Kuran okurken Hz. Osman’ı şehit ettiler. Hz. Osman şehit edildiğinde seksen veya seksen iki yaşındaydı.


    Efendimiz buyurdu: “Ben Osman’dan razıyım,
    Sende güzel Osman’dan razı ol Allah’ım.”
    Malını Hakk yolda harcamakta daim,
    Meleklerin haya duyduğu Hz. Osman’ım.

    Kur’ân’ı iniş sırasına göre dizmiş,
    Ona “Hazreti Osman Mushafı” denilmiş,
    Bu nüshalardan yedi adet çoğaltılmış,
    Buna uymayanlar ayıklanmış.
    Cennetle müjdelenen güzel Hz. Osman’ım.

    Resûlden her ashabına bir sıfat geçmiş,
    Hz. Osman’da haya güneşi tecelli etmiş,
    Haya sırrı mümessili O’na verilmiş.
    Şayan-ı hâya bilinen Hz. Osman’ım.

    İlk iman edenlerden olan Hz. Osman’ım.
    İki nur sahibi olmuştur, Hz. Osman’ım.
    Gönlü büyük, eli açık Hz. Osman’ım.
    Meleklerin haya duyduğu Hz. Osman’ım.

    Şayan-ı hâya bilinen Hz. Osman’ım.
    Davasına pek sadık olan Hz. Osman’ım.
    Gönlü büyük, hiçte kızmayan Hz. Osman’ım.

    Aciz kaldım Allah’ım, güzelleri tarifte,
    Minnettâr kaldım Sana hep Şükran-ı nimette,
    Osman gibi sadakat ver bize ibadette,
    Resûlün şefaatine nail et Allah’ım.Işık eyle onları Sana ulaşmada,
    Rehber et yaşantımızın her damlasında,
    Aklandır bizi İlâhi nur deryasında,
    Resûlün şefaatine nail et Allah’ım.


    Hz Ali Ra efendimizden rivayet edilen üstadımizinda dua mecmuasina aldığı Hz Osman Efendimizin  Hizbul Kur an -Munacaat-ul Kur’an ve Tevhitname Dualarını ve Meşhur Su Kasdesi-1 bu bölümde dinleyebilirsiniz..

    1 hr 4 min
  • ZAKİRİN-7 - Hz Omer (RA), Hakkı bâtıldan ayırmada, adaleti bihakkın tatbik etmede, eşsiz Halife Hz Ömer (RA) Yakarışları

    Hz. Ömer (RA), çâr-yâr-ı güzîn efendilerimizin ikincisidir. Hz. Ömer'in (RA) İslâm'ın yayılmasında ve inkişafında hususî bir yeri vardır. O'nun İslâmiyete girmesi, İslâm'ın inkişafında bir dönüm noktası olmuştur. O zamana kadar Müslümanlar Hz.Erkam'ın (RA) evinde gizli ibadet ederlerdi.


    Bir perşembe gecesi Peygamber Efendimiz (SAV), Cenâb-ı Hakk'a şöyle niyazda bulundu: "Ey Allah'ım! Ömer bin Hattâb ve Amr bin Hişâm'dan birisiyle İslâm'ı aziz kıl, kuvvetlendir." Cenâb-ı Hak bu duayı Hz. Ömer hakkında kabul buyurdu. Bu duanın bereketiyle Hz. Ömer İslâm'la şereflendi ve küllî bir fazilete mazhar oldu.

    İbn-i Mes'ûd diyor ki,

    "Hz. Ömer (RA) İslâm nâmına bir rahmet timsâli oldu. O İslâm olmazdan evvel Müslümanlar açıktan namaz kılamıyorlardı. Ne zaman ki Hz. Ömer Müslüman oldu, Resûlüllah, mübarek elini Ömer'in üzerine koyarak 'Ya Rabbi, Ömer'in göğsündeki kötü sıfatları, hastalıkları çıkar, yerini iman ve hikmetle doldur.' diye dua buyurdular."

    Hz. Ömer (RA) külli kemalât sahibiydi. Zühd, takva, tevazu, sabır, tevekkül ve şükür gibi faziletler O'nda en mükemmel bir şekilde tecelli etmişti.

    Hz. Ömer (RA), fevkalâde bir temyiz kabiliyetine mazhardı. Hakkı bâtıldan ayırmada, adaleti bihakkın tatbik etmede, eşsiz bir mertebe kazanmıştı. O'na (RA) Faruk yani, iyiyi kötüden, hakkı bâtıldan en iyi bir şekilde tefrik eden lâkabını bizzat Resûlüllah Efendimiz (SAV) vermişlerdi.

    Abdurrahman bin Avf hazretleri rivayet eder:
    Resulullah, bir gün Medine-i münevverenin mescidinde, minbere çıktı. Allahü teâlâya hamd ve sena edip buyurdu ki:

    Ebu Bekir efendimizden Sonra (Ömer bin Hattab nerede?) buyurdu. O da, yerinden ok gibi fırlayıp kalktı. Ona da, (Ya Ömer, yanıma gel, minber üzerine gel) buyurdu. Hz. Ömer de minber üzerine geldi. Resulullah onun yüzünü de, mübarek göğsüne dayadı. İki gözünün arasından öptü. Mübarek gözlerinin yaşı Ömer’in üzerine damladı. Onun için de buyurdu ki:
    (Ey Müslümanlar! Bu Ömer ibni Hattabdır. Muhacir ve Ensarın büyüğüdür. Allahü teâlânın emri ile bunu kendime yardımcı ve müşavir olarak aldım. Bu öyle bir zattır ki, Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimi bunun lisanı ve kalbi üzerine indirmiştir. Bu öyle kıymetli biridir ki, acı da olsa, hakkı kabul eder ve söyler. Allah’ın emir ve yasakları olan bir işte, ayıplanmaktan çekinmez. Şeytan ondan kaçar. Bunun heybetinden, taş ve demir erir. Bu, Cennetin ışığıdır ve Cennet ehlinin kendisiyle övündüğü kimsedir. Allah’ın, meleklerin ve bütün halkın laneti, buna buğz edenin üzerine olsun. Allahü teâlâ buna buğz edenlerden uzaktır, ben de uzağım.)

    Bu bölümdeki okumalar aşağıdaki şekilde devam ediyor.

    ZAKİRİN-7 (Hz Omer RA Duaları, 26 dk)

    ZAKİRİN-7 (1-Hz Omer RA Fazileti ve Duaları-13 dk)

    ZAKİRİN-7 (2-Hz Omer RA Duaları,Çar-ı Yar ı Güzin İlahi, Fetih Suresi-13)

    25 min
  • ZAKİRİN 6- Hz Ebu Bekir (RA)- Peygamberimizin en yakın arkadaşı, sırdaşı, kayınpederi, sağ kolu,veziri Hz Ebu Bekir (RA) Yakarışları

    Birinci bölümde Hz Peygamberimizin mubarek dualarını okumustuk. Bu kısımda Hulefa-i  Raşidin Efendilerimizin mevsuk ve mergub bazı dualarını okuyacagiz..


    Fetih suresinin son ayetinin başıında; Lekad resulehurru'ya... ayetlerinde...
    sahabelerin peygamberlerden sonra insanlar içinde en seçkin kimseler olduklarına sebep olan yüksek seciyeler ve kıymetli meziyetleri haber verilmekle beraber; işarî manasıyla, Rasulullah'ın vefatından sonra makamına geçecek dört halifeye hilafet tertibi ile işaret edip, her birinin en meşhur medar-ı imtiyazları olan has sıfatı dahi haber veriyor. Şöyle ki:
    "Onunla beraber olanlar.” hususi beraberlik ve özel sohbet ile ve en evvel vefat ederek, yine maiyetine girmekle meşhur ve mümtaz olan Hz. Ebu Bekir Sıddık'ı gösterdiği gibi;

    "kâfirlere karşı şiddetlidirler.” ifadesiyle, gelecekte dünya devletlerini fetihleriyle titretecek ve adaletiyle zalimlere yıldırım gibi şiddet gösterecek olan Hz. Ömer'i gösterir.

    "Kendi aralarında merhametlidirler.” ifadesiyle, istikbalde en mühim bir fitnenin vukuu hazırlanırken, son derece merhamet ve şefkatinden, İslamlar içinde kan dökülmemesi için ruhunu feda edip, nefsini teslim ederek, Kur'an okurken mazlumen şehid olmasını tercih eden, Hz. Osman'ı haber verdiği gibi;

    "Sen onları rüku edenler, secde edenler olarak görürsün, Allah'ın lütuf ve rızasını taleb ederler.” ifadesi, saltanat ve hilafete tam bir liyakat ve kahramanlıkla girdiği halde ve tam bir zühd ve ibadet ve fakr ve iktisadı seçen ve rüku ve sücudda devamı ve kesreti herkesçe tasdik edilen Hz. Ali'nin gelecekteki vaziyetini ve o fitneler içindeki savaşta mesul olmadığını ve niyeti ve matlubu, Allah'ın lütfu olduğunu haber veriyor

    Hz Ebubekir Efendimiz; İslâm’dan önceki 38 yıllık hayatında dahî içki kullanmamış, putlara tapmamış, dâimâ nezih ve örnek bir şahsiyet sergilemiştir. Allah Resûlü, Peygamberliğini îlân ettiğinde, hemen îmân etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.) 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde O’na yol arkadaşlığı yaptı.Âyet-i kerîmeleri ve Peygamber Efendimiz’in sözlerini en iyi o anlardı.[3] Zira ömrü boyunca Efendimiz’den hiç ayrılmamıştı. Nebiler Nebisinin en yakın arkadaşı, sırdaşı, kayınpederi, sağ kolu veziri olan o Kamet-i Bala icin  Efendimiz ona şu ebedî müjdeyi vermişlerdi:

    “–Ey Ebûbekir! Ümmetimden Cennet’e ilk girecek kişi olman sana kâfî değil midir?!” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 8/4652)
    Fahr-i Kâinât Efendimiz, İsrâ ve Mîrac hâdisesini Kureyş müşriklerine haber vereceği zaman:
    “–Ey Cebrâîl! Kavmim beni tasdîk etmez!” dedi. Cebrâîl (a.s.):
    “–Ebûbekir Sen’i tasdîk eder. O sıddîktır.” buyurdu. (İbn-i Sa‘d, I, 215)
    Gerçekten de ,Hazret-i Ebûbekir:
    “–O ne söylüyorsa doğrudur! Çünkü O’nun yalan söylemesine imkân ve ihtimâl yoktur! Ben, O’nun her getirdiğine peşinen inanırım…” dedi.
    O’nun bu tasdîkinden gâyet memnun kalarak cihânı aydınlatan tebessümüyle Hazret-i Ebûbekir’e:
    “–Ey Ebûbekir! Sen «Sıddîk»sın!..” buyurdular. (İbn-i Hişâm, II, 5)

    Risale-i Nur’da dageçen "Mü’minler Cehenneme gitmemek için Allah’tan isterim, benim vücudum Cehennemde büyüsün ki, onların yerineazap çeksin" (Emirdağ Lahikası s. 377) şeklindeki ifadeler, ne kadar merhamet ve sevgiyle dolu bir kalbe sahip olduğununönemli bir tezahürüdür.

    Bu bölümdeki okumalarımız aşağıdaki şekilde devam ediyor.

    ZAKİRİN 6 (Hz Ebu Bekir RA Duaları,34 dk)

    ZAKİRİN-6 (1-Hulefai Raşidin-Hz Ebu Bekir RA-9 dk)

    ZAKIRIN-6 (2-Hz Ebu Bekir Münacaatı,Fazileti-17 dk)

    ZAKIRIN-6 (3-Ebu Bekir RA Duaları-5 dk) 

    28 min
  • ZAKİRİN -5 (Yatsı-Vitr-Teheccüt Duaları, 42 dk)

    Yatsı namazından sonra okunması tavsiye edilen Amenerresulu...ayetleri hakkında Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurur:


    “Bakara sûresinin sonunda iki âyet vardır ki, bir gecede okuyana onlar yeter; onu her türlü kötülüklerden korur.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’an 10; Müslim, Müsâfirin 255)

    “Bu iki ayet bir evde üç gece okundu mu artık şeytan o eve yaklaşamaz.” (Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 4)

    Allah Teâlâ, Bakara sûresini iki âyetle sona erdirdi ki, bunları bana arşın altındaki bir hazineden verdi. Bunları öğreniniz, kadınlarınıza, çocuklarınıza belletiniz, öğretiniz. Çünkü bunlar hem rahmettir, hem duadır, hem Kur’an’dır.” (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 14)

    “Dört şey Arşu’r-Rahman’ın altındaki hazineden indirilmiştir. Bunlar Fatiha-i Şerif, Ayete’l-Kürsi, Sure-i Bakara’nın sonu (Amenerresulü) ve Kevser Suresidir.” (El-Mütteki, Kenzu’l Ummal, 1/558)

    Amenerresulu surelerinin fazileti hikmeti sebeb i nuzulu hakkında;

    Bir önceki “284 ayette;  Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah’a aittir. İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder; Allah her şeye kādirdir." âyeti inince, burada işaret edilen ince mânalar, ilâhî vahyin karşısında gerçekten çok hassas bir gönle sahip olan ashâb-ı kirâma pek ağır geldi. Toplanıp Rasûlullah’ın huzuruna vardılar, diz çöktüler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Namaz, oruç, cihâd, sadaka gibi gücümüzün yeteceği amellerle sorumlu olduk. Şimdiyse sana bu âyet indirildi. Halbuki bizim buna gücümüz yetmeyecek” dediler.

    Peygamberimiz (s.a.v.) onlara: “Siz de sizden önceki kitap ehli gibi, «İşittik ve isyan ettik» mi demek istiyorsunuz? Bilakis «İşittik, itaat et tik, ey Rabbimiz bizi bağışlamanı isteriz, dönüş ancak sanadır» deyin” buyurdu. Bunu hep birlikte söylemeye başladılar.

    Söyledikçe dilleri alıştı ve gönülleri yatıştı.  Böylece Allah’a tazarrû ve niyaz ile yalvarıp yakardılar, istiğfar edip Allah’a sığındılar.
    Efendimiz SAV bir tarafdan Annemiz Hz Hatice'nin Hak'ka vasıl olmasından, bir tarafdan da destekçisi amcası Ebu Talib in ölümü ile mahzun ve mukedder idi. Allahu alem Arkadaşları ve yarenlerinde de bu türlü istifhamlar Efendimizi dagdar etmiştir.
    Işte bu üst üste magduriyetler  icerisindeki Habibini (SAV)Rabbimiz huzuruna celbetti.. Binlerce sayısız maslahat ve hikmetlerle dopdolu Mirac da Rabbimiz sahabe-i kiramın (Amerresulu ayetleri ile )Efendimiz ile olan Hasbihalini vasıtasız Efendimize intikal ettiriyor..

    (285﴿  Allah’ın elçisi ve müminler, rabbinden ona indirilene iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandılar. "O’nun elçileri arasında ayırım yapmayız" ve "İşittik, itaat ettik, bağışlamanı dileriz rabbimiz, gidiş sanadır" dediler.
    ﴾286﴿  Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz; lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da kendi kazandığıdır. Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyleri üzerimize yükleme! Bizi bağışla, ayıplarımızı ört ve bize rahmetinle muamele buyur! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın; artık inkârcı topluluğa karşı bize yardım et!

    Rivayetlerde, Peygamber Efendimiz (asm) bu âyetlerde bu şekilde duâ ederken, meleklerin “Âmin” dedikleri bildiriliyor.

    Bu programdaki okumalar aşağıdaki şekilde devam ediyor

    ZAKİRİN -5 (Yatsı-Vitr-Teheccüt Duaları,42 dk)

    ZAKİRİN-5 (1-Yatmadan önce Okunacak Dualar -Seher Duaları -14 dk

    ZAKİRİN-5 (2-Amerresulu Fazileti,Bu Gece Hakkı içün İlahi-13 dk)

    ZAKİRİN-5 (3-Teheccüt-Hacet Duaları-17 dk)

    45 min
  • ZAKİRİN-4 (Sabah Duaları-2, Akşam Duaları, 58 dk)

    Evet, her bir namazın vakti, mühim bir inkılâp başı olduğu gibi, azim bir tasarruf-u İlahînin âyinesi ve o tasarruf içinde ihsânât-ı külliye-i İlahiyenin birer mâkesi olduğundan, Kadîr-i Zülcelâl’e o vakitlerde daha ziyade tesbih ve tazim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yekûnuna karşı şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir."

    Îşâ -yatsi- vakti , âlem-i zulümât, nehar âleminin bütün âsârını siyah kefeni ile setretmesini, hem kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü örtmesini, hem vefât etmiş insanın bakıye-i âsârı dahi vefât edip nisyan perdesi altına girmesini, hem bu dâr-ı imtihan olan dünyanın bütün bütün kapanmasını ihtar ile, Kahhâr-ı Zülcelâlin celâlli tasarrufâtını ilân eder."

    "Fecir zamanı, tulûa kadar, evvel-i bahar zamanına, hem insanın rahm-ı mâdere düştüğü âvânına, hem semavat ve arzın altı gün hilkatinden birinci gününe benzer ve hatırlatır ve onlardaki şuûnât-ı İlâhiyeyi ihtar eder.

    Sabah namazının vakti, mevsimlerden baharın başlangıcı, insanın ömründe anne karnına düşmesi, sema ve dünyanın altı günlük yaratılış sürecinin birinci gününe işaret edip bu merhalelerde yaratılan harika sanat ve işlere işaret ediyor. Demek biz seher vaktinde namaza kalktığımız zaman bu manaları tefekkür ederek namaz kılarsak, o külli İlahi maksatlara uygun hareket etmiş oluruz.

    "İşte, bu vaziyette bir ruh, fecir zamanında bir Kadîr-i Zülcelâlin, bir Rahîm-i Zülcemâlin dergâhına niyazla, namazla müracaat edip arzıhal etmek, tevfik ve medet istemek ne kadar elzem; ve peşindeki gündüz âleminde başına gelecek, beline yüklenecek işleri, vazifeleri tahammül için ne kadar lüzumlu bir nokta-i istinat olduğu bedâheten anlaşılır."
    "Seherlerde eser bâd-ı tecellî,
    Uyan ey gözlerim vakt-i seherde."

    Cûşa gelir dağ ile taş feryâd eder vakt-i seher

    Her nesneyi kaplar telâş feryâd eder vakt-i seher..  Devami ve tamamı okumalarda mevcut..

    Bu programdaki okumalarımızı aşağıdaki şekilde devam edecek.

    ZAKİRİN-4 (Sabah Duaları-2, Akşam Duaları, 58 dk)

    ZAKİRİN-4 (1-Nabi-Sakın Terki Edepten, Sabah Duaları-17 dk)

    ZAKİRİN-4 (2-Sabah Duaları-17 dk)

    ZAKİRİN-4 (3-Akşam Duaları-Seher Vakti İlahi-11 dk)

    ZAKIRIN-4 (4-Akşam duaları-Mest u Hayranım İlahi-10 dk)

    1 hr 56 min

About ZAKİRİN

From the publisher's feed

Kalpler ancak ALLAH'ı (cc) zikretmekle felah ve ferah bulur.