
Sign up to save your podcasts
Or


Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları
Akbank Sanat & Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV)
"Popüler Tiyatro ve Saray"
Konuşmacılar: Nilgün Firidinoğlu
19. yüzyılda Osmanlı sarayındaki tiyatro gösterileri yabancı ve yerli toplulukların ya da sanatçıların batı tarzında sahneledikleri oyunlarla sınırlı değildir. Söz konusu dönem, imparatorluk başkenti İstanbul’da eğlence kültürünün önemli unsurları olan Tulûat ile Ortaoyunu’nun da Saray’ın tercihleri arasına girdikleri dönemdir. Nilgün Firidinoğlu Osmanlı sarayında “huzur”da gerçekleştirilen popüler tiyatro gösterilerinde seyirci ve oyuncular arasındaki ilişkiyi inceleyecek ve bu ilişkinin temsilin niteliğine etkisini tartışacaktır.
Nilgün Firidinoğlu
Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji ve Sanat Tarihi bölümlerinde tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda yaptığı yüksek lisansının ardından İ.Ü. Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Anabilim Dalı’ndan Doktora derecesini aldı. Osmanlı Tiyatrosu, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Tiyatrosu, Geleneksel Halk Tiyatrosu ve Tiyatro Tarih Yazıcılığı alanlarında akademik araştırmalarını sürdüren Firidinoğlu İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nde öğretim üyesidir.
Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları
Akbank Sanat & Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV)
“Lisansüstü Öğrencileri Anlatıyor: Tanzimat'tan 1990'lı Yıllara Sahne Müziğimiz”
Konuşmacılar: İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü Lisansüstü Öğrencileri
Bu seminerde İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü yüksek lisans ve doktora öğrencileri Prof. Dr. Kerem Karaboğa yönetiminde yıl boyunca yürüttükleri çalışmayı izleyiciyle paylaşacaklar. Bu kez tiyatro tarihimiz müzikli oyunlar, müzikaller, operetler ve kabareler açısından irdelenecek ve sahnelemelerin müzikal yapıları, şarkı sözleri, sahne performansı ile seyirciyle kurulan ilişki masaya yatırılacak. Söz konusu alanlarda saptanan dönüşüm ya da süreklilik olgusunun izi sürülürken çıkarılan sonuçlar tartışmaya açılacaktır.
İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü, ülkemizde tiyatro sanatının düşünsel, kuramsal ve yazınsal alanda geliştirilmesi amacıyla tiyatro araştırmacısı, dramaturg ve tiyatro eleştirmeni yetiştirmek üzere 1992 yılında yüksek lisans programı olarak kurulur. Bölüm; adından da anlaşılacağı gibi, dramaturji eğitiminin yanı sıra, ülkemizde ilk kez akademik eğitim kapsamına alınan tiyatro eleştirisine de yer verir.
Noyan Ayturan
Fizik bölümünde lisans eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümünde yüksek lisans yaptı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Pantomim Sanat Dalı, Theater de l’Ange Fou – London International School of Corporeal Mime ve Studio Oyuncuları’nda oyunculuk ve mim eğitimleri alan Ayturan, dramaturji alanında doktora çalışmasına devam etmektedir. İstanbul, Haliç, Yeditepe, Yeni Yüzyıl ve Beykent üniversitelerinin sahne sanatları bölümlerinde dersler verdi. Tiyatro yönetmenliğinin yanı sıra Hausbühne isimli çevrimiçi video platformunda tiyatro üzerine akademik içerikler üretmektedir.
Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları
Akbank Sanat & Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV)
"Tanzimattan Cumhuriyet'e Tiyatro ve Hafıza"
Konuşmacı: Beliz Güçbilmez
Moderatör: Noyan Ayturan
Tanzimat döneminden bu yana "Batı Tarzı Türk Tiyatrosu" tanımlaması, bir dramatik modelin de tanımı olarak kabul edilmiştir. Bu kabule karşın modelin ayırt edici unsuru olan "zaman temsili" dikkate alındığında, yerli metinlerin hiçbir zaman Batılı olmadığını görmek de olası. "Batı tarzı", kendini en çok geçmiş ile şimdi arasında neden sonuç ilişkisi ile kurup, doğrusal perspektifli resmin önden arkaya dizilimini yapısına taşırken, anımsamayı da şimdinin bir işlevi haline getirir. Bizde ise dramatik metinler geçmişsiz, hafızasız, yekpare bir şimdiki zamanda kurulur, bu yapılarıyla da perspektifsiz bir minyatür olarak okunabilir durumdadırlar.
Beliz Güçbilmez
A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin ardından eğitimini tiyatro alanında sürdürdü. Yirmi yılı aşkın bir süre üniversitelerde tiyatro kuramı ve oyun yazarlığı dersleri verdi. İngilizceden kuramsal tiyatro kitabı ve oyun çevirmesinin yanı sıra kendinin kaleme aldığı yine tiyatro üzerine iki kitabı vardır: "İroni ve Dram Sanatı", "Zaman/Zemin/Zuhûr: Gerçekçi Türk Tiyatrosunda Minyatür Kurgusu".
Tiyatro oyunu da yazan, yöneten, projelerde dramaturg olarak çalışan Beliz Güçbilmez beş yıldır kendi adına kurduğu atölyede dört aşamalı okuryazarlık çalışmalarını yürütmekte ve metafor kuramı üzerine kurduğu “Manyetik Alan Metodu”nu anlatmayı, yazmayı sürdürmektedir.
Noyan Ayturan
Fizik bölümünde lisans eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümünde yüksek lisans yaptı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Pantomim Sanat Dalı, Theater de l’Ange Fou – London International School of Corporeal Mime ve Studio Oyuncuları’nda oyunculuk ve mim eğitimleri alan Ayturan, dramaturji alanında doktora çalışmasına devam etmektedir. İstanbul, Haliç, Yeditepe, Yeni Yüzyıl ve Beykent üniversitelerinin sahne sanatları bölümlerinde dersler verdi. Tiyatro yönetmenliğinin yanı sıra Hausbühne isimli çevrimiçi video platformunda tiyatro üzerine akademik içerikler üretmektedir.
Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları
Akbank Sanat & Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV)
"Nezihe Muhiddin'in Tiyatro Oyunları ve Bireysel-Kamusal Tarih Yazımı"
Konuşmacı: Esra Dicle
Moderatör: Noyan Ayturan
Türkiye'de kadın hareketinin en önemli isimlerinden biri olan Nezihe Muhiddin aynı zamanda oyun yazarıdır. Elimize ulaşan oyunlarından üçü; “Ana Aşkı”, “Vicdanların Emri” ve “Talihin Bir Cilvesi” 1929 yılında yayımlanır. Muhiddin, metinlerinde toplumsal cinsiyet konusuna eğilir ve kadının aile ve kamusal alandaki yerini tartışır. Yazarın ayrıca “Zelzele”, “Bir Rüya” ve “Kadınlar Kulübü” adlı oyunları da kaleme aldığı bilinir ancak yalnızca “Kadınlar Kulübü” basılmıştır (1936). Ve üç oyun da Türkiye'de kadın hareketinin kamusal tarihi açısından önemli bilgiler ve tartışmalar barındırır.
Esra Dicle
Lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerini Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden alır. İlk kitabı “Resmî İdeoloji Sahnede / Kemalist İdeolojinin İnşasında Halkevleri Dönemi Tiyatro Oyunlarının Etkisi” 2013 yılında, ikinci kitabı “Ben Yüz Çiçekten Yanayım / Nâzım Hikmet Tiyatrosunda Metinler-Türler-Söylemler” 2020 yılında yayımlanır. 2003-2008 yılları arasında Kadir Has Üniversitesi’nde Türk Dili dersleri veren Esra Dicle 2005 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Türkçe Dersleri Koordinatörlüğü'nde öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. Türk Dili derslerinin yanında modern tiyatro ve uyarlama kuramı üzerine de çeşitli dersler vermektedir.
Noyan Ayturan
Fizik bölümünde lisans eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümünde yüksek lisans yaptı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Pantomim Sanat Dalı, Theater de l’Ange Fou – London International School of Corporeal Mime ve Studio Oyuncuları’nda oyunculuk ve mim eğitimleri alan Ayturan, dramaturji alanında doktora çalışmasına devam etmektedir. İstanbul, Haliç, Yeditepe, Yeni Yüzyıl ve Beykent üniversitelerinin sahne sanatları bölümlerinde dersler verdi. Tiyatro yönetmenliğinin yanı sıra Hausbühne isimli çevrimiçi video platformunda tiyatro üzerine akademik içerikler üretmektedir.
Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları”
Akbank Sanat & Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV)
""Kula" Oyunu: İstanbul Sefarad Yahudilerinin Ortak Geçmişinin Solan Hatırası"
Konuşmacı: Rivka Bihar
Moderatör: Noyan Ayturan
50. yılını kutlamaya yaklaşan “Kula” oyunu, her ne kadar Galata Kuledibi’ndeki Sefarad Yahudilerinin günlük yaşamlarına ait bir kesit sunsa da aslında Türkiye'deki Yahudi yaşamını temsil eder. Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber azınlıklara uygulanan politikalar, büyük ölçüde, ortak dil ve değerler üzerinden oluşturulan Sefarad kimliğinin kaybına neden olmuştur. Bu bağlamda, Ladino dilinde sahnelenen “Kula” oyunu, ilk sahnelendiği 1979 yılından günümüze dek çeşitli anlamlar kazanır ve günümüzde Sefarad kimliğinin bütünüyle yaşandığı ortak geçmişe duyulan özleme bir övgü olarak öne çıkar.
Rivka Bihar
İstanbul Üniversitesi İspanyol Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans eğitimini tamamlar, yine aynı üniversitede doktora yapar; Högskolan Dalarna Üniversitesi'nde (İsveç), Karşılaştırmalı Edebiyat alanında yüksek lisans derecesini alır. Türkiye Yahudi toplumunun yazınsal ve kültürel ürünleri ilgi alanlarının başında gelen Rivka Bihar Waldman, birçok ulusal ve uluslararası konferansa katıldığı gibi çalışmaları da hakemli dergilerde yayımlanmıştır; aynı zamanda çevirmenlik ve öğretmenlik de yapmaktadır.
Noyan Ayturan
Fizik bölümünde lisans eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümünde yüksek lisans yaptı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Pantomim Sanat Dalı, Theater de l’Ange Fou – London International School of Corporeal Mime ve Studio Oyuncuları’nda oyunculuk ve mim eğitimleri alan Ayturan, dramaturji alanında doktora çalışmasına devam etmektedir. İstanbul, Haliç, Yeditepe, Yeni Yüzyıl ve Beykent üniversitelerinin sahne sanatları bölümlerinde dersler verdi. Tiyatro yönetmenliğinin yanı sıra Hausbühne isimli çevrimiçi video platformunda tiyatro üzerine akademik içerikler üretmektedir.
Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları
Akbank Sanat & Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV)
"Afife Jale'nin Mezarının Peşinde"
Konuşmacı: Boğos Çalgıcıoğlu
Moderatör: Noyan Ayturan
Özdemir Nutku’nun “Dar-ül Bedai’den Şehir Tiyatrosuna” adlı kitabında gördüğü bir cenaze fotoğrafından yola çıkan Boğos Çalgıcıoğlu, Afife Jale’nin defnedildiği yeri araştırmaya 2018 yılında başlar. Eldeki veriler, bilgi ve tahminlerle çeşitli hesaplamalar yapar, doğru ölçümlere erişebilmek için mühendislerle görüşür. Sahada yapılan keşif gezilerinden edinilen bilgilerle 40’lı yıllardan 2016’ya kadar yapılmış harita ve havadan görüntüleme çalışmaları ve teknik haritalar bir araya getirilir ve Afife Jale’nin mezarının bulunduğu bölge kesinleşir. Bundan sonra yapılacak iş yetkilileri devreye sokarak kamuoyunu bilgilendirmek olacaktır.
Boğos Çalgıcıoğlu
Osmanlı Ermeni tiyatrosu tarihiyle ilgili araştırmalarının yanı sıra Ermeniceden Türkçeye yaptığı tiyatro çevirileriyle de tanınır. Bir özelliği de tiyatro dünyamızın önemli adlarının kayıp mezarlarının peşine düşmesidir. Avrupa tarzı Türk tiyatrosunun kurucusu Güllü Agop’un mezarının ardından Afife Jale’ninkinin yerini de, yine uzun arayışlar sonucunda kesin olarak saptar. Sahneye çıkan ilk müslüman kadın oyuncu olarak bilinen Afife Jale’nin gömülü olduğu mezarlık yıllardır çeşitli tartışmalara konu olmuş ve yeri konusunda bir anlaşmaya varılamamıştır.
Noyan Ayturan
Fizik bölümünde lisans eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümünde yüksek lisans yaptı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Pantomim Sanat Dalı, Theater de l’Ange Fou – London International School of Corporeal Mime ve Studio Oyuncuları’nda oyunculuk ve mim eğitimleri alan Ayturan, dramaturji alanında doktora çalışmasına devam etmektedir. İstanbul, Haliç, Yeditepe, Yeni Yüzyıl ve Beykent üniversitelerinin sahne sanatları bölümlerinde dersler verdi. Tiyatro yönetmenliğinin yanı sıra Hausbühne isimli çevrimiçi video platformunda tiyatro üzerine akademik içerikler üretmektedir.
Sınır Durumlar - Psikoloji ve Felsefe’nin Sınırında Sanat
Söyleşi: “Normal ve Anormalin Sınırında: Delilik”
Hazırlayan ve Sunanlar: Cengiz Arca & Ezgi Emel
Delilik biyolojik bir kader mi, yoksa toplumsal bir inşa mı? Thomas Szasz’ın "akıl hastalığı bir metafordur" çıkışından Michel Foucault’nun iktidar ve kapatılma analizlerine uzanıyoruz. Modernitenin "normal" tanımına uymayanları nasıl tıbbileştirdiğini ve deliliğin aslında sistem dışına taşan bir isyan biçimi olup olmadığını sorguluyoruz. Dr. Cengiz Arca ve Ezgi Emel, psikiyatrinin tanı koyma gücü ile felsefenin özgürlük arayışı arasındaki o ince çizgiyi yürümeye davet ediyor.
Sınır Durumlar - Psikoloji ve Felsefe’nin Sınırında Sanat
“Haz ve Acının Sınırında: Dopamin”
Hazırlayan ve Sunanlar: Cengiz Arca & Ezgi Emel
Modern dünya bizi sürekli bir "haz döngüsü" içine hapsederken, aslında acıyla olan bağımızı da koparıyor. Anna Lembke’nin Dopamine Nation kitabındaki paradokstan yola çıkarak; her bildirimde, her alışverişte ve her kaydırmada aradığımız o anlık tatminin neden sonunda devasa bir tükenmişliğe dönüştüğünü tartışıyoruz. Acıdan kaçarken hissizleşen bedeni ve Gilles Deleuze’ün perspektifiyle acının hazzı büyüten, bedeni zihinle yeniden temas ettiren sahici gücünü keşfediyoruz.
Felsefe Seminerleri - Dijital Teknolojiler, Eleştiri ve Toplum II
“Teknolojik Sanat: İnsan ve Teknoloji Diyalektiğinde Yaratım Süreçleri”
Saat: 15:00 – 16.30
Konuşmacı: Selçuk Artut
Moderatör: Emre Şan
Günümüzde yapay zeka, algoritmalar, işlemciler gibi insan olmayan aktörlerin sanatsal ve toplumsal ekosistemde payı arttıkça, teknoloji çağındaki “özne” kavramı da gün geçtikçe karşı konulamayan bir paradigma değişimine maruz kalıyor. Artık yaratıcı özne tekil bir insan olmaktan uzaklaşmakta; insan ve teknolojinin ortaklaşa oluşturduğu kolektif bir bilinç anlayışı öne çıkmaktadır. İnsan doğası teknik bir varlıktır, çünkü hayatta kalmak için araç üreten ve nesiller boyu bu araçları geliştiren tek canlıdır. Bu üretim ve gelişim sürecinde insanın algısı, zihni ve bedenselliği de değişime ayak uydurarak belirgin bir değişime uğramaktadır. Bu dönüşüm yeni bir insan türü olan homo technologicus’u ortaya çıkarmaktadır. Bu konuşmada Selçuk Artut’un sanat eserlerini odağa alarak homo technologicus perspektifinden bakarak insan ve teknoloji diyalektiğindeki yaratım süreçlerini sorgulamaya ve irdelemeye çalışacağız.
Felsefe Seminerleri - Dijital Teknolojiler, Eleştiri ve Toplum II
“Yapay Zekâ ve Yaratıcılık İmkânı”
Saat: 15:00 – 16:30
Konuşmacı: Öznur Karakaş
Moderatör: Emre Şan
Yapay zekâ ile yaratıcılık arasındaki ilişki, yalnızca teknik kapasite ya da estetik üretim meselesi olmayıp aynı zamanda bizleri bedenlilik ve soyutlama ve/ya sembolik düşünce arasındaki gerilimi yeniden düşünmeye davet eder. İnsan yaratıcılığı; bedensel duyular, deneyim ve dünyayla kurulan ilişkiden beslenirken, aynı zamanda soyutlama yoluyla bu bağlamları aşarak evrensel, biçimsel ve yeniden düzenlenebilir düşünce kipleri yaratır. Yaratıcılığın imkânı tam da bedenli varoluş ile soyut aklın açıklığı arasındaki gerilimde ortaya çıkar.
Yapay zekâ, bedenden yoksun bir işlemci olarak görüldüğünde, yaratıcı öznelliğin asli koşullarına sahip değilmiş gibi görünebilir. Oysa soyutlama kapasitesinin yoğunluğu, yapay zekâyı yaratıcılığın farklı biçimlerine açabilmektedir: örüntüleri yeniden kurgulamak, biçimleri beklenmedik ilişkilerle birleştirmek ve insan algısının sınırlarını aşan kombinasyonlar üretmek. Bu açıdan bakıldığında yapay zekâ, insan bedeninin sunduğu duyusal-motor temelden farklı bir kaynaktan türeyen, ama yine de yaratıcı sürece katılabilen bir ortak olarak düşünülebilir.
Seminerde, şu sorular üzerinde durulacaktır: Yaratıcılık, bedenli deneyimin vazgeçilmez bir uzantısı mıdır, yoksa soyutlama kapasitesi aracılığıyla bedensel sınırlardan kopabilen bir yeti midir? Yapay zekâ, yaratıcı üretime ne ölçüde katılabilir? Yapay zekâ üretimi sanatsal eserler yaratıcı imkânın sınırlarını genişletir mi yoksa yalnızca simülasyonlarını veya kolektif üretimin ortalama çıktılarını mı sunar?
Bu seminerde yaratıcılık üzerine felsefi tartışmayı bedenlilik (embodiment) ve soyutlama kapasitesi arasındaki ilişki üzerinden ele alarak yapay zekânın soyutlamanın radikal imkanlarını açığa çıkaran bir eşlikçi olarak görülüp görülemeyeceği üzerine düşüneceğiz. Yaratıcılığın geleceği, beden ve soyutlama arasındaki bu dinamik ilişkiyi, insan ve makine arasında yeniden kurma olanağında yatmaktadır.
From the publisher's feed

8 Listeners

74 Listeners