
Sign up to save your podcasts
Or


Konuşmacı: Kurtul Gülenç
Frankfurt Okulu’nun teorik ve politik projesinin (Eleştirel Teori’nin) merkezinde kritik kavramının dönüşümü yatar. Kant’ın özü itibarıyla otonomiye hizmet eden kritiği Eleştirel Teori tarafından dönüştürülerek insanın pratiğine yaklaştırılmış, Batı düşüncesinde Kant’ın başlattığı devrim sürdürülmüştür. Frankfurt Okulu’nun yaşayan temsilcisi Jürgen Habermas bu geleneği sahiplenerek ileri endüstri toplumlarının yaşadığı meşruiyet krizlerine kritik kavramının farklı açılımları ve imkânları çerçevesinde yanıt aramış ve bu süreçte hocası Adorno’dan Gadamer’e, Rawls’dan Derrida’ya pek çok düşünürle farklı konu ve tartışma bağlamlarında karşılaşmıştır. Konuşmada Habermas’ın meşruiyet krizlerine yönelik olumlayıcı kritiği ve arayışı tarihsel ve teorik arka plan eşliğinde analiz edilecek ve tartışılacaktır.
Amacımız yönelimsellik ve epokhe eksenindeki fenomenolojik düşüncenin sadece yaşantıların içsel deneyiminin betimlemesi olmadığını, günümüzün sosyal ve kolektif fenomenlerinin kritiği için de kullanılabileceğini göstermek olacaktır. Epokhe yöntemi, doğal tavrı askıya almaya ilişkin bir eylem olarak özgürlüğe işaret eder. Husserlci anlayışın bireysel özgürlük deneyiminden kolektif bir özgürlük fikrine geçişin çağdaş felsefedeki kriz ve olay tartışmalarına yeni bir bakış açısı getirmesini sağlamaya çalışacağız. Fenomenolojik anlamda olay tarihe ve içinde ortaya çıktığı duruma bağlı olsa da, onlar tarafından belirlenemeyen ve onları aşarak tümüyle yeni bir şeyin doğuşuna yol açan bir öngörülemezlik anıdır. Dayanılmaz olanın belirmesi, verili sabit anlamların sarsılması ve zeminsizlik yeni olanakları ortaya çıkararak özneleri kurucu bir dönüşüme uğratır. Felsefi potansiyelinin derinliğine inandığımız bu dönüşümün betimlemesini öncelikle Husserl’in anlamın krizi ve Heidegger’in eylemin krizi fikirlerinden hareketle Patočka’nın insanın tarihsel varoluşunu ele aldığı heretik tarih anlayışında arayacağız.
Konuşmacı: Ayhan Çitil
Felsefenin son iki yüzyılında fikirleriyle belki de en büyük etkiyi bırakan Immanuel Kant kendi döneminde yaşanmakta olan krizin aşılmasında belirleyici rol oynarken kendisinden sonra ortaya çıkan krizlerin de hazırlayıcısı olmuştur. Kant kritik projesinin omurgasını teşkil eden üç eserinde bilgiye farklı sınırlar çekmeyi önermiş ve bu sınırlar dâhilinde bilimlerin gelişimine önemli bir katkı sağlamıştır. Bu sınırların kabulü insanlığın (insan aklının) sormaktan kendini alamadığı ve metafiziksel sıfatını hak eden birtakım soruları, en azından bir süre için akademik ilgi alanının dışına çıkarmıştır. Kant sonrasında mantıkta ve temel bilimlerde yaşanan gelişmelerle birlikte günümüzde bu sorulara beklenmedik bir geri dönüşün yaşandığı gözlemlenmektedir. Kendi gelişimlerini söz konusu soruların ihmal ve iptaline borçlu olan düşünüş biçimlerinin söz konusu bu sorularla muhatap olması günümüz felsefesini derin bir düşünsel krizle karşı karşıya bırakmıştır. Konuşma, bu krizin mahiyetini, felsefecilerin bu krize yönelik çözüm arayışlarını eleştirel bir gözle ele almayı hedeflemektedir.
From the publisher's feed

8 Listeners

74 Listeners