
Sign up to save your podcasts
Or


Duyu organlarımız bile duygularımızdan özgür değil, biliyorsunuz. Gördüklerimize güvenip bildiklerimiz arasında bağlantı kurup “gerçek budur” dediğimizde içimiz rahat bir şekilde uyuyabilir miyiz? Gerçek olduğuna inandıklarımızın bedel ödettiği insanlardan nasıl özür dileyebiliriz? İstemeden bedel olduklarımızın kefaretini neyle ödeyebiliriz.
Kitapla ilgili söylemek istedikleriniz varsa aşağıdaki linki takip ederek instagram hesabındaki bölüme ilişkin postun altında buluşabiliriz.
https://www.instagram.com/benbikitapokudum/profilecard/?igsh=MWJmNXkwajJmdWRueA==
Çok değil, bundan 2-3 nesil önce, Avrupa’nın “medeniyet”inde itaat ettiremedikleri, asi tabiatlı, kırılmayan kadınlardan “Delirmiş bu!” diyerek kurtulabiliyorlardı! Düşünsene!
Bölüme ilişkin söylemek istedikleriniz olursa https://www.instagram.com/benbikitapokudum/profilecard/?igsh=MWJmNXkwajJmdWRueA==
linkteki bölüme ilişkin postun altında buluşalım.
1968-98 yılları arasında İrlanda’da 3 gruba ayrılmış iç siyaseti anlamaya benim kadar zaman harcar mısınız, bilemiyorum. Bizim sağcı-solcu zamanlarını düşünün. Gittiğin market, izlediğin kanal bile siyasi; her taraf kendi bölgesinin iktidarı, güvenliği, adaletini sağlıyor.
Tüm bunların arasındaysa bölgede politik anlamda güçlü bir konumdaki orta yaşlı bir adam, 18 yalında bir kızı takip etmeye, onun hakkında bilgi toplamaya, ansızın önüne çımaya, tanışmadıkları halde tanır gibi akıllar vermeye başlıyor. Onun zihnine sızıyor, korkularını canlandırıyor. Mahalle baskısı da eklenince kızın hayatını daracık bir yere kıstırıp onun kendi rızasıyla ona gelmesini sağlıyor.
Bugün 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ydü.
Bölüme ya da kitaba ilişkin yorumlarınızı instagram’da @benbikitapokudum hesabındaki bölüme ilişkin postun altına bırakabilirsiniz.
Aile dediğimiz sır saklamayı marifet sayan bir kurum. Oysa her sır, nedenini anlamadan sonuçlarına katlanan nesiller doğuruyor.
Bir babanın gençlik hatasının bedelini annelerinin hayata koyduğu tavır ile ödeyen üç erkek kardeş ve onların kurmaya çalıştıkları yeni ailelerin hikayesi…
Bölüme dair söylemek istedikleriniz olursa Instagram’da @benbikitapokudum hesabındaki bölüme ilişkin postun altında buluşabiliriz.
Yolda geçerken onu gören insanların gün içinde aklına düşüp “acaba o zavallı adamın başına ne geldi?” desinler diye mahzun bir beden dili geliştiren Victor Baton için bu merak kırıntısı bile bir ilgi ve ilişkilenme şekli. O kadar yalnız ki yolda toplanan kalabalıkta kendine arkadaş seçip hayatına girebilmek için yanında yürüyor. Ama yoklukta yarışacak bu arkadaş adaylarıyla arasında bile bir hiyerarşi kurmakta, sevgilisi olanları kendinden üstün, yatacak yeri olmayanı ise kendinden aşağı görmekte hiç vakit kaybetmiyor.
Kitaba ya da bölüme dair söylemek istedikleriniz olursa Instagram’da @benbikitapokudum hesabında bölüme ilişkin postun altında buluşalım.
Adaların en unutulmuşundayız, Körburun.
1960-1980-1990 arasında geçen her dönemin kendi başrollerinin ve kötü kahramanlarının olduğu, ülkenin siyasi gündeminin izdüşümlerinin insanlar ve topluluklar üzerindeki etkilerini görebildiğimiz bir avuç insanın hikayesi.
Küçük yerin dedikodusu bol olur derler ya, bir de düşünün ki burası bir ada… Gireni, çıkanı bile tek tek biliyorsunuz. Adanın belleği görevini herkes biraz biraz paylaşıyor, hikayeler kaybolmuyor.
Kitaba ya da bölüme dair söylemek istediklerinizi Instagram’da @benbikitapokudum hesabındaki bölüme ilişkin postun altına bırakabilirsiniz.
Dikkat eksikliği bozukluğunun aslında bir “ÖZDÜZENLEME” eksikliği bozukluğu olduğunu,
bu işten sorunlu beyin bölgesinin doğumdan sonra bakın verenle kurulacak anbean ve senkronize duygu paylaşımı ve etkileşimle gelişebileceğini,
eğer bakım veren yoğun stres altındaysa bebeğe uygun cevapları veremeyeceği için bebeğin duyarsızlaşma ve dikkati başka yöne çekme tepkisine başvuracağını
ama nöroplastisite sağ olsun bağlanma konusunda emek verildiği takdirde her şeyin kolaylaşacağını öğrendim.
Eğer sizin de DEB deneyimleriniz ya da kitaba dair yorumlarınız varsa Instagram’da @benbirkitapokudum hesabındaki bölüme ilişkin postun altında buluşalım.
Bir kanser hikayesi okuduğumu ve bunun beni sarsacağını tabii ki biliyordum. Korku filmi izlemeyi seven biri korkacağını bilerek izler ya filmi, ben de kitabın sonunda sesimin böyle zor çıkacağını tahmin ediyordum.
Sadece bir annenin, eşin, evladın gidişi değildi beni sarsan. Annemizden alamadığımız ve kızımıza vermeye çabaladığımız iletişime açık annelik beni çok düşündürdü. Zor zamanlarda ve zor konularda orada olmayacaksa bir annenin varlığından gerçekten söz edilebilir mi?
Kitaba ya da bölüme dair yorumlarınız varsa instagram’da @benbikitapokudum hesabındaki bölüme ilişkin postun altına yorum bırakabilirsiniz.
Kitap adı yanıltıcı olmuş aslında. Ne etik ilkelerle ne sağlık kaygısıyla ne de sadece et yememek karakterin buradaki tepkisi. Kendi hayatı üzerinde söz söyleme hakkını bulamamış bir kadının bilinçaltı rüyaları ile kontrolü kendinde olan tek şey olan bedeni üzerindeki hak iddiası. Ataerkil düzenin bireyler, özellikle kadınlar üzerinde bıraktığı yaşayamamamışlık hissi, uyum sağlayarak öylece hayatta kalıp geçip gitme hali…
Kitaba, yazara ya da bölüme dair yorumlarınız varsa instagram’da @benbikitapokudum hesabındaki bölüme ilişkin postun altında buluşalım.
https://www.instagram.com/benbikitapokudum/profilecard/?igsh=MWJmNXkwajJmdWRueA==
Tüm kadınların kendine ait bir odası olması gerektiğini bize öğreten Virginia Woolf bu kitabında da sanatın içimizde yaşattığımız binlerce kimliğimizle iletişim kurmamızdaki rolünü anlatıyor. Bir şiirin peşine takılıp yüzyılları, cinsiyetleri, olasılıkları bükmek, bu zamanın bizi içine sıkıştırdığı tüm kuralların dışına çıkıvermek mümkün!
İyi ki geçtin bu dünyadan Virginia Woolf! Pek çok kadının ruhsal annesisin!
From the publisher's feed