
Sign up to save your podcasts
Or


Almanya, Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapıyor. Grup maçlarının merkezi de Ruhr bölgesi. Birbirine yakın kentlerde coşku var. Ev sahibi Almanya’nın mı, genç ve tutkulu İspanya’nın mı şampiyon olacağını spor yorumlarında değerlendirebiliriz, ancak bu yazıda, “2024 Almanya’sındaki yaşam şartlarını” aktaracağız. Öncelikle 2023’e göre hayat pahalılığı ile tanışmış Almanlar. Bizde TÜİK’e göre yüzde 75’lerde (sokakta yüzde 122) seyreden artış onlara yüzde 2.2 olarak yansımış. Bunu akaryakıt fiyatlarından görebiliyorsunuz. Yeme içmenin de bulunduğu hizmet sektörü geçen yıla göre enflasyonun üstünde fiyat artırmış ancak Steinberger Otel’de karşılaştığım avukat Ergün Özer, konaklama ve sokaktaki artışın futbol köpüğü olduğunu söyledi: “Maçlar biter fiyatlar söner.” Çarşı ve market fiyatlarına gelirsek; geçen yıldan pek farklı değil gibi geldi bana ya da biz hissetmiyoruz hiperenflasyonist toplum olduğumuz için! Örneğin 1 kilo dana etini 7-11 Avro’ya alabiliyorlar. Bizde fiyatı 1000 liralarla ölçülen İtalyan ve İsviçre peynirleri de 11-12 Avro. Gözüm, pek de ucuz olmayan Rewe’deki Türk ürünlerine takıldı. Tadım marka ayçiçeğinin kilosu 14.60. Türkiye’deki fiyatını sordum 650- 700 lira. Sebze reyonunda Türkiye’de yazın ortasında kilosu 45 TL’ye satılan domatesin 0.95 Avro olduğunu görmek üzücüydü. Daha üzücü olan sağlık için zorunlu hale gelen güneş kremlerinin 4-5 Avro’ya satılması. Aynı marka bizde 750 TL. Giyim kuşam meselesine hiç değinmesem daha iyi! Ünlü Alman ve Amerikan markalarının spor ayakkabıları indirimde 45-50 Avro. Türkiye’dekinin 1/3 fiyatı. Keşke, Düsseldorf Havaalanı’nda karşılaştığımız Çalışma Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan uçağını beklerken giriş kattaki markete gidip fiyatlara baksaymış. En azından emekliye, emekçiye zam verirken eli titremez! Düsseldorf ve Dortmund sokaklarını turlarken Almanya’nın aslında ciddi bir göçmen sorunu olmadığını da görüyorsunuz. Ama bizler İstanbul’da her 10 kişiden 6-7’sinin Suriyeli - Afganlı - İranlı olmasına alıştık. Almanya, böyle bir kontrolsüz göçmen saldırısı altında değil. AVM’lerde, marketlerde yoklar. “Nerede bunlar?” dedim. İş insanı Turabi Yıldız, “Ya kendilerine verilen belge ile belli alanda çalışıyorlar ya da göçmen merkezlerinde kalıyorlar” yanıtını verdi! Yaşam şartları ve göçmen sorunu ile AP’nin seçimlere olası etkisini de sordum dostlara. Özellikle aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi AfD’nin yükselişini de. Geçen yıllarda Türkiye’de AKP’ye oy verip Almanya’da eski Başbakan Angela Merkel’in partisi CDU/CSU ittifakını tercih edenler AfD’ye dönmüş. Gerekçeleri hayat pahalılığı ve yeni göçmenlerin düzeni bozacağı endişesi. Gerçi kitleyi temsil eden CDU/CSU hâlâ 1. parti ama aşırı sağın yükselişi özellikle Scholz’un partisi (SPD) ve diğer sol eğilimli partilerin eriyişinin gerekçesi göçmen politikalarıyla 2.2’lik enflasyon! Almanya doğumluların ortak talebi ise ister Türk ister Sırp ya da Afrika kökenli olsun, “yaşam standardının düşmemesi”. Önüne gelene vatandaşlık veren zihniyeti sorumlu tutuyorlar hayat pahalılığından. Biliyor ki kontrolsüz göç hem Düsseldorf’u ya da Dortmund’u İstanbul’a çevirebilir. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da Almanya’daydı. Maçlarda Türklerin değil Almanların da ilgi odağı oldu. Bakanlar, belediye başkanları ile yaptığı toplantılar ve “Hızray” anlaşması sonrası yurda dönüşte göçmen konusuna değindi. Belki Almanların meseleye yaklaşımını hissetmiş ya da yetkililerle konuşmuştu bilinmez önce İstanbul’da yaşayan mülteci sayısına değindi: “2 milyon.” Devlet 1 milyon 53 bin olarak duyursa da İmamoğlu’nun elinde İSKİ’nin günlük su, İETT’nin de metro-otobüs kullanımı raporları var. Hatta İmamoğlu insaflı söylüyor çünkü İstanbul’un günlük nüfusu 22 ile 23 milyon! Vergi işi gündemde. Ancak toplum olarak çıkış fonunun 150 TL’den 3 bin TL’ye yükseltilme teklifine takılıp kaldık.
Bayram günlerinin geleneğinde, dostluk vardır, barış vardır, küskünlüklerin giderilmesi, haksızlıkların telafi edilmesi, kavgaların unutulması vardır. O hedefler, komşular arasında olduğu gibi, siyaset hayatındaki ilişkiler için de geçerlidir. Bu geçtiğimiz bayram günlerinde, benim asıl beklentim o alandaydı. Son yerel seçimden sonra, seçimde en fazla oyu alan CHP ile ikinci sıradaki AKP arasındaki ilk iki görüşmeden sonra, bayram günlerinde de bazı olumlu adımlar atılabilirdi. Malum, o süreci tanımlamak için CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “normalleşme” deyimini kullanıyor, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ise “yumuşama” deyimini. AKP’nin sözcülerinin ve destekçilerinin bu bayram günlerindeki tutumları, ne o “normalleşme” veya “yumuşama” sözcüklerine uygun düştü ne de bayramın geleneklerine ve gereklerine. Bu sütunda hep belirtmeye çalıştım: Bugün ülke genelinde iktidarda bulunan parti ile yerel yönetimlerin çoğunun yönetiminde yer alan parti arasındaki anlaşmazlık konularının en önemlilerinden biri, adalet alanında. O alanda bugün ülkemizde, demokratik devletlerin hiçbirinde benzeri görülmemiş haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, usulsüzlük örnekleri var. Bunların bir kısmı, dava süreçlerinin çeşitli aşamalarında ya Anayasa Mahkemesi’nce veya -yetkilerini anayasamızla kabul ettiğimizuluslararası yargı mercilerince saptanmış ve gereğinin yapılması istenilmiş bulunuyor. Bir kısmında daha karar aşamasına gelinmemiş. Ama “tutukluluk” birçok halde bir tedbir olarak değil, fiilen “ceza” haline getirilip infazına başlanmış bir yaptırım olarak kullanılıyor. Bu durumun düzeltilmesi, adı “normalleşme” de olsa “yumuşama” da olsa, başarıya ulaşması temenni edilen o sürecin başlıca şartlarından biri. Eğer katılımcıları, o temennilerinde samimiyetlerini muhafaza ediyorlarsa... Geçtiğimiz bayram günleri, katılımcılara o açıdan önemli bir fırsat sayılırdı. Bu sütunda, daha önce de belirttim. Cezaevlerinde geçirdikleri sürenin yedi yılı aştığı veya ayrı ayrı cezaların toplamının 50-60 yıla ulaştığı sanıklar var. Şu sırada milletvekili olarak Ankara’da TBMM binasındaki odasında oturması gereken ama milletvekilliğine engel oluşturulmuş olan yasama organı üyesi var. Adalet alanındaki sorunları tek tek sıralamak köşe yazılarına sığmaz. Ama bunların hepsinin sanık listeleri ve haklarındaki muameleler, iddialar, soruşturmalar, ülkemizin adalet mekanizmalarının arşivlerindedir. Onlardan en tartışmalı olanlar bellidir. Hükümetin bir de adalet bakanı var. Böyle bir dönemde, şimdiye kadarki haksızlıkların, hukuksuzlukların giderilmesi için yapılan bir çalışmayı başlatmış olmak ve onun somut adımlarının bir kısmını bu bayram sırasında atmak mümkündü. Fena mı olurdu o tutukluların bir kısmını bayram arifesinde veya bayramın hemen arkasından gelen tatil günlerinde, eşlerine, çocuklarına, yakınlarına kavuşturmak? Bu, tabii mümkündü. Ayrıca bunu çabuklaştırmanın yolları, mevcut kurumlardaydı. Anayasa Mahkemesi kararlarında, kanun lehine bozma mekanizmasında... Hatta o hedefe varılması gerçekten isteniyorsa Meclis’in çoğunluğunca artık kabul edilecek yeni bir kanun taslağı hazırlayıp, yürürlüğe girmesini, Meclis’ten geçirerek sağlamaya çalışabilirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine bakalım: Meclis’in İstiklal Savaşı döneminden ve Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra açılmış, bazı soruşturmaların sonuçlarından bir kısmının sonradan kaldırılması veya değiştirilmesi uygun görüldüğünde bunun kanun yoluyla değiştirilmesine gidilmiştir. 1946’da başlayan demokratikleşme sürecinde ise 1950’den başlayarak 1973’te ve daha sonraları bazı cezaların kaldırılması gene kanun yoluyla mümkün olmuştur.
* CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “normalleşme” görüşmesinde kararlaştırılan ekonomi zirvesi dün yapıldı.
* Depremde ekibinden üç kişiyi yitiren, atölyesi yıkılan Toprak Sanat Evi, gönüllü oyunlar oynuyor.
* Muğla’nın Bodrum ilçesinde her pazar günü farklı bir sahilinde kıyı işgallerini protesto eden “Özgür Kıyılar Bodrum İnisiyatifi”, bu haftaki eylemi Torba sahilinde düzenledi.
* Atatürkçü Düşünce Derneği yeni öğretim müfredatının durdurulması ve iptali için dava açtı.
* Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin katıldığı bir canlı yayında velileri hedef aldı.
* Gazze’de katliamlarını sürdüren İsrail’in kuzey sınırında Lübnan Hizbullahı ile savaş hazırlıkları gündemde yerini koruyor.
* Avrupa Birliği üye ülkelerinin dışişleri bakanları dün Lüksemburg’da bir araya geldi.
* Rusya'da terör saldırıları artışa geçti.
* Son seçimden bu yana dozu artırılan sıkılaşma adımlarının reel sektörlerdeki etkileri Türkiye İstatistik Kurumu ve Merkez Bankası verilerine yansımaya başladı.
* Yerel seçimlerin ardından uzun süredir düzeyini koruyan dolar/TL haziran ayında yeniden hareketlenmeye başladı.
* “Bir Zamanlar Gelecek: 2121” adlı film 28 Haziran’da gösterime girecek.
* Bülent Ortaçgil, yarın saat 21.00’de Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda konser verecek.
* A Milli Futbol Takımımız, bir kez daha sahadaki oyunun dışında yaşanan kaosla gündemde.
* Barış Alper’e Brighton talip.
İç dinamiklerin geriye dönüşü söz konusu olamayacak patlama noktalarından örnekler vermeye kalksak bir köşe değil, sayfalara sığdırılamaz. “Bayram bitti, nerede kalmıştık” türünden haberler sıralamalarında bile kiralar, zamlar, vergiler, bir umut emekliler, çalışanlar için çaresizliğin yüksek beklentileri ile tersine düş kırıklıkları... Bayram öncesi son durumları mumla aratan yeni uçuk olumsuz gelişmeler... Üstüne bindiren doğanın başkaldırısı ile insan eliyle kirli çıkarlar adına işlenen suçlardaki patlamalar, cinayetler... Bir yandan da yerel seçimlerde çok çarpıcı su yüzüne çıkan, dipten gelen dalgaların, toplumsal başkaldırının, geriye dönüşü olamayacak gücüyle, bireysel, toplumsal, örgütlü, örgütsüz, üstüne üstük sadece ülkemiz değil dünya çapında yaşanan, siyasal, toplumsal savrulmaların toplamının birden yarattığı altüst oluşlar... Gözümüz kapalı ellerimiz uzatılarak sadece filin bir yerine dokunmamız isteniyorsa vay halimize? Yakın günlerde, birkaç farklı kaynak üzerinden çok iyi bildiğimizi sandığımız 1960’lı yılların gelişmelerine somut, belgeli tanıklıklarla tanıklık etme şansını yakalayınca, ülkemizin somut sonuçları ile gerçekten haklar kazanımlarında çok olumlu gelişmeleri yakalamış olduğu gerçeğini de yadsımak söz konusu olamayacağına göre de... Düzgün, tarihsel gerçekleri saptırmadan yapılmış, bilgiye dayalı tanıklıklardan dersler çıkarmaya çalışmamızın ne kadar değerli olacağının da ayırımına vardım.
Geriye dönüşü olmayan toplumsal, siyasal olaylardan, tarihin doğru okunabildiği deneyimlerden ne kadar çok doğru, haklı sonuçlara varabilirsek, geleceğimize dönük arayışlarımızda, duruşlarımızda o kadar sağlıklı, doğru sonuçlar çıkarabiliriz değil mi? Artık hiçbir şeyin eskisi gibi sürdürülemeyeceği kritik bir geçiş sürecini yaşıyorsak, duygusal sapkınlıklardan uzak durabilmek yolunda, doğru zamanda doğru yerde durabilme gibi bir sorumluluğumuz da olmalı değil mi? “Bana dokunmayan yılana dokunmam” devri kapandı gitti. Bana dokunsa da dokunmasa da insana, canlılara, ülkeme, dünyaya dokunan her şeyi öncelikle doğru anlamaya çalışmak, sonrasında da doğru duruş adına, doğru saflarda, gücümüzün yettiği kadarıyla yerimizi alabilmek gibi bir zamanın içindeyiz... Saklanarak korunabilmenin koşulları uçup gitti. Kutsal evimizin, yuvamızın, ailemizin, ülkemizin bile güvenliğinin uçup gittiği zamanların içindeyiz... Kör inat sürdürülen anız yakmada bile gerçeği cehaletten gelen masum bir inat, kirli çıkar, rant hesapları değilse bile çıkan yangında ormanlarımız yanmakla kalmıyor, insanlarımız ölüyor. Dün sabah olduğu üzere sadece bir haberde toplanan eski eşine, çocuklarına dönük katliam patlaması yaşanabiliyorsa... Suçlular, iktidarın başına uzanan korumalar ağında, tarikatlarda, cemaatlerde, Diyanet’in işleyişinde aranmalıdır. Katillerin korunup ödüllendirildikleri yargı, hukuk düzeni üzerinden hesap sorulmalıdır.
Can yakan haberlerin ağırlığında, uçuşan zamları, yaşamımızın içinde bizi yoksullaşmada durmadan dibe çeken zorlukların rakamsal verileri ne kadar çarpıcı, ürkütücü boyutlara varsa da beynimize kaydedilemeden uçuşup gidiyorlar. Bilebildiğimiz tek gerçeklik, yaşamımızın gün gün geriye gidişi, yaşamak zorunda kaldığımız yoksulluk, yoksunluklar... Bayram sonrasında, dünkü ilk iş günündeki ilk haberlere bakabildiniz mi? DİSK’i, Türkİş’i, Saray’ın en yakınları, en yandaşları peşlerinden... Sıraya girdikleri görülebilir miydi? Suyun akışı durdurulamıyor...
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
AKP’nin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le CHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe arasındaki dört saatlik görüşme beklendiği gibi sonuçlandı. Bir şey beklenmiyordu, öyle oldu. Bayram sürecinde bir kez daha tanık olduk ki milletin ilk üç gündemi şöyle: Ekonomi, ekonomi, ekonomi! Sokakta, bayramlaşmada, pazarda ne sorarsanız sorun, konu ekonomiye geliyor. Hayat pahalılığına değinen başka bir konuya geçmek üzereyken yanındaki çarkların dönmediğini söylüyor. Bir başkası göçmenlerden söz ederken işin özünün ekonomi olduğunu vurguluyor. İlk üç gündem diye sıralamamızın nedeni de bu! Millet hangi konu gündeme gelirse gelsin, ucunun ekonomiye dokunduğunu görüyor, yaşıyor!
Mehmet Şimşek’in soyadına gönderme yapılarak durumu anlatmaya çalışan pek çok başlık üretildi: Şimşek çaktı... Zamlar Şimşek hızında yükseliyor... Vergi paketi şimşekleri üzerine çekti!.. Ancak dünkü görüşmeyle bir kez daha ortaya çıktı ki Şimşek’in ana işlevi şu: Paratoner! İçinde “para” geçtiği için tanımlama Şimşek’in hoşuna gidebilir ama tepkiler, istemler onda toplanıyor. O da hepsini üstüne çekip fiilen yumuşatıyor! Karatepe görüşme sonrası yaptığı açıklamalarda Şimşek’in yüzüne neler söylediğini tek tek sıraladı. Öyle anlaşılıyor ki Şimşek, paratoner olarak dinleyip kendi bildiğini okumuş. Bundan başkası beklenebilir miydi? Beklenemezdi... Şimşek, değil CHP’den AKP’den gelen istemleri bile dikkate almayacak. İşlevi bu. Erdoğan da konu kendi üzerinden çekilsin, biraz da CHP’ye bulaşsın diye görüşmeyi önerdi. Bulunduğu coğrafya, uluslararası ilişkileri, küresel yapı ile kurulan entegrasyon ve benzer bileşenler toplandığında şu söylenebilir: Türkiye ekonomisi batamaz! Batarsa, payını alacaklar, pazarını kaybedecekler de zarar görür. Batma noktasına geldiği an, şu soru gündeme gelir: Yükü kimin sırtına yükleyelim? Yanıt belli: Milletin sırtına! Şimşek bu sürecin IMF özel temsilciliğini, küresel yapının sözcülüğünü yapıyor. Millete de “Rasyonel politikalar uygulayan bakan” formatıyla mutlaka yapılması gerekenleri dayatıyor. Gündemde yeni vergiler var. Kime? Bu da millete...
CHP’nin Şimşek’le kurduğu diyalog bu ortamda ne sonuç verir? Dün bir kez daha gördük ki hiçbir sonuç vermez. Milletin kriz altında inim inim inlediği bir ortamda diyalog hangi partinin işine yarar, hangi partiye yaramaz gibi soruları bir yana bırakalım. Temel soru şu: CHP, faturanın millete kesilmesini önleyebilecek mi? Bu yönde neler yapacak? AKP’nin uyguladığı ekonomi politikasına karşı önerileri neler? Karatepe’nin dünkü açıklamaları bu sorulara tam yanıt değildi. Bir bakıma ağrı kesiciler önerdi! Ağrı kesici elbette önemlidir ama tedavi değildir. Gelinen noktada CHP, AKP politikalarının değişmeyeceğini, fakirden alıp zengine vermeye devam edeceğini yaşayarak görmüş oldu. Artık yeni bir görüşme yapıp benzer sonuçlar almanın faydası olmadığı görüldü. CHP’den iki temel beklenti var: 1- Hayat pahalılığı, gelir uçurumu başta olmak üzere güncel sorunların çözümünü milletle paylaşması. 2- AKP’nin yürüttüğü ekonomi politikasına alternatif olarak ne planladığını açıklaması. Eğer, “AKP’nin liberal politikalarını ben biraz daha halkçı, biraz daha adil uygulamak istiyorum, hepsi bu” derse... İşte bu olmaz!
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
* İlahiyatçılar, laik Cumhuriyet ve değerlerine sahip çıkma çağrısı yaptı.
* CHP’nin gölge kabinesinde Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sorumlu Genel başkan yardımcısı Yalçın Karatepe, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile bugün saat 10.00’da bakanlıkta görüşecek.
* İsviçre’nin ev sahipliğinde 15-16 Haziran’da düzenlenen Ukrayna Barış Zirvesi’ne Türk heyetinden ayrı olarak Fener Rum Patriği Bartholomeos’un da “ekümenik” sözde unvanıyla gözlemci olarak katılmasına ilişkin tartışmalar sürüyor.
* Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ardından Bolu Abant İzzet Baysal Üniverrsitesi Tıp Fakültesi’nde “hekimlik andı” krizi patlak verdi.
* 10. Trans Onur Yürüyüşü’ne izin vermeyen polis, Taksim Meydanı’nı abluka altına aldı.
* ULUSLARARASI Quacquarelli Symonds (QS) kurumunun dünyada en iyi öğrenci kentleri sıralamasına Türkiye’den İstanbul, İzmir ve Ankara girdi.
* Lübnan Hizbullahı ile İsrail arasında gerilim tırmanıyor.
* Güvenli bölgeye saldırılar durmuyor.
* Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in ekonomiyi krizden çıkarmak için olmazsa olmaz dediği vergi düzenlemeleri daha çıkamadan tırpanlandı.
* Ertelenen akaryakıt zamları bu gece itibarıyla geliyor.
* İş Sanat, açılışını Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile yaptığı 24. sezonun kapanışını Kibele Sanat Galerisinde 30 Haziran’a dek açık olan Latif Demirci retrospektif sergisiyle kapatacak.
* A Milli Futbol Takımı’nın Euro 2024 F Grubu 2. maçında Portekiz’e 3-0 yenilmesinin ardından eleştiri okları teknik direktör Montella’ya çevrildi.
* Fenerbahçe sezonu bugün açıyor.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Son yıllarda ABD, Çin ve Rusya gibi büyük güçler arasında yeni bir küresel silahlanma yarışı, küresel güç dengelerindeki değişimlerin, yoğunlaşan jeopolitik gerilimlerin, vekâlet savaşlarının, yapay zekâ (YZ), kuantum bilgisayarı gibi alanlarda hızlanan gelişimlerin etkisiyle ivme kazandı. Silah şirketlerinin etkinlikleri ve kârları da... Askeri harcamalar Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü’ne (SIPRI) göre küresel çapta askeri harcamalar sabit fiyatlarla, 2000 yılında 1.204 milyar dolardan, 2010 yılında 1.944 milyar dolara ve 2023’te de 2.394 milyar dolara yükselmiş. Avrupa’nın 2000’de 301 milyar dolar olan askeri harcamaları, 2023’te 569 milyar dolara ulaşmış. Söz konusu dönemlerde en hızlı artışın, 43, 134 ve 309 milyar dolarla Çin’de ve 22, 46 ve 63 milyar dolarla Rusya’da gerçekleştiği görülüyor. ABD’nin, 2010’da 875 milyar olan askeri harcamaları, 2023’te 880 milyar dolarda kalmış. Hindistan’ın 2000’de 31 milyar dolar olan askeri harcamalarının 2023’te 83 milyar dolara yükselmesi de dikkat çekiyor. Yeni silah teknolojileri Askeri teknolojilerindeki ilerlemeler de silahlanma yarışını hızlandırıyor. Ülkeler, geleneksel askeri cephanelik stoklarını artırmanın yanı sıra hipersonik füzeler, otonom insansız hava araçları ve askeri uygulamalar için YZ gibi teknolojilere büyük yatırımlar yapıyorlar. Örneğin The Economist’in, önceki hafta, bir araştırmasında, “Bilim alanında süper güç oldu” dediği Çin; hipersonik silahlar geliştirmede ve askeri stratejisine YZ’yi entegre etmede önemli ilerlemeler kaydetmeye devam ediyor. Çin’in gelişmiş uçak gemisi Fujian’ın hizmete girmesi, donanmasının genişlemesi ABD’de kaygı yaratıyor. ABD deniz kuvvetleri, Çin’in donanma filosunun, 2040’a kadar 2020’ye kıyasla yüzde 40 artmasını bekliyor. Silahlanma yarışı şimdi YZ ve siber kabiliyetleri de kapsıyor. Ülkeler, güdümlü füze sistemlerinden otonom savaş sistemlerine kadar çeşitli görevlerde YZ’yi kullanarak “akıllı savaş” stratejilerine odaklanmaya başladılar. Çin’in sivil-asker işbirliği ve eşgüdümü, özel sektörde gerçekleşen teknolojik ilerlemelerinin askeri uygulamalara entegrasyonunu kolaylaştırıyor. Askeri robotik, insansız hava araçları (İHA) ve siber güvenlik operasyonlarında YZ kullanımı giderek yaygınlaşıyor. “Siber savaş” da özellikle önemli bir rekabet alanı haline geldi. İstihbarat toplama ve düşmanların altyapı hizmetleri; genel seçimler gibi “sistemlerini” bozma, bilgi çalma amacını taşıyan büyük ölçekli siber saldırıların stratejik önemi giderek artıyor. Sektörde canlanma Bu gelişmelere bağlı olarak silah teknolojileri geliştirme ve üretimi ile ilgili sektörlerde belirgin bir canlanma var. Avrupa havacılık ve savunma ticaret birliği ASD’nin genel sekreteri Jan Pie’ye göre “Savunma sektörü siparişlerinde Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana, en yoğun artışlar yaşanıyor” (Financial Times). Financial Times’ın 20 büyük ve orta ölçekli ABD’li ve Avrupalı savunma ve havacılık şirketiyle yaptığı anket, bu şirketlerin bu yıl on binlerce kişiyi işe almak istediklerini gösteriyor. Örneğin ABD’de Lockheed Martin, Northrop Grumman ve General Dynamics, 6 bine yakın yeni personel almayı amaçlıyor. Ankete katılan 10 şirket, çalışanlarının sayısını 37 bin ya da toplam işgücünün neredeyse yüzde 10’u düzeyinde artırmayı planlıyor. İngiltere’de BAE Systems ve Japon Mitsubishi Heavy Industries, ortak gerçekleştirecekleri yeni bir savaş uçağı inşa projeleri için 2024 yılı sonuna kadar, yedekler de dahil olmak üzere 6 bin yeni çalışanı işe almayı planlıyorlar; başta endüstri ve yazılım mühendisleri olmak üzere 2025 ile 2028 yılları arasında 8 bin ila 10 bin yeni pozisyon için işe alım yapmayı bekliyorlar. Almanya’da Rheinmetall ve Nammo, Fransa’da Thales ve Dassoult Havacılık, binlerce yeni personel almayı planlıyor.
* Bu köşe yazısı, yapay zeka tarafından seslendirilmiştir. https://www.cumhuriyet.com.tr/
Türkiye’de aklı başında, kitap okuyan, araştıran, soruşturan, sorgulayan, kendisini geliştiren, cesur, vatansever kaç genç vardır acaba? Sayıları herhalde çok değildir. Araştırmacı-yazar Diamond Tema bu gençlerden birisidir. Ama Türkiye’deki laiklik karşıtı tarikatlar, cemaatler ve AKP hükümeti, onu da hukuk dışı yollarla baskı altına aldı! Gençlere örnek olması gerekenler, gençlere kötü örnek olmakla kalmayıp, gençlerden ne kadar korktuklarını da ortaya koydular. Felsefe, tarih, din, mitoloji, kültür, uygarlık, cumhuriyetçilik gibi konularda araştırmalar yapan, kitaplar ve yazılar yazan, YouTube yayınları yapan Diamond Tema hakkında, konuk olduğu bir yayında şeriata karşı olduğunu savunduktan sonra, soruşturma başlatıldı ve yakalama kararı çıkarıldı! Bu uygulama, anayasanın laiklikle ilgili 2., 14., 24. maddelerine ve düşünceyi ifade etmekle, yayımlamakla ilgili anayasanın 25., 26., 28. maddelerine aykırıdır! Bu uygulamanın temeli olarak gösterilen ve yoruma açık muğlak ifadeler içeren Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi de bu anayasa maddelerine aykırıdır, antidemokratik bir ucubedir! Aynı yayında anayasanın 2., 14. ve 24. maddelerini ihlal ederek şeriatı savunan, Cumhuriyeti ve anayasayı eleştiren, Afganistan’daki Taliban yönetimini öven, karma eğitime karşı çıkan, reşit olmayan kızlarla evlenmeyi savunan Asrın Tok adlı zat hakkında hiçbir işlem yapılmazken; Cumhuriyeti, laikliği, anayasayı savunan ve şeriata karşı çıkan Diamond Tema, önce AKP, tarikat, cemaat trolleri ve yobaz barbarlar tarafından sosyal medyada linç edildi; sonra hakkında “yasal” işlem başlatıldı; bunların sonucunda da terör örgütü IŞİD tarafından hedef haline getirildi! Sözde “Adalet Bakanı”, aslında adalete bakmayan Yılmaz Tunç ise kendisini hâkim yerine koyarak peşin hüküm verdi, Diamond Tema’nın “peygamberimiz” hakkındaki ifadelerinin “hakaret içerikli, çirkin, provokatif, tahrik edici, asla kabul edilemez” olduğunu ilan etti, böylece anayasa ve rejim düşmanlarının sözcülüğünü üstlendi! Birincisi, Muhammed herkesin peygamber olarak kabul ettiği birisi değildir ve Yılmaz Tunç açıklamasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin Müslüman olduğunu varsaymıştır! Suudi Arabistan’ın, İran’ın, Afganistan’ın değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı olan birisi, devlet adına, bakan olarak, böyle bir açıklama yapamaz! İkincisi, Diamond Tema, Müslümanların peygamber olarak kabul ettiği Muhammed hakkında hiçbir hakaret içerikli ve çirkin ifade kullanmamıştır, Muhammed’in evliliği hakkında hadislerden bir bölüm okumakla ve dokuz yaşında bir kız çocuğuyla evlenmeyi ve cinsel ilişkiye girmeyi ahlaken uygun bulmadığını belirtmekle yetinmiştir. Eğer böyle bir açıklama bazılarını tahrik ve provoke ettiyse, bu onların kişisel ruhsal sorunudur, bu bir yargı konusu değildir. Bu olsa olsa psikiyatrinin konusu olabilir! Ayrıca yaklaşık iki saatlik yayında, Diamond Tema, kaynaklara dayanarak şeriata karşı çıktı, Muhammed ile ilgili bölüm, beş dakikayı geçmedi. Asrın Tok adlı zat ise şeriatı savunmaya çalışırken, şeriatın ne olduğunu Diamond Tema’dan öğrenmek zorunda kaldı. Diamond Tema, hem agnostik ve dinsiz olduğu, hem de bu tartışmanın hâkimi konumuna geçtiği için, yobaz barbarların saldırısına ve tacizine uğradı! Tarihte sık sık görüldüğü gibi, aklı kıt olan insanlar, karşı tarafı akılla değil, kaba kuvvetle bertaraf etme girişiminde bulundular! Herkes şunu bilmelidir ki, din konusunun tartışılamadığı ve bir tabu haline geldiği bir ülkede, demokrasiden kesinlikle söz edilemez! Diamond Tema ile birlikte gündeme gelen tikel sorun, makro boyuttaki tümel bir rejim sorununun yansımasıdır, buzdağının sadece görünen kısmıdır.
* MHP’nin kalesi olarak görülen Pınarbaşı’nda, CHP’nin seçimi kazanmasıyla başlayan tehditler saldırıya dönüştü.
* Polen Ekoloji Enstitüsü raporuna göre 2018’den 2022’ye tehlikeli maden atıkları ikiye katlandı
* Amasya Tamimi 105 Yaşında. Atatürk'ün önderliğinde bağımsızlık ateşinin yakıldığı Amasya Genelgesi, 105 yıl önce 22 Haziran 1919’da yayımlandı.
* Pençe-Kilit şehidi, son yolculuğuna uğurlandı.
* Her 10 gençten 7’si Türkiye’de çağdaş ve iyi bir eğitim sağlanmadığını düşünüyor.
* Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, Basın Konseyi ve Çağdaş Gazeteciler Derneği gazetecilerin hedef gösterilmesini kınadı.
* İsrail ordusu, Uluslararası Adalet Divanı’nın saldırıları durdurun kararına karşın Gazze’de ölümcül bombardımanlarını sürdürüyor.
* İngiltere’nin en zengin ailesine hapis cezası verildi.
* Asgari ücret yılbaşından bu yana 4 bin TL eridi, emekçi için daha kötü günler geliyor.
* Yerli girişimcilerin uluslararası doğrudan yatırımları son yıllarda hızla arttı. 60 milyar dolar gitti.
* Çiftçiye yeni vergi darbesi.
* İzBBŞT Genel Sanat Yönetmenliği görevinden alınan Yücel Erten, Cumhuriyet’e konuştu.
* Roger Waters, Filistin için sahnedeydi.
* Takımımız, Euro 2024 F Grubu’ndaki ikinci maçında Portekiz’e 3-0 yenildi.
* Bu podcast yayınları, Cumhuriyet gazetesinden derlenen haberlerin yapay zeka tarafından seslendirilmesiyle oluşturulmuştur. Güncel haberler için www.cumhuriyet.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Aslında Gürcistan o golü yemese belki Türkiye - Portekiz maçı çok rahat geçecekti. Ancak bir bir dünü resmen grup finali yaptı. Biz de o finali kaybettik 2. turu da riske attık. Önce Signal Iduna Park Stadı’ndaki atmosferden söz edelim; gurbetçi kardeşlerimiz sağ olsun yine ev sahibi Almanya gibiydik. Hele Tarkan’ın milli takım şarkısı çalmaz mı bir de! Ortalık Kırmızı-Beyaz bayrak seline dönüştü. Portekizliler şaşırdı; özellikle de Ronaldo. Portekiz Milli Marşı’nın ıslıklanmaması sevindiriciydi. Maç öncesi Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu tribünde ilgi gören isimlerdi. Ancak İmamoğlu’nun ilgi odağı olduğunu, hatta Almanların bile fotoğraf çektirmek için sıraya girdiğini söyleyelim. Maça gelirsek; Ronaldo - Arda Güler kapışması olur dedik, Arda sakatlanınca yedek başladı. Film koptuktan sonra oyuna girdi işe yaramadı. Mert’ler (kaleci Günok-sağ bek Müldür) yedekti. Montella ama zorunluluktan ama kurgu nedeniyle 11’i değiştirmişti. Gürcü maçının sihri de gitti. Onlar Ronaldo ile yokladılar, bizim ataklarda Kerem ayakta kalsa golü atardı. Hakan’ın orta alanda Barış’ın da ileri uçta kaybolduğu anlarda, savunmanın zincirleme hatasında Bernardo Silva’nın golüne engel olamadı. Dengenin bozulduğu anlarda Samet’in geri pası Portekiz’in 2. golü olunca devrenin de tadı kaçtı. Son 45’te Yusuf’u sahaya sürüp oyunu dengelemek istedi Montella. Ama Portekiz bu kez Abdülkerim’in hatasından Bruno Fernandes ile arayı iyice açtı; Ronaldo kendi de atabilirdi ama o işi garantiye almak istedi asist yaptı. üç sıfır sonrası seyircinin 15. dakikadan beri istediği Arda Güler son hamle olarak oyuna girdi. Tren kaçmıştı. Sadece güzel paslar atabildi. Gürcü maçında ne kadar iyiysek bu maçta o kadar kötüydük. Montella 11 tercihi, değişiklikleri ve santrforsuz sistemi ile sınıfta kaldı. Gecenin hareketi ise minik bir taraftarın sahaya girip Ronaldo ile selfi çektirmesiydi. Ufaklık bizimkilerden iyi koştu, Portekiz kaptanı da kural dışı da olsa bu sevgiyi karşılıksız bırakmadı.
From the publisher's feed