Davetul İslam

Davetul İslam

By Necati KockesenReligion & SpiritualityIslam
Download on the App Store

Davetul İslam episodes

  • 1434 - İslamda Şuf'a Hakkı - Komşuluk Hakkı - Necati Koçkesen
    Fıkhî bir terim olarak şüf‘a, “sahibine, satım akdine konu olan bir akarı, müşteriye mal olduğu bedel karşılığında mülkiyetine geçirme yetkisi veren bir hakkı” ifade eder.
    Şüf‘a hakkı bir akarın mâliki tarafından bir başkasına satılması durumunda hak sahibine bu akara müşteriyle aynı şartlar altında sahip olma yetkisi verdiği gibi, akarın mâliki ya da müşterisine bu akar bedeli karşılığında şüf‘a hakkı sahibine teslim etme mükellefiyeti de yükler. Bu sebepten dolayı şüf‘a hakkı, gayri menkul mülkiyetinin dolaylı şekilde sınırlandırılması niteliğindedir. Ancak, şüf‘a hakkı dolayısıyla bir şahsın akarını satmasına, herhangi bir biçimde kullanılmasına vb. mani olunmadığı için ortada doğrudan doğruya bir sınırlandırma söz konusu değildir.
    7 min
  • 1433 - Kadınlara Talak (Boşama Hakkı ) Verilir Mi? - Necati Koçkesen
    Kadın nikah kıyılırken evleneceği kişiden bir, iki hatta üç talak hakkı isteyebilir. Koca da kabul ederse kadın kaç talak almışsa o kadar talakla kocasını boşayabilir. Eğer bir talak almış da kocasına "sen benden boşsun" derse, kocasını bir talakla ama bâin (kesin ) talakla boşamış olur. Kocanın geri dönme hakkı yoktur. Eğer koca karısına tekrar müracaat ederse, kadın istemedikçe hiç bir hakkı yoktur. Kadın iddeti bitince isterse gidip başka bir erkekle evlenebilir. Ama pişman olmuşlar da yeniden bir araya gelmek isterlerse yeni bir nikahla ama kocada kalan talak sayısınca evlenmiş olurlar.
    6 min
  • 1431 - Hul ile Boşanme Ne Demektir? - Necati Koçkesen
    Hul ile boşanma (muhâlea): Sözlükte “elbiseyi çıkarmak, soyunmak; ayırmak” gibi anlamlara gelen hul‘, fıkıhta kadının belli bir bedel vermesi karşılığında kocanın ayrılmaya razı olması üzerine evlilik bağından kurtulmasını ifade eder. Karşılıklı anlaşmayla gerçekleşmesi sebebiyle bu işleme muhâlea adı verilir.
    Muhâleanın delîli, “...Karı ve kocanın Allah’ın sınırlarını hakkıyla muhafaza edememelerinden korkarsanız kadının evlilikten kurtulmak için -erkeğe- bir meblağ vermesinde taraflara vebal yoktur” meâlindeki âyetle (el-Bakara 2/229) konuya ilişkin bazı hadislerdir. Bu âyette geçen “fidye / bir meblağ verme” anlamındaki fiilin öznesi kadın olmakla birlikte ifadenin bağlamını, âyetteki diğer unsurları, Resûlullah’ın tatbikatı yanında Kur’an ve Sünnet’teki aile hukukuna ilişkin hükümlerin örgüsünü dikkate alan İslâm âlimleri, hul‘un kadının tek taraflı iradesiyle değil karşılıklı anlaşmayla gerçekleşen bir işlem olduğu sonucuna varmışlardır. Kocanın verdiği mehri ancak karısının rızasıyla geri alabileceğini bildiren (en-Nisâ 4/4), erkeğin, talâk yetkisini verdiği mehri ve hediyeleri geri almak için baskı aracı olarak kullanmasını yasaklayan (en-Nisâ 4/19-20) ve evliliğin yürümeyeceği anlaşıldığında bile eşlere öncelikle anlaşma yolunu seçmelerini öğütleyen, bütün bu yollar denendikten sonra ayrılma halinde Allah’ın onları lutfundan yararlandıracağını ifade eden (en-Nisâ 4/128-130) âyetler de karşılıklı hakları gözeterek sağlanacak mutabakata dayalı ayrılmanın meşrû bir yöntem olduğunu dolaylı biçimde destekleyen delillerdendir.
    Hz. Peygamber, haklı bir sebep bulunmaksızın talâk yoluyla karısından ayrılan bir erkeğin uhrevî sorumluluğuna dikkat çektiği gibi (Ebû Dâvûd, “Ṭalâḳ”, 3) kadının da haklı bir sebep olmaksızın kocasından kendisini boşaması için talepte bulunmasını hoş karşılamamış ve böyle bir davranışın uhrevî sorumluluğunun ağır olduğunu belirtmiştir (Müsned, III, 414; Tirmizî, “Ṭalâḳ”, 10, 11; Nesâî, “Ṭalâḳ”, 34). Sahâbeden Sâbit b. Kays b. Şemmâs’ın karısı kocasının çirkinliğinden, başka bir rivayette kendisini dövdüğünden şikâyetle Hz. Peygamber’e gelir ve kocasından ayrılmayı talep eder. Resûl-i Ekrem kadına mehir olarak aldığı bahçeyi Sâbit’e geri vermesini söyler; kadın ayrıca başka mal vermeyi teklif ederse de Resûlullah, Sâbit’ten yalnız bahçeyi geri alıp karısını boşamasını ister (Şevkânî, VI, 276-282). Bu olay, Câhiliye devrinde de bilinen hul‘un İslâmî dönemdeki ilk uygulaması olarak kabul edilir (Müsned, IV, 3; Emîr es-San‘ânî, III, 1427; Cevâd Ali, V, 552). Kaynakların çoğu bu uygulamayı Hz. Peygamber’in önerisiyle Sâbit’in karısını boşaması, bir kısmı da onun, kadının bahçeyi geri vermesi şartıyla aralarını ayırması ve Sâbit’in de bu kazâî hükme uyması şeklinde aktarır (Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, VII, 312-317). Bu rivayet farklılığı, özellikle muhâleada hâkimin rolü konusundaki tartışmalara ışık tutması bakımından önemlidir.
    Fıkıh kitablarında hul‘un meşruiyeti Kur’an ve Sünnet’in yanı sıra icmâ ile de desteklenirken hul‘ ile ilgili Bakara sûresinin 229. âyetinin Nisâ sûresinin 20. âyetiyle neshedildiğini ileri süren tâbiîn fakihlerinden Bekir b. Abdullah el-Müzenî’nin görüşünün muteber sayılmadığı ve icmâı etkilemediği belirtilir. Fıkıh âlimleri, eşlerin haklı bir sebep bulunduğunda hul‘a başvurabilecekleri noktasında görüş birliği içinde olmakla beraber uyum halindeki eşlerin bu yola başvurmasının hükmü tartışmalıdır. Fakihlerin büyük çoğunluğu bu durumda da hul‘ işleminin hukuken geçerli olacağı, ancak bir hakkın amacı dışında kullanılıp dince sürekliliği istenen evlilik birliğini bozdukları için ayrılan eşlerin günaha girmiş olacağı kanaatindedir. İbn Şihâb ez-Zührî, Nehaî ve Dâvûd ez-Zâhirî gibi fakihlere göre ise böyle bir muhâlea geçersizdir (Şîrâzî, II, 71; İbn Rüşd, II, 72; Şirbînî, III, 262; Emîr es-San‘ânî, III, 1422-1423; M. Tâhir b. Âşûr, II, 411).
    Tâvûs b. Keysân, Şa‘bî, İbnü’l-Münzir gibi bazı fakihler ancak eşlerden her ikisinin geçimsizliği halinde hul‘a başvurulabileceğini ileri sürerken büyük çoğunluk, karı-kocadan birinin geçimsizliğini hul‘ için yeterli sebep olarak görmüştür. Ayrıca fıkıh âlimleri, geçimsizliğin kaynağı koca ise karısını muhâleaya mecbur bırakıp ondan bedel almasının haram olacağını, geçimsizlik sebebi kadın olsa bile kocanın talâk hakkını kullanmasının hul‘ yolunu istemesinden daha iyi olduğunu ifade etmişler ve geçimsizliğin kendisinden kaynaklanması halinde muhâlea isteyen kadına da aldığı mehri iade etmesini veya kocanın mağduriyetini giderecek bir miktarı geri vermesini tavsiye etmişlerdir (Cessâs, I, 393; Serahsî, VI, 183).
    7 min
  • 1426 - Dünya Hayatına Kanmamak, Zühd - Necati Koçkesen
    “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ekin çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Âhirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızâsı vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.” (Hadîd sûresi, 20)
    49 min

About Davetul İslam

From the publisher's feed

Hakkı Anlatan; İnsanlardan, Sistemlerden Değil Allah'tan Korkan, Ehl-i Sünnete Bağlı Youtube Kanalı.