KENDİMİZİ İSLÂM'A DEĞİL İSLÂM'I KENDİMİZE UYDURMAK
Gayri islâmî düzenlerde yaşayan müslümanlar ister istemez dejenere olmaktadırlar. Fakat bazıları dejenere olduklarının farkına bile varamamakta, ben değişmedim, değişmem iddiasını sürdürmektedir.
Küfür düzenlerinin eğitim sisteminden geçen, câhilî toplumun örf ve âdetleri içerisinde debelenen müslümanlar ister istemez içinde bulunduğu toplumun ahlâkıyla ahlaklanacak, onların kendisine yükledikleri kültür ve mantıkla meselelere bakacaklardır.
Kâfirler karşısında mağlup olmanın, onların esâreti altında bulunmanın sonucu olarak kâfirlere karşı aşağılık duygusuna kapılmakta ve bunun sonucu olarak da onlara özenmektedir. "Bizim onlardan aşağı neyimiz kalır" düşüncesi ile onların yaptıkları bir çok şeyi biraz format değiştirerek yapmaktalar ve fakat üzerine bir de İslam kılıfı giydirmektedirler. Mesela onlar müzikle uğraşıyorlarsa bunlar da islâmî müzik, ilâhî, tasavvuf müziği ismi altında müzikle uğraşmaktadırlar. Gelin görün ki yaptıkları müzik onların yaptıkları müzikten pek farklı değildir. Onlar resim yapıyorlarsa bizimkiler de resim yapıyor, onlar filim çeviriyorlarsa bizimkiler de filim çeviriyorlar.
Dün bankanın önünden geçmeyenler bugün bankaların daimi müşterisi olmuşlar, ev alırken, araba alırken, iş yeri kurarken bankalara koşup faizli krediler çekmektedirler. Ve bu, sanki faiz alıp vermek haram değilmiş gibi gâyet olağan hale gelmiştir. Bir müslüman kendilerini uyardığında ise, "mecbur kaldım", "artık bu düzende fâizsiz olmuyor", "elâlem ev - bark, araba sâhibi olurken benim de bir evim, benim de bir arabam olmasın mı?" savunmasını yapıyorlar.
Müslüman kadınların tesettürlerini ele alalım, İslam tesettürünü başörtüsüne indirgeyip başörtüsü dışında adı tesettür olan ama tesettürle uzaktan yakından ilgisi olmayan her türlü elbiseyi giyebilmektedirler. Başında başörtüsü olduğu halde kolları açık, başörtüsü taktığı halde tayt giyen müslüman(!) kadınlar ve kızlar görmek artık mümkün. Yakında başı örtülü ama göbeği açık müslüman(!) kızlar görürsek şaşırmayalım.
Müslümanların nişan ve düğünlerine bakalım, kâfirlerin veya sosyetenin düğünlerinden ne farkı var? Açık saçık kadınlarla erkeklerin karma karışık olduğu salon ve mekanlarda düğünler yapmaktalar, güya tesettürlü kadın ve kızlar salonun ortasında, erkeklerin şehvet dolu bakışları altında çifte telli oynamaktalar, halay sekmekteler, göbek atmaktadırlar. Düğün ve nişanlarda sanki her şey mübahmış gibi vur patlasın, çal oynasın havasında eğlenmektedirler. Sonra da dönüp hacılık hocalık taslamaktalar, namaz kılmaktadırlar.
Ticaret ahlâkımız kâfirlerin ticâret ahlâkından daha kötü durumdadır. "Gelsin de nereden gelirse gelsin", "köşeyi dön de nasıl dönersen dön", "üzümünü ye bağını sorma" terânesi almış başını gitmiş. Müslüman yediği zaman en iyisini yiyecek, giydiği zaman en iyisini giyecek, kullandığı zaman en iyisini kullanacak düşüncesi müslümanları çepeçevre kuşatmış durumdadır.
Siyâsette ise müslümanların durumu daha korkunç bir haldedir. Kendilerini tamâmen küfür sistemine odaklamışlar, ya o sistemin içinde yer alarak veya yer alanları destekleyerek tâgutî sistemleri ayakta tutmanın, güçlendirmenin savaşını veriyorlar. Her alanda Allah'a baş kaldıranları, Allah'ın hükümlerine savaş açarcasına bir çok küfür yasa ve kanun yapanları desteklemektedirler. Üstelik bunu da cihad şuuru ile yapmaktadırlar. Yâni küfre payanda olurlarken bir de cihad yaptıklarını sanmaktadırlar.
Daha bir çok şeyi sıralamak mümkün ama bu kadarı bile yeterli sanırım.
İşte hâlimiz, işte "neden böyleyiz"in cevabı.