Davetul İslam

Davetul İslam

By Necati KockesenReligion & SpiritualityIslam
Download on the App Store

Davetul İslam episodes

  • 1393 - Abdestsiz Kur'an-ı Kerim Okumak Caiz Mi? - Necati Koçkesen
    Cünüp, âdetli veya lohusa olan kadın Kur’ân âyetlerinden hiç birini okuyamaz, caiz değildir.
    Şayet içerisinde hem Arapça Kur'an, hem de meal birlikte bulunuyorsa, bu şekildeki Kur'an'ı hayız halindeki kadın veya abdestsiz bir kimse eline alamaz. Hayız halindeki kadınlar içerisinde Arapça Kur'an bulunmayan mealleri alıp okuyabilirler.
    Bu hususta Resulullah (a.s.m.) şöyle buyururlar:
    “Cünüp ve âdetli kadın Kur’ân’dan hiçbir şey okuyamaz.” (İbni Mâce, Tahâret: 105)
    Yani sırf Kur’ân-ı Kerim okumak niyetiyle bir âyetten daha az bile okuyamaz. Ancak dua, senâ, Allah’a sığınma, zikir veya bir işe başlangıcında yahut öğretmek maksadıyla Kur’ân’dan bazı âyetleri okumak caizdir.
    Meselâ, bir ulaşım aracına binerken okunması sünnet olan,
    “Sübhânellezî sahhara lenâ hâzâ vemâ künnâ lehû mukrinîn. (Her türlü noksandan münezzehtir o Allah ki, bunu bizim hizmetimize verdi, yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi.” (Zuhruf Sûresi, 13)
    Aynı araçtan inerken de,
    “Rabbenâ enzilnî münzelen mübâreken ve ente hayrü’l-münzilîn. (Ey Rabbim, beni hayır ve bereketi bol bir yere indir. Misafir ağırlayanların en hayırlısı Sensin)." (Mü’minûn Sûresi, 29)
    Bir musibet ve ölüm haberi alınca,
    “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. (Muhakkak biz Allah içiniz ve muhakkak yalnız Ona dönücüleriz)." (Bakara Sûresi, 156)
    Yine bir işe başlarken “Bismillâhirrahmânirrahîm” demek, şükür maksadıyla “Elhamdülillah” demek de bu kabildendir.
    Aynı şekilde Fâtiha, Âyetü’l-kürsî, Felâk, Nâs ve İhlâs Sûrelerini zikir maksadıyla, Allah’ı hatırlamak düşüncesiyle ezberden okumak haram değildir.
    Mâlikî Mezhebi'ne göre, hayızlı ve lohusa olan kadının az miktarda Kur’ân okumasında bir mahzur bulunmamaktadır. Bu az miktar da yukarıda adı geçen sûreler miktarıdır. Bu meseleye delil olarak; kadınların uzun süre bu halde kalmış olduklarından dolayı istihsânen caiz görmüşlerdir.
    Hanbeli ve Hanefi Mezhebi'ne göre, Kur’ân-ı Kerim'in kelimelerini heceleyerek, harf harf okumak caizdir. Çünkü böyle bir okuyuş “kıraat”e girmemektedir. Yine tilavet olmadan Mushafa bakmayı, sesini çıkarmadan içinden okumasını da caiz kabul etmişlerdir. Çünkü bu durumda da kıraatten (okumaktan) söz edilmez. (Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletühû, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 1: 288-9)
    Bütün bu görüşler müçtehid imamların çeşitli delillere dayanarak vardıkları içtihad farklılıklarıdır ve hepsi de doğrudur.
    Bunun yanında, kelime-i şehâdet, kelime-i tevhid, istiğfar, salavat-ı şerife gibi tevhid ve zikir cümlelerini bir veya birden fazla okumak caizdir.
    Hanımların bu özel günlerde Kur’ân-i Kerim'in dışında tefsir, hadis ve fıkıh gibi dinî kitapları ellerine almaları İmam-ı Âzama göre caizdir. Ancak bu kitapların içinde bulunan âyetlere el sürmemeleri gerekir.
    Kur’ân âyetlerinin bu durumda iken yazılması meselesinde el-Feteva’l-Hindiyye’de şu kayıtları okuyoruz:
    “Cünüp veya hayızlı olanların yazmakta oldukları satırların arasına Kur’ân’dan bir âyet yazmaları mekruhtur. Fakat yazdıkları bu âyetleri okumazlarsa mekruh olmaz. İmam-ı Muhammed ise, bu kimselerin Kur’ân yazmamaları bana göre en sevimli davranıştır, diyerek bu hususta ihtiyatlı ve dikkatli olmayı tavsiye etmektedir.”
    Buna göre, besmele de Kur’ân’dan bir âyet olduğundan hayızlı iken yazılmaması daha isabetli olur.
    Bu arada hangi mezhebe bağlı olursa olsun, bu haldeki bir kadın Kur’ân’ın bir âyetine bile el süremez. Ancak Kur’ân’a yapışık olmayan temiz bir bez ve kâğıtla tutabilir.
    5 min
  • 1392 - Namazı Geçirmek Yoktur! - Necati Koçkesen
    NAMAZ
    Kur’an’daki tâbiri “salât” olan namaz, Allah’ın inanan kullarına imandan sonra yüklediği en önemli ameldir. Namaz, Allah’ın kullarına peygamberi aracılığı ile kendisine ne zaman ve nasıl ibâdet edeceklerini öğrettiği bir ibadettir. Ve bu, bizzat şârînin belirlediği beş vakitte her gün tekerrür eden ve kişinin ömrü boyunca devam edecek bir ibadettir.
    Namaz, kulun Rabbisi ile irtibatını sağlayan, Rabisine olan imânını, korkusunu, sevgisini kuvvetlendiren muhteşem bir ibadettir. Aynı zamanda namaz, Müslümanın Müslüman olduğuna şâhitlik eden en büyük bir şâhittir. Namaz kılan görüldüğü zaman onun Müslüman olduğuna şâhitlik edilir. Namaz kılmayanın Müslüman olup olmadığı ise bilinemez. Düşünün ki, namaz kılmayan bir Müslüman ile kâfir arasında görünüş îtibâri ile kalbindeki îmandan başka pek bir fark kalmaz. Onun olup olmadığını da ancak Allah bilir.
    Yine namaz, insanı her türlü kötülüklerden alıkoyan bir ibadettir. Yâni kişi gerçek mânâda namaz kılıyorsa o namaz ona kötülük işletmemesi gerekir. Nitekim Ankebüt sûresinin 45. Âyetinde de bu açıkça belirtilerek, “Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir” buyrulmaktadır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de, “Kimin namazı her türlü hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoymuyorsa, o namaz, ancak sahibini Allahtan uzaklaştırır.” (Tabarânî) demiştir. Demekki namaz, namaz gibi kılınmalı ki sâhibini her türlü kötülüklerden ve hayasızlıklardan koruyabilsin. Yoksa gelişi güzel kılınan, iç ve dış şartlarına uygun kılınmayan bir namaz ne Allah’ın kabul edebileceği bir namaz olur ne de sahibini kötülüklerden koruyabilir.
    Şu da unutulmamalıdır, sahâbeler ve müctehid ulemâ namaz dışında hiçbir ibâdet hakkında onu terkedenin kâfir olup olmadığı hakkında ihtilaf etmemişlerdir. Ama inkar etmemek şartı ile namazını kılmayanın kâfir olup olmadığı husûsunda ihtilaf etmişlerdir. Bir kısım sahâbeler ve müctehid ulema namazını kılmayanın kâfir olacağını söylerken bir kısım ulemâ da inkar etmemek şartı ile namaz kılmayanın kâfir olmayacağını ama büyük bir günah işlemiş olacağını belirtmişlerdir.
    Namaz kılmayanın kâfir olup olmadığında ihtilaf eden müctehidler namaz kılmayana verilecek cezâ husûsunda da ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı namaz kılmayan (tevbe edip namaza başlamazsa) mürted olduğu için öldürülür derken (Ahmed bin Hanbel), bir kısmı da, “namaz kılmayan her ne kadar kâfir olmazsa da cezâ olarak öldürülür” demiştir (İmam Şâfî ve İmam Mâlik). İmam Ebû Haife ve bazı ulemâ ise, inkar etmemek şartı ile namaz kılmayanın kâfir olmayacağını, öldürülmeyeceğini de ve fakat hapsedileceğini ve her gün de kan çıkıncaya kadar dövüleceğini, eğer tevbe edip namaza başlarsa salıverileceğini, eğer tevbe edip namaza başlamazsa ölünceye kadar hapiste kalacağını belirtmişlerdir. Görüldüğü gibi hiçbir müctehid namaz kılmayanın serbestçe yaşayacağını ve sokaklarda serbestçe dolaşabileceğini söylememiştir.
    İşte bütün bunlar namazın ne kadar önemli bir ibâdet olduğunu belirtmektedir. Bir çadırı ayakta tutan orta direk ne ise namaz da İslâm için odur. Bundan dolayı “namaz dînin direğidir” denilmiştir. Orta direği yıkılan bir çadır nasıl ayakta duramazsa namazını kılmayan bir kimsenin de gerçek mânâda Müslümanlığından söz edilemez.
    3 min
  • 1387 - Toki'den Ev Almak Caiz Mi? - Asrın Projesi! - Necati Koçkesen
    Soru: Devletin Sosyal Konut Projesi kapsamında TOKİ’den ev almak câiz midir?
    Cevap: TOKİ’nin yaptırdığı konutlardan dâire almanın İslâm’a göre câiz olmamasına sebep olan bir çok yön vardır. Buna göre;
    1. Her ne kadar satın alınacak olan bağımsız konutun sözleşmede yer alan ilk fiyatı belli olsa da her yıl Ocak ve Temmuz aylarında memur maaş zammına göre ödenecek olan taksitlerde artışın yapılacak olması, satın alınacak olan konuta ödenecek olan toplam tutarı belirsiz hâle getirmektedir. Sözleşmelerde her hususun açık ve net olması gerekir. Bu sözleşmede ise belirsizlik bulunmaktadır. Satılan malın kendisinin, değerinin, cinsinin, çeşidinin veya miktarının meçhul olması, akdin sıhhatine engel olan hususlardandır. Bu sözleşmede satın alınacak olan konutun net fiyatı belli değildir. Konu ile ilgili olarak yapılan açıklamalara göre; 2+1 daire 240 ay vade ile 608 bin lira bedel ve aylık 2.280 lira taksitlerle, 3+1 daire ise 851 bin lira bedel, 3.187 lira aylık taksitlerle 240 ay vade ile satışa sunulacaktır. Ancak 2+1 daire için başlangıçta 608 bin liralık bir bedel belirlenmiş olsa da 240 ay sonunda ödenecek olan toplam tutar, bunun çok çok üzerinde olacaktır. Örneğin; bir kimsenin Eylül 2022 ayı itibariyle bu sözleşmeyi imzaladığını varsayalım. Sözleşmeye esas olan fiyatın %10’u olan 60.800 TL peşin olarak ödendiğinde geriye 547.200 TL 240 ay taksitle 2.280 TL şeklinde ödeneceği varsayılmıştır. Ancak 2022 yılı temmuz ayı maaş zammı olan %41,85’i dikkate aldığımızda Ocak 2023 tarihinde ödenecek olan taksit miktarı (2.280x1,4185=) 3.234,18 TL olacaktır. Üstelik bu rakam Temmuz 2023’te memur maaşlarına göre tekrar güncellenecektir. Bir başka ifade ile taksitler her yıl iki defa artırılacaktır. Sadece 3.243 TL’yi esas aldığımızda ise 240 ay sonra (240x3.243=) 778.320 TL ödenmesi gerekmektedir. Başlangıçta 608 bin lira olan evin değerinde 170.320 TL fazla ödeme söz konusu olmaktadır. Yani ödenecek olan toplam tutar tümüyle meçhuldür, bilinmemektedir. Dolayısıyla bu akit, sıhhat şartından yoksun olduğu için caiz olmayan bir akittir.
    2. Banka ile imzalanacak olan sözleşmeye gelince. Yapılan açıklamalara bakıldığında her ne kadar söz konusu konutun satıcısı TOKİ olsa da ödemeler için banka ile sözleşme yapılması gerekmektedir. Yani burada TOKİ adeta aradan çekilmekte ve ödemeler konusunu tümüyle bankalara bırakmaktadır. Günümüzde bankaların tümü haram olan faiz esasına göre çalışırlar. Banka ile imzalanan sözleşmelerin detayları hakkında elimizde bir metin bulunmamakla birlikte günümüze kadar yapılan uygulamaları ve diğer sözleşmeleri dikkate aldığımızda ödenecek olan taksitlerin geciktirilecek olması hâlinde bankalar belli miktarlarda gecikme faizi talebinde bulunurlar. Oysa İslâm ahkâmına göre hangi sebeple olursa olsun borçlu olan kimsenin borcunu ödemeyi geciktirecek olması hâlinde hiçbir surette faiz ya da bir başka isim altında net borcun üstünde bir para ödemesi gerekmez ve alınamaz. Borcunu ödemekte zorlanan, sıkıntıda olan kimsenin imkânı oluncaya kadar beklenmesi gerekir. Borcunu vadesinden daha sonra ödeyecek olması nedeniyle herhangi bir şekilde vade farkı talep edilemez. Meseleyi bu yönüyle ele aldığımızda da bu sözleşme, caiz olmayan sözleşmeler kapsamında yer almaktadır.
    3. TOKİ’nin resmî sitesinde “Hak sahibi olup sözleşme imzalayanlar konutlarını borçları bitene kadar devredemeyeceklerdir” denilmektedir. İslâm fıkhına göre herhangi bir malın satın alınması hususunda akit yapan kimsenin malı üzerinde tam tasarruf hakkına sahip olması gerekir. Yani kişi, alım-satım sözleşmesini imzaladıktan sonra malı üzerinde meşru yollarla dilediği şekilde tasarrufta bulunabilir. Satın almış olduğu bu daireyi istediği zaman istediği kimseye satabilir. Ancak bu sözleşmede malın mülkiyeti tam anlamıyla müşteriye intikal etmemektedir ki fakihler, malın mülkiyeti üzerinde tam mülkiyetin ve tasarruf yetkisinin bulunmasını akdin geçerli olması şartlarından saymaktadır. Bu sözleşmeye göre söz konusu gayrimenkul kişinin malı olmamıştır, mülkiyeti altında değildir. Kişi malı üzerinde istediği şekilde tasarrufta bulunamamaktadır. Malın mülkiyetinde sorun bulunmaktadır. Dolayısıyla sözleşme geçerli olmamıştır.
    4. Burada henüz ortada olmayan bir malın satışı söz konusudur. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem [لَا تَبِعْ مَا لَيْسَ عِنْدَكَ] “Yanında olmayan şeyi satma!” (Müslim, Tirmizî) Burada ise henüz ortada olmayan, hatta inşa edilmesi için herhangi bir yüklenici ile sözleşmesi, ihalesi yapılmamış konutların satışından bahsedilmektedir. Nitekim TOKİ’den yapılan açıklamaya göre; binaların yapılmasında yapılan müracaatlar dikkate alınacaktır. Yeterli miktarda müracaatların olmaması hâlinde inşaatın yapılmasından vazgeçilecektir.
    Hülasa, TOKİ tarafından yapılacak olan bu Sosyal Konut Projeleri birkaç yönden caiz olmayan sözleşme kapsamında yer almaktadır. Özellikle satın alınacak olan dairenin net fiyatının meçhul olması bile tek başına, bu sözleşmenin geçersiz olması için en önemli sebeplerden biridir.
    14 min
  • 1386 - Hemen Allah'a Sığın! - Araf Suresi 200 - 206 Ayetleri Tefsiri - Necati Koçkesen
    Araf Suresi - 200. Şeytandan bir vesvese seni dürterse hemen Allah’a sığın Çünkü O, (her şeyi) hakkıyla işitendir, bilendir. [krş. 7/27; 27/24; 35/6]
    Araf Suresi - 201. Takvâya erenler (Allah’ın emirlerine uygun yaşayanlar) var ya, onlara şeytandan bir vesvese dokunduğunda, (Allah’ın emirlerini) hatırlayıp, hemen hakikati görürler.
    Araf Suresi - 202. (Şeytanların) yandaşlarına[50] gelince, (şeytanlar) onları sapıklığa çekerler, sonra da yakalarını bırakmazlar.
    Araf Suresi - 203. Onlara (istedikleri) bir âyet (mucize) getirmediğin zaman: “Onu da kendin derleyip getirseydin ya!” derler. De ki: “Ben, ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım. Bu (Kur’an), Rabbinizden gelen açık delillerdir, iman eden bir toplum için de yol gösterici ve rahmettir.”
    Araf Suresi - 204. Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki merhamete eresiniz.
    (Kur’ân-ı Kerîm’den fikren ve zikren faydalanmak, aynı zamanda ona hürmet ve saygı göstermek için Kur’an okunurken susmak ve dinlemek gerekir. Hasan-ı Basrî’ye ve Zâhirîler’e göre âyetteki “dinleyin ve susun” lafızları birer emir olup mutlaktır ve mânası umûmîdir. Bu itibarla gerek namazın içinde gerek namazın dışında okunan Kur’an’ı dinlemek ve susmak vâciptir. Fahreddîn-i Râzî ve Hazîn tefsirlerinin beyanı da böyledir. Aynı zamanda bu, mü’min olmanın bir alâmeti (8/2); aksi ise inkârcıların hallerine benzemektir (41/26). Bu konuda “Namaz dışında okunan Kur’an’ı dinlemek müstehaptır.” diyenler de vardır. Dinleme edebi ile ilgili gerekli hassasiyeti göstermek kaydı ile uygun şart ve mekânlarda elektronik cihazlardan istifade ile Kur’an dinlemek de caizdir.)
    Araf Suresi - 205. Rabbini, içinden yalvararak, korkarak, yüksek olmayan (hafif) bir sesle sabah ve akşam zikret/an, gafillerden olma!
    Araf Suresi - 206. Şüphesiz ki Rabbin katındaki (melek)ler, O’na kulluk etmek hususunda kibirlenmezler, (daima) O’nu tesbih ve yalnız O’na secde ederler.[51]
    [50] Şeytanın dostları, küfre sapanlar, inkârcılar ve tâğûtlardır. [bk. 2/257; 4/76; 6/12]
    [51] Bu âyet-i kerîme Kur’ân-ı Kerîm’deki “secde” âyetlerinin birincisidir. Kur’ân-ı Kerîm’de 14 secde âyeti vardır. Bu âyetlerin tamamını veya bir kısmını yahut sadece mealini okuyan veya dinleyen kimsenin “Tilâvet secdesi” yapması gerekir. Bu secdeler Hanefî mezhebine göre vâcip, diğer mezheblere göre sünnettir.
    Güncel Konular:
    https://www.youtube.com/playlist?list=PLw_dec0EVOjo1dsXexTa1dg06ZdTr8RuT
    Tefsir Dersleri:
    https://www.youtube.com/playlist?list=PLw_dec0EVOjrobYowlXIYIWtsiJtX3-aw
    Ehl-i Sünnet Akaidi:
    https://www.youtube.com/playlist?list=PLw_dec0EVOjqEMFoCzH9ryXXvAlY0iZhA
    47 min

About Davetul İslam

From the publisher's feed

Hakkı Anlatan; İnsanlardan, Sistemlerden Değil Allah'tan Korkan, Ehl-i Sünnete Bağlı Youtube Kanalı.