Davetul İslam

Davetul İslam

By Necati KockesenReligion & SpiritualityIslam
Download on the App Store

Davetul İslam episodes

  • 1374 - Seferilik Ne Zaman Başlar? - Sorun Söyleyelim - Necati Koçkesen
    Seferilik, Evine vardığı zaman değil, oturduğu şehrin, kazanın, kasabanın veya köyün giriş yönünden ilk evlere vardığı zaman seferilik kalkar. Halkın çoğu sefeiliği bilmiyor. Çoğu evinden çıkınca seferî olurum zannediyor. Halbuki bu yanlış. Kişi sefer müddeti bir yolculuğa çıkacağı zaman oturduğu yerin çıkış tarafından son evi geçti mi seferî olur. Dönüşte de oturduğu yerin ilk evlerine ulaştı mı seferîliği biter.
    #islam #tevhid
    4 min
  • 1372 - Elfazı ve Efali Küfür - Kişiyi Dinden Çıkaran Söz ve Davranışlar - Necati Koçkesen
    ELFÂZ-I KÜFÜR – EFÂL-I KÜFÜR
    (İnsanı küfre sokan söz ve fiiller. Önemlidir. Mutlaka okunmasını tavsiye ederim.)
    Elfaz-ı küfür, itikad ve amellerin kemâl bulması gerçekten mühim meselelerdendir. Bu meselelerin derin bir araştırma yaparak gayeye uygun bir şekilde öğretilmesi için her türlü ihtimamın gösterilmesi, elbette terkine imkân olmayan bir vecibedir.
    Bir insan, iman ve küfrün ne olduğunu bilmezse, hidâyet, dalâlet ve ilhâdın da ne olduğunu kavrayamaz. Kelime-i Tevhidin alışkanlık icabı söylenişi, insanı ancak icmâlî imana götürür. Bu inanışla da tafsîle, tahkike ve ilme varılamaz.
    Elfâz-ı küfrün ifade edilmesi de inançların fesadına, fikirlerin bozulmasına yol açarak, insanı irtidat bataklığına sürükler. Böyle bir belâya duçar olan kimse bin yıl oruç tutup namaz kılsa ve diğer bütün ibadetleri de ifa etse, asla faydasını göremez. Onun yeri Cehennemdir. Hususiyle isyan, ifsad ve cehâlet denizinin taştığı, yeryüzünün her yerinde Hakkı inkâr cereyanlarının yayıldığı, azgınlığın, içi çürük dışı yaldızlı güzelliklerin ve bid'atlerin mahir eller tarafından süslenerek sunulduğu, böylesine çetin bir zamanda imanı kurtarmak kolay değildir.
    Bu müstesna isi yaparak, iman hususunda kesin bir bilgiye sahip olan kimseler ne kadar azdır. Dilini küfre götüren sözlerden korumak ve ihsan mertebesine; Allah'ı (c.c.) görür gibi iman ve ibadet etme derecesine ulaşmak sureti ile, imanın hakikatine varmaya muvaffak olanlar ne kadar bahtiyardır. Hakka boyun eğmek, yakîne ulaşmak ve marifet nurunun tahakkuk etmesi gibi ruhen yükselmenin ifadesi olan halleri yaşayanlar, elbette vazifelerini bihakkın ifa etmenin lezzetini duyan kimselerdir.
    Günümüzün aklı başında insanları tek bir şeyle meşgul olmaya mecburdurlar. O da insanın ruhunu, Cehennemde ebediyyen kalmak gibi bir felâketten kurtarıp, kullarına sayısız nimetler bahşeden Allah'ın rahmetine kavuşturmak için olanca güçleri ile çalışmaktır.
    Bu da ancak İman, Ahlâk ve Muamelât sisteminin tesiriyle mümkündür. Bu üç unsur, marifetin sebepleridir.
    Ey merhamet sahibi olan Allah'ım! Hakkı kabul etmek niyeti ile kitabımı okuyup, tetkik eden, irfan, (3) iz'an ve insaf erbabının imanı ile beraber benim imanımı da koru. Seni kemali ile tanımak ve vuslatına nail olmak için bize lütuf ve merhametinle kolaylıklar ihsan eyle...
    ELFAZ-I KÜFRÜN HÜKÜMLERİ, KAİDELERİ ve İHTÎLAFLARI:
    1- Küfre götürdüğü hususunda ittifak edilen lâfızları söyleyenlerin, amellerinin heder olduğu (yok olduğu) icmâ ile sabittir. Meselâ mürted (dinden dönen) bunlardandır. Yeniden iman ettiği takdirde, haccetmiş ise, haccı iade etmesi gerekir.
    İrtidad halinde iken karısı ile muamelesi zina, çocuğu olursa veled-i zina olur.
    Âdet yerini bulsun diye getirilen sehâdet, İslâmın ruhuna dönmedikçe makbul değildir. Küfrünü ortadan kaldırmaz.
    2- Küfür olduğunda ihtilâf edilen lâfızları söyleyenlere, tecdid-i nikâh yapması, tövbe etmesi ve bu lâfızdan dönmesi emredilir.
    3- Hatâ ile söylenen elfâz-ı küfür, küfre götürmez. Söyleyen mü'mindir, Tecdid-i nikâh ile emrolunmaz. Ancak tövbe ve istiğfar ile emredilir.
    Birinci ve ikinci maddelerde zikri geçen elfâz-ı küfrün meydana geldiği meselelerden biri de erkeğin tecdid-i nikah ile emrolunması idi. Acaba kadından böyle bir lâfız sudûr ederse durum ne olur? Buhara ulemâsına göre kadın da tecdid-i nikâha icbar edilir.
    «Bezzâziyye» isimli kitapta da zikredildiği gibi, her müslüman küfürden korunmak için sabah akşam şu duayı okumalıdır: «Allah'ım, bilerek şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmediğimden de affını dilerim. Gaybı kemâli ile bilensin.» Bu, Resûlullah'ın (s.a.v.) duâsıdır. Bir kimse, elfâz-ı küfürden birini ifâde ettiğini söylerse bakılır: O lâfız birçok yönleri ile küfrü icab ettirmesine rağmen, bir ciheti ile küfrü icâb ettirmiyorsa, o kimsenin küfrüne kail olunmaz. Bu müslümanlara kolaylık olması içindir.
    «Bahru'l-Kelâm» kitabında söyle denmiştir: «Bir kimse elfâz-ı küfrü şaka veya oyun olsun diye söyler ve buna inanırsa, bütün âlimlerce kâfirdir.»
    «Yine bir kimse elfâz-ı küfrü hatâ veya icbar edilmek sureti ile söylerse kâfir değildir. Bunda da ittifak vardır.»
    İmam Muhammed'e göre, bir kimse bir başka kimseye, eğer küfretmezsen azalarından, birini yok ederim der de o kimse de kalbi iman ile dolu olduğu halde sırf azasının kesileceğinden dolayı (dili ile küfür ifâde eden o lâfzı söylerse kâfir olmaz.
    KÜFÜR
    İslam dinine uymayan itikadlar beslemeye, Allaha inanmamaya, Ona ortak koşmaya, yakışmayacak sıfatları var demeye, Allahın varlığını, birliğini emir ve yasaklarını inkâr etmeye, dinsizliğe, imansızlığa, zındıklığa, şüphe, cehalet ve inkâr sebebleriyle iman edilmesi gereken şeylere iman etmemeye ve dinden çıkmaya vasıta olan sözler söylemeye küfür denilir.
    46 min
  • 1371 - Allah'a, Cennete, Meleklere Uzak Cehenneme Yakın! - Cimrilik - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen
    – İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar. (Muhammed 38)
    Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. (Bakara 195)
    – “Her sabah yeryüzüne iki melek iner. Biri: -Ya Rabbi, infak edip iyilik edenin malının yerine yenisini ver, der. Diğeri de: -Ya Rab cimrilik edenin malını telef et, diye dua eder.” (Buhari, Müslim)
    10 min
  • 1370 - Ölmeden Önce Yapılan Miras Taksimi Öldükten Sonra Geçerli Midir? - Necati Koçkesen
    NEDEN BÖYLEYİZ?
    Bugün Müslümanların parça parça olmasının, birbirlerine düşmelerinin, kâfirlerin önünde çil yavrusu gibi dağılmalarının, kâfirlerin galip, Müslümanların mahkûm olmalarının, tâgûtî sistemlerin tahakkümü altında dinlerini yaşayamamalarının birçok sebebi vardır.
    Aslında Kurân’a ve sünnete baktığımız zaman bu nedenleri apaçık görmemiz mümkündür. Fakat Kur’ân’a, sünnete bakılması gerektiği gibi bakmadığımız, baksak bile o ikisindeki yol göstermelere göre hareket etmediğimiz için durumumuzda hiçbir değişiklik olmamaktadır. Gelin, şimdi Kur’ân’a ve hadislere bakarak neden böyle olduğumuzun cevablarını görmeye çalışalım. Allah azze ve celle şöyle ferman etmişti:
    وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ
    “Allâh’a ve Resûl’e itaat edin! Birbirinizle çekişmeyin! Yoksa korkuya kapılırsınız da (güç, kuvvet, devlet ve sâhip olduğunuz nîmetler elinizden) gider. Sabredin; çünkü Allâh sabredenlerle berâberdir.” (el-Enfâl, 46)
    Ümmet olarak hulefâi râşidînin devirlerinden sonra birbirimize düştük. Mevkî-makam hırsı, mal, mülk, dünyayı kazanma hırsı bizi birbirimize düşürdü. Kâfirlerle uğraşacağımıza daha çok birbirimizle uğraştık. Zâlim idârelerin ya yanında yer aldık veya yanında yer almasak bile onların zulümlerine sessiz kaldık. İşte o zaman Allah’ın âyette belirttiği gibi rüzgarımız yâni gücümüz zayıfladı. Dillerimiz hakkı söylese bile kalblerimiz başka başkaydı. Bunu fırsat bilen kâfirler üzerimize çullanmaya başladı ve onların önlerinde sellerin önündeki saman çöpleri gibi olduk.
    Allah yine şöyle buyuruyordu:
    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
    “Ey iman edenler! Allah ve Rasûlü sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman onlara uyun. Şunu bilin ki Allah kişiyle kalbinin arasına girer. Sonra hiç şüphesiz, hepiniz O’nun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfâl, 24)
    Evet, bize hayat verecek olan şeyler Kur’an’da idi. Ve biz onu her gün okumamıza, her gün bir cüz okumamıza, ayda bir hatim yapmamıza rağmen okuduğumuz Kur’an okuduğumuz yerde kalıyordu. Onun içindeki hükümleri hayatımıza yansıtmıyorduk. Çünkü Kur’an’ı içindeki hükümlerle amel etmek için değil, sadece okumak için okuyorduk. Halbuki Allah rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bize şöyle vasiyette bulunmuştu:
    تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ
    “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sıkı sıkıya sarıldığınız sürece doğru yoldan asla sapmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Rasûlünün sünnetidir.” (İmam Malik, Muvatta’, Kader, 3)
    Evet, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bize iki sağlam ip, iki sağlam kulp bıraktığını, şayet onlara sıkı sıkıya tutunursak asla sapıtmayacağımızı, kimsenin de bizi sapıtamayacağını beyan etmişti ama biz o iki kulpa yapışmadık, ara sıra yapışır gibi yaptık. Onlardaki direktiflere göre hareket etmedik, o iki kaynağın ahlâkını, edebini arkamıza attık ve bize düşman olanların, yahudilerin ve hristiyanların yaşam tarzlarını yaşam tarzı edindik. Onlar gibi yiyip içmeye, onlar gibi giyinmeye, onlar gibi evlenmeye, onlar gibi boşanmaya, onlar gibi miras taksimi yapmaya başladık. Çoğu dinin rükünleri olan namaz, zekât ve oruç gibi ibadetleri de terkettiler. Dış görünüş olarak kâfirlerden hiçbir farkları kalmadı. Bu ibadetleri yapmaya gayret edenler de dış şartlarını, rükünlerini bilmeden, anadan babadan görme bir şekilde yapmaya devam ettiler. İçsel huşû ve huzur ise hiç yoktu. O kıldığımız namazlar kılınması gerekektiği gibi kılınmadığı için bizi kötülüklerden alıkoymuyordu. Halbuki eğer namazlar bilinçli olarak kılınsaydı bizleri her türlü kötülüklerden alıkoyması gerekiyordu. Zîrâ Allah subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurmuştu:
    اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
    “Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebüt; 45)
    Allah “namaz insanı her türlü hayasızlıktan ve kötülükten alıkor” demesine rağmen kıldığımız namaz bizi hayasızlıktan ve kötülükten alıkoymamışsa demek ki namazı kılınması gerektiği gibi kılmıyorduk. Namaz kıldık yalan söyledik, namaz kıldık haram helal demedik, namaz kıldık insanları aldatmaya devam ettik.
    6 min
  • 1368 - Allah’tan Başkasına Tapmayın! - Araf Suresi 184 - 199 -Necati Koçkesen
    Araf Suresi - 184. Onlar hiç düşünmediler mi ki, arkadaşları (Muhammed’)de hiçbir delilik yoktur. O, ancak (dünya ve âhiret azabı hakkında) açık bir uyarıcıdır.
    Araf Suresi - 185. Onlar, göklerde ve yerdeki (Allah’ın) hükümranlığ(ın)a, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeye, hiç olmazsa ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğine hiç (ibretle) bakıp düşünmezler mi? Onlar bundan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar?
    Araf Suresi - 186. Allah, kimi (kötü amellerinin sonucu olarak) sapıklıkta bırakırsa,[46] artık onu doğru yola getirecek yoktur. Ve onları, azgınlıkları içinde şaşkın bir halde bırakır.
    Araf Suresi - 187. (Ey Resûlüm!) Sana: “Onun gelip çatması ne zaman?” diye, (kıyamet) saat(in)den soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Rabbimin yanındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O (kıyamet vakti), göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ancak ansızın gelecektir.” Sanki sen kesin biliyormuşsun gibi, onu sana soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah’ın yanındadır; fakat insanların çoğu (böyle olduğunu) bilmezler.”
    Araf Suresi - 188. De ki: “Ben, Allah’ın dilemesi dışında kendime ne bir fayda ne de bir zarar verme (gücüne) sahibim. Eğer ben gaybı bilseydim elbet daha çok hayır yapmak isterdim ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben, ancak inanan bir kavme, bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”
    Araf Suresi - 189. Sizi bir tek nefisten (Âdem’den) yaratan, (gönlü) onunla huzur bulsun diye eşini de o(nun özünden/cinsi)nden var eden O’dur.[47] (Âdem) eşi (Havva) ile birleşince o hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı), bir müddet bununla geçti. (Gebeliği) ağırlaşınca ikisi de, Rableri olan Allah’a: “Eğer bize düzgün/kusursuz bir çocuk verirsen andolsun ki mutlaka şükredenlerden olacağız.” diye dua ettiler.
    Araf Suresi - 190. Fakat (Allah) onlara bir düzgün (çocuk) verince, (sonraki insanlar, Allah’ın) kendilerine verdiği (çocuk hakkı)nda O’na ortaklar koşmaya başladılar. Allah ise onların ortak koştuğu şeylerden yücedir.
    (Müşrikler çocuklara “Abdullah” ismi yerine “Abdüluzzâ” (Uzzâ’nın kulu) gibi isimler vererek onları putlara nispet ettiler. Hıristiyanlar Hz. İsa’ya, yahudiler de Hz. Üzeyr’e “Allah’ın oğlu” dediler, onlara bağlanıp taptılar. Böylece şirke düştüler. Bazı müslümanların da çocuklarının olması hususunda: “Falanca türbeye gittim de çocuğum oldu.” gibi sözleri veya Allah’ın izni ile demeyerek, Allah’a sığınmaya lüzum görmeyerek: “Bu işi ancak ben yaparım veya falanca yapar.” demeleri de gizli şirk cümlesinden sayılmıştır.)
    Araf Suresi - 191. Hiçbir şey yaratamayan ve kendileri yaratılmış olanları (Allah’a) ortak mı tutuyorlar?
    (Allah’ın yarattıklarını yüceltip ilâhlaştırıyorlar, Allah’a yapılacak tâzimi ona yapıyorlar.) [bk. 2/165]
    Araf Suresi - 192. (O tapılanlar,) ne o (tapa)nlara bir yardım edebilirler, ne de kendilerine yardımları olur!
    Araf Suresi - 193. (Ey mü’minler!) Eğer onları (müşrikleri) doğru yola (İslâm’a) çağırırsanız, size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha (çağırmayıp) susmuşsunuz, size karşı (durumları) birdir.
    Araf Suresi - 194. (Ey müşrikler!) Allah’tan başka taptıklarınız, sizin gibi kullardır.[48] Eğer, (onların ilâh olduğu hakkında) doğru söylediğiniz iddiasında iseniz, haydi onları çağırın da siz(in istekleriniz)e karşılık versinler!
    Araf Suresi - 195. Onların yürüyecekleri ayakları mı, yoksa tutacakları elleri veya görecekleri gözleri yahut işitecekleri kulakları mı var? (Resûlüm!) De ki: “(Eğer varsa) çağırın (tapınmada) ortak (koştuk)larınızı, sonra bana (istediğiniz) hileyi düşünün, bana göz bile açtırmayın!”
    Araf Suresi - 196. Şüphesiz ki Kitab’ı (Kur’an’ı) indiren benim velîm (dostum ve sığındığım) Allah’tır ve O, (bütün) iyi kimselerin velîsidir (onları görüp gözetir).
    Araf Suresi - 197. O’ndan başka taptıklarınız (ve sığındıklarınız), ne size yardım edebilir ne de kendilerine yardımları olur.
    Araf Suresi - 198. Onları doğru yola çağırsan duymazlar. Onların sana baktıklarını görürsün; ama aslında onlar görmezler.[49]
    Araf Suresi - 199. (Resûlüm!) Affetme yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir (kendini bilmezlerin söz ve hareketlerine karşılık verme).
    42 min
  • 1365 - Niyet - Cuma Hutbesi - Necati Koşkesen
    “Onlara sadece şu emredilmişti: Bâtıl dinleri bırakarak yalnız Allah’a yönelip ona itaat etsinler, namazı kılsınlar, zekâtı versinler. İşte doğru din budur.” (Beyyine Sûresi (98), 5)
    Yahudi ve hıristiyanlara tıpkı İbrâhim -aleyhisselâm- gibi olmaları, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, ona kayıtsız şartsız boyun eğmeleri, mütevâzi ve saygılı davranmaları emrolunmuştu. Kendilerinden sapık fikirleri bırakmaları, yalnızca Allah’a ibadet edip namaz kılmaları, zekât vermeleri istenmişti. Zaten Allah tarafından gönderilen bütün kitaplarda yazılan budur. Diğer bir ifadeyle söylemek gerekirse ilâhî dinlerde değişmeyen üç esas vardır: Allah’a imân etmek, namaz kılmak ve zekât vermek. Fakat onlar bu emirlere uymadılar. İşte bu sebeple Müslümanların ihlâs, samimiyet ve dürüst bir niyetle Allah’ın buyruklarını yerine getirmeye çalışmaları şarttır. Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine uymayan Yahudi ve Hıristiyanlara hiçbir şekilde benzememeleri gerekmektedir.
    “Kurbanların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır. Allah’a sadece sizin ihlâs ve samimiyetiniz ulaşır.” (Hac Sûresi (22), 37)
    Kurbanın akıtılan kandan ve dağıtılan etten ibaret olduğu zannedilir. İnsanlar için durum böyle olabilir. Allah Teâlâ kurbanın ne etine, ne de kanına bakar. Onun için önemli olan, hayvanın sırf Allah rızâsı için kesilmesidir. Kurban edilen hayvan Allah rızâsı için kesilmiyorsa, o kurbanın hiçbir değeri yoktur. Cenâb-ı Hakk’ın değer verdiği, karşılığında mükâfat yazdığı şey insanın ihlâsı, iyi niyeti ve samimiyetidir.
    “De ki, gönlünüzdeki duyguları saklasanız da, açıklasanız da Allah hepsini bilir.” (Âl-i İmrân Sûresi (3), 29)
    Gizlilik veya açıklık insanlar için söz konusudur. Allah Teâlâ insanların gözlerden uzakta gizlice yaptığı şeyleri bildiği gibi, kalblerinden geçen duygu ve düşünceleri de bilir. Allah’a inanan, onun gönderdiği dini benimseyen bir kimse bütün davranışlarını, hatta gönlünden geçen duyguları bile kontrol etmelidir.
    14 min

About Davetul İslam

From the publisher's feed

Hakkı Anlatan; İnsanlardan, Sistemlerden Değil Allah'tan Korkan, Ehl-i Sünnete Bağlı Youtube Kanalı.