Davetul İslam

Davetul İslam

By Necati KockesenReligion & SpiritualityIslam
Download on the App Store

Davetul İslam episodes

  • 1424 - Nefis Terbiyesi - Cuma Hutbesi - Necati Koçkesen
    NEFSİN HEVÂ'SINI (İSTEK VE ARZULARINI) İSLÂM'A TÂBÎ KILMAK
    Sözlükte “istek, heves, meyil, sevme, düşme” gibi anlamlara gelen hevâ kelimesi terim olarak “nefsin, akıl ve din tarafından yasaklanan kötü arzulara karşı olan eğilimi” yahut “doğruluk, hak ve faziletten saparak haz ve menfaatlere yönelen nefis” mânasında kullanılmıştır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “hvy” md.; et-Taʿrîfât, “el-hevâ” md.; Tehânevî, Keşşâf, II, 1543; İbnü’l-Hatîb, I, 339-340).
    İnsanın nefsânî arzu ve düşüncelerine hevâ denilmiştir. İnsan dünya hayatı içinde hevâ ve hevesine meylettikçe, Hakk’a olan ahdine vefâsızlık eder. Şehvet rüzgârına kapıldıkça, iffete olan sadâkatinde kopmalar başlar. Öfke kasırgalarına kapıldıkça, akıl başından uçar gider.
    Unutmayalım ki nefis insana devamlı kötülüğü emreder. Nitekim bu, Yusuf sûresi 53. âyetinde açıkça belirtilerek:
    "(Bununla birlikte) nefsimi temize çıkarmıyorum. Şüphesiz, Rabbimin esirgediği dışında nefis sürekli kötülüğü emredicidir. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, rahmet edendir." buyrulmuştur.  Nefsin islâmâ zıt olan bütün arzu ve istekleri hevâdır. Hevâya tâbî olmak demek Allah'ın emir ve yasaklarının dışına çıkmak demektir.
    Peygamber Efendimiz de mü'minleri nefsin hevâ ve hevesine karşı dâimâ îkaz etmiştir. Nitekim bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:
    “Ümmetim adına en çok korktuğum şey; nefislerinin hevâlarına uymalarıdır.” (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12)
    Başka bir rivâyette de şöyle buyrulmuştur:
    “Akıllı kişi, nefsine hâkim olup onu hesaba çekerek ölüm ötesi için çalışandır. Ahmak da nefsini hevâsına tâbî kıldığı hâlde Allah’tan (hayır) umandır.” (Tirmizî, Kıyâmet, 25; İbn-i Mâce, Zühd, 31)
    Nefsin hevâ ve hevesine uymak, âdetâ Allâh’a şirk koşmaktır. Çünkü Rabbi, Hâlık’ı ve İlâh’ı olan Allâh’ın emirlerini bırakıp; kendi nefsinin arzularını yerine getiren ve nefsinin bâtıl düşüncelerine tâbî olan kişi, kendi nefsini ilâh edinmiş demektir. Bu sebepten âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur:
    “(Ey Rasûlüm!) Nefsânî arzularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Artık ona Sen mi vekil olacaksın?” (el-Furkān, 43)
    Abdullah b. Amr b. el-Âs radıyallahu anhumâ, “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu” demiştir:
    “Arzuları (hevâsı) benim getirdiğime (İslâm'a) uymadıkça hiçbiriniz (gerçek mânâda) mümin olamaz.” (Fethu'l Bârî, 1/65)
    Hevâsını İslâm'a tâbî kılmak şu demektir: Nefis islâma zıt olan şeyleri arzu ettikçe kul onun arzu ve isteklerine aykırı hareket edecek ve o konuda Allah'ın emirlerine uyacaktır. Mesela, nefis içki içmeyi arzularsa Allah'ın yasağını hatırlayarak içmeyecek, zinayı arzularsa yapmayacak, fâiz almayı arzu ederse almayacak, namaz kılmamayı arzularsa kılacak, oruç tutmamayı isterse tutacak. İşte bu nefsin hevâsını İslâm'a tâbî kılmak demektir. Nefsin istek ve arzularına uymak nefsi ilahlaştırarak kişiyi cehenneme sürüklerken nefsin hevâsına muhâlefet ederek Allah'ın emir ve yasaklarına tâbî olmak ise Allah'ın rızasını, dolayısı ile de cenneti kazandırır.
    11 min
  • 1420 - Haram Şeyler Müslüman Olmayanlara Satılabilir Mi? - Necati Koçkesn
    Müslümanlar İçin Yenmesi ve Kullanılması Haram Olan Şeyleri, Müslümanlar Kafirlere Satabilir Mi?
    Peygamber (s.a.v.)'in, Satışı Haram Olan Nesneler Hakkındaki Hükümleri
    İslam'da yenilmesi, içilmesi ve kullanılması haram kılınan içki, domuz eti, akıtılmış kan, leş ve putların (Maide 3, 90; En’am, 145) satışı da yasaktır. (Ahmed b. Hanbel, el-Musned, XXII, 378)
    Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Allah Teala bir topluma bir şeyin yenilmesini haram kılmışsa, ondan elde edilecek kazancı da haram kılmıştır.”
    (Ebu Davûd, Buyû‘, 66)
    Buradan hareketle fukaha; müslüman bir kimsenin haram kılınan şeyleri müslüman veya gayrimüslim bir kişiye satmasının caiz olmadığını ifade etmişlerdir. Zira alışveriş iki taraflı hukuki bir işlemdir. Buna göre taraflardan birisi için caiz olmayan hususun karşı taraf açısından caiz olmasıyla hüküm değişmez. Müslüman açısından ise bir alışverişin caiz olması, alışverişe konu olan şeyden yararlanmanın helal olmasına bağlıdır. (İbn Mâze, el-Muhît, VI, 349)
    Peygamber şöyle buyurmaktadır: “Şubhesiz Yüce Allah ve O’nun Rasulu; şarab (içki), leş, domuz ve putların satışını haram kıldı.”
    Kendisine, “Ya Rasulullah, ölmüş hayvanların iç yağları(nın satılması) konusunda ne dersiniz? Onlarla gemiler boyanıyor, deriler yağlanıyor, (kandillerde yakılmasıyla) insanlar aydınlanıyor”, dediler.
    Rasûlullah (s.a.v.), “Hayır, haramdır” buyurdular.”
    (Buhari, Buyû‘, 112)
    Başka bir rivayette de şöyle bir olay geçmiştir: “Bir adam Peygambere (s.a.v.) bir tulum şarab hediye etmiş,
    Peygamber, “Allah’ın bunu haram kıldığını biliyor musun?” diye sorunca
    adam “hayır” cevabını vermiştir.
    Adam da yanındaki birine bir şeyler fısıldamış,
    Peygamber, “Ona ne fısıldadın?” diye sorunca
    adam, “Şarabı satmasını emrettim” demiştir.
    Bunu duyan Allah Rasûlu “Onun içilmesini haram kılan (Allah), satılmasını da haram kılmıştır” buyurmuştur.
    Bunun üzerine adam, şarab tamamen akıp bitinceye kadar tulumun ağzını açmıştır.”
    (Muslim, Musâkât, 12)
    Buhârî ve Muslim'in Sahih'lerinde rivayet edilen bir hadisi-i şerife göre Câbir b. Abdullah (r.anh), Peygamber'in (s.a.v.) şöyle söylediğini işitti:
    إِنَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ حَرَّمَ بَيْعَ الْخَمْرِ وَالْمَيْتَةِ وَالْخِنْزِيرِ وَالأصْنَامِ فَقِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَشُحُومَ الْمَيْتَةِ فَإِنَّهَا يُطْلَى بِهَا السُّفُنُ وَيُدْهَنُ بِهَا الْجُلُودُ وَيَسْتَصْبِحُ بِهَا النَّاسُ فَقَالَ لا هُوَ حَرَامٌ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عِنْدَ ذَلِكَ قَاتَلَ اللَّهُ الْيَهُودَ إِنَّ اللَّهَ لَمَّا حَرَّمَ شُحُومَهَا جَمَلُوهُ ثُمَّ بَاعُوهُ فَأَكَلُوا ثَمَنَهُ ​
    “Allah ve Rasulu şarabın, ölü hayvanın, domuzun ve putların alış-verisini haram kıldı."
    Denildi ki; Ya Rasulullah! Ölü hayvanın iç yağına ne dersiniz? Zira onlar gemilere sürülmekte, onlarla deriler yağlanmakta, insanlar aydınlanmaktadır.
    Bunun üzerine Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem şöyle dedi: لا هُوَ حَرَامٌ Hayır, o haramdır.
    Sonra de söyle dedi: قاتل الله اليهود إن الله لما حرم شحومها جملوه ثم باعوه فأكلوا ثمنه
    “Allah Yahudileri kahretsin! Allah onlara iç yağını haram kılınca onlar, onu süsleyip sattılar ve bedelini yediler.”
    (Buhari, K. Buyu’, Bab, 112, Hadis no: 178, 2082; Muslim, 1581)
    İbn Abbas'tan (r.anhuma) şu rivayet bulunmaktadır: Ömer (r.anhuma) Semura'nin şarab sattığını haber alınca şöyle dedi: Allah Semura'yi kahretsin. O, Allah Rasûlu'nün şöyle dediğini bilmez mi: "Allah Yahudilere lanet etsin. Ölü hayvan yağı onlara haram kılındı, ama onlar onu erittiler ve sattılar."
    (Buhârî, 34/101; Muslim, 1582)
    Bu rivayet Ömer'in Musned'indendir. Beyhakî ve Mustedrak sahibi Hâkim de bu rivayeti zikretmişler, ancak onu İbn Abbas'ın Musned'ine nisbet etmişlerdir. Bu iki kaynaktaki rivayette şöyle bir ziyade vardır:
    İbn Abbas şöyle demiştir: Nebi SallAllah’u Aleyhi wesellem mescidde, yani Mescid-i Haram'da idi. Bakışlarını semaya dikti, gülümsedi ve şöyle buyurdu:
    لَعَنَ اللَّهُ الْيَهُودَ حُرِّمَتْ عَلَيْهِمُ الشُّحُومُ فَبَاعُوهَا وَأَكَلُوا أَثْمَانَهَا وَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ إِذَا حَرَّمَ عَلَى قَوْمٍ أَكْلَ شَيْءٍ حَرَّمَ عَلَيْهِمْ ثَمَنَهُ​
    “Allah Yahudilere lânet etti. Onlara iç yağı haram kılındı. Onlar onu satıp bedelini yediler. Allah bir topluluğa bir şeyin yenilmesini haram kıldığında o şeyin bedelini de haram kılmıştır.”
    (Ahmed b. Hanbel, Musned, Benî Hâsim, 2111; Beyhakî, Sunen, 6/13 ; Ebu Davud, 3488. Muellefin de dediği gibi isnadı sahihtir.)
    (Bu rivayetin isnadı sahihtir. Beyhakî, bu hadisi İbn Abdan — es-Saffâr — ismail el-Kâdî — Musedded — Bişr b. el-Mufaddal— Hâlid b. Hazza — Bereke Ebu'l-Velîd — İbn Abbas yoluyla rivayet etmiştir.)
    Küfür akidesiyle ilgili bir şeyi, haç gibi, satmak haramdır. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    إن الله إذا حرم شيئاً حرم ثمنه
    “Allah bir şeyi haram kılmışsa bunun ücretini de (satılmasını) haram kılmıştır.”
    [İbn Abbas’tan, Ahmet ve Ebû Dâvud rivayet etti]
    7 min
  • 1419 - İslâmda Evliliğin Önemi - Necati Koçkesen
    Peygamberimiz (a.s.m.) mü'minlere şu tavsiyede bulunur:
    "Kadınlarla dört hasletleri için evlenilir: Malı için, asaleti için, güzelliği için ve dini için. Sen dindar olanı tercih et, mesut olursun."
    İbni Mâce, Nikâh: 6.
    Kadının diğer vasıfları yanında, bilhassa dinî cihetine ağırlık verilmesi bir Peygamber tavsiyesidir. Dolayısıyla, Müslümanın da göz önüne alması gereken en hayatî noktadır.
    Peygamberimiz, Hz. Ömer'in
    "İhtiyacımızı gidermek için ne gibi mal elde edelim?" diye sorması üzerine şu tavsiyede bulunurlar:
    "Malın en faziletlisi zikreden bir dil, şükreden bir kalb ve âhireti ile ilgili [İslâmî] hizmetlerde ona yardım eden imanlı bir hanım."
    Tirmizî, Tefsirü'l-Kur'ân.- 48, IbnİMâce, Nikâh: 5
    12 min
  • 1418 - Kolonya ve Dezenfektan Abdesti Bozar Mı? - Necati Koçkesen
    Hanefî mezhebine göre İspirto, kolonya vb. sıvılarla, temizlik amacıyla üretilen alkollü maddelerin içilmesi haram olmakla birlikte (Buhârî, Edeb, 80 [6124]; Müslim, Eşribe, 73 [2003]), temizlikte kullanılmaları caizdir. Namaz kılmadan önce bu ürünlerin sürüldüğü yerlerin yıkanması da gerekmez (Kâsânî, Bedâî’, 5/115; Elmalılı, Hak Dini, 2/763-764).
    Fakat bunları kullanmak şâfî mezhebine göre caiz değildir. En iyisi ulemanın ihtilafından kurtulmak için kullanmamaktır. Ama kullanırsanız hanefî mezhebine göre haram olmaz.
    2 min
  • 1416 - Cemaatle Namaz Kılarken Fatiha Okumak - Necati Koçkesen
    Değerli kardeşim,
    Hadislerden fıkhi hüküm çıkarabilmek için bazı şartlar vardır. Her mezhebin de hadislerden hüküm çıkarmada belirlediği kriterler bulunmaktadır. Bir hadisten Şafii mezhebine göre hüküm çıkarılabilirken, Hanefi mezhebine göre çıkarılamayabilir. Ayrıca hüküm çıkarırken konuyla ilgili tüm hadislerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bir tek hadisten yola çıkarak hüküm çıkarılmaz.
    Şafii mezhebine göre imamın arkasında iken Fatiha okumak farzdır. Hanefi mezhebine göre ise imamın arkasında cemaatin Fatiha okuması tahrimen mekruhtur. Şafiilerin de Hanefilerin de bu hükümlere ulaşmasını gerektiren farklı hadisler bulunmaktadır. Mezhep imamlarının hadislerden hüküm çıkarmada izledikleri farklı metodlardan dolayı böyle bir durum ortaya çıkmaktadır. Her ikisi de haktır.
    Hanefi mezhebine göre imam aşikare okuduğu zaman cemaat Kur'an'ı dinler ve susar.
    Bu İmamı Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göredir. Bu iki zata göre, aşikare okunan namazlarda cemaatın okuması tahrimen (harama yakın) mekruh olduğu gibi, gizli okunan namazlarda da cemaatın okuması böylece mekruhtur. İmam cemaate öncülük etmektedir. Bunun için imamın okuması, cemaatın da okuması demektir. Nitekim bir hadis-i şerifte buyurulmuştur:
    "Kimin imamı varsa, imamın okuyuşu o kimse için de okuyuştur."
    Fakat İmam Muhammed, gizlice kıraat yapılan namazlarda cemaatın da kıraat yapmasını caiz görmüştür.
    İmama Uyan Cemaatin (Muktedî) Kıraatı:
    Hanefîlere göre, imama uyan için kıraat yoktur. Dayandıkları deliller şunlardır:
    a. Kitap.
    Âyette şöyle buyurulur:
    "Kur'ân-ı Kerîm okunduğu zaman onu dinleyiniz ve susunuz ki merhamet olunasınız." (A'râf, 7/204).
    Ahmed b. Hanbel, bilginlerin, bu âyetin namaza ait olduğunda görüş birliği içinde bulunduklarını belirtir. Âyet; "dinleme" ve "susma"yı emretmektedir. Birinci sabah, akşam ve yatsı namazları gibi sesli (cehrî) okunan namazlara âittir. Susma ise, açık veya gizli okunsun. Bütün namazları kapsamına alır. Buna göre namaz kılanların sesli namazda dinlemeleri, sessiz kılınanlarda ise susmaları vacip olur. Bu prensibe uymamak tahrimen mekruhtur.
    b. Sünnet.
    Hadiste şöyle buyurulur:
    "Kim imanın arkasında namaz kılarsa, imamın kıraati onun da kıraatidir." (İbn Mâce, İkâme, 13).
    Bu hadis, gizli ve açık okunan bütün namazları kapsamına alır. Başka bir hadiste şöyle buyurulur:
    "İmam, kendisine uyulmak için öne geçirilmiştir. Bu yüzden, o tekbir alınca siz de alınız. Okuduğu zaman ise susunuz." (Buharî, Salât, 18, Ezân, 51, 74, 82, 128, Taksîru's-Salât, 17; Müslim, Salât, 77 , 82).
    Hz. Peygamber (s.a.s) bir gün ikindi namazını kıldırırken, arkasında cemaatten bir adam "Sebbihi'sme Rabbikel a'lâ" suresini okumaya başladı. Rasûlüllah (s.a.s), namazın sonunda cemaate dönerek, okuyanın kim olduğunu sordu. Bir adam kendisinin okuduğunu söyleyince Hz. Peygamber:
    "Ben, sizden bazılarınızın benimle münâkaşa ettiğinizi sandım." (Müslim, Salât, 48)
    buyurdu. Bu hadis, gizli okunan namazda cemaatın kıraatte bulunmaması gerektiğine delâlet eder. Sessiz kılman namazda böyle olunca, sesli okunan namazlarda öncelikle gerekli olur.
    c. Kıyas:
    Cemaat üzerine kıraat gerekseydi, diğer rükünlerde olduğu gibi, namaza imam rukuda iken yetişen (mesbûk) kıraatten sorumlu tutulurdu. Ama rükû'da yetişen kimse o rek'ate yetişmiş sayılır. Böylece, cemaatin kıraati, cemaate sonradan yetişenin (mesbûk) kıraatine kıyas yapılmıştır. (el-Kâsânî, Bedâyîu's-Sanâyi', Beyrut, l, 110 vd.; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuh, Dımaşk, l, 648)
    Hanefilerin dışında kalan çoğunluk İslâm hukukçularına göre, namazda kıraat olarak Fâtiha'nın okunması gerekir.
    "Fâtiha okumayanın namazı yoktur.",
    "Kendisinde Fâtiha okunmayan namaz yeterli olmaz.",
    "Namazı ben nasıl kılıyorsam, siz de öyle kılınız."
    hadisleri bunun delilleridir. (bk. İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Mısır, ty., I/119 vd.; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3. baskı, Kahire, ty., I/376-491, 562-568; eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb, Matbaatü'l-Bâbî el-Halebî, I/72).
    Her namazın ilk iki rek'atında Fâtiha'dan sonra bir sûre okunması ise sünnettir. İmama uyan kimse, gizli okunan (sırrı) namazda Fâtiha ve bir sûre okur.
    Mâlikî ve Hanbelîlere göre, sesli okunan (cehrî) namazda hiçbir şey okumaz. Şâfiîlere göre ise, cehrîde yalnız Fâtiha'yı okur. Ahmed b. Hanbel'in, açıklık kazanan görüşüne göre, cemaat, imamın ilk ara verişinde, Fatihâ'nın yarısını, ikinci arada ise geri kalanını okur. Bu ikisi arasında, imamın okuyuşunu dinler. (ez-Zühaylî, a.g.e., I/649). Buna göre, kim hangi mezhebi taklid ediyorsa ona göre hareket etsin. Kendi kafasına göre hareket etmesin.
    13 min
  • 1415 - Evladın, Anne - Baba Üzerindeki Hakkı - Necati Koçkesen
    Çocukların anne ve babaları üzerindeki hakları
    İslâm'a göre çocukların anne ve babaları üzerinde birtakım hakları vardır. Bu hakları altı kısımda mütalaa ederek burada açıklamak istiyoruz:
    1. Evlilik öncesi haklar:
    İslâm'a göre çocukların anne ve babaları üzerindeki hakkı anne ve baba evlenmeden önce başlamaktadır: Öncelikle kişinin evleneceği ve neslini devam ettireceği eşini seçerken dikkatli davranması ve eşini itinayla seçmesi gerekir. Çünkü soyu ondan devam edecektir. Bu dünyada en değerli varlığı olan çocukları ondan dünyaya gelecek ve aynı zamanda da çocukların yetişmesinde büyük rolü olacaktır. Nitekim büyük İslâm âlimlerinden olan Ebû Esved ed-Düelî¸ çocuklarına şöyle dermiş: "Küçüklüğünüzde¸ büyüklüğünüzde ve doğumunuzdan önce size iyilik ettim." Doğumlarından önce kendilerine nasıl iyilik ettiğini soran çocuklarına: "Size¸ sövülmeyecek bir anne seçtim." dermiş. (Ahmed el-Gandur¸ el-Ahvâlu'ş-Şahsiyye fi't-Teşrî'i'l-İslâmiyye¸ Kuveyt¸ 1972¸ s. 27; Ateş¸ Süleyman¸ Evlenme ve Boşanma.¸ s. 5)
    2. Güzel bir isim koymak:
    Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v)¸ "Çocuğun babası üzerindeki haklarından biri de ona güzel bir isim koyması ve terbiyesini güzel yapmasıdır." (Canan¸ İbrahim¸ Hadis Ansiklopedisi¸ VII¸ 363); "Siz kıyamet günü kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız öyle ise çocuklarınıza güzel isimler koyunuz." buyurmaktadır. (Ebû Davud¸ Edeb¸ 61)
    İsim deyip geçmemek gerekir. Çünkü isim olarak seçilen kelime; adı olduğu şahsa¸ psikolojik¸ sosyolojik ve daha pek çok yönlerden etki etmektedir. Bu tesir altına alış hem müsbet mânâda hem de menfi mânâda olabilmektedir.
    Allah Rasulü (s.a.v) de¸ yukarıda yazdığımız hadislerde görüldüğü gibi¸ çocuklara güzel isim konmasını tavsiye etmiş; İslâmiyet öncesinde kendilerine güzel isim verilmemiş olan pek çok sahâbenin ismini değiştirmiştir. Mesela huzuruna gelen bir sahâbeye ismini sormuş¸ "Zahim" dediğinde bu ismi beğenmemiş¸ ona "Beşir" ismini vermiştir. Böylece "sıkıntı" mânâsına gelen bir ismi "neşeli¸ müjdeci" mânâsına gelen bir isimle değiştirmiştir. Bir başka sahâbenin ismi de "el-Âsî" idi. "isyan eden" anlamına gelen bu ismi peygamberimiz¸ "itaat eden" anlamına gelen "Mutî" ismiyle değiştirmiştir. (el-Edebü'l-Müfred¸ II¸ 181)
    Hz. Ali¸ çocuğuna isim verilmesi ile ilgili olarak şöyle anlatmaktadır: "İlk oğlum doğduğunda ona ‘savaş’ anlamında ‘Harb' ismini vermiştim. Allah Resulü geldi¸ "Oğlumu bana gösterin ona hangi ismi verdiniz?" dedi. "Harb ismini verdik" dedik. Rasûllah Efendimiz (s.a.v.): "Hayır¸ onun ismi Hasan olsun." dedi. (el-Edebü'l-Müfred¸ II¸ 180)
    3. İyi bir eğitim ve terbiye vermek:
    Çocukların eğitimi konusunda ilk etapta baba sorumludur. Babanın bu konudaki sorumluluğu Allah'a karşıdır. Bu sorumluluğunu yerine getirmeyen aile reislerinin kıyamet gününde en bedbaht ve hüsrana uğrayan babalar olacağı Kur'an'da ifade edilmektedir.
    Kişi ailesinden sorumludur. Zira kıyamet günü çocukları ya şefaatçi¸ ya da şikâyetçi olacaklardır. Baba çocuklarına İslâmî terbiye verdiği takdirde onların sevaplarına aynen iştirak edecek¸ böylece şefaatlerine mazhar olacak¸ vermediği takdirde de "Bizim eğitimimizi niçin ihmal ettin¸ niye cehennem ateşine girmemize sebep oldun?" diye şikâyetlerine sebep olacaktır. Nitekim bir âyet-i kerîmede; "Mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir imtihandır."(Teğâbün¸ 15) buyrulmaktadır. Âyette bahsedilen imtihan¸ babaların çocuklarının sadece maddî ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp ayrıca onların eğitimini de güzel bir şekilde yaptırmakla da sorumlu oldukları anlamına gelmektedir.
    İslâm'a göre bir babanın çocuğuna öğretmekle yükümlü olduğu temel bilgileri maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:
    a- İtikad (inanç) ve ibadetle ilgili temel bilgiler.
    b- Ahlak ile ilgili temel bilgiler.
    c- Diğer insanlarla ilişkilerinde (âdâb-ı muâşerette) dikkat edeceği hususlarla ilgili bilgiler.
    d- Meslek eğitimi.
    Çocuğa aile içi eğitim verirken anne baba başta olmak üzere büyükler¸ çocuklara güzel örnek olmalıdırlar. Aile içerisinde anne babasından ve büyüklerinden daima güzel örnekler gören çocuk mutlaka onlardan olumlu yönde etkilenecektir. Anne-baba¸ çocukları önünde birbirine güzel hitap etmeli¸ doğru konuşmalı¸ yalandan sakınmalı¸ verdikleri sözlerde durmalıdırlar.
    4. Çocuklara güzel davranmak:
    5. Çocuklar arasında eşit ve adil davranmak:
    yaptıklarımızdan dolayı bir gün Allah'ın huzurunda hesap vereceğiz.
    6. Evlilik çağına geldiğinde evlendirmek:
    11 min

About Davetul İslam

From the publisher's feed

Hakkı Anlatan; İnsanlardan, Sistemlerden Değil Allah'tan Korkan, Ehl-i Sünnete Bağlı Youtube Kanalı.