Gerçek gazetesi

Gerçek gazetesi

By GerçekNewsPolitics
Download on the App Store

Gerçek gazetesi episodes

  • Sungur Savran: Türkiyenin Bolşevik Partisi: Türkiye Komünist Fırkası

    Sungur Savran'ın Devrimci Marksizm Dergisinin 41-42 sayılı Kış-Bahar 2020 sayısında yer alan yazısının sesli kaydı!  

    Türkiye Komünist Fırkası’nın kuruluşunu, kuruluş kongresinin özelliklerini, kuruluşun anlamını ve TKF’yi bir parti olarak ayırt eden özellikleri ele aldığı yazıda Sungur Savran, önce TKF’nin bir büyük devrimci anaforun ürünü olduğunu vurguluyor. TKF’ye hayat veren, Ekim devriminin yanı sıra Alman ve Macar devrimleri ile Osmanlı-Türkiye topraklarının yüzyılın ilk çeyreğindeki büyük sarsıntısıdır ona göre. Savran TKF kuruluş kongresinin Türkiye’de var olan komünist grupları Bakû’deki teşkilatla birleştirme ve tek bir komünist parti kurma anlamında aynı zamanda bir birlik kongresi olarak görülmesi gerektiğine işaret ediyor. Ama en çok üzerinde durduğu, yazının başlığına da yansıyan düşüncedir: TKF, 20. yüzyılda Türkiye’de kurulmuş olan diğer bütün sosyalist-komünist partilerden farklı olarak, her yönüyle, programıyla, tüzüğüyle,  bir Enternasyonal’in üyesi olmasıyla bu topraklarda bir Bolşevik parti örneğidir. Savran, partinin kuruluş sürecini, hem partinin organik olarak Komintern’in bir ürünü olduğunu, hem de kendine özgü özellikleri olan İslam toplumları içinde gelişen genel komünist hareketin bir parçası olarak, “Güney Türklerinin partisi” olarak oluşumunu vurgulamak amacıyla ele alıyor. Ayrıca programın ve tüzüğün TKF’nin Bolşevik karakterini en açıkça ortaya koyan özelliklerini de teker teker inceliyor. 

    Sungur Savran'ın yazısının yer aldığı Devrimci Marksizm dergisinin 41-42 sayısının tamamını linkten okuyabilir, Devrimci Marksizm dergisine aşağıdaki kanallardan ulaşabilir, takip edebilirsiniz. 

    http://www.devrimcimarksizm.net/

    Facebook: Devrimci Marksizm

    Twitter: @DevMarksizm




    52 min
  • Sungur Savran: Lenin'in küçük kardeşi Trotskiy

    Trotskiy sanki Lenin’in küçük kardeşidir. On yaş kadar küçüktür ondan. Onu belki biraz kıskanmıştır küçük kardeşlerde yaygın olduğu gibi, onunla uzun süre kavga etmiştir. Ama Lenin’i kimse onun kadar iyi anlayamamıştır. Anladığı andan itibaren de iki numarası olmuştur. Aynen devrimin iki numarası olduğu gibi, o Finlandiya’da gizlenirken Ekim ayaklanmasının önderliğini yaptığı gibi.

    5 min
  • Hemşehrimiz Trotskiy

    20. yüzyılda bütün dünyanın işçi sınıfının çıkarları lehinde en çok etki yapmış insan kimdir diye sorulsa, elbette 1917 Ekim devriminin bir numaralı lideri Lenin’i işaret etmek gerekir. Çünkü Ekim devrimi, ilk güçlü ve kalıcı işçi devletini kurarak sadece Sovyetler Birliği’nin değil, kapitalist ve az gelişmiş ülkelerin işçilerinin de yüzyılın sonlarına kadar çok önemli mevziler kazanmasının yolunu açmıştır.

    Peki Lenin’in ardından kim? Uluslararası işçi sınıfının tarihini biraz bilenler, hemen Ekim devriminin Lenin’le birlikte iki önderinden biri olan ve daha sonra karşı devrimci generallerin 14 emperyalist ülkenin desteğiyle çıkarttığı iç savaşı kazanan Kızıl Ordu’nun komutanı Lev Trotskiy’in adını verecektir.

    İşte bu Trotskiy, bu büyük kahraman, hayatının dört buçuk yılını bizim memleketimizde, İstanbul’da, Büyükada’da geçirmiştir.

    18 min
  • 80. ölüm yıldönümünde Lev Trotskiy

    Takvimler 21 Ağustos 1940’ı gösterdiğinde Ekim devriminin iki önderinden biri, Kızıl Ordu’nun ve Lenin ile birlikte Komintern’in kurucusu Lev Davidoviç Trotskiy hayatını kaybetti. Bu büyük devrimci, ölümünün önceki günü Stalinist Sovyet bürokrasisinin görevlendirdiği bir ajan tarafından suikasta uğramış ve bir gün boyunca hayatta kalmak için savaşmıştı. Şüphesiz, o bir günlük mücadelesi yalnızca hayatta kalmanın mücadelesi değil, Bolşevizmin dünya devrimi programını ve Lenin'in devrimci enternasyonalizmini ayakta tutmanın da mücadelesiydi. Trotskiy biyolojinin keskin yasalarını yenemedi, hayatını kaybetti fakat öldüğü ana kadar verdiği mücadele sayesinde Bolşevizmin dünya devrimi programı ve Lenin'in devrimci enternasyonalizmi devrimci Marksistlerin elinde var olmaya devam etti.

    3 min
  • Levent Dölek: Kıdem tazminatında bilim kurulu olur mu?

    En baştan söyleyelim kıdem tazminatında bilim kurulu olmaz. Olursa da bilimle falan alakası olmaz. Tamamen tıbbi ve bilimsel bir alan gibi görünen Koronavirüs salgınında bile meselenin bilimsel olduğu kadar sınıfsal olduğunu gördük. Örneğin maskenin bilimsel olarak 2 saatte bir değiştirilmesi lazım. Ama bilim kurulu işçilere günde iki tane maske yeter dedi. Tüm nüfusa yönelik yaygın test yapılması salgının kontrolü için mutlak bir gereklilikti ama bilim kurulu bunu çok maliyetli gördü. Ülkede döviz kıtlığı oluşunca, bilim kurulunun profesörleri çıkıp tatil planlarını anlatmaya, uçak seyahatlerinin, otellerin, havuzların ne kadar güvenli olduğundan bahsetmeye başladı. Hâl böyle iken tamamen sınıfsal çıkarların karşı karşıya geldiği kıdem tazminatında devletin oluşturacağı bilim kurulunun ne menem bir şey olacağı belli değil mi?

    İşçilerin yüzde 90’ı kıdem tazminatı alamıyormuş. Kıdem tazminatı işverenin insafına kalmışmış. Bu sorun nasıl çözülürmüş? Sanki dertleri bu! Yalanınızı sevsinler. Bu konuda araştırma yapmaya gerek var mı? Sebepler belli. Kayıt dışı çalıştırma, her sene kağıt üzerinde girdi çıktı yapma, iflas kanununda işçi alacaklarının devletin, bankaların, diğer şirketlerin ardından en sonda gelmesi ve en yaygın olarak da İş Kanununun 25/2. Maddesini patronların suistimal edip, işçiye iftira atıp, işçiyi tazminatsız çıkarması ve patronun değil, işçinin haklı olduğunu ispat etmek için mahkemelerde süründürülmesi…

    Kıdem tazminatını alamayanlara değil, alabilenlere bakalım bir de. Bunlar sendikalı işçilerdir. Sendikalı, örgütlü işyerlerinde işçinin hakkı patronların insafına kalmaz. Ancak Türkiye’de sendikalaşma oranı yüzde 10’un altındadır. Neden mi? Çünkü Anayasa’yı ve yasaları çiğneyerek sendikalaşma hakkını gasbeden patronların arkasında da aynı iktidar vardır. İşten çıkartmanın güya yasak olduğu bu günlerde Çerkezköy’de MTN fabrikası işçileri sendikalaştıkları için kapı dışarı edilmişlerdir. Son olarak fabrika önündeki eylemleri “pandemi” sebebiyle, “bilimsel” sebeplerle yasaklanmış bulunmakta. Cargill, VİP Giyim, SF Trade, Kale Pratt ve daha nice fabrikanın işçileri aynı sebeple işlerinden oldular. Direniyorlar, haklarını arıyorlar. Devletin hiçbir şey yapmasına gerek yok. Anayasayı ve yasaları uygulasa yeter. İşçiler örgütlenir kıdem tazminatını da bihakkın almasını bilir.

    Sorun belli, çözüm belli. Bilim kurulu ancak meselenin sınıfsal bir çatışma olduğu gerçeğini gizlemeye ve çarpıtmaya yarar. Hukukçular, iktisatçılar, çalışma ekonomisi uzmanları ve konuyla ilgili tüm bilim insanları kıdem tazminatı ile ilgili bir katkı sunmak istiyorlarsa yapmaları gereken tek şey, birikimlerini, enerjilerini ve zamanlarını kıdem tazminatı hakkını savunmak için harekete geçmiş bulunan işçilerin hizmetine sunmaktır. En acil olarak da bu mücadelede işçi sınıfının yanında yer almak ve meselenin bilim kisvesi altında çarpıtılıp saptırılmasına mani olmaktır. İhtiyaç bir kıdem tazminatı “bilim kurulu” değil, kıdem tazminatını savunma komitesidir!


    https://gercekgazetesi.net/isci-hareketi/kidem-tazminatinda-bilim-kurulu-olur-mu


    5 min
  • 2 Temmuz bugündür! Madımak tüm Türkiye’dir!

    2 Temmuz Bugündür! Madımak Tüm Türkiye’dir!

    2 Temmuz 1993’te 35 canın yakılarak öldürüldüğü Sivas katliamının 27. yılındayız. Hesabı sorulmamış, davası zaman aşımına uğratılmış, anısı canlarımızı yakan, arkasındaki gerçekler sadece geçmişimizi değil bugünümüzü de karartan bir katliamdır bu!

    Mezhepçiliğe ve şovenizme karşı işçilerin birliği halkların kardeşliği!

    Alevilerin bugünkü korkuları ve nefsi müdafaası yersiz değildir. Bu duyguyu tüm işçi sınıfı ve emekçi halkımız paylaşmalı ve safları sıklaştırmalıdır. Çünkü Sivas katliamına gelinen süreç 1989 Bahar eylemleri ile Zonguldak madenci grevleri ile, kamu emekçilerinin örgütlenmeye başlamasıyla, yoksul mahallelerde solun, Kürt emekçilerinin ve köylülerinin mücadelesinin yeniden yükselişi ile örülmüştü. 12 Eylül askeri diktatörlüğünün karanlığını işçi sınıfı ve emekçi halkın mücadelesi yırtmaya başlamıştı. Her suikast, her katliam emeğin çatısı altında birleşmeye başlayan toplumu, mezhepçilikle, şovenizmle bölmek için kullanıldı. Ekmek ve hürriyet için mücadeleye atılan ve birleşmeye başlayan emekçi halkın bir tarafına “din elden gidiyor”, “yaşasın Şeriat”; öbür tarafa ise “Türkiye laiktir laik kalacak”, “Türkiye İran olmayacak“ dedirttiler.

    2 Temmuz 1993 bugündür. Tehditler gerçektir, günceldir. Hala Alevilerin evlerine çarpılar atılmakta, devlet görevlileri bu açık tehditleri küçümsemekte, mezhepçilik her yerde korunup kollanmaktadır. Mezhepçi, şovenist kara propaganda emekçi halkın ekmek ve hürriyet taleplerini susturmak için yine devrededir. Aynı kara propaganda kıdem tazminatı başta olmak üzere işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarına yapılan saldırıları kamufle etmektedir. Erdal İnönü’nün yerini Kemal Kılıçdaroğlu almıştır. Onlar iktidarın en zor zamanlarında “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” diyenlerdir. Yanlarına katliama “gaza” diyen Temel Karamollaoğlu’nu almış güya muhalefet yapmaktadırlar. Hâlâ ordudan kurtarıcılık bekleyenin kaderi ise 27 yıl öncekinden farklı olamaz.

    Haklı mücadeleler zaman aşımına uğramaz! Önü kesilemez!

    İşte bu yüzden 2 Temmuz’u unutmamak ve unutturmamak zorundayız. Sadece yitirdiğimiz canları değil onları neden yitirdiğimizi ve tüm bu katliamın arkasındaki gerçekleri de hatırlamalıyız. 2 Temmuz’un hesabı ne mahkemelerde ne de düzen siyasetinin içinde sorulabildi. Ama bu böyle devam edecek demek değildir. Katliamlarla kesilen yürüyüşümüzü kaldığımız yerden devam ettirerek bu gidişatı değiştirebiliriz. Her dilden, inançtan, memleketten işçiler ve emekçi halkımız birleşmeliyiz. Karanlığı yırtmak ve katliamların hesabını sormak ancak bu şekilde mümkün olacaktır. 15-16 Haziran ruhu bütün işçi ve emekçileri birleştirmişti. Bugün de ihtiyaç budur!

    7 min

About Gerçek gazetesi

From the publisher's feed

Sermayenin yalanlarına karşı işçi sınıfının gerçekleri