
Sign up to save your podcasts
Or


1960’lı yıllar Türkiye’de işçi sınıfının, eylemleri ile gücünü hissettirdiği, özgüven kazandığı yıllardı. 1961 Saraçhane mitingiyle başlayan, 1963’te grev ve toplu sözleşme hakkını fiili Kavel grevi ile yasalara yazdıran, sonrasında Paşabahçe ve birçok fabrikada grevler örgütleyen, 1968’de Derby’de başlayan ve Singer, Gamak, Sungurlar, Demirdöküm gibi fabrikalarda devam eden işgal dalgasına imza atan işçi sınıfı, siyasetin merkezine oturmaya başlamıştı. Türk-İş’in uzlaşmacı çizgisi karşısında bu mücadeleler içinde cisimleşen ve 1967 yılında kurulan DİSK, işçi sınıfı için bir mücadele odağı haline gelince, sermaye harekete geçmiş, Demirel’in Adalet Partisi hükümeti 1970 Haziran’ında “DİSK’in çanına ot tıkama” amacıyla meclise sendikalar yasasında değişiklik içeren bir yasa tasarısı getirmişti. 15-16 Haziran ayaklanmasının fitilini ateşleyen, işte bu yasa tasarısı ve tasarının CHP’nin de oyları ile meclisten geçmesi oldu.
14 Haziran’da DİSK, Genel Temsilciler Meclisi’ni topladı ve İstanbul’un çeşitli noktalarından merkeze doğru kısa yürüyüşler yapma kararı aldı. DİSK’in bu kararı sonucunda 15 Haziran’da başlayan eylemler Türk-İş’e üye işçilerin de yoğun katılımıyla bir anda iki güne yayılan büyük bir ayaklanmaya dönüştü. O ana kadar iş yerlerinde ayrı ayrı gerçekleşen eylemler artık sokaklarda birleşiyor, işçi sınıfı yasal sınırları aşarak iktidara sarsıcı kuvvetini gösteriyordu. Şehrin önemli bölgelerini kontrol altına alarak kent merkezine doğru akan on binlerce işçi, önüne konulan tüm barikatları yıktığında hükümet çareyi sıkıyönetim ilân etmekte buldu. DİSK yönetimi, artık Temsilciler Meclisi’nde aldığı kararların ötesine geçen eylemlerin şiddetinden, işçi sınıfının militanlığından ürkerek eylemleri kontrol altına almaya çalıştı. İşçileri, eylemlere son vermeye çağırdı. Bu çağrı, ilerici bir rol oynasa bile bürokrasinin sol kanadının da belirleyici anlarda mücadelenin önünde fren rolü oynayacağı gerçeğini bir kez daha gösteriyordu. Eylemler sıkıyönetim tedbirleri ile, baskı ve tutuklamalarla ve bürokrasinin de devreye girmesi ile kontrol altına alınsa da yarattığı korku, meclisten neredeyse oy birliği ile geçen bir yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesini sağladı. İşçi sınıfı, masaya yumruğunu vurmuş ve örgütlenme hakkına dokunan yasayı ayaklarının altında ezmişti.
İşçi sınıfı mutlaka yeni 15-16 Haziranlar yaratacaktır! Bugün işçi sınıfının önünde duran görev, sendikaları yeni 15-16 Haziranlar yaratacak güçte ve sınıf bilinciyle örgütlemektir. Tabandaki işçilerin mücadelesine dayanan bir örgütlülük, geçmişte ayaklanmayı kısa sürede sona erdiren bürokrasiye karşı işçi hareketinin sahip olması gereken bir panzehirdir. Ama daha da önemlisi 15-16 Haziran ayaklanması işçi sınıfının içinde devrimci bir önderlik olsaydı çok farklı bir seyir izleyebilirdi. İşte o yüzden asıl görev, yeni 15-16 Haziranları bu sefer zafere taşıyacak devrimci öncüyü yaratmak için mücadele etmek.
Gerçek gazetesi Haziran 2020 tarihli 129. sayısının "Memleketin kaderi işçi sınıfının kaderiyle birdir" başlıklı başyazısı.
Gerçek'i takip edebileceğiniz diğer platformlar:
Memleketin kaderi işçi sınıfının kaderiyle birdir
60’lı yıllar işçi sınıfının yükselen bir mücadele ile adım adım bağımsızlığını ilan ettiği bir dönem olmuştur. Demirel’in AP’sinden, İnönü’nün CHP’sinden, burjuva partilerinin her türlüsünden ayrı olan Türkiye İşçi Partisi kurulmuştur. Amerikan parası ve eğitimi ile işçiyi zincire vuran sınıf işbirlikçi Türk-İş’ten ayrılan sınıf mücadeleci sendikacılar DİSK’i kurmuştur. İşçiler haklarını iktidardan dilenerek değil, direnerek almış; Saraçhane Meydanı’nı yüz bin kişiyle doldurmuş, Kavel’de grev hakkını grev yaparak kazanmıştır. Birileri sendika seçme hakkını bahşetsin diye beklememiş, Derby fabrikası işgalinde fabrikaya referandum sandığını getirterek sendikal hürriyeti fethetmiştir.
İşçi sınıfının “işgal, grev, direniş” yıllarıdır. Nihayet 15-16 Haziran 1970, işçi sınıfının ülke sahnesine en görkemli şekilde çıktığı ve masaya yumruğunu vurduğu gündür. “DİSK’in çanına ot tıkamak” için Demirel’in AP’si ile İnönü’nün CHP’si birlikte yasa teklifi hazırlar. DİSK’li işçiler yanlarına Türk-İş’li, sendikasız, hatta işsiz sınıf kardeşlerini alır… Burjuvazi bir yanda işçi sınıfı bir yandadır. İşçi sınıfı ayaklanır, burjuvazi sıkıyönetim ilân eder. Bedeller ödenir, şehitler verilir… Gerçekleri bilelim! Bu ülkede halkın karşısına dizilen tankların üzerine 15 Temmuz’dan yarım asır önce işçiler çıkmıştır!
Nihayetinde o günlerde işçi sınıfı kaderini eline almış, DİSK’i kurtarmıştır. 15-16 Haziran bize sermaye sınıfının ve siyasetinin ulusun ve tarihin sırtında bir yük olduğunu, işçi sınıfının Türkiye’de artık kötü gidişatı değiştirecek tek güç olduğunu anlatır. Geçen yarım yüzyılda işçi sınıfı bu gücünü yitirmemiş bilakis arttırmıştır. Özellikle yaşadığımız salgın günlerinde hastanelerden fabrikalara, tarlalardan her türlü nakliyeye işçi sınıfı olmadan hayatın olmayacağı hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmıştır. Üretim, dağıtım, sağlık, her şey işçinin emekçinin elindedir. Güç işçidedir, emekçidedir!
Ama düzen değişmemiştir çünkü aynı işçi sınıfı 15-16 Haziran’ın yolundan ayrılmıştır. Sınıf mücadelesinde birleşeceği yerde memleketle, mezheple, inançla, kimlikle, hatta futbol takımıyla bile bölünmüştür. Kendi partisinin değil sermayenin sağlı-sollu partilerinin peşinden koşmuştur. Sermaye ise ne zaman krizlerin faturasını halka ödetmek gerekse, ne zaman milletin birikimlerini yağmalamak istese, ne zaman emperyalistler onları hizmete çağırsa kendi aralarında birlik olmuşlardır.
15-16 Haziran işte bu gidişata dur demektir. İşçi sınıfına ve emekçi halka kendi kaderini kendi eline alma çağrısıdır. İşçi sınıfının sermayeye karşı birleşik bir cephe kurmasının, sendikalarını bürokrasiden kurtarmasının, emperyalizmin zincirlerini kırmasının tek yolunu anlatmaktadır. İşçi sınıfı 50 yıl önce bu yola girmiştir. Bu yoldan geri dönüş yoktur. Memleketin kaderi işçi sınıfının kaderiyle birdir artık. Devrimci İşçi Partisi bunun bilincindedir ve bu bilinçle tüm işçi sınıfını, 15-16 Haziran’da girdiğimiz bu yolu tamamlamaya, sermayeden, onun her renkten partilerinden, siyasi iktidardan ve emperyalizmden bağımsız bir örgütlenme ve mücadeleye çağırmaktadır.
Kapitalist kaynak dağılımı mekanizmasının kârın boyunduruğu altında işlemesi dolayısıyla bütün kapitalist ülkelerin, en zenginlerinin bile, “kıt kaynakları” Koronavirüsle yeterli bir mücadele yolunda seferber edememiş olduğunu görmüş oluyoruz.
Bir ekonomik sistem olarak kapitalizm, toplumun genel ihtiyaçları söz konusu olduğunda kara gün akçesi ayırmak bakımından açıkça yetersiz bir sistemdir. Acil durumlar karşısında kapitalizmin çoğunlukla yaya kalmasının nedeni böylece ortaya çıkmaktadır.
Bu facianın kapitalizmle sosyalizmle ilişkisi olmadığını, bütün insanlığın başına çökmüş bir doğal afet olduğunu düşünenler yanılıyor. Faciayı yaratan kapitalizm şimdi de "normalleşme" adı altında bütün ülkelerde kitlesel ölüme bir yeni davetiye çıkartıyor.
Sungur Savran'ın Gerçek gazetesi internet sitesinde yer alan "Koronavirüsün ekonomi politiği" başlıklı yazısının yayınını dinleyicilerimizle paylaşıyoruz. Yazıyı internet sitesinden okumak için tıklayın.
İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs, 2020 yılında tüm dünyada çok özel koşullar altında kutlanacak. Dünyanın gündeminde Koronavirüs salgını var. Bu salgın 1 Mayıs’ın önemini azaltmıyor tam tersine arttırıyor. Çünkü salgın tüm dünyada ve Türkiye’de kapitalist krizin derinleşmesiyle birlikte keskinleşen bir sınıf mücadelesi olarak yaşanıyor.
22 Nisan 2020 Lenin'in doğumunun 150. yıldönümü. Tarihin en büyük devrimci önderini, Bolşevik partisinin kurucusu Lenin'i 150. doğumgününde anmak, insanlığın yaşam mücadelesinin kapitalizme karşı mücadeleye ve onun yenilgisine belki de her zamankinden daha çok bağlı olduğu bugün ayrı bir anlam taşıyor. Gerçek sitesinde bu kapsamda iki gün boyunca çeşitli yazılar yayınlanıyor.
Bu yazılardan "Lenin 150 yaşında: 21. yüzyıl sosyalizminin turnusol kağıdı Lenindir!" başlıklı yazıyı dinleyicilerimizle paylaşıyoruz.
Daha fazlasını www.gercekgazetesi.net sayfasından ve aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz.
Sungur Savran - Lenin'n sağ eli
Lev Trotskiy - Ellinci yaş gününde Lenin
Devrimci Marksizm Okulu'nun "Marksizm ve Ulusal Sorun" başlıklı altıncı seminerinin Podcast yayını.
Devrimci Marksizm Okulu'nun "Emperyalizm, Savaş, Ortadoğu" başlıklı beşinci seminerinin Podcast yayını.
Sungur Savran'ın anlatımıyla, Devrimci Marksizm Okulu'nun "Parti, Enternasyonal, Dördüncü Enternasyonal" başlıklı dördüncü seminerinin Podcast yayını.
Devrimci Marksizm Okulu'nun "Kapitalizm, sınıflı toplumlar, sömürü" başlıklı ikinci seminerine ait Podcast yayını.
From the publisher's feed