
Sign up to save your podcasts
Or


Yazının icadına kadar binlerce yıldır insanlar, kendilerinin hayatta kalmasını destekleyecek olan hiçbir bilgiyi pas geçmiyorlardı. Yaşadıkları bölge ve öğrendikleri her şeyi zihinlerinde tutuyor, nerede daha çok besin bulabileceklerini yada nerenin onlar için daha tehlikeli olabileceğini unutmuyorlardı. Öyle ki, canlının yaşadığı çevreyi belirleme içgüdüsü olarak da tanımlayabileceğimiz harita bilgisi, tıpkı konuşma, beslenme, üreme gibi her canlıda, her çağda ve her kültürde var olmayı başarmıştı.
Antik Egeliler, Akdeniz fokunu, tombul hayvan anlamına gelen phoka(foka) sözcüğüyle adlandırırlarmış. M.Ö 10 yüzyıllarda Batı Anadolu’da kurulan 12 İon şehrinden biri olan Phokaia, Foçanın en eski adıdır. Yani antik Yunancada fok diyarı anlamına gelir. M.Ö 5 yüzyılda Phokai’liler denizcilikleriyle ünlüydüler. Herodotos’a göre ilk uzun deniz yolculuklarına çıkan halk Phokai’lilerdir. Bu yolculuklarını büyük gövdeli, yuvarlak, yük gemileriyle değil, son derece hızlı 50 kürekli gemilerle yaparlarmış. Bu gemiler sayesinde Phokaia antik çağ ticaretinin merkezlerinden birisi olmuş.
Megalodonların neden yok olduklarını anlamak önemli, çünkü günümüzde yaşayan ve nesli tükenmekte olan köpekbalıklarıda benzer sorunlarla karşı karşıya. Yani Megalodon’un neden yok olduğunu tam anlayabilirsek, çağdaşımız olan köpekbalıklarının da hayatta kalmasına biraz daha fazla yardımcı olabiliriz. Milyonlarca yıllık evrim, onun çevresine uyumlu, kusursuz bir avcıya dönüşmesine neden olmuştu. Megalodon’un derisinin üst kısmı oldukça koyuydu ve ona yukarıdan bakan bir balina okyanusun karanlık rengiyle onu asla ayırt edemezken, aşağıdan bakan başka bir balina, Megalodon’un altını kaplayan beyaz kısmını gökyüzüyle ayırt edemezdi. Megalodon’un sahip olduğu bu adaptasyon sayesinde, balina ona saldıranın ne olduğunu anlayamıyordu bile.
Tarihçiler ‘Viking’ ismini İskandinav dilinde ‘korsan’ anlamına gelen ‘Vikingr’ terimi ile bağdaştırıyor. Muhtemelen başlarda ‘Viking’ kelimesi, halk dilinde ‘Sadece yazları, ticaret amacıyla deniz aşırı seferlere gitmek’ anlamında kullanılıyordu. Yani, çocukluğundan beri savaşçı bir kültür ile büyüyen çocuklar 15 16 yaşlarına geldiğinde, her yaz tatilini yetişkinlerle birlikte Vikinglemeye giderek geçiriyordu diyebiliriz.
Aslan balığı her ne kadar balon balığı kadar büyük bir tehdit olarak görülmese de özellikle ısınan Akdeniz için çok ciddi bir tehdit oluşturuyor. Çok hızlı üreyebilmesi, yavru balık ve kabuklularla doymaz bir şekilde beslenmesi ve doğal hiçbir canlının köpekbalığı dahil onu düşman olarak görmemesinden, görememesinden dolayı Akdeniz boyunca kıyıları iyice istila etmiş durumdadırlar.
Milyonlarca yılda yaşadığı doğaya, çevresindeki yırtıcılara ve ihtiyaçlarına göre evrimsel mekanizmalar sayesinde şekillenmiş güçlerdir. Evrimde ilk önce canlının hayatta kalması ve üremesi için en gerekli organların gelişmeye başladığını gözlemliyoruz. Güçlü çeneler, keskin dişler, uzakları gören gözler, sivri boynuzlar ve elbette ki zehir.
Bugüne kadar 33.600 civarında balık türü tanımlanmış. Ve bu sayı bilinen diğer tüm omurgalılardan çok daha fazladır. 2006 itibariyle Kırmızı Liste içerinden 1173 balık türü bulunmaktadır. Balıklar sularda yaşadığı ve sular da araştırması zor yaşam alanları olduğu için balık popülasyonlarına yönelik veriler oldukça kısıtlıdır. Balıklar, antik çağlardan günümüze kadar dünyanın her yerinde insanlar için önemli, bir besin kaynağı olmuştur. Bilimsel çalışmalar, modern insan ile balıkçılık ilişkisinin M.Ö 20.000 li yıllara kadar gittiğini gözler önüne seriyor.
From the publisher's feed