
Sign up to save your podcasts
Or


İbrahim Kiras, son dönemde özellikle Üsküdar Belediyesi’nin el değiştirmesi, “Çözüm Süreci” ve ekonomi, dış politika, tarım ve eğitim gibi alanlardaki çelişkili uygulamaların yalnızca yanlış bulunmasının değil, mantıklı bir açıklamaya oturtulamamasının toplumda daha büyük kaygı yarattığını savunuyor. İnsan zihninin hayatta kalma mekanizması gereği olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurmaya çalıştığını belirten Kiras, belirli bir amaca hizmet eden yanlışların bile tolere edilebildiğini ancak neden yapıldığı anlaşılamayan kararların güvensizlik ve endişe oluşturduğunu ifade ediyor. “Kem âlât ile kemâlât olmaz” sözünden hareketle, yanlış yöntemlerle doğru sonuçlara ulaşmanın mümkün olmadığını vurgulayan Kiras, siyasette ve yönetimde yapılan hataların arkasında dahi anlaşılabilir bir mantık ve tutarlı bir sebep-sonuç ilişkisi aranması gerektiğine dikkat çekiyor.
Fehmi Koru, 2028 seçimlerinin hem iktidar hem de muhalefet açısından Türkiye’nin en zor seçimlerinden biri olacağını savunuyor. Erdoğan’ın ekonomi ve reformlar açısından en zayıf dönemini yaşadığını, buna karşılık muhalefetin “mutlak butlan” süreci ve siyasi transferlerle ciddi biçimde bölündüğünü belirten Koru, DEM’in iktidara yakın duracağı öngörüsünün de muhalefetin dezavantajlarını artıracağını ifade ediyor. Parlamenter sistem dönemindeki iktidar değişikliği güvencelerini hatırlatan Koru, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yürütme, yasama ve yargı üzerindeki güçlü siyasi etkisinin Erdoğan’ın iktidarı bırakma konusundaki tutumuyla birleştiğine dikkat çekiyor. Muhalif belediyelere yönelik operasyonlar ve Üsküdar’daki gelişmeleri de iktidarın zayıflığının işaretleri olarak değerlendiren Koru, ekonominin Erdoğan’a umut vermediğini ancak muhalefetin parçalanmışlığının iktidarın seçim şansını artırdığını savunuyor; buna rağmen seçimlerin mutlaka yapılacağını vurguluyor.
Akif Beki, “Terörsüz Türkiye” sürecinde Abdullah Öcalan için İmralı’da inşa edildiği açıklanan iki katlı ev ve Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulması planlanan alt kurul üzerinden iktidarın tutumunu eleştiriyor. Beki’ye göre meselenin özü Öcalan’ın fiziki şartlarının iyileştirilmesi değil, kendisine tanınması talep edilen siyasi statü ve süreçte üstleneceği rol; ancak AK Parti’nin bu adımları sahiplenmekte ve kamuoyuna açık biçimde savunmakta çekingen davranması sürece yönelik güveni zedeliyor. Erdoğan’ın süreci tamamlama iradesini vurgulamasına rağmen iktidarın “yapalım ama yapmamışız gibi görünelim” yaklaşımının samimiyet sorununa yol açtığını savunan Beki, Bahçeli’nin sürekli iteklediği sürecin açık, kararlı ve güven veren bir siyasi tutumla yürütülmesi gerektiğini belirtiyor.
Mehmet Ocaktan, AK Parti’nin 2002’de “millet iradesi”, hukukun üstünlüğü ve siyasetin itibarını yeniden tesis etme iddiasıyla çıktığı yoldan özellikle 2018 sonrasında uzaklaştığını savunuyor. Hukuk, ekonomi ve eğitimde yaşanan sorunların yanı sıra Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı süreçlerini ve Üsküdar Belediyesi’nde yaşananları değerlendiren Ocaktan, siyasi rakiplerin sandık dışı yöntemlerle tasfiye edilmesinin demokrasiyi ve siyaset kurumunu itibarsızlaştırdığını belirtiyor. Yazara göre iktidarın siyaseti değersizleştiren yöntemlerle elde ettiği siyasi kazanımlar, ekonomik krizden eğitime ve yargıya kadar Türkiye’nin temel sorunlarını çözmeyecek; bu siyasetsizliğin gerçek kaybedeni ise millet olacak.
Yusuf Ziya Cömert, tarihin yalnızca geçmişi anlamak için değil, bugün siyasi ve toplumsal ilişkileri şekillendiren bir hafıza olarak da karşımıza çıktığını anlatıyor. Açe’nin Osmanlı geçmişinden Katar’ın Osmanlı’ya yakınlığına, Yemen’de Birinci Dünya Savaşı sırasında Zeydilerin Osmanlı’nın yanında yer almasından bugünkü Husi meselesine uzanan örneklerle, geçmişte yaşananların yüzyıllar sonra bile ülkelerin tutumlarını etkileyebildiğine dikkat çekiyor. Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la kurduğu savunma ittifakı ve Yemen’de Husilerle yaşanan gerilim üzerinden tarihin yeniden Türkiye’nin karşısına çıkabileceğini belirten Cömert, asıl soruyu ise tarihten ders çıkarıp çıkarmadığımız üzerinden soruyor: Bazen tarihin hatırasına uygun davranıyoruz, bazen de geçmişin uyarılarını görmezden geliyoruz.
İbrahim Kahveci, Türkiye’de son 8 yılda ekonomik büyüme ve kişi başına gelir artışına rağmen, temel gıda harcamaları açısından toplumun refahında gerçek bir artış yaşanmadığını savunuyor. Açlık sınırı ile kişi başına düşen gelir ve asgari ücret arasındaki ilişkiyi karşılaştıran Kahveci, gıda maliyetlerinin gelirlerden daha hızlı yükseldiğini, gelir dağılımındaki bozulmanın da özellikle alt gelir gruplarını daha fazla zorladığını belirtiyor. Yazının ikinci bölümünde ise 2025’te başlayan siyasi gelişmelerin faizler üzerindeki etkisine dikkat çekerek, kamu ve özel sektörün siyasi riskler nedeniyle yılda yaklaşık 2 trilyon liralık ek faiz yüküyle karşı karşıya kaldığını öne sürüyor. Kahveci’ye göre Türkiye’nin yüksek faiz maliyetinin bedelini yalnızca ekonomi politikaları değil, siyasetin oluşturduğu belirsizlik ve riskler de ağır biçimde artırıyor.
Mustafa Karaalioğlu, yapay zekânın insanlık için oluşturabileceği büyük risklerin dünyada giderek daha ciddi biçimde tartışıldığını, Türkiye’nin ise bu küresel tartışmanın dışında kaldığını savunuyor. OpenAI ve Anthropic gibi şirketlerde görev yapmış isimlerin yapay zekânın kontrolden çıkabileceği uyarılarını, Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin güvenlik çalışmalarının yetişebilmesi için geliştirme hızının yavaşlatılması gerektiği yönündeki açıklamalarını ve Elon Musk ile Sam Altman’ın risk vurgularını aktaran Karaalioğlu, yapay zekânın artık yalnızca teknolojik ve ticari değil, insanlığın geleceğini ilgilendiren bir güvenlik meselesi haline geldiğine dikkat çekiyor. Türkiye’nin ise bilim, teknoloji ve yapay zekâ gibi alanlardaki küresel tartışmalara katkı sunmak yerine iç siyasi mücadelelere ve muhalefeti kontrol etmeye odaklandığını belirten Karaalioğlu, dünyanın geleceğini değiştirecek bir konuda neden söz söyleyemediğimizi ve bu ilgisizliğin bedelinin ne olacağını sorguluyor.
Yusuf Ziya Cömert, Kur’an’a hizmet etmenin sözle değil, Kur’an’ın öğretilerini yaşayarak ve insanlara fayda sağlayarak mümkün olduğunu anlatıyor. Yazısında, “Kur’an hizmetkârı” sıfatını kullananların samimiyetini sorgularken, hayatını Kur’an’ı insanlara anlatmaya ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmeye adamış Kemal Kelleci’yi rahmetle anıyor. Cömert, 1970’lerden itibaren şehir şehir dolaşarak insanlara Kur’an okumayı tavsiye eden, gençlere barınma ve geçim konusunda destek olan Kemal Abi’nin herhangi bir cemaat veya hizbin sınırları içinde kalmadan herkese ulaşmaya çalıştığını vurguluyor. “Kapıdaki Yabancı” kitabıyla da hatırlanan Kemal Kelleci’nin hayatını, Kur’an’dan öğrendiklerini yaşayan gerçek bir hizmet ve iyilik örneği olarak değerlendiriyor.
Fehmi Koru, Ekrem İmamoğlu’na verilen 2 yıl 1 ay hapis ve siyasi yasak kararından, AK Parti’ye yönelen belediye başkanı transferlerine kadar yaşanan gelişmeleri “güç” ve “milli irade” kavramları üzerinden değerlendiriyor. CHP’li belediye başkanlarının yargı süreçleriyle görevlerinden uzaklaştırıldığı bir dönemde AK Parti’ye katılan belediye başkanlarının sayısının artmasını sorgulayan Koru, özellikle Üsküdar’daki gelişmelerin iktidarın seçim şansına zarar verebileceği yönündeki değerlendirmelere katılmıyor. Yazara göre 2017-2018 sonrasında değişen AK Parti seçmeninin önemli bir bölümü için siyasetin temel belirleyicisi “güç” ve iktidarın kullandığı güç, “milli iradenin yeniden şekillenmesi” olarak görülüyor. Koru, belediye transferlerinden “Terörsüz Türkiye” sürecine, CHP’deki “mutlak butlan” tartışmasından yargı süreçlerine uzanan tabloyu bu anlayışın farklı yansımaları olarak değerlendiriyor.
Mehmet Ocaktan, aşkı yalnızca bir duygu değil, zulme ve acıya karşı insanı ayakta tutan bir direnç ve sığınak olarak ele alıyor. Dünyanın zalimlikleri, savaşlar, acılar ve siyasi yalanlar karşısında insanın hem sevgiye hem de mazlumların çığlığına duyarlı olması gerektiğini vurgulayan Ocaktan, “iki aşk” fikri üzerinden kişisel aşkla insanlığın acılarına duyulan sorumluluğu buluşturuyor. Şarkıların, şiirlerin ve duaların zor zamanlarda insan ruhuna sığınak olduğunu belirten yazar, aşkın, isyanın, merhametin ve vicdanın aynı yürekte buluşabileceğini anlatıyor.
From the publisher's feed