
Sign up to save your podcasts
Or


Kapalıyken baston, açıldığında küçük bir kubbe olan şemsiyeyi konuşuyoruz.
Kralların ve soyluların gölgesinden sokakların gündelik hayatına uzanan bu yolculukta, güneşten korunmak için ortaya çıkan şemsiyenin değişen malzemelerini, kullanım biçimlerini ve toplumsal anlamlarını izliyoruz. İstanbul sokaklarından vapurlara, kadınların elindeki bir savunma aracından seyyar satıcıların tezgâhlarına uzanarak gündelik bir nesnenin ardında biriken hikâyeleri keşfediyoruz.
Adı kurşun, ucu grafit olan kalemin izini madenlerden fabrikalara, oradan okul sıralarına sürüyoruz. Küçük bir çizginin ardındaki emeğe, ticarete ve kimin sözünün kayda geçtiğine bakıyoruz.
Yanlışları ortadan kaldırmayı vaat eden küçücük bir nesnenin ardındaki büyük tarihe bakıyoruz. Ekmek içinden kauçuğa, Osmanlı yazmalarından Cumhuriyet’in okul sıralarına, Amazon ve Kongo’daki emek rejimlerinden fotoğraflardan çıkarılan insanlara uzanarak silginin izini sürüyoruz. Kâğıttan ve toplumsal hafızadan silinenlerin geride bıraktığı izlerin peşine düşüyoruz.
Bir bavul, ne zaman yolculuk eşyası olmaktan çıkarak göçün, sürgünün ve geri dönüş umudunun taşıyıcısına dönüşür?
İçine yalnızca eşyanın değil; umudun, hasretin, emeğin ve bazen bütün bir hayatın sığdırıldığı bavulun izini sürüyor; eski sandıklardan günümüzün tekerlekli valizlerine uzanan uzun tarihine bakıyoruz.
Anadolu’dan dünya pazarına uzanan halının hikâyesini, kadın emeği, Şark Halı Kumpanyası, Hereke ve Sümerbank üzerinden konuşuyor; halının renkleri bütün kıtalara ulaşırken, onu dokuyan ellerin izini sürüyoruz.
100. programımızda buluşmanın heyecanını taşıyoruz! Bu bölümde, pek çok ülkede bilinen tarihî bitkilerden biri olan karpuzu ve onun yaklaşık 5 bin yıl önce Güney Afrika’da başlayıp Mısır’dan Akdeniz’e, oradan dünyanın dört bir yanına uzanan tarihini konuşuyoruz. Yüzde 92’si sudan oluşan karpuzun, bir su kaynağından besine; şifa aracından küresel bir tarım ürününe dönüşümünün izini sürüyoruz.
Bu bölümde İlhan Berk’in satırlarından yola çıkıyor; onun “kat kat giyinmiş”, kapalı bir kutu olarak tarif ettiği sarımsağın binlerce yıllık tarihinin izini sürüyoruz. Orta Asya’dan Mezopotamya’ya, Antik Mısır’dan Osmanlı mutfağına ve Taşköprü tarlalarına uzanarak sarımsağın şifa, besin ve meta olarak değişen anlamlarını; kokusunun nasıl bir sınıf göstergesine, kendisinin ise tarih boyunca emeğin yiyeceğine dönüştüğünü konuşuyoruz.
Konuğumuz Güneş Işıksel ile Eskiçağ'dan itibaren Küçük Asya kırsalının en dirençli simgelerinden biri olarak öne çıkan tarhanayı konuşuyoruz. Tarhananın kökeninden başlayıp onu kalıcı kılan toplumsal işlevi üzerinden kışlık erzağın geniş dünyasına göz atıyor; 'Kayıtlara geçmeyen, vergilendirilmeyen, pazara çıkmayan bir üretim biçimini tarihçi hangi kaynaklara dayanarak görünür kılabilir?' ve 'Mutfağın gündelik tekrarları ile imparatorluğun idarî yapısı arasındaki mesafe gerçekte sanıldığı kadar uzak mı?' sorularının peşinden gidiyoruz.
Bu bölümde yoğurdun sütün ömrünü uzatan eski bir saklama tekniğinden küresel bir metaya dönüşen tarihini konuşuyoruz. Hayvanların evcilleştirilmesinden göç yollarına, Osmanlı mutfağından laboratuvarlara, kadınların görünmeyen emeğinden fabrikalara ve plastik ambalajlara uzanan ilişkilerin izini sürüyor; “Yoğurdu kim üretti, bilgisini kim taşıdı ve bu bilgiden kim kazanç sağladı?” diye soruyoruz.
Bu bölümde sütün bir besinden metaya dönüşen uzun tarihini konuşuyoruz. Sahi, bir bardak sütün içinde hayvan bedenlerinden kadın emeğine, çocuk sağlığından kamu sağlığına, laboratuvardan millî iktisada uzanan hangi ilişkiler saklı?
From the publisher's feed