
Sign up to save your podcasts
Or


Chris, girişimi sonucunda başarısızlığa uğramış kıt kanaat geçinen bir adamdır. Eşi ve bir erkek çocuğuyla birlikte yaşamaktadır. Eşinin onun başarısına olan ümidi günden güne azalmıştır. Artık kirasını bile ödeyemez duruma gelmiştir. Eşi, evi geçindirebilmek için ek vardiyaya kalmaktadır. Bu çift, maddi zorluklar yüzünden duygusal olarak bir şey paylaşamaz hale gelmiş, tek ortak konuları oğulları olmuştur. Chris, eşinin bile kendisine destek olmadığı ve inanmadığı bir hayatı yaşamakta ve mutlu olan insanlara imrenmektedir. Nihayetinde eşi de onu terk etmiştir fakat bu durum Chris’i pes ettirememiştir.
Filmde başkarakterimiz emekli, dul bir adamdır. Hayat enerjisini yitirmemek için çeşitli aktiviteler deneyip yaşlılar için stajyerlik programına katılarak eskiden çalıştığı telefon rehberi şirketinin yerindeki bir e-ticaret firmasında işe başlıyor. Burada, işkolik ve anlaşması zor patronuna yardımcı olmasıyla hikaye başlıyor. Burada, işi öğrenmeye çalışan stajyer ve akıl hocası patron yerine daha çok tersine mentörlük gözlemliyoruz. Baş karakterimiz Ben, teknolojiyle daha yakından tanışma fırsatı buluyor ve patron Julia ise ilişkiler ve iş yaşamı hakkında Ben’den destek ve ilham alıyor. Böylece birbirlerinden beslendikleri bir mentörlük/dostluk ilişkisi kuruyorlar.
Tarihin ilk çağlarından beri insanlar grup halinde yaşamaya ihtiyaç duymuşlardır. Yaşamlarına devam edebilmek için bu gerekliliği yerine getiren insanların; diğerinin varlığına güvenerek, daha kötü performans sergilemelerine ‘’Sosyal Kaytarma’’ veya ‘’Ringelmann Etkisi’’ denmektedir. Bu kavram ‘’Ben yapmasam bile başkaları yapacak.’’ düşüncesiyle sorumluluğun dağılmasını ifade etmektedir.
Modernizmin etkisi gitgide azalmıştır ve 20. yüzyılların ortasında postmodernizm ortaya çıkmıştır. Kendini en çok gösterdiği alanlar ise; felsefe, edebiyat, resimdir. “Post” eki, sonradan anlamına gelen bir ektir. Postmodernizm de, modernizmden sonra devam eden anlamına gelir. Görecelik kavramı hakimdir. Modernizmin yarattığı diğer değerlere karşı sorgulama eğilimindedir. Her şey doğru ve her şey yanlıştır. Modernizm kısıtlayıcı ve kuralcı olduğundan o dönemdeki sanatçılar bu akımdan genel anlamda kurtulmak, uzaklaşmak istemiştir. İşte bu noktada postmodernizm sanatçılar için bir sıyrılma yolu olmuştur. Öncüsü ise Friedrich Nietzsche olarak bilinir. Postmodernizmin temel özelliği kuralsızlıktır. Modernizme göre daha hissiyatlıdır. Sanatçılara baskı altında hissettirmez. Rasyonellik, evrensellik gibi projelerin başarısızlıklarının teorik temellerini anlamayı ve de çözümlemeyi hedefler.
Babası ressam olan ve yeteneğini ondan alan Picasso 25 Ekim 1881 tarihinde İspanya'da dünyaya gelmiştir. Babasının verdiği resim dersleri ile resim yeteneği iyice ortaya çıkmıştır. Picasso 1895 yılında Barselona Güzel Sanatlar Okulu'nda okumaya başlamıştır. Yaptığı tablolarda kübizmi kullanmıştır.
1893 yılında Edvard Munch tarafından yapılan ünlü eser Çığlık, birçok kişiye göre Edvard'ın en önemli eseridir. Çığlık, birçok kez çalınmıştır. Milyonluk bir eserdir. Ressamın günlüğünde yazan bilgilere göre ise; iki arkadaşı ile yürüdüğü sırada batan güneş kan rengine bürünmüş, yaslandığı tırabzanlarda doğanın adeta bir çığlık attığını hissetmiştir. Resimde görünen kızıl manzara; Ekeberg Tepesi’nden, Oslofjord'un manzarasıdır. Resmin Almanca orijinal ismi de “Doğanın Çığlığı” olarak bilinmektedir. Resim 84 cm × 66 cm boyutlarındadır. Çığlık, 2022 yılından itibaren Norveç Ulusal Müzesi'nde sergilenmeye başlanacaktır. Müzayede ile yaklaşık 120 milyon dolara satılarak, satılan en pahalı eser olmuştur.
Arılar, yeryüzünden silinip giderse insanoğlu yalnızca dört yıl yaşayabilir. Arılar olmazsa döllenme olmaz; hiçbir bitki, hiçbir hayvan, hiçbir insan olmaz. (Albert Einstein, 1949)
Meditasyon yapmak kendimize doğru attığımız bir adımdır. Gözlerimizi kapatırız ve düşünmeye başlarız. Başlarda odaklanmak, nefesimizi kontrol edebilmek zor gelir. Ama meditasyona başladığımız andan itibaren bedenimiz susar, ruhumuz konuşur bizimle. Derin nefesler alırken, bir yandan da olumsuzlukları nefesimiz ile birlikte dışarı verdiğimizi hissederiz. Her nefes verişte ayrıca, hayatımızda süresini dolduran her şeyle bağımızı kesip, yenilerinin gelmesi için ruhumuzda yer açtığımızı hissederiz.
Yalnızlık; bazılarımız için arzulanan bir durum iken, bazılarımız için korkutucu bir durum halini alabilir. Monofobi literatüre ‘’yalnız kalmaktan korkma’’ durumu olarak geçmiştir. Tek anlamına gelen ‘’mono’’ ve korku anlamına gelen ‘’fobi’’ kelimelerinin birleşiminden oluşan bu kavram yalnızlıktan korkanlar için kullanılmaktadır.
Kendimizi her şeyin ötesinde, doğanın içinde hissettiğimiz o anlar. Kulağımıza gelen yaprak hışırtısı, tenimizi ürperten rüzgar ve de gölgesinde uyukladığımız ağaçlar. Her biri değer katıyor yaşamımıza ve yaşamımızı kolaylaştırıyor en zor anlarımızda. Göklerin mavisi eşlik ediyor bazen yalnızlığımıza. Evrenin yeşilleri ise her daim var oluyor yanı başımızda.
From the publisher's feed