Enes b. Mâlik (r.a.)’den, şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Ashâb’dan bir takımları Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’e: “Ya
Resûlallâh, biz sebb-ü şetme (hakarete, sövmeğe) mâruz
kalıyoruz” diye şikayette bulundular. Peygamberimiz
(s.a.v.): “Her kim ashâbıma söverse Allâh’ın ve bütün
meleklerin ve insanların laneti onun üzerine olsun”
buyurdu.
Hz. Enes (r.a.)’den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu
dediği rivâyet olunmuştur: “Allâh beni ihtiyar buyurdu
(seçti), benim için de ashâbımı seçti. Onları benim
için dostlar, arkadaşlar ve hısımlar yaptı. Pek yakında
onlardan sonra bir kavim gelecek, onları ayıplayacaklar. Akıllarınca onlara kusur bulacaklar. Ey müslümanlar! Onlarla birlikte yemek yemeyin, içmeyin, onlarla hısımlık kurmayın. Üzerlerine namaz kılmayın.”
İbn Mes’ud (r.a.)’den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu dediği rivâyet olunmuştur: “Ashâbım anıldığı vakit
dilinizi tutun. Yıldızlar anıldığı vakit dilinizi tutun. Kader anıldığı sıra dilinizi tutun.”
Ulema diyor ki; cereyan eden hadiselerde Allâh
(c.c.)’un iradesinin değil de yıldızların müessir olduğuna
itikad eden kimse kâfir olur. Yine Peygamber (s.a.v.)’in
ashâbını yeren, onların sürçmelerini araştıran, onlara
bir ayıp isnad eden münafık olur. Bilakis her müslümana düşen vecibe Allâh (c.c.)’u sevmek, Resûlü (s.a.v.)’i
sevmek, Peygamber (s.a.v.)’in getirdiklerini sevmek, O
(s.a.v.)’in emrini yerine getirenleri sevmek, O (s.a.v.)’in
yoluna giren ve O (s.a.v.)’in sünnetiyle amel edenleri
sevmek, O (s.a.v.)’in yakınlarını, ashâbını, aile efradını,
hizmetkârlarını sevmek, onları sevenleri sevmek, onlara
kin tutanlara buğz etmektir. Çünkü imânın en sağlam kulpu, Allâh (c.c.) için sevmek Allâh (c.c.) için buğzetmektir.
(İmâm Zehebî, Büyük Günâhlar, s.237-238)